Göklerin kubbesine bakıp teselli bulmakmış; hülya!
Çirkin maskelerin varlıktan korktuğu, rüya çıktılarının ana yurduymuş; bu eda!
Ve En Sevgili (A.S) 'den en kısa zamanda tekrar geleceğim inşALLAH deyip gönlünü Kabe'ye çevirip kendini avutmakmış; bu eza!

Gözlerden süzülenle ayrılmak. Tekrar tekrar en son noktasını son kez görebilmek için Yeşil Kubbe'ye aşkla nazar etmek nasipmiş eylül bitiminde. Ne kalmıştı ki hüzün yumağı eylülün bitmesine. Ve ne kalmıştı ki Seher'in yıllardır özlemini kurduğu Medine'sinden ayrılmasına. Ne kalmıştı ki? Sadece bir kaç dakika!...

- Dayanırım sanmıştım, ama vallahi dayanamadım!... -

Eylülün vedasıydı bana Medine. Birazdan ise Ekim'in hediyesine gark olacaktım; yani Mekke'ye...

Bu ayrılığa göz yummak bana göre bir nevi karanlığa gülümsemekti. Bir nevi pörsüyen ağır aksak tümcelere yol vermekti. Ve tam anlamıyla ' benim bitişimdi ' ...

Ama her bitiş bir başlangıcın habercisidir düsturu vardı. Ve şimdi o anı yaşıyordum. Artık Cenab-ı Hakk'ın evine '' Kâbe ye '' gelmiştim...

Yol boyunca Lebbeyk nidalarıyla geldik hareme. Herkes aşkla haykırıyor ve bir yandan da Kâbe yi ilk görmenin heyecanıyla yanıyordu. Ve ilk Kâbe yi gördüğümüz an! Siyahlar içinde nede güzeldi mübarek. Nede yakıcıydı. Ve nasılda yanmıştık...

Gül çağının yaşandığı belde de sigaya çektim aşkımı. Dünya telaş içerisindeyken silindi yüzüm gayrıya. Ve içteki sorgularımla kapandı bütün fanilik sahneleri gözümde. Hoyratça savurduğum günlerim geldi aklıma birden, birde bulunduğum an.

Şaşkınlık / heyecan / ayrılık dehlizi

Bir bir yaşadım hepsini. Bir bir geçtim hepsinden. Ve binlerce ölüp dirildim her nefesimde; aşk yurtları olan Medine'de ve Mekke'de...

Alıntı...