İslâmda yönetim biçimi


İSLÂMİYET; yönetim biçiminin adını koymaz. Bu mesele zımnen Müslümanların sağduyusuna havâle edilmiş ve aralarında halletmeleri istenmiş gibidir. Ancak, kesin olan husus şudur: İslâmiyet; yönetim biçiminin, dünya ve ahiret işlerini yürütecek halife (devlet başkanı) seçiminin genel çerçeve, metot, esas ve prensiplerini belirlemiştir. Çünkü, ismin değişmesiyle, olayın veya nesnenin mâhiyeti değişmez. Meselâ demire pamuk deseniz yumuşamaz! İslâmî idare / yönetim biçiminin temel esasları şöyle sıralanır:

1- Biat-seçim

2- Meşveret

3- Adalet

4- Kanun üstünlüğü

5- Otoriteye itaat

6- Devlet işlerinin ehline verilmesi

7- Devlet başkanının sorumluluğu

8- İnsan hakları

9- Anayasa

10- Kuvvetlerin ayrılığı

Bu maddelerin hepsinde de hür irade, fikir hürriyetine, hak ve hukuka saygı ve riâyet esastır. Dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de şudur: İstişare sadece yönetim işlerinde değil, fert, aile ve toplum hayatının bütün katmanlarında işletilmesi gereken bir emirdir. Ki, Âl-i İmran 159., Şûra 38. âyetlerine göre farz derecesindedir.

Peygamberimiz (asm) vahiy olmayan bütün konularda ve Hulefâ-i Râşidîn idârî ve teşriî meselelerde “ehlü’r-rey” (görüş sahibi, işin ehli) olan ümmetin ileri gelenleriyle istişare ederlerdi. Yani, kararlarını meşveret etmeksizin almazlardı.

Hz. Ebû Bekir (ra), işleri sahabelerle istişare ederek halletmişti. İstişareye açtığı mevzuda genel bir giriş yapar, ardından da “Benim düşüncem budur. Sizler de görüşlerinizi bildiriniz” derdi.

Hz. Ömer (ra) ile “istişare / müşavere / danışma meclisi” sistemleşir. Hatta, normal meseleleri de görüşmek için başka bir meclis oluşturulur. Ensar ve Muhacirlerden müteşekkil bu meclis mescitte toplanırdı.

Hz. Ömer (ra), meclis toplandıktan sonra iki rekât namaz kılar, sonra bir konuşma yaparak meseleyi istişareye açar, herkesten fikrini söylemesini isterdi. Kendisi halife olduğu halde, her iki mecliste de herhangi bir imtiyazı veya iki oyu yoktu. İstişare usûlü hakkında, “Sizi ancak bana yüklediğiniz emanete ortak etmek için dâvet ediyorum. Çünkü ben de sizin gibi bir insanım. Bunun için sizin benim arzuma uymamızı istemem. Hangi yol hak ve doğru ise, gerek benim görüşüme uygun olsun, gerekse muhalif olsun, söylemelisiniz.”

Hz. Osman ve Hz. Ali de (ra) istişareye çok önem verir, mühim meseleleri istişare, meşveret ederlerdi. Ehl-i şûrâ, rey ve fikirlerini tam bir serbestiyet içinde beyan ederdi. Herkes fikrini söyledikten sonra çoğunluğun görüşüne göre hareket edilirdi. Umumî meseleler için bu meclisin kararı bağlayıcıydı.

19.12.2008 Cuma


Ali FERŞADOĞLU