+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Yüz Aç Adamın Huzurunda

  1. #1
    Dost @Huseyin@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    32

    Standart

    YÜZ AÇ ADAMIN HUZURUNDA

    Y?RM?ALTI YIL ÖNCE, onbeş yaş?nda bir genç olarak yaz mevsimini Risale-i Nur’u baştan sona okuyarak geçirmiştim. Risale’yi, ilk kez okuyordum. O ilk okumamdan, onbeş yaş?nda bir gencin alabileceği kadar?n? ald?m; alamad?klar?m? alma çabam ise hâlâ devam ediyor.

    Risale’yi bu ilk okumam esnas?nda, uzun bahislerin içerisinden, birer vecize gibi, k?sa ama özlü cümleler devşirip kaydettiğimi hat?rl?yorum. Yaz?p tekrar tekrar okuyarak haf?zama kaydettiğim bu cümlelerden biri, Lem’alar’da, ?ktisat Risalesi’nde geçen, “Yüz aç adam?n huzurunda, kemal-i lezzet ile fazla yenilmez” cümlesi idi. Sonralar?, “Hakikat Çekirdekleri”nde, ayn? mânâya işaret eden başka bir sözü de keşfedecektim: “Eskiden ekser ?slâm aç değildi; tereffühe ihtiyar vard?. Şimdi açt?r, telezzüze ihtiyar yoktur.”

    ?lk cümle, o ilkgençlik y?llar?mda bir hayat düsturu olarak zihnime ve vicdan?ma nakşolduğu gibi, zaman içinde keşfettiğim ikinci cümle de zihnime yerleştiğinde, elindeki nimetle başkalar?n? imrendirme gibi pest ahlâklar lillâhilhamd semtime yaklaşmayacak; dahas?, ‘lüküs hayat’a, ‘telezzüz’ ve ‘tereffüh’e karş? iç dünyamda bir direnç oluşacakt?. Zaten, yine Bediüzzaman, ‘bu fakr-u zaruret zaman?nda, aç ve muhtaç olanlar?n elemlerinden’ ehl-i vicdan?n ‘rikkat-i cinsiye vas?tas?yla’ duyacağ? hüzün ve elemden söz edip, bu teellümün o nimetlerden gelen lezzeti ‘ac?laşt?rd?ğ?’na da dikkat çekmiyor muydu?

    Gelin görün ki, 80’ler, 90’lar ve 2000’ler derken, gözlerim, birbiri ard?s?ra gelen dünyevîleşme dalgalar?n?n, aynen Bediüzzaman’?n 1930’larda gözlemlediği üzere, ‘dünyay? dine tercih rejimi’ dahilinde, ehl-i ?slâm’?n dahi ‘hayat-? dünyeviyeyi hayat-? uhreviyeye bilerek ve severek tercih edişi’ne şahit oldu.

    Bu süreç, el’an devam ediyor. Rakamlar?n gösterdiği üzere bu ülkede ve bir bütün olarak dünyada gelir adaletsizliği artar, zenginler ile fakirler aras?ndaki uçurum genişlerken, ehl-i din içerisinde de belli ilişkilerin rant?n? devşirerek zenginleşen bir zümre zuhur ediyor. Öte yandan, hemen belirtelim, elbette böylesi şaibeli ilişkiler yoluyla değil, helalinden kazanan, helalinden kazanarak zenginleşen insanlar da yok değil; ve onlar?n kazanc? için bize ancak ‘helal olsun’ demek düşüyor.

    Ancak, orada dahi, kazanc?n helalliği kadar önemli bir husus, haram kazanç yasakland?ğ? gibi, helâl kazanc?n israfla harcanmas?n?n yasakland?ğ? gerçeği k?smen ihmale uğruyor. Gitgide, zenginleşen ehl-i din aileler aras?nda, hem ehl-i dünyaya karş?, hem kendi içlerinde bir rekabet halet-i ruhiyesi, bir ‘kendini gösterme’ merak? boy gösteriyor. Aç?k yüreklilikle söyleyelim: Nice ehl-i din var ki, ehl-i dünya ile ve iman kardeşleriyle, ald?klar? evin fiyat?, ald?ğ? araban?n markas? ve modeli, giydiği elbisenin markas? ve fiyat?, gittiği lokantan?n ‘karizmas?’ üzerinden yar?ş?yor.

    Ve bütün bunlar olurken, bu diyarda, nice insan?n açl?k s?n?r?nda yaşad?ğ?; nice ailenin bütün efrad? çal?ş?rken dahi zorlukla geçindiği; büyükşehirlerin varoşlar?nda ve de giderek yoksullaşan k?rsal kesimde Bediüzzaman’?n “Şimdi ekser ?slâm açt?r” gözlemine ve ‘yüz aç adam’ teşbihine denk düşen manzaralar?n azalmay?p artt?ğ? gerçeği gözard? ediliyor. Daha dün ?stanbul’un göbeğinde gördüğüm üzere, çöp tenekesinden ç?kard?ğ? kirli ekmeği açl?ğ?n zoruyla yiyen insanlar?n yaşad?ğ? bir diyarda, ?slâmî hassasiyeti öne ç?kan bir yazar ?slâmî hassasiyeti bilinen başbakan?n davetinde yedikleri yirmi küsur yemeği anlat?yor. Ülkedeki yoksulluk ve yoksunluğun boyutlar?n? gözler önüne seren kimi programlar, ağ?zlar?n suyunu ak?tarak izleyenleri dünyaya, daha fazla tüketmeye sevkeden ‘reklam aralar?’ vererek yay?nlan?yor. Ana sayfas?nda fakirlerin durumuna dikkat çeken bir haber yay?nlayan dinî çizgide bir gazetenin, başka bir sayfas?n? dört kişilik bir ailenin yüzbin lira ödemeden ç?kmas? imkâns?z lüks bir lokantan?n tan?t?m?na ve yemeklerinin tarifine ay?rd?ğ?n?; ve bunu bir kere değil, sürekli yapt?ğ?n? görüyoruz.

    Velhas?l, yoksulluğun yayg?n olduğu, açlar?n dahi bulunduğu şu diyarda, ‘bu fakr-u zaruret zaman?nda, aç ve muhtaç olanlar?n elemlerinden ehl-i vicdana rikkat-i cinsiye vas?tas?yla gelen teellüm’ün ‘lezzeti ac?laşt?ran’ sadâs? duyulmuyor ortal?kta.

    Neden böyle oldu sahi? Nas?l oldu da, ehl-i din içinden dahi niceleri, ‘yüz aç adam?n huzurunda kemal-i lezzetle fazla yer’ hale gelebildi? Vicdanlar m? karard?, kalbler mi kat?laşt?? Yoksa, “Ekser ?slâm açt?r” gerçeğinin art?k geçersiz olduğunu mu düşünüyor birileri? Yoksa?

    Oysa, bir Bediüzzaman gerçeği var bu zamanda mü’minâne hayat?n bir nümune-i imtisali olarak.

    Haydi diyelim ki Bediüzzaman’? ‘bir nümune-i imtisal’ olarak görmeyenler var ehl-i din içerisinde; ya rahmet peygamberi kudsî nebinin hayat?na ve Asr-? Saadet hat?ras?na ne demeli? Ya “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz” emrinin yan?s?ra, “?sraf edenler, şeytanlar?n kardeşleridir” de buyuran (bkz. ?srâ sûresi, 17:27) Kur’ân’?n apaç?k beyan?na ne demeli?

    Dün, Şeyh Sâdi’nin Gülistan’?n? okuyordum. Şu cümleler özellikle rikkatimi ve dikkatimi celbetti:

    “Yusuf Peygamber, M?s?r’?n kurakl?k y?llar?nda, açlar? unutmamak için, doyunca yemezdi. Üzümün tad?n? dul kad?n bilir, meyve sahibi değil. Nimetin içinde rahat yaşayan, aç?n hali nedir, nas?l bilecek? ”

    Metin Karabaşoğlu
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 15:33 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Dost @Huseyin@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    32

    Standart

    R?SALE-? NURDA ?KT?SAD

    SA?D NURSÎ’N?N GEREK Eski Said döneminde, gerek Yeni Said olarak ortaya ç?kt?ğ? 1920’ler ve sonras?nda yazd?ğ? makale ve risalelere bak?ld?ğ?nda, onun Osmanl?n?n son döneminde ‘?slâmc?l?k’ diye tan?mlanan ak?mdan ayr? tutulmas? gerektiği görülmektedir. Genel olarak ?slâmc?l?k düşüncesinin öncelikli problematiği, ‘Bat? karş?s?nda geri kalm?şl?k’ sorununa ?slâm’? temize ç?karan bir cevap sunma; ve buna mukabil ‘ilerleme,’ yani ‘terakki’ için uygulanabilir bir model önerme şeklinde belirir. Bu problematik, Said Nursî’nin özellikle Meşrutiyet döneminde yazd?ğ? makale ve kitaplarda da görülür. Ama yine de bu çal?şmalar, ‘güncel’ ve ‘pratik’ sorunu aşan daha ‘teorik’ ve ‘her zamana uygulanabilir’ bir model aray?ş?n?n ipuçlar?n? vermektedir.


    Eserleri, onun ‘tedennî-i millet’i, yani geri kalm?şl?ğ? öncelikle iktisadî veya siyasî planda görmekten ziyade, inanç, düşünce ve yaşay?ş alan?nda gördüğünü işaretlemektedir. Burada, ‘tedennî’nin ana sebebi, ona göre, bir ‘eksen kaymas?’d?r. ?slâm’?n özü yerine kabuğuyla, asl? yerine zâhiri ile meşgul olunmuş; bu ise ‘su-i fehm’i, yani yanl?ş anlamalar? getirmiştir. Burada, Said Nursî, o y?llarda birçok ?slâmc? düşünürün söylemediği birşeyi söyler ve ‘?slâm dünyas?n?n alt?n dönemi’ olarak an?lan Selçuklu ve Osmanl? devirlerini üstü kapal? biçimde imanî tefekkür aç?s?ndan bir ‘gerileme’ dönemi olarak zikreder. Bunun, ona göre, iki delili vard?r: (Muhakemât, ?stanbul: Sözler Yay?nevi, 1977, s. 30.)

    1. Şeriat kitaplar?, Kur’ân’a ayna olmalar? lâz?mken, gölge haline gelmişlerdir. (Sünuhat, ?stanbul% Sözler Yay?nevi, 1977, s. 31 vd.)

    2. ‘Dinî ilimler’ ve kevnî ilimler’ gibi bir ayr?ma gidilerek, kâinat ulemân?n gündeminden ç?kar?lm?ş ve felsefe ehline b?rak?lm?şt?r. (Muhakemât, s. 9, s. 11 vd.)

    Said Nursî’ye göre, gerilemenin özü, bu ayr?mda yatmaktad?r; bu ayr?mla birlikte, onun hayatî önemine ?srarla dikkat çektiği Kur’ân-kâinat bütünlüğü çözülmüştür.

    Kendisinin, tezini bu ayr?m?n reddi üzerine kurduğu görülmektedir. Fizik dünya-metafizik dünya gibi bir ikilemden yola ç?karak, ilkini bilimlere, ikincisini ise ilahiyata ait gören ve pozitivist izler taş?yan bir tasnife şiddetle karş?d?r. Ona göre, ya iki dünyaya da vahiy nazar?yla bak?l?r; yahut ikisine birden felsefî bir bak?ş aç?s? geliştirilir. Bunu, bir eserinde şu ifadelerle dile getirmektedir:


    "lem-i insaniyette, zaman-? dem’den şimdiye kadar iki cereyan-? azîm, iki silsile-i efkâr, her tarafta ve her tabaka-i insaniyede dal budak salm?ş. ?ki şecere-i azîme hükmünde, biri silsile-i nübüvvet ve diyanet, diğeri silsile-i felsefe ve hikmet, gelmiş gidiyor."(Sözler, ?stanbul: Sözler Yay?nevi, 1977, s. 505.)


    ‘Silsile-i felsefe,’ ilgili eserin takip eden sat?rlar?ndan anlaş?ld?ğ? üzere, eşyay? ve insan? bir Yarat?c?ya vermeden aç?klamakta; dolay?s? ile kâinat?n yorumunu ve gündelik hayat?nógerek bireysel, gerek toplumsal aç?danótanzim ve teşkilini insan?n kendisine b?rakmaktad?r. ‘Silsile-i nübüvvet’ ise, eşyay? ve insan? bir Yarat?c?n?n eseri görmekte, kâinat?n işleyişini O’na vermekte; ayn? şekilde, şahsî ve sosyal hayat? O’nun koyduğu kurallar çerçevesinde yaşamay? öngörmektedir.(Sözler, s. 506. Burada iki çizginin insana ve eşyaya bak?ş? özetlenir. Ayr?ca, yine ayn? eserdeki ‘Onikinci Söz’e bkz.)

    Bu çerçevede, felsefe çizgisindeki düşünürlerin, mesleklerinin özü olan şeyi gerçekleştirememiş olduklar?n? ileri süren Said Nursî, bunu tutars?zl?klar?na delil olarak görür. Ona göre, eşyay? ve insan? ‘kendi nam?na’ izaha çal?şan felsefeciler, bir Yarat?c?y? tan?mazken, kaç?n?lmaz olarak ‘tabiat’ gibi ‘mevhum’ şeylere de ‘yarat?c?l?k’ izafe etmişlerdir. Keza, insan? bir Yarat?c?n?n ‘kul’u olarak tan?may? reddederken, ‘doğaya da hükmeden’ bir ‘tanr?’ gibi görme eğilimine girmişlerdir.(Gerçi felsefecilerin önemli bir k?sm? bir Yarat?c?n?n varl?ğ?n? kabul etmektedir. Ama, onlar? ‘felsefe ehli’ k?lan, hayatlar?n? ve tefekkürlerini ‘vahiy-ekseninde’ kurmamalar?d?r. Bu bâbda, felsefe ‘vahy’e karş? ‘akl’?n yüceltilmesi olarak görülür. Oysa, Said Nursî, nübüvvetin ‘kuvve-i akliye dal?nda enbiya, evliya, asfiya ve s?ddîkîn’i meyve verdiğini belirtirken; ehl-i felsefeyi ak?l ehli olarak değil, ‘enaniyeti b?rakmayan ve âsâra dalan ve yaln?z istidlâliyle hakikat? aramaya giden’ nefis ehli olarak görür (bkz. Sözler, ‘Yirmidördüncü Söz’ün ‘ikinci dal’? ve ‘Otuzuncu Söz’). Risale-i Nur’un felsefeye bak?ş?n?n muhakkak çal?ş?lmas? gereken bir konu olduğunu da belirtelim.)

    Bu yanl?şlaman?n beraberinde, Said Nursî’nin iki alternatif öngördüğü görülmektedir: ‘Tabiat’ yerine, s?fat-? iradeden gelen ‘şeriat-? f?triye’ veya ‘tekvinî şeriat’; ’Kurallar? kendisi koyan tanr?-insan’ yerine, s?fat-? kelâmdan gelen bildiğimiz şeriat veya ‘tedvinî şeriat.’(Said Nursî, bu iki şeriat? bir eserinde şu ifadelerle anlat?r: âlem-i asgar olan insan?n ef’âl ve ahvâlini tanzim eden ve s?fat-? kelâmdan gelen bildiğimiz şeriat;’ ve ‘insan-? ekber olan âlemin harekât ve sekenât?n? tanzim eden, s?fat-? iradeden gelen şeriat-? kübra-y? f?triye.’ Bkz. bsn, ?şârâtü’l-?’caz, Çev. Abdülmecid Nursî, ?stanbul: Sözler Yay?nevi, 1978, s. 39.)

    Ona göre, kâinat ‘şeriat-? f?triye’ye, yani yarat?l?ş kanunlar?na tâbi olarak işlemekte; Kur’ân ise, Kelâmullah olarak, diğer ‘şeriat’? bildirmektedir. ?nsan, her iki şeriata uymakla mükelleftir. Bir yanda kâinata muhatap olmak ve onda görünen ölçüleri kendi hayat?na da taş?mak durumundad?r. Yan? s?ra, Kur’ân’a da tâbi olmas? gerekmektedir. Bunun bir çelişki değil, bir ‘mutabakat’ ve ‘bütünlük’ arzettiğini belirten Said Nursî, iddias?n? isbat için, birçok risalesinde gerek Kur’ân’?n insan? kâinat? tefekküre çağ?rmas?n?; gerek kâinat?n Kur’ân’?n bildirdiği hususlar?n delili oluşunu vurgular. Sözgelimi, kâinatta, her bir mevcuda ihtiyaç duyduğu şey ihtiyac?n?n olduğu anda verilmektedir. Başka birşey verilmediği gibi, ne de o şeyin az? ya da çoğu veriliyor değildir. Bu durum, yani her hak sahibine hakk?n?n hak ettiği kadar verilmesi gerçeği, ‘adalet’i ifade eder. Kâinat, baştan sona bir ‘adalet’le donanm?şt?r ve kâinat Sâniini herşeye hakk?n? veren olarak, yani Adl ismiyle de tan?tmaktad?r. Öte yandan, Kur’ân da adaleti emreder. Keza, kâinatta olan herşeyin bir ‘sebeb-i vücud’u vard?r, herşeyin var oluşunda bir hikmet bulunmaktad?r, herşey varoluşu ile kendisinden kasdolunan amaca hizmet etmektedir; ve Kur’ân da ‘iktisat’?, yani kasda uygun hareket’i emretmektedir.(‘Otuzuncu Lem’a’da, iktisad?n ism-i Adl ve Hakîm çerçevesinde yorumland?ğ? görülür: "Evet, ism-i Hakîmin cilve-i âzam?ndan olan hikmet-i âmme-i kâinat, iktisad ve israfs?zl?k üzerinde hareket ediyor. ?ktisad? emrediyor. Ve ism-i Adlin cilve-i âzam?ndan gelen kâinattaki adalet-i tâmme umum eşyan?n muvazenelerini idare ediyor. Ve beşere de adaleti emrediyor." bkz. bsn, Lem’alar, ?stanbul, Sözler Yay?nevi, s. 291. Onun, her bir bilim dal?n?n Allah’?n bir isminin gölgesi ve cilvesi olduğuna dair izah? da burada zikredilebilir. Bkz. Sözler, s. 244 vd.)

    ?nci Ş?RVAN
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 15:33 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    ?slam?n getirdiği prensipler tüketici davran?ş?n? Kur’an ve Sünnete dayal? kaidelerle düzenlemeye çal?şan bir ideal insan modelini geliştirmektedir. Bediüzzaman Hazretleri “?ktisad Risalesinde”bunlar? veciz ifadelerle dile getirmiştir.
    Allah’?n lütfettiği nimetlere karş? ticaretli bir ihtiram ifade eden iktisad? unsurlar?na ay?r?rsak, insan hayat?na neler kazand?rd?ğ?na, tüketici davran?şlar?n? nas?l dengelediğine bakacak olursak, alt? önemli vasf? ihtiva ettiğini görürüz.

    1- “?ktisat bir şükr-ü manevidir.”

    2- “?ktisat nimetteki rahmet-i ?lahiyeye karş? bir hürmeti ifade eder.” ?nsan, kainat?n kendisi için yarat?l?p kainattaki bütün varl?klar?n, Allah taraf?ndan insan?n emrine tahsis edildiği şuuru ve idraki içinde kendisine sunulan nimeti rahmet-i ?lahiye olarak değerlendirilmelidir.

    3- “?ktisat bir sebeb-i berekettir.

    4- “?ktisat, bedene perhiz gibi bir medar-? s?hhattir.” Bir çoğumuzun bugün uygulad?ğ? g?da sistemini dikkate al?rsak, vücudu taş?maktan ziyade, vücudun taş?mak zorunda kalacağ? miktarda g?da ald?ğ?m?z? ve vücudun onlar? hazmetmeden biriktirerek taş?mak zorunda kald?ğ?n? görürüz. Bu g?dalar?n fazlal?ğ?, israfa gidilmesi ile şeker kolesterol buna benzer hastal?klar sebebiyet verildiğini hat?rlarsak, iktisada riayetin, israftan kaç?nman?n dördüncü fazileti anlaş?l?r.

    5- “?ktisat, manevi dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzettir.”

    6- “?ktisat, nimet içinde lezzeti hissetmesine ve zahiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmas?na bir sebeptir.” Bediüzzaman burada, iktisat ilminin meşhur azalan fayda kanununa işaret etmektedir. Tüketimde iktisada riayet edersek, marjinal tüketim biriminin faydas? yüksek olur. ?srafa giderek tüketimi çoğalt?rsak azalan fayda kanunu gereğince marjinal birimin faydas? azal?r, israf çoğald?kça s?f?ra doğru iner, hatta negatif olur.

    Kaynağ?n? Kur’an ve Sünnetten alan ve esas itibariyle kainatta hükmeden köklü kanunlara dayanan iktisat prensibi, insana dünya hayat?nda arzu ettiği mutluluğu huzuru kazand?rabilecek bir denge ölçüsüdür. Her şeyden önce, ferdin hayat?na nizam verir. Gereksiz arzulara set çeker ve masraflar?n? gerçek ihtiyaçlar?na göre ayarlanmas?n? sağlar. Böylece hem s?hhatini, hem manevi hayat?n?, hem de bütçesini intizama koyar.

    ?ktisat, aile hayat?n?n huzuruna da çok yard?mc? olur. Aile hayat?ndaki aksakl?klar?n en önemli sebeplerinden biri iktisadi zorluklard?r. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) “?ktisat eden maişetçe aile belas?n? çok çekmez.” buyurmak suretiyle iktisat prensibinin bu önemli sonucunu dikkat eder.

    Fert ve aileyi intizam ve mutluluğa götüren iktisat prensibi, toplumda da huzur sağlar. Bediüzzaman, iktisat düsturunun tatbik edilmeyişi halinde ortaya ç?kacak neticelere işaret etmek suretiyle bu hakikati şöyle dile getirir. “?ktisats?zl?k yüzünden müstehlikler (tüketiciler) çoğal?r, müstahsiller (üreticiler) azal?r. Herkes gözünü hükümet kap?s?na diker. O vakit, hayat-? içtimaiyenin medar? olan sanat, ziraat, ticaret tenakus eder (azal?r). O millette tedenni edip sükut eder, fakir düşer.”

    (M. Abidin Kartal)KÖPRÜ
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 15:33 ) değiştirilmiştir.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  4. #4
    Dost @Huseyin@ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Bulunduğu yer
    Sakarya
    Mesajlar
    32

    Standart

    Risale-i Nur’un ‘?ktisad’a Bak?ş?


    a. Teori:


    Said Nursî, dikkatli bir nazar?n kolayca görebileceği gibi, eserlerini salt kurumsal endişelerle ele almam?ş, ayn? zamanda kurumsal bir yaklaş?m? da benimsememiştir. Eserlerinde yoğun bir pratik endişe göze çarpmakta; hayat?n her alan?n? ayn? istikamet üzere yaşamay? sağlayacak, her bir ân?n ayn? gayeye hizmet ekseninde değerlendirilmesi sonucunu getirecek bir hayat tarz? sunma gayreti ve iddias? görülmektedir. ?ktisat da, bireysel ve toplumsal hayat?n temel bileşkelerinden, bir başka deyişle sacayaklar?ndan biri olarak karş?m?za ç?kmaktad?r. Ne var ki, bu pratik endişenin yan?nda, arz ve talep, piyasa, istihdam hacmi gibi konular, Said Nursî’de hemen hiç yank? bulmam?ş gözükmektedir. (Bu konular?n Said Nursî’nin eserlerinde dolayl? bir şekilde işlendiği yerler mevcuttur. Ama bu yerlerde de, konudan ancak ‘istitradî’ bir şekilde, o konu vesilesiyle bahis aç?l?r. Meselâ, ‘h?rs’a dair bir yaz?s? (bsn, Mektubat, ?stanbul: Sözler Yay?nevi, 1986, s. 250) dolayl? biçimde ‘talep enflasyonu’nu izaha yarayan notlar içermektedir. ayn? konu, ‘?ktisad Risalesi’nde ise, ‘?ktisats?zl?k yüzünden müstehlikler çoğal?r, müstahsiller azal?r’ diye başlayan bir haşiyede dolayl? biçimde ele al?n?r. Bkz. Lem’alar, s. 135.)


    Bu noktada ise, onun ‘kurumsal’ bir model üretmekten ziyade, ‘insan’ ve ‘insan davran?ş?’ üzerinde temellenen bir hayat tarz? sunma teşebbüsünün etkisi gözlenmektedir. Kurumsal gelişmeler, hep insan?n eliyle gerçekleşecek sonuçlard?r. Bu nedenle hareket noktas? olan insan şuurlan?rsa, diğer bütün olumlu gelişme ve değişiklikler zaten gelecektir. Zira, "f?trî meyelân mukavemetsûzdur." (Sünuhat, s. 55.)
    Bu hususu belirttikten sonra, Risale-i Nur’da ‘iktisat’ paralelinde dikkat çekmemiz gereken kavramlar? ele almaya çal?şal?m.

    ?nci Ş?RVAN
    Konu MuhammedSaid tarafından (26.05.07 Saat 15:33 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kur'an huzurunda eğildikleri bir vakıadır.
    By fanidünya... in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.06.14, 18:07
  2. İşte huzurunda diz çöktüm
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 21.10.13, 19:26
  3. Yüz Aç Adamın Huzurunda Kemâl-i Lezzetle Fazla Yenilmez
    By Bîçare S.V. in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.07.11, 08:07
  4. Bir Ezanin Huzurunda Titremekte Yuregim
    By yakaza in forum Edebiyat
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05.10.08, 10:59
  5. Aile Huzurunda Kadının Rolü...
    By seyyah_salih in forum İslam'a Göre Kadın ve Aile
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 21.08.08, 09:20

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0