Müslüman diye bilinen millet bugün, İslâm'ın gerçekte bir gaye ve bazı prensiplerle başlayan bir adı olduğu gerçeğini unuttu. Bu unutma aynı şeyin dünyada da unutulmasına yol açtı. Müslüman sözcü­ğü, bu hareketi izleyen ve onun ilerlemesine yardım­cı olan topluluk demektir. Hareket görünürken kay­bolmuştu, gayesi unutulmuş, prensipleri birbiri arkasına kırılmış ve bütün önemini kaybetmiş olan bu hareketin adı şimdi, sadece ırkî ve sosyal bağlılığı ifade etmek için kullanılır olmuştu. O kadar ki bu ad İslâm'ın gerçek gayesinin inkâr edildiği, ilkelerinin yıkıldığı ve İslâm'ın yerine İslâm olmayan her şeyin 'bulunduğu durumlarda bile kullanılır oldu.







Çarşıya çıkıp etrafa bakınız. Duraklarda bekle­yen "müslüman" (!) dolandırıcılar, müslüman" fahi­şeler ve çevrelerinde dolaşan "müslüman" zaniler bu­lacaksınız. Hapishanelere bakın "müslüman" hırsız­lar, "müslüman" dolandırıcılar, "müslüman" kadın tüccarları ile tanıştırılacaksınız. Dairelerde ve mah­kemelerde dolaşın, rüşvetçilik, sahtekârlık, hile ve diğer suçların içinde kaybolmuş "müslümanlar" bula­caksınız. Toplum içine girince "müslüman" şarapçı­lar, kumarcılar, "müslüman" dansçılar, şarkıcılar ve müzisyenler tanıyacaksınız. "Müslüman" sözcüğü hangi aşağılıklara indirgenmiş ve hangi özelliklerle bir araya getiriliyor? İslâm, dünyadan bütün ahlâksızlığı söküp atmak için yükselen bir hareketti. "Müslümanlar" adı altında bu din seçkin kimseleri, yüksek ahlâk taraftarları ve ahlâkî reformun bay­raktarları olarak bir cemaat içinde bir araya getirdi.







Bu cemaatte öldürünceye kadar taşlama (recm), derisi parçalanıncaya kadar kırbaçlama hatta zina ve fuhuşu yok edebilmek için aralarında bir tek zani dahi kalmaması, aralarında ayyaşların barınamaması için idam cezaları gibi korkutucu cezalar uygulan­dı. Hareketini böyle kesin kaideler ve ciddî bir disip­linle başlatan, Cemaati için böyle yüksek karakterli insanları seçen İslâm dini açısından fahişelerin, ka­dın tüccarlarının, hırsız ve zanilerin hepsinin "Müs­lüman" olarak adlandırılmalarından daha küçük dü­şürücü ne olabilir? Böylesine bir düşüş ve alçalmadan sonra "İslâm" ve "Müslüman" mümkünmüdür ki hâlâ, Önlerinde başların hayranlıkla eğileceği ve göz­lerin kendilerinin görüntüsünü arayacağı öneme sa­hip olabilsin?







Gururuyla oynanmış ve şahsiyeti her pazar, cad­de ve köşede suistimal edilmiş olanlar için hürmetsizce de olsa ayağa kalkan gördünüz mü?







Yüksek öğrenim görmüş sınıfın durumu daha da kötüdür: Onlar İslâm'ı, ırkî milliyetçiliğin adı olarak düşünürler. Onlara göre, müslüman ana-babadan doğan her nasıl olursa olsun müslümandır, inanç, itikad ve hayat biçimi olarak İslâm'la müsbet bir tanı­şıklığı olmasa da...







Halk arasında dolaşıldığı takdir­de acaip müslüman tipleriyle karşılaşılacaktır. Bir beyefendi Allah'ı (c.c), Peygamberi ve ahireti inkâr eder ve tamamen materyalistçe düşünür, fakat bu onun müslümanlığına gölge düşürmez. Diğeri faiz yi­yip zekâtı aklına bile getirmemesine rağmen hâlâ müslümandır. Fakat bir başka saygı değer şahsiyet, karısını ve kızını sinemaya götürerek yada bir dans veya kokteyl partisinde kızına keman çaldıra­rak onu teşhir eder, ama sorsanız müslümanlığı da kimseye bırakmaz.







Toplumun diğer bir kesimi, namaz, hac, zekât ve diğer mükellefiyetleri lüzumsuz; içki, zina, rüşvet, kumar vb. haramları caiz sayar. Sadece haram ve helal düşüncesine lakayt olmakla kalmaz, hayatının hiçbir ayrıntısında Allah'ın hükmünü öğrenmeye az­metmez. Sözlerinde ve hareketlerinde bir kâfir ve müşrikten farklı hiçbir şey göremezsiniz. Fakat o da müslümanlardan sayılır.







Bu, müslüman denen toplumda araştırılsa, çeşit çeşit garip İslâmî (!) anlayış ve sayısız "Marka Müs­lümanları" bulunacaktır. Bu toplum, içinde kızıl çay­lakların, akbabaların, keklik, bıldırcın ve binlerce hayvanın bulunduğu bir kümestir; ve onların her biri bir "kuş"tur. Çünkü hepsi bu kümesin içindedirler.







Dünyada her nerede şer bulunuyorsa, hepsinin kaynağı tektir: Allah'tan (c.c.) başkasının üstünlük ve hakimiyetinin kabulü... Bütün yanlışlıkların kay­nağı ve şerrin tohumu budur. Dalları, insanlara fela­ketin zehirli meyvesini vermek için yayılan kötülük ağacı burada yeşerir. Bu kök durduğu sürece, pek çok dalını kesseniz de tek sonuç, ızdırap ve sıkıntının bir taraftan dururken diğer taraftan başlaması ola­caktır.