Konu Kapatılmıştır
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 ve 9

Konu: Müsbet ve Menfî Hareket Nedir?

  1. #1
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Exclamation Müsbet ve Menfî Hareket Nedir?

    Ali FERŞADOĞLU
    Müsbet ve menfî hareket nedir?



    Risâle-i Nur’un sosyal hayattaki mesleğinin en önemli maddelerinden birisi müsbet harekettir.
    Kesinlikle menfî/olumsuz (şiddet, siyaset, niza ve çekişmeye sebep) bir yol takip etmez. Bu özellik, ısrarla ve tekrar tekrar vurgulanır.
    Müsbet ve menfî hareket nedir?
    - Müsbet; ispat edilen, ortaya konulan, olumlu/pozitif, istifadeye sunulan, vücûdî/var olan.
    - Menfî; ispat ve istifade edilemeyen, olumsuz/negatif, delilsiz, nefyedilmiş.
    Menfî hareket; yıkıcı, karıştırıcı, anarşik ve huzur bozuculuktur.
    Müspet hareket; doğruluğu, olumlu olduğu apaçık aşikâr ve ispat edilebilir düşünce, kanun ve düzene uygun hareket etmek, Allah’ın emrine uygun, tahrip ve tecavüzden uzak, yapıcı, tamir edici; ölçülü, dengeli, âdil ve hakperest hareket ve hizmet tarzıdır.
    Müspet hareket; zerreler/moleküller boyutundan başlayarak, atom, hücre, uzuv, vücut, unsur, güneş sistemi, samanyolu, galaksi ve kâinatın tamamında tezahür eder. Kâinat da insanda özetlendiğine göre, onda da yankılanır.
    Esmâ-i Hüsnâ tecellilerindeki sonsuz güzelliklerde müsbet mânâlar kendisini gösterir.
    Kur’ân’da da kâinatın yazılımı olarak da Esmâ tecellileri anlatılır. Dolayısıyla o da müsbet hareketin bütün unsurlarını program olarak ihtivâ eder.
    İnsan da kâinatın özeti olduğuna, programı da Kur’ân olduğuna göre, müsbet hareketi bütün zerrelerine kadar işletebilmelidir. Yani, kâinat Sultanı’nın fermanına göre hareket etmeli, dengeli davranmalı, güzeli ortaya çıkarmalı, Esmâ’yı hem kendinde, hem Kur’ân’da, hem de kâinatta okumalı. Ve hayrı, güzelliği, dengeyi, düzeni konuşmalarından sâir hareketlerine kadar yansıtmalı.
    Ruhumuz, potansiyel olarak birçok olumlu (ulvî) ve olumsuz (nefsî, süflî) duyguları barındırır. Ruhumuzda, “akıl, gadap (savunma mekanizması) ve kuvve-i şeheviye” denilen üç temel duygu, yetenek, kabiliyet bulunur. Bunların her birisinin “ifrat, tefrit” (aşırı) ve “vasat” (denge) durumları var. İşte duygusal boyutta müsbet hareket, bu duyguları dengelemek; olumluları yükseltmek, olumsuzlarını kanalize etmektir.
    Doğruluğu, ahlâkı, edebi, hak ve hürriyetleri tebliğ eden peygamberlik müesessesi, semâvî kitaplar / Kur’ân ve kâinat kitabı müsbet hareketin kaynağıdır. Şu halde, müsbet hareketin kaynağı iman, yani İlâhîdir.
    28.11.2008


  2. #2
    Ehil Üye Fehim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    57
    Mesajlar
    1.866

    Standart

    "Doğruluğu, ahlâkı, edebi, hak ve hürriyetleri tebliğ eden peygamberlik müesessesi, semâvî kitaplar / Kur’ân ve kâinat kitabı müsbet hareketin kaynağıdır. Şu halde, müsbet hareketin kaynağı iman, yani İlâhîdir."

  3. #3
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Medresetüzzehra ve Risâle-i Nur




    Bediüzzaman, 1895’te, henüz 17 yaşında iken, eski kelâm ilminin (İslâm felsefesinin), İslâm dîni hakkındaki şek ve şüphelerin reddine kâfi olmadığını tesbit eder. Tarih, coğrafya, riyaziyat (matematik), jeoloji, fizik, kimya, astronomi, felsefe gibi ilimlerin esaslarını1, fen ve modern ilimlerde de kitap yazacak ve uzmanlarıyla münâzarâ edecek derecede öğrenir.
    Aynı zamanda din ilimleriyle fen ilimlerinin bir arada okutulacağı, yani ilim birliğini ve İttihad-ı İslâmı temin edecek bir İslâm Darülfünunu (üniversitesi) fikrini geliştirerek, “Medresetüzzehra” isminde bir proje ortaya koyar. Üniversitenin, Bitlis merkezli, iki “refikası” da doğu ve batı cenahındaki Van ve Diyarbakır, yani “Vilâyât-ı Şarkiye’nin merkezinde”, Hindistan, Arabistan, İran, Kafkas, Türkistan ortasında açılmasını planlar. Ayrıca, Van’daki medresesinin temelleri bile atılmadan önce, 1910 tarihinde Tiflis’te, Rus polisi ile yaptığı konuşmada “Medresemin planını yapıyorum... Bitlis, Tiflis kardeştir...” ifadeleriyle Medresetüzzehra’sını İslâm âlemine yaygınlaştırmayı düşündüğünü ortaya koyar. Medresetüzzehranın misyonu şudur:
    1- İslâmiyete ve insaniyete hizmet.
    2- Din ilimleriyle fen ilimlerinin birlikte okutulacağı maarifi (eğitimi), doğuya, ora halkının alışık ve aşina oldukları “medrese” kapısıyla sokmak.
    3- Meşrutiyet ve hürriyetin güzelliğini göstermek.
    4- Kürt ve Türk ulemasının istikbalini sağlamak.
    5- İslâmiyeti, kendisini paslandıran hikâyât, İsrailiyât ve taassubât-ı bârideden (körü körüne tutuculuktan) kurtarmak…
    6- Maarif-i cedideyi (yeni ilimleri) medreselere sokmak için bir yol ve ehl-i medresenin nefret etmeyeceği saf bir menba-ı fünun (fenler kaynağı) açmak.
    7- Ehl-i medrese, ehl-i mekteb ve ehl-i tekkenin musalâhasını (barışını), en azından maksatta ittihadını sağlamak.
    8- Doğuda yerleşmiş bir gelenek olan “tâlim-i infirâdî”yi (ferdî öğretimi) halka ve daireye tebdil etmek.
    9- Arabistan, Hindistan, İran, Kafkasya, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri, ırkçılığın ifsadından kurtarmak. Hakikî, müsbet, kudsî ve umumî bir millet olan İslâmiyet milliyeti ile Kur’ân’ın “İnneme’l-mü’minûne ihvatun” (Mü’minler ancak kardeştirler) kanun-u esasisinin tam inkişafına mazhar olmak.
    10- Felsefe fünunu ile ulum-ı diniyeyi birbiriyle barıştırmak ve Avrupa medeniyetinin İslâmiyetin hakikatleriyle tam musalâha etmesini sağlamak.
    Medresettüzzehra projesini hayata geçirmek için 1907 Kasımında İstanbul’a giden Bediüzzaman, II. Abdülhamid nezdinde teşebbüste bulunmuşsa da, karşılık olarak kendisini hapishane ve tımarhanede bulur. Yine, II. Meşrûtiyet döneminde, Sultan Reşad’ın da takdir etmesi ve 20.000 altın vermesi üzerine Van-Edremit’te medresenin temelini atar. Ancak I. Dünya Savaşının başlaması neticesi bölgenin savaş alanı hâline gelmesiyle de gerçekleşmesi mümkün olmaz. Millî Mücadele sırasında İstanbul’da faaliyet gösteren ve TBMM’nin takdirini kazanan Bediüzzaman, dâvet üzerine 1922 yılında Ankara’ya gider. Medresetüzzehra’nın açılışı için yine faaliyetlerini sürdürür. İçlerinde Mustafa Kemal’in de bulunduğu 200 milletvekilinin 163’ünün reyi ile Doğu’da bir üniversite kurulmasını kabul ettirir. Ancak bir ikinci yapım kararında inşaatına bile başlanamamış, kâğıt üzerinde bir karar olarak kalmıştır.1
    Ancak, Bediüzzaman, kaynağı yalnız Kur’ân olan, din ilimleriyle fen ilimlerinin harmanlanmasıyla te’lif ettiği Risâle-i Nur’la, Medresetüzzehra’yı mânen vücuda getirdi.
    Ve bu mânevî üniversiteyi, Türkiye’nin her bölgesine, her iline, her ilçesine, hatta köy ve dağ başlarına kadar yaygınlaştırdı; evlerimizi, mekânlarımızı Medresetüzzehrâ’ya çevirdi…
    İnşallah bir zaman gelecek, Medresetüzzehrâ meddeten de tahakkuk edecektir.2

    Dipnotlar:

    1- Tarihçe-i Hayat, s. 41; Necmeddin Şahiner, Bediüzzaman Üniversitesi Medresetüzzehra. 2- Kastamonu Lâhikası, s. 50-51

    27.02.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr



  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Bediüzzaman, İlm-i Ledün ve Risâle-i Nur




    Bediüzzaman’ın kesbî ilmi deryalar gibidir: 1882 yılında başladığı eğitimini mükellefiyet çağına varmadan, 14 yaşında “Kisve-i ilme bürün!” teklifini alacak çapta elde eder. Henüz 17 yaşında (1895’lerde) Van’da, kitap dolu konakta kaldığı sıralarda; bu asırda yalnız eski tarzdaki kelâm ilminin (İslâm felsefesinin) İslâm dini hakkındaki şek ve şüpheleri reddine kâfi olmadığına kanaat getirir. Pozitif, fen ilimlerinin tahsiline lüzûm görmüştür. Bütün fenlere başlayarak, pek kısa bir zamanda tarih, coğrafya, riyaziyât (matematik), jeoloji, fizik, kimya, astronomi, felsefe gibi ilimlerin esaslarını;1 özlerini kavrar. Fen ve felsefeden İslâm’a gelen hücûmları def edecek ve modern ilimlerde kendisini kitap yazabilecek ve uzmanlarıyla münâzarâya girebilecek derecede öğrenmeye sevk etti.
    İslâm ilimlerindeki vukufiyeti (derinliği) ise tartışmasızdı. 1907’de, İstanbul’a gittiğinde; Fatih’te kaldığı Şekerci Han’ın (zamanın ilim adamlarının toplandığı kültür merkezidir) kapısına, “Her suâle cevap verilir, her müşkül halledilir, fakat, suâl sorulmaz!”2 yazısını astırarak, ilim dünyasına meydan okur!
    Bu, dünya çapında bir olaydır... Çünkü, yaşı 29’dur ve din ilimleri veya şu saha diye bir ayırım yapmaz. Zamanın fizikçileri, kimyacılar, sosyal bilimciler, din âlimleri, öğrenciler gruplar halinde sabahlara kadar en zor soruları hazırlayıp yine gruplar halinde gidip sorarlar. Ve sanki akşam beraber hazırlamışlar gibi takır takır sorularının cevaplarını alırlar.
    Vehbî ilme ne kadar mazhar olduğunun ölçütü ise Risâle-i Nur’dur:
    1- On iki, altı, bir saatte, hatta on dakikada yazılan Risâle var.3
    2- Öyle şartlarda yazılır ki, bazen gülle atışları altında, bazen hapiste... Meselâ, kâtibi Habib’e “Defteri çıkar” diyerek, at üstünde yazdırmış.4
    3- Onlarca sene sonra keşfedilebilecek öyle sırlardan, sosyal ve teknolojik keşiflerden haber verir ki, beşer zekâsıyla çözülebilecek meseleler değildir.
    4- Kendi yazdığı eserlerden bazılarını 100, 300, 400 defa okuması ve istifade ettiğini söylemesi…
    5- Bediüzzaman’ın bir ekrana bakar gibi hızlı hızlı söylemesi ve kâtiplerin yazması.
    6- Risâle-i Nur’da sıkça geçen şu tabirler de aynı zamanda ilhamın eseri olduğunu gösterir:
    - Bu makamda perde indi, yazmaya izin verilmedi. Başka zamana tehir edildi.5
    - Üçüncü kısmını yazmaya, şimdi beyanına iznim olmayan üç sebep için mecbur oldum.6
    - İmanî hakikatlerini yazmaya şiddetli bir ihtar-ı gaybî hissettim.7
    - Kendi yazmayan ve yazdıran benim gibi bir bîçarenin…8
    - İkinci sebep: Yazmaya izin olmadığından yazılmadı…9
    7- “Risâletü’n-Nur sair telifat gibi ulûm ve fünundan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstadı yok, Kur’ân’dan başka mercii yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifinin yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’âniden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor.”10
    8- "Risaletü’n-Nur bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mû'cize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vakıalarla körlere de göstermiş.”11
    9- Bir diğer önemli gösterge de Bediüzzaman’ın şu ifadeleridir: Bir risâleyi şimdiye kadar yüz defa okuduğum halde, yine okumaya muhtaç oluyorum. Ben sizlerin ders arkadaşınızım.12


    Dipnotlar:

    1- İhsan Kasım Salihî, İslâm Önderlerinden Bediüzzaman Said Nursî ve Eseri, s. 11-12.; 2- Tarihçe-i Hayat, s. 45.; 3- Kastamonu Lâhikası, s. 149.; 4- Emirdağ Lâhikası, II, 218.; 5- Şuâlar, s. 245.; 6- Şuâlar, s. 536.; 7- Mektubat, s. 371.; 8- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 167.; 9- Şuâlar, s. 612.; 10- Tarihçe-i Hayatı, s. 605.; 11- Kastamonu Lahikası, s. 8.; 12- Emirdağ Lâhikası, s. 65.

    02.03.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    Nur Talebelerinin özellikleri - 1




    Özellikle siyasî atmosferin yüksek olduğu dönemlerde, kimi zihniyetler, bazen cehaletlerinin, bazen de kasıt eseri olarak Nur hareketini, olmadığı şekilde gösteriyorlar. Nur hareketini tanımak isteyenlerin dikkate alması gereken hususlar vardır. Aşağıda bazılarını sıralayacağımız ve psiko-sosyolojinin de tasdik ettiği bu prensiplerle herkes Nur Talebelerini tanıyabilir. Nur Talebelerinin özellikleri şöyledir:
    * Manevî ve modern ilimleri harmanlayarak İslâmiyetin esaslarını ispat eden; günümüzdeki Kur’ân ve Sünnet ölçülerini veren Risâle-i Nur’u okumak, özümsemek ve neşrine çalışmak.
    * Önce nefsini muhatap almak ve terbiye etmek.1
    * İmandan sonra en fazla takva ve amel-i salihi esas tutmak. (Takva, menhiyattan ve günahlardan uzak kalmak; amel-i salih ise, emir dairesinde hareket etmek ve hayrat kazanmaktır.) 2
    * Vazife-i İlâhiyeye (Allah’ın işine) karışmamak. (Yani, hizmette çalışmak, ancak, sonuç almanın kendi vazifesi olmadığını bilmek.)
    * Nur mesleğinin esası ihlâs sırrına dayanır. İhlâs Risâlesinin düsturlarını her vakit göz önünde bulundurmak.3 İhlâs, İktisat Lem’alarını ve bazan Hücumat-ı Sitte’yi bir arada okumak.
    * Îman ve Kur’ân hizmetini maddî ve mânevî hiçbir makama basamak yapmamak; 4 ücreti Allah’tan beklemek. Hatta, insanların iltifatlarını dahi istememek.5
    * Hedef dünyayı değil, ahireti kazanmaktır.
    * Risâleleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıkmak ve hayatının en önemli vazifesi onun neşir hizmeti bilmek.6
    * Risâlelerin neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ etmek, yedi kebâiri işlememek.
    * Benlik, enaniyet, şan, şeref, gösteriş ve makam peşinde koşmamak;7 enaniyetini yok etmek.
    * Risâle-i Nur mesleğinin uhuvvet / kardeşlik olduğunu; peder ile evlât, şeyh ile mürid arasındaki vasıta olmadığını bilmek.8
    * “Acz, fakr, şefkat ve tefekkürü” esas alarak hareket etmek.9
    * İhlâs-ı tammeden sonra en büyük esas, sebat ve metanettir.10
    * Hakkı müdafaa için bile olsa, kuvvet kullanmanın zulme sebebiyet vereceğini hatırdan çıkarmamak.11 Dahilde asla maddî güç kullanmamak.
    * Cihad-ı maneviyi (ilim, fikir, ibadet, ihlâs, zikir, tebliğ ve irşadı) esas almak. Yegâne kuvvet, İslâmın kesin aklî, mantıkî ve ilmî delilleridir.12
    * Müsbet hareket etmek, yani, kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka cemaat ve kişilere düşmanlık etmemek veya onları eksik göstermeye çalışmamak. Hangi cemaat, meslek ve meşrepte olursa olsun, İslâm dairesi içinde olan herkese karşı uhuvveti hissetmek, sevgi ve saygı duymak. Ehl-i hak ve ehl-i imanla ittifak etmek. Hizmet ehl-i ile rekabet etmemek.13
    * Tarafgir davranmamak, daima haktan yana olmak.
    * Hizmet-i Kur’âniyede bulunan kardeşlerini tenkit etmemek; yalnızca noksanını tamamlamak, kusurunu örtmek, ihtiyacına ve vazifesine yardım etmek.14 En müthiş maraz ve musibet olan cerbeze (gerçekleri saptırma) ve gurura dayanan tenkitten uzak kalmak.15 (Mihenge / ölçüye vurmak ayrı, tenkit ayrıdır.)
    (Yarın devam edelim)
    Dipnotlar: 1- Sözler, s. 11.; 2- Kastamonu Lâhikası, s. 106.; 3- Kastamonu Lâhikası, s. 183.; 4- Emirdağ Lâhikası-1, s. 73-74.; 5- Lem’alar, s. 144. 6- Mektubat, s. 329.; 7- Lem’alar, s. 159-160.; 8- Lem’alar, s. 156.; 9- Lem’alar, s. 96.; 10- Kastamonu Lâhikası, s. 187. 11- Lem’âlar, s. 165-166.; 12- Hutbe-i Şâmiye, s. 99.; 13- Lem’alar, s. 145-146.; 14- Lem’alar, 164-165.; 15- Hutbe-i Şamiye, s. 147.

    10.03.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com

    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU Nur Talebelerinin özellikleri - 2 Nur Talebelerinin özelliklerini sıralamaya devam ediyoruz: Herkese, özellikle ehl-i hizmete İlâhî adalet ölçüleriyle muâmele etmek ile muhabbet ve hürmet etmek.1 Yani, sevapları ve iyi tarafları fazla ise, onu iyi kabul etmek, dışlamamak… İnsaflı olmak. Yani, “Mesleğim haktır,” yahut “daha güzeldir” diyebilmek. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini îma eden “Hak yalnız benim mesleğimdir” veyahut “Güzel benim meşrebimdir” dememek. Cemaat zamanı olduğunu, ferdin çok zayıf kaldığını bilmek ve şahs-ı maneviye sarılmak. Hakkı, batılın hücumlarından kurtarmak için gayret etmek. Nur mesleği tahrip ve tecavüz değil, müdâfaa ve tamir etmektir.2 Cemaatin en önemli özelliklerinden birisi de istişaredir. Dolayısıyla şahsî fikirler ve tasavvurlardan uzak kalmak; meşveret kararlarına uymak. Müsbet hareketle tesanüdün bozulmaması için dikkat etmek.3 Tesanüdü bozarak cemaatin tadını kaçırmamak.4 Hayat, birlik ve ittihadın neticesidir. Müslümanlarla kaynaşarak ittihat için çalışmak.5 Bilhassa mânevî fırtınalara karşı dayanışmaya, ittihada önem vermek.6 Hürriyet imanın özelliği olduğundan hürriyetçi olup, demokratlara yardımcı olmanın imanın bir özelliğine endirekt hizmet olduğunu bilmek. Kimden olursa, kime karşı yapılırsa yapılsın şiddete, zulme, istibdada, haksızlığa karşı gelmek. Müstebitleri/diktatörleri asla alkışlamamak. Hem kendi, hem de başkaların hakkını/hukukunu aramakla mükellef olduğunu bilmek. Kur’ân ve hadîsçe haber verilen, her tarafı kasıp kavuran deccalizm, süfyanizm ve ifsat komitelerinin fitnelerine karşı uyanık olmak. Onlara siyasetle değil, ancak imân ve Kur’ân nurlarıyla mukabele edilebileceğinin şuurunda olmak.7 Şeytandan ve “fasık siyasetdaşını melek; dindar muhalifini şeytan görme” gibi dehşetli ve lânetlenmiş siyasî anlayıştan Allah’a sığınmak. Hakkın hatırını yüksek tutmak; hiçbir hatıra fedâ etmemek.8 Müfsitlere/bozgunculara aldanmamak. Dünyaya, enaniyete ait her şeyi feda etmek; nefsi susturmak.9 Başkalarını dalâletle suçlamak yerine, yardımcı olmak.10 Çaresi bulunan şeyde acizlik gösterip bahanelere; çaresi bulunmayacak meselelerde de cezaya sarılmamak. Ümit ve korku dengesini korumak ve asla ümitsizliğe düşmemek. Gelişmenin birinci düşmanının ümitsizlik olduğunu bilmek. Bediüzzaman’ın “herbiriniz herbirisine birer tesellici ve ahlâkta ve sabırda birer nümune-i imtisal ve tesanüd ve taltifte birer şefkatli kardeş ve ders müzakeresinde birer zekî muhatap ve mucib ve güzel seciyelerin in’ikâsında birer ayna olmanız”11 ifadelerinde işaret ettiği mânâları yaşamak. İslâmın yüzde doksan dokuzu iman, ibadet, ahlâk; yüzde biri siyasettir. Dolayısıyla hizmetlerde bu değer sırasını dikkate almak. (İlgi alanı ile etki alanını karıştırmamak.) Dipnotlar: 1- Mektûbât, s. 354.; 2- Kastamonu Lâhikası, s. 48.; 3- Kastamonu Lâhikası, s. 172.; 4- Barla Lâhikası, s. 87.; 5- Barla Lâhikası, s. 87.; 6- Kastamonu Lâhikası, s. 172.; 7- Tarihçe-i Hayatı, s. 131.; 8- Münâzarât, s. 49.; 9- Kastamonu Lâhikası, s. 181.; 10- Muhakemat, s. 32.; 11- Şuâlar, s. 272.11.03.2009 E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  7. #7
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Hürriyet imanın özelliği olduğundan hürriyetçi olup, demokratlara yardımcı olmanın imanın bir özelliğine endirekt hizmet olduğunu bilmek.

    Kimden olursa, kime karşı yapılırsa yapılsın şiddete, zulme, istibdada, haksızlığa karşı gelmek. Müstebitleri/diktatörleri asla alkışlamamak.

    Hem kendi, hem de başkaların hakkını/hukukunu aramakla mükellef olduğunu bilmek. Kur’ân ve hadîsçe haber verilen, her tarafı kasıp kavuran deccalizm, süfyanizm ve ifsat komitelerinin fitnelerine karşı uyanık olmak. Onlara siyasetle değil, ancak imân ve Kur’ân nurlarıyla mukabele edilebileceğinin şuurunda olmak.7

    Şeytandan ve “fasık siyasetdaşını melek; dindar muhalifini şeytan görme” gibi dehşetli ve lânetlenmiş siyasî anlayıştan Allah’a sığınmak. Hakkın hatırını yüksek tutmak; hiçbir hatıra fedâ etmemek.8



  8. #8
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Alıntı Müellif-e Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Hürriyet imanın özelliği olduğundan hürriyetçi olup, demokratlara yardımcı olmanın imanın bir özelliğine endirekt hizmet olduğunu bilmek.

    Kimden olursa, kime karşı yapılırsa yapılsın şiddete, zulme, istibdada, haksızlığa karşı gelmek. Müstebitleri/diktatörleri asla alkışlamamak.

    Hem kendi, hem de başkaların hakkını/hukukunu aramakla mükellef olduğunu bilmek. Kur’ân ve hadîsçe haber verilen, her tarafı kasıp kavuran deccalizm, süfyanizm ve ifsat komitelerinin fitnelerine karşı uyanık olmak. Onlara siyasetle değil, ancak imân ve Kur’ân nurlarıyla mukabele edilebileceğinin şuurunda olmak.7

    Şeytandan ve “fasık siyasetdaşını melek; dindar muhalifini şeytan görme” gibi dehşetli ve lânetlenmiş siyasî anlayıştan Allah’a sığınmak. Hakkın hatırını yüksek tutmak; hiçbir hatıra fedâ etmemek.8


    ********** Tebrikler... Can kardeşim Müellif-e
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  9. #9
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Ali FERŞADOĞLU
    İslâm devleti, bahtiyar Alman milletinden mi doğacak?



    Bediüzzaman, 90-100 yıl öncesinden, yüzlerce teknolojik, fennî keşfin yanında, yüzlerce ictimaî ve siyasî değişimleri öngörmüş ve takip edilmesi gereken stratejileri çizmiştir. Meselâ bunlardan birisi “Avrupa bir İslâm devletine, Osmanlı devleti de bir Avrupa devletine hamiledir. Bir gün gelip doğuracaklardır” 1 şeklinde gayet vecizane ifade edilmiştir.
    Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti ile aynen bir Avrupa devleti doğurdu. Avrupa’daki İslâm devletinin doğum sancıları da başlamış gibi gözüküyor! Avrupa’da bin (1000) kilise, mescide dönüşmüş. Kimi yerlerde minareler yükselmiş, kimi minarelerden ise ezan bile okunuyor! Faiz sıfırlanmaya çalışılıyor. İngiltere’de şeriat kanunları uygulanıyor. İsveç ve Norveç’te fuhuş yasaklandı... İslâmiyet, ders kitabı olarak Alman okullarına girdi. Dindarlara ise, dini anlamaları ve yaşamaları için fevkalâde kolaylıklar gösteriliyor.
    Müslümanlığa en büyük ilgi ise Almanlar’dan. İslâmiyeti seçen milletler arasında başı Almanlar çekiyor. Dinler arasında ise, en fazla Hristiyanlar Müslümanlığı tercih ediyor. Evlilik sebebiyle Müslümanlığı seçenlere bakıldığında ise, kadınların erkeklere oranla daha fazla dinlerini değiştirerek, Müslüman oldukları gözleniyor.
    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son verilerine göre, ihtida edenler, yani başka bir dinden çıkıp Müslüman olanlar arasında Almanlar başı çekiyor. Yabancı uyruklular içinde Almanları, Rus, İngiliz ve Fransızlar izliyor. Dinlere bakıldığında ise, kendi dinini bırakarak Müslümanlığı seçenler arasında Hristiyanlar başı çekiyor. Ateistler, Hindular ve Musevîler de Müslümanlığı tercih edenler arasında yer alıyor. Sayısal olarak bakıldığında ise, toplam 572 kişi kendi dinini bırakarak Müslümanlığı seçti. Eski dinlerine göre, 490 kişi Hristiyanlıktan, 64 kişi diğer dinlerden, 5 kişi Musevilerden, 4 kişi ise Hindulardan Müslümanlığa geçiş yapmış. Yezidi ve Ateistler arasında da Müslümanlığı tercih edenler bulunuyor.
    Bediüzzaman bu hakikati nerede ise bir asır sene önce keşfetmiş ve eserlerinde birkaç yerde tekrarlayarak nazara vermiştir:
    “Şimdi Avrupa’da Kur’ân’a ve İslâmiyete karşı gösterilen hüsn-ü alâka ve bilhassa bahtiyar Alman milletinde fevc fevc İslâmiyeti kabul etmek gibi hâdiseler…”2
    “Hem Berlin’de Almanlar Zülfikar’ı aldıkları vakit, bir gazetelerinde alkışlayarak ilân etmişler.”3
    “Bu fırtınalı ve ilhadlı asırda, biri gizli Alman, üçü aşikâr devletlerin, beşerin bu asırda Kur’ân’a şiddet-i ihtiyacını hissetmesi ve bilfiil kabul etmesi büyük bir hadise-i Kur’âniyedir. Değil üç devlet, belki yalnız on meşhur adam, on filozof dahi, birden, uzak memleketlerde Kur’ân’ı tasdik etmesi, bizlere ve âlem-i İslâma büyük bir müjde ve avam-ı ehl-i imana büyük bir kuvve-i maneviye temin eder.”4
    “Risâle-i Nur Avrupa, Amerika ve Afrika’da da hüsn-ü teveccühe mazhar olmuş; başta bahtiyar Almanya ve Finlandiya olmak üzere, birçok memleketlerde okunmaya başlanmıştır. Bu cümleden olmak üzere, Almanya’da, Berlin Teknik Üniversite Mescidine Risâle-i Nur Külliyatı konulmuş ve Şarkiyat Üniversitesi İlâhiyat bölümünde Risâle-i Nur hakkında konferans tertip edilmiştir. Almanya’daki İslâmî fütûhâtta Risâle-i Nur’un büyük rolü olmuştur.”5
    “Amerika’da, Avrupa’da, husûsan Almanya’da taharrî eden cereyanlar meydana gelmiş; eğer idrak edebilirler ve görebilirlerse, işte Risâle-i Nur Külliyatı. Nitekim bu hakîkatin idrâk edilmeye başlandığını gösteren emâreler bahtiyar Alman milleti içinde görülmektedir.”6
    “Elbette, nev-î beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevî bir kıyamet başlarında kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’ân’ın kabulüne çalışan meşhur hatipleri ve Din-i Hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli cemiyeti gibi, ruy-i zeminin kıt'aları ve hükûmetleri, Kur’ân-ı Mû'cizü’l-Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünkü, bu hakikat noktasında kat'iyen Kur’ân’ın misli yoktur ve olmaz ve hiçbir şey bu mû'cize-i ekberin yerini tutamaz.”7
    Ki, İslâm’ı seçenlerin arasında yapılan araştırmaya göre, bunların İslâm’ı tercih etmelerinde öncelikli sebebin ‘araştırma-inceleme’ olduğu görülüyor. Bu gerçek de, Bediüzzaman’ı doğruluyor. Geçmiş dönemlerde İslâmiyetin yayılmasına engel olan sekiz engelden beşini söyle sıralar:
    “Birinci, İkinci, Üçüncü Maniler: Ecnebîlerin cehli ve o zamanda vahşetleri ve dinlerine taassuplarıdır. Bu üç mani, marifet ve medeniyetin mehasini ile kırıldı, dağılmaya başlıyor.
    “Dördüncü, Beşinci Maniler: Papazların, rûhanî reislerin riyasetleri ve tahakkümleri; ve ecnebîlerin körü körüne onları taklit etmeleridir. Bu iki mani dahi fikr-i hürriyet ve meyl-i taharrî-i hakîkat nev-î beşerde başlamasıyla zeval bulmaya başlıyor.”8
    Dipnotlar:
    1- Sözler, Konferans, s. 709; Tarihçe-i Hayat, s. 82., 2- Sözler, s. 709., 3- Emirdağ Lâhikası, s. 296., 4- Emirdağ Lâhikası, s. 194., 5- Tarihçe-i Hayat, s. 614., 6- Tarihçe-i Hayat, s. 603., 7- Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9., 8- Tarihçe-i Hayat, s. 81.
    14.03.2009

    E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr


    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Müsbet Hareket ve Meşveret
    By ademyakup in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 31.05.11, 09:37
  2. Risale Okuyanlara Bir Sual, Müsbet ve Menfi Adalet
    By *reşha* in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 14
    Son Mesaj: 16.04.09, 08:26
  3. Müsbet Hareket
    By ehulacayip in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 07.02.08, 14:47
  4. Müsbet Hareket
    By nurefsun in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.04.07, 20:53
  5. Nur Hizmetindeki Müsbet Hareket
    By aseyda in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.03.07, 10:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0