Ah bu âhirzaman Ramazanları…



Ramazan bizlere veda ediyor. Bir Ramazan yazısı yazmam gerekiyor. On bir ayın sultanı aramızdan ayrılırken içimi kaplayan hüzün zaten zorlaştırıyor yazmamı.

Neyi, nasıl yazacağımı karıştırıyorum. Elim kalemime dolanıyor. Zihnim ise bir yandan Ramazan’ın mânevî atmosferiyle soluklanmaya çalışırken, diğer yandan âhirzamanın o insanı Ramazanda dahi bırakmayan halleriyle boğuşuyor. Ah bu âhirzaman Ramazanları…

Bir önceki Ramazan’da bu ahirzaman Ramazanların hallerinden bir hâli yazmışım. Ramazan’ı, iftar vaktini ya da iftarı kendine göre yorumlayan, kendi ölçülerine göre anlam veren bir âhirzaman tablosunu çizmişim. Şimdi de böyle bir yazı mı kaleme almalıyım?

Âhirzaman’ın namaz tesbihatında “nüfûsu’l-emmârâtü’l-firavniyye” olarak isimlendirilen, sevdiğim bir yazarın adına “kolektif nefs-i emmâre” dediği bizi dünyaya çağıran düşünce yapısını mı anlatmalıydım yine? Onun kurduğu tuzakların âhirzaman Ramazanlarını da etkileyebildiğini anlatmalı mıydım? Ah bu âhirzaman Ramazanları…

Çünkü âhirzaman Ramazanları, hem âhirzamandı,—dolayısıyla âhirzaman’ın imânî temellerden yoksun şartlarının hüküm sürdüğü bir zaman dilimiydi.—hem de Ramazan’dı—dolayısıyla Ramazan’ın manevî, iman temelli şartlarının da biraz olsun hükümfermâ olduğu zaman dilimiydi.

Bir tarafta teravih için dolan camiler, diğer tarafta oruca saygıdan yoksun sokaklar. Bir tarafta okunan hatimler, diğer tarafta tesettürsüzlüğün bu ay içinde dahi örtülemediği sokaklar. Bir tarafta dünyanın çağrısına kulak tıkayıp diğer insanlara yardım eden mü’minler, yardım dernekleri, diğer tarafta bu derneklerin birinin sû-i istimâl edilmesi ve bu durumun getirdiği güvensizlik duygusu… Ruhum bu birbirine uzak haller arasında boğulmamak için çabalıyor… Ah bu âhirzaman Ramazanları…

Anlıyorum ki Ramazan’a dair benim bakış açımda da problemler var. Çünkü bu hallerin hepsinde yaşadığım çağın, yaşadığım toplumun izleri var. Âhirzamanın istediği gibi bakıyorum hayata ve Ramazan’a… Bu açıdan anlamlar yüklüyorum. Böyle olunca bulanıyor görüntüler. Karışıyor zaman, karıştırıyor ruhumu… Ah bu âhirzaman Ramazanları…

Oysa Ramazan Kur’ân ayı idi. Kur’ân’ın üzerimize rahmet olarak indirildiği aydı. Oysa Ramazan Hatemü’l-Enbiya’ya (asm) Cibrîl’in emir getirdiği, O Server-i Zîşan’ın “beni örtün” dediği Hâtice-i Kübrâ Validemizin Rahmet Peygamberini merhamet ile örttüğü, müjdelediği aydı. Yine Kur’ân’ın ifadesiyle Ramazan bu yüzden üzerimize rahmet olmuştu…

Tam da bu noktada Kur’ân’dan, Kur’ân asrından, Kur’ân’ın indiği Zat’tan (asm) zamanımıza yansıyan, aynı zamanda âhirzamanın bakış açısından kendini kurtarabilmiş bir bakış açısı, bir nur arıyorum. Neyse ki böyle bir nur var…

Bu nur, 19. Söz’ünde Peygamberimizi doğru anlamak için “Asr-ı Saadete, Ceziretü’l-Arab’a gideriz” diyor. Çünkü bu zamanın hükümleriyle, bu zamanın düşünce sistemiyle o yüksek Dellâl’ı (asm) anlamak ne mümkün. Ancak zamanı atlayıp, tarih ve siyer gemisine binip onu (asm) vazife başında görmek gerekiyor.

Sonra bu nur, pek çok yerde aynı ölçüyü Kur’ân için de veriyor. Âyetü’l-Kübrâ’sında (ve 25. Söz’ün zeylinde) “Sebbehâ lillahi mâ fîs-semâvâtü ve’l-arz” âyetinin belâgatını göremediğini söyleyene “Sen dahi bu seyyah gibi o zamana git, orada dinle” deniliyor. Çünkü ancak cahiliyye karanlıklarını düşününce daha net anlaşılıyor âyetin getirdiği nur…

İşte, “galiba benim problemim de bu” diyorum kendi kendime. Risâle-i Nur’un bu bakış açısıyla yazıldığını anlıyorum. O benim etkilendiğim şeylerden etkilenmemiş. Böylece Resûl-i Kibriyâ’yı ne güzel anlamış, Kur’ân’ı ne güzel tefsir etmiş. Ben de Ramazan’a böyle bakmalıyım…

Böyle bakmalıyım ki, âhirzaman Ramazanları, hiç değilse bir nebze Asr-ı Saadet Ramazanlarına dönüşsün. Böyle bakmalıyım ki, Ramazanın âhirzamandan kaynaklanan kötü halleri hiç değilse ruhumda yer etmesin. Böyle bakmalıyım ki, Kur’ân âyetlerini hiç değilse bu Ramazan’da başka hiçbir ölçüyle değerlendirmeden, yargılamadan anlamaya çalışabileyim. Böyle bakmalıyım ki Ramazanda dahi bitmeyen dar görüşlülerin, dar düşüncelilerin birbirleriyle çekişmelerinden, dünyanın ve içindekilerin tahakkümünden biraz olsun kendimi çekebileyim…

Bu bakışı kazanmam bu açıyla yazılmış Nur’larla mümkün. (Zaten Ramazan Risâlesini bu nazarla okumak bile bize çok şey anlatıyor) Yine bu bakış açısını kazanmam, bir dahaki Ramazanları da “ah bu âhirzaman Ramazanları” sızlanmaları ile geçirmemem için gerekli.

Belki biraz zor ama imkânsız değil…

Tebrik: Geçmiş Kadîr Gecenizi, Ramazanınızı ve gelecek bayramınızı tebrik eder, samimî ve hususî duâlarınızı her zaman olduğu gibi yine beklerim.



AHMET TAHİR UÇKUN
28.09.2008
Yeni Asya