Hakan YALMAN
Kurban ve kurbiyet



Kurban Âlemlerin Rabbi’ne yakınlık şeklinde algılandığında gerçek anlamını bulacaktır.
Bu aslında bütün insanlara lâzım olan ve herkesin ihtiyacı olan bir durumdur. Kurban mânâsı ile sevdiklerini Rabbi için feda edebilmek duygusunun Hazret-i İbrahim aracılığı ile yaşatılması insanlığın ortak noktası olma anlamında lâtif bir tecellidir. Kurban nübüvvet tarafında yer alanların ve Hüda’ya tabi olanların ortak değeri ve Rabbe yakınlaşmak anlamında birlikte paylaşılması gereken bir duygudur. Artık dostluklar ve düşmanlıklar sadece mensubiyetler ve taraftarlıklarla değil topyekûn insanlığın sahip olduğu değerler ve değer yargıları etrafında şekillenmektedir. Özellikle, dünyada kargaşa çıkarmak ve bir satranç oyunundakine benzer hesaplarla insanlığı yönlendirmek amaçlı girişimler bu hesapların hedefinden çok insanlığın derin gelişimine hizmet eder hale gelmiştir. Garip bir şekilde, birbirleri ile savaşsalar bile Amerikan devlet başkanı ve eski Irak liderinin bir arada bulunduğu ve insanlık ağacında felsefe dalının uzantısı olan; benlik, hakimiyet, kuvvet, sahiplenmek ve hükmetmek gibi ırkçı ve yayılmacı zihniyetin şekillendirdiği bir bir beşer tabakası oluşmuştu. Diğer taraftan aynı ağacın nübüvvet tarafında yer alan bilerek ya da bilmeyerek heva yerine Hüda’ya tabi olmuş ve insanı insan yapan erdemleri ırk, coğrafya ve kültürlerden bağımsız olarak ön planda tutan bir beşer tabakası da hem Irak’da, hem Amerika’da, hem de dünyanın bütün ülkelerinde bir tabakanın uzantıları şeklinde bulunmaktaydılar. Bunları birbirlerinden haberdar olmadıkları halde bir araya getiren ve hiçbir kulis faaliyeti, propaganda veya başka siyasî girişimler olmaksızın aynı ortak noktada birleştiren özlerinde, ruhlarında ve belkide kısmen genlerinde var olan hakka taraftarlık olmalıydı.
Zaman ve şartlar, yaşadığımız olaylar devletler ve milletler şeklinde ve her iki tarafın da çoğunlukla hevaya tabi olduğu ve benlik ya da ırkçılık kavgası şeklinde yürüttüğü harplerin yerini insanlık tabakalarının, hakkın ve batılın yanında yer alanların mücadelesinin alacağını göstermektedir. Bu dönemden sonra özellikle hakkın ve Hüda’nın tarafında yer alanların bu tabakalaşmanın hızlanması ve belirginleşmesi yönünde gayret sarf etmesi gerekmektedir. Benim ülkemin ve benim insanımın tavrı doğru diğer ülkelerin tavrı yanlıştır gibi siyasî ve tarafgir kabullerin yerini doğruya ve hakka nereden ve kimden gelirse gelsin tarftar olmak şeklinde bir anlayış almalıdır. Bu dönemden sonra biz dediğimizde Türkiye, Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, İran, Irak, Gana, Japonya, Malezya... kısacası bütün dünyada hakkın yanında ve zulmün karşısında yer alan insanı insan yapan değerleri hayata hakim kılmaya çalışan herkes anlaşılmalıdır. Bu anlayışın karşısında ve hevaya tabi olan herkes Türk, Kürt, İngiliz, Fransız, Amerikalı,... hangi coğrafî tanımdan olursa olsun kimliği ister Müslüman, ister Hıristiyan, ister Musevi, isterse ateist olsun vahye dayalı dinlerin özellikle de İslâmın hakim kılmaya çalıştığı insanlıktan uzak ve ötekiler şeklinde tanımlanması gerekmektedir. Dünyanın ve insanlığın gidişi bu yöndedir ve dünya genelinde diyalog arayışı içindeki sivil güçlerin ön planda tuttuğu ana değer insanlık olmalıdır. Bu gün dünyaya anlatılacak İslâm da “hakikî insaniyet olan İslâmiyet” tanımı etrafında şekillenmiş olarak sunulmalıdır.
Risâle-i Nur’un ön plana çıkarma gayretinde olduğu hakikî insaniyet olan İslâmiyet, dünyanın çıkış yoludur. Bu bütün insanlığın ortak dilidir ve ruhunu sevgi oluşturmaktadır. Bu sevgi haftasındaki faaliyetlerin insanlık âleminde sevginin hakim olması ve gerçek insanlık olan İslâmiyet etrafında bütün insanların halka olması için bir duâ olmasını niyaz edi-yorum. Nurlar ve barışın dili olsun ve nur-u Muhammedi’nin (a.s.m.) sıcaklığı bütün kalpleri ısıtsın ve bütün kin, nefret, haset, hırs gibi insanlığı yiyip bitiren duyguları eritsin. Yeryüzünde muhabbet, manevî bir güneş gibi her tarafı ve bütün kalpleri ısıtsın ve aydınlatsın. İnşaallah atılan sevgi tohumları cennet gibi bir bahara dönüşmüş yeryüzünde yeşersin ve en güzel meyvelerini versin.
Kurban ve kurbiyet bağlantısından ortaya çıkan sevgi yaklaşımı önce Âlemlerin Rabbi’ne bir yakınlık, ardından peygamberlerin yaşadıklarını hac hakikati ile hissedip onlara bir yakınlık ve nihayetinde bütün insanlara ve kâinata yakınlık sonucunu doğuruyor. Varlık âleminden ve hayat sahibi bir varlığı feda etmekle, varlığa daha samimî bir yakınlık duygusu hissediyor olmak, kurbanın hayatımıza taşıdığı lâtif bir ikilem ve farklı bir güzelliktir. Bu güzellikleri en üst düzeyde yaşayan ve sonucunda bu gün hacı olmak şeklinde Âlemlerin Rabbi’ne yakınlık mânâsında bir rutbe kazanan dostlarını gönülden tebrik ediyorum. Ruhlarına sirayet eden mânâları döndükleri memleketlerde bütün insanlığa taşımaları ile insanlığı daha dost, daha yakın günlere atacağı adımların vesilesi olmasını temenni ediyorum. Yaşanan ekonomik krizlerin de maddenin mânâ uğruna kurban edilmesi ile gerçek insanlığa giden yolun başlangıcı olmasını niyaz ediyorum. Gelecek yıllar mânânın ve duyguların yılları olacaktır. Bu da küresel anlamda topyekûn öze dönüşün ve küresel saadet asrı ile bütün insanlığın Rabb’lerine daha yakınlaşmasının zemini olacaktır ve hak galip olacaktır.
08.12.2008 Alıntı: YENİASYA Gz.