+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 19

Konu: Sırlı Emanetler

  1. #1
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart Sırlı Emanetler

    Gecenin bir vakti Babüssaade’nin büyük demir tokmakları vurulur. Burası Osmanlı’nın
    idare merkezi Topkapı Sarayı’nın orta kapısıdır ve bu kapıdan içeride padişahla
    yakın adamları yaşamaktadır.Kapıağası Hasan Ağa, nöbet yerinden kalkar, Babüssaade’nin
    demir kanatlarını aralar. Kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap sîmâlı
    nûranî şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlardır. Kapının
    yanında da dört nûranî kimse durmaktadır. Bunların ellerinde de birer sancak
    vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise padişahın ak sancağı bulunmaktadır. Rüyasında
    Hasan Ağa’ya der ki: “Bu gördüğün Resul’ün (sas) ashabıdır. Bizi Resul (sas)
    gönderip selam etti ve buyurdu ki; ‘Kalkıp gelsin! Haremeyn hizmeti ona verildi.
    Bu gördüğün dört kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddîk, bu Ömerü’l-Faruk, bu Osman-ı
    Zinnureyn’dir. Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib’im. Var Selim Han’a
    selam söyle.”

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  2. #2
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Birkaç saat sonra yanına geldiklerinde Hasan Ağa’yı gördüğü rüyanın ağırlığından
    şaşkın halde bulurlar. Önce hastalandığını sanırlar. Terden sırıksıklam olmuş
    elbiselerini değiştirirler. Bu durumun gördüğü rüyanın ağırlığından olduğunu
    anladıklarında bunu bir iş için oraya gelen padişahın nedimi Hasan Can’a da
    anlatmasını isterler.

    Zaten Yavuz Sultan Selim de sabahtan beri Hasan Can’ı gördüğü rüyayı anlatması
    için sıkıştırmaktadır. Hasan Can, padişahın yanına döner; “Sultanım” der, “Sabahtan
    beri sorduğunuz rüyayı bu Hasan değil, bir başka Hasan, Kapı Ağası Hasan kulunuz
    görmüş!” der.

    Rüyayı dinledikçe Yavuz’un gözleri yaşarır, yüzü kızarır. “Biz dememiş miydik
    ecdadımız memur olmadıkça bir yere sefer etmezlerdi diye. Onların her biri evliyalıktan
    nasipdar idi. Biz onlara benzemedik!” der.

    Bu hadiseden sonra hazırlıklar tamamlanır, Mısır seferine çıkılır. Artık Mısır
    ve Hicaz Osmanlı padişahlarının idaresindedir. Bunun ilk tescili de 20 Şubat
    1517 Cuma günü gerçekleşir. Kahire’deki Melik Müeyyed Camii’nde hutbe Yavuz
    Sultan Selim adına okunur. Hatib, hutbede yeni halifenin adını söylerken o zamana
    kadar âdet olduğu üzere “Hâkimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” sıfatını kullandığında
    Yavuz seslenerek “Hadimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” demesini ister. Yani Mekke
    ve Medine’nin hakimi değil hadimi, hizmetçisi olarak görmektedir kendini.
    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  3. #3
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Sefer dönüşü halkın tezahüratından kaçındığı için Üsküdar’dan bindiği bir kayıkla
    gece yarısı gizlice sarayına giren Yavuz Sultan Selim, beraberinde Peygamber
    Efendimiz’e ve mukaddes mekanlara ait bir kısım emanetleri de getirir. Topkapı
    Sarayı’nda kendi yaşadığı ve Has Oda denilen taht odasına, başucuna yerleştirir.
    Kendisiyle birlikte yaşayan en yakın kırk adamını muhafazasına tayin eder. Has
    Odalılar devlet ve padişah hizmetlerinin yanı sıra Hırka-i Saadet’i muhafaza
    edecekler, gereken hürmeti gösterecekler, yirmi dört saat yanında Kur’an-ı Kerim
    okuyup nöbet tutacaklardır. Beş asırlık bu nöbet halen devam ediyor.

    Günümüzde Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde bulunan emanetlerin hepsi
    Yavuz Sultan Selim’le birlikte gelmiş değil. Sahabilerin Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü
    vesselâm Efendimiz’den hatıra olarak saklayıp rahmet-i ilahîye vesile bildikleri
    emanetler kendilerinden sonra nesilden nesile taşınmıştı. Ailelerin ve resmi
    kurumların elindeki bu emanetlerin önemli kısmı zaman içinde padişahlar nezdinde
    toplandı. Kâbe ve Peygamber Efendimiz’in (sas) kabrinin tamirinden çıkan parçalar
    ile geçmiş peygamberlere, Sahabilere ve İslâm büyüklerine ait hatıraların da
    ilavesiyle 20’inci asra gelindiğinde Topkapı Sarayı’nda maddi ve manevi açıdan
    değer biçilemeyecek bir hazine meydana gelmişti.

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  4. #4
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Emânât-ı Mübâreke, Osmanlı Sarayı’nda devamlı imtiyazlı bir mevkide bulunduruldu.
    Hepsi kıymetli kumaşlardan som sırma işlemeli bohçalara sarılıp altından, gümüşten,
    sedef kakmalı ahşaptan sandıklara konulurdu. Sandıklar padişahın mührüyle mühürlenir,
    altın/gümüş anahtarları padişah namına silahdar ağada bulunurdu. Padişahlar
    Rida-i Cenab-ı Peygamberî’nin (Hırka-i Saadet’in) muhafızı olmakla iftihar ederler,
    gece gündüz tazim ve hürmette kusur etmezlerdi. Sarayda yanıbaşlarında bulundurdukları
    gibi gittikleri seferlere de beraber götürürlerdi. Her yıl Ramazan ayının on
    beşinde gerçekleştirilen Hırka-i Saadet ziyareti Osmanlı protokolünün en önemli
    törenlerindendi.


    Peygamber Efendimiz’in (sas) şanlı sancağı, saraydan çıkarılıp sancak alayı
    ile harbe gönderilirdi. Padişahlar Hırka-i Saadet Dairesi’nde yaşadıkları gibi
    vefatları vukuunda cenazeleri de burada yıkanıp kefenlenirdi.

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  5. #5
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    İki Cihan Sultanı (sas), çeşitli devlet büyükleriyle birlikte Bizans İmparatoru
    Herakliyus’a da bir elçi ile İslam’a davet mektubu göndermişti. Herakliyus,
    gerçeği bildiği halde adamlarının kendisine inanmayacağından ve saltanatı kaybedebileceğinden
    korktuğu için iman etmedi. Fakat Resulullah’ın (sas) mektubunu altın bir mahfazanın
    içine yerleştirip sakladı. Peygamber Efendimiz (sas) Herakliyus’un inanmamakla
    kendisine yazık ettiğini söyleyip, mektubunu muhafaza ettikleri müddetçe evlatlarının
    saltanatının devam edeceğini bildirmişti. Tarihçiler hicretten 7 asır sonra
    bile aynı ailenin bu mektuba gösterdikleri saygı sebebiyle saltanatta bulunduklarını
    kaydeder. Ecdadımız da Allah’ın Habibi’nin (sas) izinde, gül kokusunu taşıyan
    hatıralarının gölgesinde iken rahmet-i ilahiyyenin rüzgarından istifade edecekleri
    itikadında idiler.


    İngilizler, emanetler konusunu Lozan’da masaya getirmek istediler. Filizlenmekte
    olan yeni Türk devleti böyle bir konuyu hiçbir şekilde tartışmaya açmadı.Mukaddes
    Emanetlerin, milletimize tevdi edilmiş bir vedia olarak muhafazasına devam edildi.
    1960’lı yıllarda bir kısmı Topkapı Sarayı Müzesi’ne bağlı olarak ziyaretçilere
    açıldı. Birçoğu ise eskiden olduğu gibi kıymetli muhafazaları içinde kamuoyundan
    gizli kaldı. mukaddes Emanetler ilk kez bir kitap ile günyüzüne çıkıyor. Topkapı
    Sarayı müdür yardımcılarından Hilmi Aydın tarafından yazılan ve Işık Yayınları’nca
    basılan “Hırka-i Saadet Dairesi ve mukaddes Emanetler” isimli kitap mukaddes
    Emanetler’i arkalarındaki Asr-ı Saadet’e kadar ulaşan hikayeleriyle birlikte
    anlatıyor. Hazırlanışında araştırmacı Ahmet Doğru’nun da önemli katkısı olduğu
    belirtilen eserde emanetlerin birçoğunun ilk kez çekilmiş fotoğraları da yer
    alıyor.

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  6. #6
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Birinci Dünya Savaşı’nda Medine’nin teslimi söz konusu olunca şanlı Medine
    Müdafii Fahreddin Paşa, Mescid-i Nebevi’de bulunan bir kısım emanetler ile,
    yüzyıllar boyunca hükümdarlar tarafından buraya vakfedilen ve Resûlullah’ın
    (sas) komşuluğunu yapan kıymetli eşyaları zayi olmaması için trene yükledi ve
    İstanbul’a gönderdi. İhtiyat mülazımlarından İdris Sabih Bey’in Medine Müdafaası
    sırasında Hazreti Peygamberimiz’e (sas) hitaben yazıp, Fahreddin Paşa’ya ithaf
    ettiği şiir, o günlerde yaşanan duygular kadar Emanât-ı Mübâreke’yi muhafaza
    edenlerin gönül dünyasını yansıtması bakımından da kayda değer özellikler taşımaktadır:
    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  7. #7
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Dünya ve âhiret EFENDİMİZ’sin


    Bir ulü’l emr idin emrine girdik;

    Ezelden bey’atli hakanımızsın.

    Az idik, sâyende murada erdik,

    Dünya ve âhiret sultanımızsın.
    Unuttuk İlhan’ı, Kara Oğuz’u;

    İşledik seni gözbebeğimize,

    Bağışla ey şefî’ kusurumuzu

    Bin küsûr senelik emeğimize.
    Suçumuz çoksa da sun’umuz yoktur,

    Şımardık müjde-i sahabetinle.

    Gönlümüz ganîdir, gözümüz toktur,

    Doyarız bir lokma şefaatinle.
    Nedense kimseler dinlemez, eyvâh!

    O kadar sâf olan dileğimizi

    Bir ümmî isen de Yâ Resûlallah,

    Ancak sen okursun yüreğimizi.

    Suları tükendi gülâbdanların,

    Dinmedi gözümüz yaşı, merhamet.

    Külleri soğudu buhurdanların,

    Aşkınla bağrını yakmada millet.
    Gelmemiş Türkçe’de Lebid, Hassân’ın,

    Yok bizde ne Bürde, ne Muallaka.

    Yolunda baş veren Âl-i Osman’ın,

    Lâl ile yazdığı tarihten başka.
    Ne kanlar akıttık hep senin için,

    O ulu Kitâb’ın hakkıçün aziz...

    Gücümüz erişsin ve erişmesin,

    Uğrunda her zaman döğüşeceğiz.
    Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz,

    Can verir, cânânı veremez Türkler.

    Ebedi hadim’ül haremeyniniz,

    Ölsek de Ravza’nı rûhumuz bekler.


    HIRKA-İ SAADET DAİRESİ


    Hırka-i Saadet

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  8. #8
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    124 cm boyunda, siyah yünlü kumaştan hırkanın içi daha kaba şekilde dokunmuş
    krem renk yünlü kumaşla kaplanmıştır. Yer yer yıpranmış durumdadır. Resulullah
    (sas) tarafından Züheyr oğlu Ka’b’a verilen hırkadır.
    Hırka-i Saadet Dairesi, adını Peygamber Efendimiz’in (sas) şair Ka’b bin Züheyr’e
    huzur-ı saadetlerinde Müslüman olduğunda hediye ettiği hırkadan alıyor. Arapların
    meşhur şairlerinden olan Ka’b, İslamiyet aleyhindeki şiirlerinden ve sözlerinden
    dolayı Peygaberimiz’in (sas) nerede görülürse öldürülmesi emrine muhatap oldu.
    Daha önce Müslüman olan kardeşinin ikazı üzerine, hakkındaki ölüm emrine aldırmadan
    Medine’ye geldi, Mescid-i Nebevi’ye girdi. Peygamber Efendimiz’e Müslüman olan
    bir kimsenin geçmiş hatalarının bağışlanıp bağışlanmayacağını sordu. Müspet
    cevap alınca “Bu, Ka’b olsa da mı?” diye ilave etti. Allah Resûlü bu soruya
    da olumlu cevap verdi. Ka’b (ra) kimliğini açıklayıp Kaside-i Bürde ismiyle
    tarihe geçen eserini okumaya başladı. “Muhammed Aleyhisselâm kınından çıkmış
    bir kılıçtır / Cihan onun nurundan feyz alır” mısraına gelince Efendimiz (sas)
    sırtındaki hırkasını çıkardı, şairin sırtına bıraktı. Ka’b, Hazreti Peygamber’in
    (sas) gül kokusunu taşıyan bu hırkayı ömrü boyunca muhafaza etti, çok yüksek
    fiyat teklif edilmesine rağmen bir ipliğini feda etmedi. Muaviye tarafından
    varislerinden alınıp halifelere geçen hırka, Yavuz’la birlikte İstanbul’a geldi.



    Hırka-i Saadet sırma işlemeli yeşil atlastan bohçalara sarılıp altın bir çekmeceye
    konulur. Bu çekmece de aynı şekilde bohçalara sarılıp büyük altın bir sandığa
    yerleştirilir.


    Sancak-ı Şerif
    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  9. #9
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Peygamber Efendimiz’in (sas) zamanında yapılan harplerde ashaptan her birlik
    ayrı bir sancak taşırdı. Bizzat Peygamber Efendimiz’e (a.s) mahsus olan Sancak-ı
    Şerif ise Ukab ismini taşır. Hazreti Aişe’ye ait siyah yünlü bir kumaştan yapılmıştır.
    Sancak-ı Şerif, Cenab-ı Peygamber’in (sas) âlem-i cemâli teşriflerinden sonra
    sıra ile dört halifenin emanetinde olarak harplerde ordunun önünde taşındı.
    Daha sonra da Emevi ve Abbasi halifelerine intikal etti. Bağdat’ın Moğollar
    tarafından işgali üzerine Mısır’a kaçan Abbasi halifesi, Sancak-ı Şerif’i de
    diğer emanetler ile birlikte Mısır’a götürdü. Mısır’ın Yavuz Sultan Selim Han
    Cennetmekân tarafından alınması üzerine Osmanlılara geçti. Ukab, zamanla yıpranıp
    adeta toz haline geldiği için Osmanlılar yeşil atlastan yenisini diktirip üzerine
    aslından parçalar eklediler. Harpler sırasında Sancak-ı Şerif, Sancak Alayı
    denilen bir törenle saraydan çıkarılır, orduyla birlikte sefere giderdi. Bu
    sırada seyyidlerden oluşan bir cemaat tarafından yanı başında gece gündüz Fetih
    Sûresi okunurdu.


    Mühr-i Saadet

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

  10. #10
    Ehil Üye beylikdüzü73 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Apr 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul/beylikdüzü
    Mesajlar
    1.163

    Standart

    Hz. Muhammed (sas) yabancı devlet reislerine İslam’a davet mektupları yazdırırken
    taşı akikten, halkası gümüşten yüzük şeklinde bir mühür yaptırmıştı. Bu mühür
    sıra ile Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a geçmiş, ancak Hz. Osman tarafından
    Eris isimli kuyuya düşürülmüş ve günlerce aranmasına rağmen bulunamamıştır.
    Tarihçiler bu mührün kaybolmasından sonra Müslümanlar arasındaki birliğin bozulduğuna,
    devam edip gelen fitnelerin o zaman ortaya çıktığına dikkat çekerler. Hz. Osman
    bunun üzerine aynı yazıyı taşıyan başka bir mühür yaptırarak kullanmıştır.mukaddes
    Emânetler arasında bulunan ve Bağdat’ta ele geçirilerek İstanbul’a getirilen
    mührün bu mühür olduğu tahmin edilmektedir. 1 cm. uzunluğunda olup, kırmızı
    akik taşından yapılmıştır. Üzerinde kûfî hatla “Muhammed Resulullah” yazan bu
    mühür hakkedilmiştir.


    Name-i Saadet

    ________________

    Andolsun ki Duha'ya
    Ve leyl-i iza seca'ya
    Rabbin ne terkeder seni,
    Ne darılır sana.
    ________________
    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kutsal Emanetler
    By ecrin54 in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 09.02.09, 21:02
  2. kutsal emanetler
    By Melis in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 09.02.09, 20:03
  3. Kutsal Emanetler
    By HEVAL in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 12.01.09, 11:10
  4. Kutsal Emanetler
    By dertas in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.09.06, 11:09

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0