Bugün satırlarımda bir annenin feryat yüklü mektubuna yer vermek istiyorum. Kendisiyle görüşmeyi kesen evlâdına yazmış. Evlâtların annelerine karşı daha nazik ve daha candan da yakın olmaları gerektiği hakikatine bir hüsn-ü misâl teşkil ettiği için mektubu köşemizle ilgili buldum. Annelerin ne kadar şefkat yüklü rahmet tomurcukları olduğunun belgesi olarak gördüğüm mektup aynen şöyle:

“Canım oğlum. Önce Allah’ın selâmı selâmeti üzerine olsun. Yavrum, saat gece 12.30. Baban yattı ve ben hâlâ oturuyorum ve birkaç akşamdır arka arkaya rüyamda seni görüyorum. Ben ilâçlarla bile zor uyur hale geldim. Bu öfke, bu kin, bu hasret nereye kadar sürecek? Şimdi sen belki diyeceksin, ne kadar gurursuz ve o­nursuzsun! Ama bir anama, bir de sana gurur ve enaniyet yapamıyorum! Çünkü buna hakkım yok! Birisi beni doğuran, büyüten; birisi doğurduğum ve büyüttüğüm. o­nun için buna hakkım yok. Oğlum, sana çok geç olmadan, bu duruma bir son vermeni Allah rızası için senden rica ediyorum. Ve seni Allah’a emanet ediyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun. Allah işini gücünü rast getirsin. Rabbim seni her zaman hayırlı ve sevdiği kişilerle karşılaştırsın. Allaha emanet ol. Annen. 03.11.2006 Cuma.”

Merhamet mektubu böyle. Bizden hatırlatması: Anne ve baba hakkı, şu fani dünyada Allah hakkından hemen sonra gelir. Kur’ân: “Biz insana, ‘Önce Bana şükret, sonra da anne ve babana teşekkür et’ diye tavsiye ettik”1 buyururken, başka bir haktan, başka bir davâdan, başka bir dertten bahsedilebilir mi? Asıl dert bu!

Ey güzel evlâtlar! Bakın Peygamber Efendimiz (asm) neler buyuruyor—yorumu sizin yüksek zekâvetinize bırakıyorum—:

Bir gün bir adam geldi ve Resûlullah Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’a sordu:

“Ey Allah’ın Resulü! İnsanlar içinde iyi davranmama en lâyık kimdir?”

Resûl-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm:

“Annendir!” buyurdu. Adam:

“Sonra kimdir?” dedi.

Resûlullah Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm:

“Annendir!” buyurdu. Adam:

“Sonra kimdir ya Resulallah?” dedi.

Peygamber Efendimiz (asm):

“Annendir!” buyurdu. Adam yeniden:

“Sonra kimdir?” dedi.

Allah Resulü (asm)

“Sonra babandır!” buyurdu.2

Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Anne ve babasını razı eden Allah’ı razı etmiştir. Anne ve babasını kızdıran Allah’ı kızdırmıştır.”3

“Akşam rüya-yı sadıkada gördüm ki: Ümmetimden bir adam vardı. Ölüm meleği ruhunu almak için gelmişti. Anne ve babasına yaptığı iyilikler geldi. Meleğin o anda ruhunu almasına mâni oldu. Ümmetimden bir adam gördüm ki, Mü’minlerle konuştuğu halde, o­nlar kendisiyle konuşmuyorlardı. Can yakınlarıyla olan iyi ilişkileri geldi ve o­nlara hitaben, ‘Bu can yakınlarına iyilik ederdi’ dedi. Bunun üzerine o­nlar o­nunla konuştular. O da o­nlara karıştı.”4

“İyiliklerine karşılık can yakınlarına iyilik yapmak ve ziyarette bulunmak kâmil bir iyilik sayılmaz. Asıl kâmil iyilik, kendisiyle yakınlık bağları koparılmak istendiği vakit, yakınlığını koparmamak ve o­nu devam ettirmektir.”5

Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, dünyayı isteyen de, âhireti isteyen de, annesini ve babasını memnun etmelidir. Çünkü o­nları memnun ve razı etmek dünyada rızıkta bolluk ve bereket sebebidir; âhirette ise Allah’ın rızasına ermeye ve Cennete girmeye vesiledir. o­nları kırmak ve rencide etmek ise, tek kelimeyle,—Allah muhafaza—dünyada ve âhirette felâket demektir! Allah’ın rahmetini ve merhametini isteyen, rahmetin birer hediyesi olan anne ve babasına muhakkak merhametli ve candan da yakın davranmalıdır.6

Genç kardeşlerim! Rahmetin gölgesi üzerimizde, rahmetin umudu içimizde! Allah belki o­nlar hürmetine bizi bağışlayacak ve dünyada ahirette işimizi rast getirecek. Öyleyse gelin; annemizi ve babamızı ihmâl etmeyelim.

Allah hakkı için.

Süleyman Kösmen

Dipnotlar:
1- Lokman Sûresi, 31/14;
2- Riyâzu’s-Sâlihîn, 316;
3- Câmiü’s-Sağîr, 3/3553;
4- Câmiü’s-Sağîr, 2/1456;
5- Riyâzu’s-Sâlihîn, 322;
6- Mektûbât, s. 252

SELAM VE DUA İLE...