Kaybolan tebessümlerTohum!
Meselâ en küçücüklerinden düşünelim. Bir kır menekşesi, bir incir...
Birisinde küçük bir çiçek, birisinde koskocaman bir ağaç. İkisi de aynı büyüklükte bir noktada gizli olsa da, içindeki yazılar, kitaplar ayrı.
Rabbim, işte böyle, bir kitabın küçük bir nüshasını, bir noktaya dürer, büker koyar. Sonra o nokta çözülüp, bahar olanda, içinde yazılı kitabı açar, okutur Rabbimin izni ile.
Daha sonra o bir nokta, öyle bir noktalanır ki, aynı kitabın binler nüshasını avuçlarına doldurup, saçar gelecek baharın sinesine.

Yine menekşe dolar dağlar, bayırlar, bahçeler...
Yine incir fideleri baş gösterir, harabelerin çatlaklarında, eski evlerin diplerinde. Bire bin, hatta milyon bereketle şenlenir âlem.

İnsan da içinde kâinatı saklayan bir nokta. Bir nokta ki, yoğrulup çözülünce bir saray kurulur üzerinde. Dalından koparılıp dünyaya gönderilince, dudaklarında goncalaşan cennet misali tebessümlerle, gönüllerde sevgi gülleri açtırır. Dudaklarındaki tebessüm goncasını görebilmek, ondaki saflığı, güzelliği tadabilmek için, saatlerce şirinlikler yapar ona büyükleri.

Zaman geçer, o çocuk gülmeyi unutur. Cennetten getirdiği tebessümü hatırlamaz olur. Ona, ebedden getirdiği tebessümü, tekrar ebede ulaştırabileceği yollar tıkanmıştır çünkü.

Ona dünyanın oyalayan, aldatan yüzü gösterilmiştir. Ebede dönük ve ebede götüren, Cenab-ı Hakkın güzel isimlerinin cilveleriyle parıldayan ve ebede çağıran yüzü gösterilmemiştir.
“Dünyaya dalmak” denir ya hani…
Ne kadar dünyaya dalsa da, hatta en tatlı, en hoş meşguliyetler içinde boğulsa dahi, kaybettiği tebessümünü yine bulamayacaktır.
Yönünü döndürüp, ebede bakmadıkça...
Gülüşleri, bebekliğindeki gibi hiç kimseyi etkilemeyecek, tebessümleri üşütecek, kahkahaları kendi mutsuzluğuna gülüyormuşçasına anlamsızlaşacaktır.


Aynalarda baktığı yüzü kendisine yabancı, gözleri fersiz ruhu bedenine uyuşmadığı için yersiz yurtsuz kaldığından, gördüğü aksinden kaçmaya çalışarak, aynalara sırf kıyafetini düzeltmek için bakacak.
O, yabancılaştığı, tanıyamadığı, ısınamadığı, kaçmak istediği kişi değil miydi, şu dünyaya cennet tebessümleriyle gelen? Neden, nereye, niçin kaçıyorsun?
Sen menekşeden, incirden aşağı mısın? Onlar kaç bahardır, hâlâ taze, hâlâ güzel, hâlâ saf, hâlâ tebessümler dağıtmaktalar.
Neden?
Çünkü, Cenab-ı Hakkın onlar için takdir ettiği hayat programının dışına çıkmıyor ve sadece Allah için, Onun adına hareket ediyorlar.


İçinde, çok derinlerde bir yerlerde kaybolmuş, o saf, masum, Allah adına olan tebessümü ara, bul. O tebessümün derin manasını yakala.
Onun içinde baharlar gizli. Bahara erdirecek güzellik ve derin anlamlar gizli. Eğer sen de bahara ermek ve hep bahar kalmak istiyorsan, kaybettiğin ebed tebessümünü bulmaya çalış. Çok uzaklarda değil, eminim ki, içinde bir yerlerde gizlidir.
Kök salmadan filiz verilir mi?
Köklerini dışına doğru değil, iç âlemlerine doğru gönder. Ola ki, bir hakikate tutunur, aydınlığa çıkarsın.


Hülya Kartal