Dil-Din-Kültür
Necip Fâzıl KISAKÜREK

-Allah KULUNDAN DİNLEDİKLERİM'DEN-



KELİMELER, KELİMELER...
Dedi:
-Beni, hangi mevzuda olursa olsun, hemen görebilmen için tek çare, sadece düşünmendir. Meşhur masalda, parmağındaki yüzüğü oğar oğmaz “dile benden ne dilersen!” diye karşısına bir zenci köle çıkan çocuk gibi, elini hangi fikrin madenine değdirecek olursan önünde beni bulursun.
Benden ayrılırken, beynin kıvrım kıvrım istifham dolu, kendini sokakların cereyanına bıraktın:

Bu adam da kimdir? Bu izbede ne arıyor? Oturduğu damaltı ev midir, boş bir mescid mi? Eski bir tekke mi, ne? Ona kimler bakıyor? Nerede doğdu, kimin nesi, nasıl yetişti, neler gördü ve geçirdi; ve nihayet ne oldu?
Heyhat ki, oğlum, senin bâzı fikirler etrafında muhtaç bulunduğun dekor eşyası müstesna, bu hususlarda elde edebileceğin hiçbir şey yok... Zira ben, yetmiş şu kadar senelik hayatım, Anadolunun bir köşesinde, bir câmi ile bir çeşmeye ve çerden çöpten birkaç çatıya mâlik köyüm, nihayet beni sığındırdıkları köşe, bildiğim suratım ve hâlimle, senin için, kafa kâğıdı çerçevesinde bir merak mevzuu olmaya pek değmem. Vazgeç bütün bunlardan; istersen beni, bellibaşlı bir hayatı, doğum yeri, oturduğu yer, suratı ve edâsı olan saf bir fikir diye ele al!.. Bunu yapamaz mısın? Farzet ki ben, sana bir başka cesedin içinden seslenen, her istedikçe karşına çıkan ve her istedikçe karşısına çıkabileceğin saf ve mücerret bir fikirden ibâretim. Aynadaki hayâlinin nabzı, duvardaki gölgenin kanı, dağ başındaki çığlığının aksi, rüyadaki temasının vücudu, böyle birşey... Eğer beni mutlaka şahıslandırmak istiuyorsan, sana, kendi hakkımda, gayet basit bir izah anahtarı verebilirim. Basitlerin basiti, üzerinde hiç durmadan geçilecek bir izah:

-Tanrıkulu, alelâde bir müslümandır!
Sen beni merak edip öğrenemezken, ben seni, merak etmeden öğrenmiş bulunuyorum:

Sen, şairmişsin; şair, muharrir, filân, falan... Yâni kelimeleri düzenleyip başkalarına okutmak ve dinletmek dâvasında bir adam. Eyvah; öyleyse insanların en dâvalısına çattım demektir. Ama ziyanı yok; bizim mezhebimizde, her şeyi bıraktıktan sonra, bırakmayı da bırakmak bulunduğu için, esası dâvasızlık olan mezhebimizi, dâvasızlık dâvasına da düşmemek için, seninle her dâvada karşılaşmıya razı edebilirim. Zaten birbirimize karşı ahdimiz, seninle bu dünyanın dâvalarını çözmeğe çalışmak değil miydi?
Sen şair ve muharrirsin ha!.. Kelimelerin hokkabazı, mefhum takozlarının mimarı, mâna unsurlarının muhasebecisi... Dur bakalım, seninle bir hesap oyununa girişelim! Oyun dediğime bakma, mümkün olduğu kadar ciddî, hattâ müthiş bir oyun...

Bizim bütün düşüncelerimiz ve duygularımız, bir had, bir sınırla çevrili, değil mi? Lisan haddi, dil sınırı... Öyle bir had ki, ezelden başlayıp ebede kadar gitsek, nihayetini, ucunu, bucağını bulamayız. Ve bu hâd, birbirinin sağında ve solunda nisbete giren kelimelerin nâmütenahi tertiplerinden doğuyor; öyle mi, değil mi? Güzel!.. Elimize sadece dört tane kelime alalım: Meselâa “Tanrıkulu iyi adam değildir”... Alâ! Bu dört kelimenin birbirine nisbeti, birbirinin sağına ve soluna isabet etme ihtimâli kaç türlü olabilir? Bir dakika bekle, aramana lüzum yok... 1, 2, 3, 4... İşte sana dört tane rakam... Bu rakamlarıbirbiriyle nisbet hâlinde kaç türlü kullanabiliriz?

Adetlerin ilminde basit düstur... Tam 24 türlü kullanabiliriz. Rakamları sıralamaya ihtiyacın yoktur her halde... Bir parça hesap bildiğini sanıyorum. Şimdi her kelimeyi bir rakam farzederek, mahut dört kelimeden kaç türlü nisbet doğacağını görelim! Tabiî aynı şey, tam 24 türlü... Bu defa sana her nisbeti ayrı ayrı gösteriyorum. Sıkılmadan takip et; bakalım bu nisbetlerden bir eksik veya bir fazlasını bulmak mümkün mü, muhal mi? İşte, işte:

Tanrıkulu iyi adam değildir...
Tanrıkulu iyi değildir adam...
Tanrıkulu adam değildir iyi...
Tanrıkulu adam iyi değildir...
Tanrıkulu değildir adam iyi...
Tanrıkulu değildir iyi adam...
İyi Tanrıkulu adam değildir...
İyi Tanrıkulu değildir adam...
İyi adam değildir Tanrıkulu...
İyi adam Tanrıkulu değildir...
İyi değildir adam Tanrıkulu...
İyi değildir Tanrıkulu adam...
Adam Tanrıkulu iyi değildir...
Adam Tanrıkulu değildir iyi...
Adam iyi değildir Tanrıkulu...
Adam iyi Tanrıkulu değildir...
Adam değildir Tanrıkulu iyi...
Adam değildir iyi Tanrıkulu...
Değildir iyi Tanrıkulu adam...
Değildir iyi adam Tanrıkulu...
Değildir adam iyi Tanrıkulu...
Değildir adam Tanrıkulu iyi...
Değildir Tanrıkulu adam iyi...
Değildir Tanrıkulu iyi adam...

Gelelim neticeye! Bir lisanda kelimelerin sayısı muayyen mi? Elbette! Muayyen vâhidlerin birbirleriyle nisbetleri, kaç türlü ve ne kadar olursa olsun, muayyen midir? Elbette!
Aman oğlum, dikkat kesil, dikkât!!! Sana çok kolay görünüyor ama, en zor iş üzerindeyiz; yahut sana çok zor görünüyor ama, en kolay iş üzerinde... (...)