Bayramlar bayram ola!



Mânevî duyguların üç aylarla birlikte artış gösterdiği günleri geçirdik. İçinde Regaib, Mi'rac, Berat ve Kadir Gecelerinin olduğu günleri idrak ettik.

Ömrümüzden bir Ramazan ayı daha geçti. Daha yeni gelmişti. “Merhaba ey Şehr-i Ramazan” diye karşılamıştık. Günler ne çabuk geçti. Müezzin efendiler bizlere teravihlerde güzel ilâhiler söyleyerek namazlarımızı süslemişlerdi. Baki kubbelerde “hoş sedalar” bıraktılar. İlk günlerin heyecanıyla şu mısralar kubbelerde yankılanmıştı:

“Mübarek Ramazan geldi,
Mescitler nûr ile doldu.
Mevlâm bize kerem kıldı,
Gafil olma uyan insan.

Bu günler her zaman gelmez,
Her kul bu günlere ermez.
Mevlâm bize kerem kılmaz,
Gafil olma uyan insan.”

Sayılı günler bitti işte…
Ramazandan ayrılmanın hüznü çöktü üzerimize.
Sevinçle karşıladığımız Ramazanı hüzünle uğurladık.

Bayramda bir nefis muhasebesi yapsak mı?
Ramazandaki faaliyetlerimiz bizim için ne ifade etti?
İbadetlerimizle Rabbimizi razı edebildik mi?
Bazı bahanelerle görevlerimizi erteledik mi?
Bu belki de bizim son Ramazanımız olduğunu düşünerek hareket edebildik mi?
Hayatımıza bir Ramazan havası verebildik mi?
Bayram yapmaya yüzümüz var mı?

Gelecek Ramazana tekrar kavuşmak dileğimizdir. Şimdi bayrama ulaşmanın sevincini yaşayalım. Ama!..

Üstadın yazdığı mektuplarda o günlerin güzel hatıralarını buluyoruz. Meselâ bir mektuba şu sözleriyle başlıyordu: “Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim, dünyada medâr-ı tesellilerim ve berzah yolunda nurânî yoldaşlarım ve mahşerde İnşaallah şefaatçilerim! Sizin, hem Leyle-i Kadrinizi, hem bayramınızı bütün ruh u canımla tebrik ediyorum, tes’id ediyorum.” 1

Bir başka mektubunda da “Cenâb-ı Hak, bu bayramın sürurunu, hakikî ve geniş ve umumî sürura mukaddeme ve vesile eylesin. Âmin” 2 diyordu. Bayram sevincinin hakikî, geniş ve umumi sevinçlere başlangıç olması ne güzel bir şey değil mi?

Bu sözlerde bir sınırlama yoktu. Herkesi kucaklayan ifadeler. Dünyanın ve insanlığın bayrama ne kadar ihtiyacı var. Çünkü dünyanın pek çok bölgesinde kan ve gözyaşı akıyor. Ya Rabbi şu bayram hürmetine akan kan ve gözyaşlarını dindir! Dünyaya huzur ve barış getir! Âmin.

Bayramlarda hediyeleşmek güzel bir âdet, sünnete de uygun bir davranış. Bunların kalıcı olması daha da güzel! Meselâ bu hediye güzel bir kitap olamaz mı?

Bediüzzaman kendisine bayram hediyesi olarak gönderilen—muhtemelen elle yazılan risâleler—bayramlıklara çok sevinir. Bunu şu sözleriyle dile getirir: “Sizin bu mübarek bayramın hediyesi olarak gönderdiğiniz nurlu kalem hediyelerinizi o kadar kıymettar görüyorum ki tarif edemem.

Cennetü’l-Firdevste âb-ı kevser destileri gibi, kemal-i iştiyâk ve şükranla ve sürurlu gözyaşıyla kabul edip başıma koydum. Böyle elmas kılıç gibi kalemleri ve hakikat kahramanlarını Risâle-i Nur’a ihsan eden Cenâb-ı Hakka hadsiz hamd ve şükrederim.”

Bayram hediyeleri o kadar değerli ki, Cennette Kevser suyu taşınan destilere benzetilmektedir. Üstad Said Nursî, talebelerinin bu hediyelerine duâ ile karşılık veriyor ve diyor ki:

“Sizlere de o mübarek kitapların yazılarının her bir harfine mukabil Cenâb-ı Erhamürrâhimîn on hasene ihsan eylesin diye niyaz ediyorum.”

Eskiden tebrik kartları vardı. Özellikle Postahane önlerini süslerlerdi. Bayramlar yaklaşırken genç-ihtiyar oralara koşardı. En güzel kartpostallar seçilirdi. Sevdiklerine bayram tebrik mesajları özenle yazılırdı. Gelen tebrikler yıllarca saklanırdı.

Şimdi onların yerlerini cep telefonları, e-mailler aldı. Bu güzel günlerin hatırasını birbirlerimize hiç olmazsa mesajlarla hatırlatalım. Fırsat bulabilirsek ziyaret edelim. Hiç tanımadığımız birisiyle bayramlaşalım. Uzanan el sizden olsun. Belki onun kalbini kazanırız. Bayramlarımız bayram olsun!..

NOT: Kıymetli okuyucularımın Ramazan Bayramlarını tebrik eder, hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

Dipnotlar: 1- Kastamonu Lâhikası, s. 68, 2- Aynı eser, s. 70,


AHMET ÖZDEMİR