+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Her Günümüz Bir Gülümüzdür

  1. #1
    Dost KıL_BeNi_Ey_NaMaZ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    36

    Standart Her Günümüz Bir Gülümüzdür

    Bazen düşünürüm, hayatımızda geriye dönme imkânımız olsaydı ne çok şeyi değiştirebilirdik. Hatalarımızı yapmazdık ya da yapmadığımız için pişman olduğumuz şeyleri yapardık. Söylemekte geç kaldığımız cümleleri zamanında söylerdik. Ya da söyledikten sonra pişman olduğumuz sözleri hiç söylemezdik… Bazen en sevdiklerimize bilerek ya da bilmeyerek asabiyetle söylenmiş o incitici kelimeleri bir daha söyler miydik hiç?

    Geç kaldığımız, kaçırdığımız fırsatları zamanında yakalardık. Sonradan pişman olup üzülmezdik. Geçmiş günlerimizi hafıza arşivimizden çıkarıp şöyle bir gözden geçirsek, kim bilir ne kadar "Keşke şunu şöyle yapsaydım, keşke bunu böyle yapsaydım, keşke şunu hiç yapmasaydım" şeklinde pişmanlıklarımız olacaktır.

    İhlâl ettiğimiz hakların, ihmâl ettiğimiz vazifelerin, telâfisi için neler vermezdik ki? Geçmişi tekrar yaşama fırsatı verilseydi, hayatımızı ne kadar güzel yaşardık diye düşünürüz. Geçmişi tekrar yaşama imkânımız yok ama, bugün hâlâ elimizden çıkmadı. Geçmişten ders alarak geleceğimizi daha düzgün yaşayabiliriz.

    Geçmiş zaman elimizden çıktı. Onu tekrar geri getirme imkânımız yoktur. Gelecek ise henüz gelmemiştir. Onun da ne getireceğini bilmiyoruz. Öyleyse gün bu gündür! Henüz ömrümüz devam ettiğine göre ve kredimiz bitmediğine göre geri kalan hayatımızı daha iyi bir şekilde yaşama imkânına sahibiz. Geçmişte "keşke" dediğimiz olayları şimdi bir daha yapmamak sûretiyle tekrar pişmanlıklar çukuruna düşmeyebiliriz. Yapmak isteyip de kaçırdığımız fırsatları şimdi değerlendirme şansımız mevcuttur.

    İşte önümüzde her gün tertemiz bembeyaz bir sayfa açılıyor. Bu sayfaya her günümüzü istediğimiz gibi yazma hakkına sahibiz. Elimize hiç kırılmamış, kullanılmamış camdan çok güzel değerler veriliyor. Dikkat edersek elimizden hiç düşürmeyiz, kırmayız, kaybetmeyiz…

    Her gün yirmi dört altın değerinde yirmi dört saatimiz var. Bu zamana, ileride hatırladığımızda mutluluk duyacağımız en güzel hatıraları sığdırabiliriz. Daha fazla iyilik yapabilir, daha çok insana ulaşıp kalplerde güzel bir yer edinebiliriz.

    Her yeni gün, yeni açmış bir gül gibidir. Bütün gün ona nasıl bakarsak öyle olur. Günümüzü soldurmayalım, günümüzün ihtiyacı olan ışığı, havayı, suyu, ilgiyi, sevgiyi ona sağlayalım. Hem sonra, nereden bilebiliriz ki o günümüzün ömrümüzün son günü olmayacağını? Nasıl ve ne üzerine vefat edersek öyle haşrolmayacak mıyız?

    Öyle ise muhabbet üzerine olsun her günümüz. Daha fazla gönül kazanmak olsun işimiz, gücümüz. Ömür defterlerimizi en güzel hatıralarla, amel defterlerimizi en büyük sevaplarla doldurmak olsun bütün derdimiz.

    Solan güllerimizin arkasından ah çekip ağlayacağımıza, elimizde olan güllere iyi bakalım. Son âna kadar bu gülleri soldurmayalım.

  2. #2
    Pürheves müzeyyen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesajlar
    161

    Standart

    Solan güllerimizin arkasından ah çekip ağlayacağımıza, elimizde olan güllere iyi bakalım. Son âna kadar bu gülleri soldurmayalım
    çok doğru çok emeğinize sağlık

    Devamı olmayan birşeyde lezzet yoktur. Sen zâilsin. Dünya da zâildir. Halkın dünyası da zâildir. Kâinatın şu şekl-i hâzırı da zâildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar(risale-i nur)


    Tarife kalkma bizi;

    Ne şuyuz, ne de buyuz

    Adem denen denizi

    Arayan birer suyuz

    Döner, kıvrılır fakat

    Daire olmaz bu hat

    Ne kadar sürse hayat,

    O yolun yolcusuyuz

    ...


  3. #3
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil. Lâakal, günün bir saatini ihtiyat akçesi gibi, hakiki istikbâl için teşkil olunan bir sandukça-i uhreviye olan bir mescide veya bir seccâdeye at.
    Hem bil ki, her yeni gün, sana, hem herkese bir yeni âlemin âlemin kapısıdır. Yirmi Birinci Söz
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Hasan Basri Hazretleri der ki...
    Tatil zamanı geldi geçiyor bile... Her yaz mevsimi geldiğinde çürümüş tatil anlayışı yazılır çizilir. Bu konuda Ahmet Şahin, bakın nasıl çarpıcı bir yazı kaleme aldı:


    Ahmet Şahin'in yazısı...
    Eğer tatil anlayışımız atıl kalmak, vakit öldürmek, günü boşa geçirmek.. şeklinde oluşuyorsa çok kötü bir tatil anlayışımız var demektir. Çünkü tatilde israf edip boşa geçirdiğimiz vaktimiz, nakdimizden de kıymetlidir.
    Ha nakdini, paranı israf edip boşa harcamışsın, ha vaktini.. Hatta, vaktin nakitten de üstün olduğunu söylemişler geçmiş alimler. Demişler ki, "Vakitle nakdi kazanabilirsiniz, ama nakitle vakti kazanamazsınız. Mesela para vererek dünkü boşa harcadığınız vaktinizi geri getiremezsiniz. Öyle ise vakit nakitten de kıymetlidir. Onu boşa harcamaktan titreyin, tıpkı paranızı boşa harcamaktan çekindiğiniz gibi.

    Selef alimlerinden Hasan Basri Hazretleri der ki: "Ben öyle zatlara eriştim ki, onlar sizin paranızı boşa harcamaktan çekindiğiniz gibi vakitlerini boşa harcamaktan çekiniyorlar, dakikalarının dahi değerini düşünüyorlardı!.." İmam–ı Şafii Hazretleri de tatili şöyle anlatır:
    "Tatil, nakitten de kıymetli olan vakti boşa harcamak değildir. Belki tatil, meşgul olduğun işi bırakıp yeni bir işle meşgul olmak, yani usandığın bir işten uzaklaşıp usanmadığın yeni bir işe başlamak demektir. Bu sebeple tatili fırsat bilip değerlendirmeli, en azından kalbî, ruhî, fikrî mânâda kazançlar sağlamaya yönelik kitaplar okunmalı, tefekkürde bulunmalı, nakitten de kıymetli olan vakit israf edilmemelidir."
    Selef alimlerinden Abdullah bin Âmir'e gelen bir adam: 'Seninle biraz sohbet edelim.' demişti de şu karşılığı almıştı: "Tut Güneş'i gitmesin, seninle oturup vakit öldürelim." Adam şaşırmış: 'Ne demek bu?' deyince Âmir:
    – Çünkü demişti, güneş durmuyor gidiyor, böylece vakit harcanıyor; ya vakti durdur seninle muhabbet edelim, ya da geriye çekil, akıp giden vakti değerlendirelim. Nakitten de değerli olan vakti boşa harcama vebaline girmeyelim.."
    Selef alimlerinin vakit değerlendirme konusundaki titizlikleri çok farklıdır. Basralı Halil bin Ahmed'in vakit konusundaki bir sözü kitaplara şöyle geçmiştir. Diyor ki:
    – Ah şu yemek saatleri.. Bana en ağır gelen saat yemek saatidir. Çünkü onda mideden başka bir şeyle meşgul olamıyor insan.
    Hayatı boyunca hiçbir vaktini boşa geçirmemiş olan İmam–ı Ebu Yusuf Hazretleri, vefatı anında bir ara bayılarak gözlerini yummuştu. Neden sonra gözlerini açtı, başında durana hemen bir ilmî mesele sordu. O da, 'Şimdi mesele halletmenin zamanı değil. Biraz istirahat eyle.' deyince şöyle cevap verdi:
    – Keşke ilimle meşgulken gelse bana gelecek olan. Ben de öylesine değerli bir meşguliyet içinde iken gitsem öbür tarafa! Ne büyük şeref olur benim için ilimle meşgulken gitmek..
    Vakti en iyi değerlendirenlerden biri de Hammad bin Seleme idi. Ya namaz kılar, ya halka hadis rivayet eder, ya da öğrencilerine ders verir, gençlerle meşgul olurdu. Yani boş vakti hiç yoktu onun. Nitekim vefatı da namaz kalırken vaki olmuş, secdede iken ruhunu Rahman'a teslim etmişti.. Anlaşılan, bizim kıymetini takdir etmeden en israflıca harcadığımız değerimiz, maalesef vakitlerimizdir. Hem de etek dolusu nakit harcasak da geri getiremeyeceğimiz vaktimiz. Onun için Efendimiz (sas) ikaz etmiştir bizleri:
    – İki nimet vardır ki insanlar kıymetini bilmiyorlar. Biri sıhhatleri, diğeri de boş vakitleridir!.. Evet hem sıhhatin hem de boş vaktin kıymetini tam olarak bildiğimiz söylenemez.
    Bu konuda halk arasında vaktin değerini ifade etmek için söylenen bir misalle bağlayalım bahsimizi. Efendimiz (sas) yolda giderken kenarda bomboş oturan bir adam görmüş selam vermeden geçip gitmiş. Sonra dönüşte aynı adama bu defa selam verip geçmiş. Gerekçesini de şöyle ifade etmiş:
    – Geçerken bomboş duruyordu. O yüzden selam vermeden geçtim. Dönüşte ise hiç olmazsa eline bir çöp almış toprağı karıştırıyor, boş oturmuyordu. O yüzden selam verdim.
    Boş durmakla bir işle meşgul olmanın farkını anlatan bir misal bu..
    Zaman
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Günümüz ve Münazarat
    By elff in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 22.04.09, 06:05
  2. Günümüz Gençleri...
    By siyah_zambak in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 10.11.08, 07:40
  3. Günümüz Fatihine
    By düğüm in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 21.08.08, 17:27
  4. Tavsiye: Günümüz Türkçesini Kullanın
    By amen in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 28.04.08, 16:57
  5. 4. Söz ve Günümüz
    By mebhas in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 10.01.07, 10:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0