+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 17

Konu: Kadir Gecesi ve Kadir Sûresi

  1. #1
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Exclamation Kadir Gecesi ve Kadir Sûresi

    Kadir Gecesi ve Kadir Sûresi



    Bereketli geçmekte olan bir Ramazan-ı Şerif’in Kadir Gecesini—İnşaallah—idrak etmiş bulunmaktayız.

    Dayanışma ve kaynaşma yüklü bir mevsimin çok önemli bir dilimi sayılır bu gece.

    Kuşkusuz bu geceyi önemli hâle getiren husus, Kur’ân-ı Kerim’de doğrudan doğruya konu edinilmesidir.

    Hatta Kadir Gecesi o kadar önemlidir ki, yılın herhangi bir gecesinde olabileceği ifade edilmiş; Ramazan-ı Şerif’in herhangi bir gecesinde ya da tekli gecelerinde olabileceği düşünülmüş ve nihayet Ramazan-ı Şerif’in son on günü içerisinde olabileceği de dile getirilmiştir.

    Ancak ağırlıklı olarak yirmi yedinci geceye işaret edildiğinden İslâm dünyasında bu gece kabul görmüş ve ihyâ edilegelmiştir.

    Bu gece son derece önemli ve kıymetli bir gecedir. Kur’ân-ı Kerim’in 97. sûresi bu gecenin ismini taşımakta ve şöyle başlamaktadır:

    “Şüphesiz, biz onu Kadir gecesinde indirdik.” (Kadr Sûresi, 1. âyet).

    Kur’ân-ı Kerim’in bu gece inmeye başladığını ifade eden bu cümle gecenin kıymetini arttırmakta ve Kur’ân ile onurlanan bir gece olduğunu vurgulamaktadır. Öyle bir kıymet ve değer ki ancak Allah takdir edebilir; haddini ve hesabını sadece O bilir. Nitekim hemen arkasındaki âyette bu kıymetin boyutuna işaret edilmiş ve şöyle buyurulmuştur:

    “Kadir Gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin!” (Kadr Sûresi, 2. âyet).

    Öyle ya Yüce Allah bildirmedikten sonra kim nereden bilebilir ki! Hz. Peygamber’e de bildiren ve öğreten O!


    Müteakip âyette de ortaya atılan sorunun cevabını okuyoruz:
    “Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır.” (Kadr Sûresi, 3. âyet).

    Bin ayın seksen üç seneden fazla yaptığı düşünülürse ve bu rakamın bir insan ömrüne denk düştüğüne dikkat edilirse bu gecenin mahsulatı daha iyi anlaşılır. Demek ki hakkıyla ihyâ edilirse bir ömür kadar sevap kazandırabilir.

    “İhya” sözcüğünün “canlandırma”, “can verme” ve “hayat sunma” anlamlarına geldiği göz önünde bulundurulursa bu gecenin dolu dolu geçirilmesi gerektiği anlaşılacaktır.
    Öyleyse bu gece ne yapabiliriz:

    Her şeyden önce samimi ve ciddî bir dönüşle Yüce Allah’a sığınmamız gerekir. Ayrıca, kendimize, ailemize, yaşayan ve ölen tanıdıklarımıza, dostlarımıza ve bütün İslâm âlemine içten duâ etmek önemli görevlerimiz arasında olmalıdır. Kuşkusuz Kur’ân gecesini Kur’ân okuyarak ve—varsa—kaza namazlarımızı kılarak geçirmek de yapabileceğimiz güzel faaliyetlerdendir.

    Unutulmamalıdır ki, geceyi ihyâ etmek sadece uykusuz kalmak anlamına gelmez. Asıl yapılması gereken geceye can vermektir; canlandırmak ve canlı tutmaktır.

    Çünkü:“Melekler ve Ruh o gecede, Rablerinin izniyle her türlü iş için iner de iner.” (Kadr Sûresi, 4. âyet).

    Başta Cebrail (as) olmak üzere pek çek meleğin dünyamızı onurlandırdığı bu geceyi önemli bir ganimet ve fırsat bilerek yararlanma yoluna gitmeliyiz.

    Sırf bu geceye tahsis edilmiş bir ibadetin olmaması bizlere rahat hareket etme imkânı sunduğundan “yapabileceğimiz” her hayrın makbul olabileceğini düşünebiliriz. İçten ve samimice ne yapabilirsek kârdır ve önemli bir yatırımdır.

    Sahip olduğumuz herhangi bir kötü alışkanlığı terk etmeye söz vermek bile bu geceyi ihya etmiş sonucuna bizi ulaştırabilir.

    Bu gece tövbe gecesi, bu gece duâ gecesi, bu gece yalvarış gecesi, bu gece kırık gönülleri onarma gecesi ve bu gece önemli bir fırsat gecesi…

    Kadir Gecesi ile ilgili sûrenin son âyetinde ise sabaha kadar devam edecek olan güzellik, bereket ve huzura işaret edilmektedir:

    “O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.” (Kadr Sûresi, 5. âyet).

    İnşallah, Kadir Gecesi olan bu gecenin kadrini bilmemiz ve şanına lâyık bir tarzda ihya etmemiz dileğiyle…

    Gecemiz mübarek olsun efendim!

    MEHMET C. GÖKÇE
    26.09.2008
    Yeni Asya


  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Mehmet C. GÖKÇE
    En sevgili




    İnsanoğlu, -yapısı gereği- en çok sevdiğini korumak kollamak, izlemek ve beraberinde bulunmak ister. Bu sevgi bazen bir kişiye, bazen bir eşyaya, bazen de bir düşünce ve mefkûreye yöneltilir. Hatta bazen sevginin karşılıksız kalması kişiyi mutsuzluğa dûçâr eder. Öyle ya şairin deyimiyle:
    Kişi, her dilediğini elde edemez;
    Bazen rüzgâr gemicilerin istemediği yönden esebilir.
    Bu noktada asıl önemli olan, sevgide samimî olmak ve içten esen bir sevgi şuuruna sahip bulunmaktır. Kuşkusuz kontrollü sevgi, kişiyi sıkıntıya sokmaz; neyi/kimi, neden ve niçin sevdiğini ya da sevmesi gerektiğini bilmek bu mantığın ana unsurunu teşkil eder.
    Sevmek de sevilmek de “karşılık” gördüğü takdirde daha anlamlı hâle gelir. Meselâ, Hz. Peygamber’in (asm) bizi ne kadar sevdiğini biliyor muyuz, bize ne kadar bağlı ve bağımlı olduğunun farkında mıyız?
    Dilerseniz bu sorunun bir cevabını Allah kelâmı Kur’ân-ı Kerim’den birlikte dinleyelim:
    “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe 9/128)
    Şu sevgiye bakın ki:
    a) Her şeyden önce o, bizden biri; aramızdan çıkmış bulunmakta ve Yüce Allah kendisini çok üstün kıldığı halde seviyemize inerek bizi muhatap kabul etmekte ve Rabbinin emirlerini bizimle paylaşmaktadır. Görevini tam anlamıyla yerine getirmekte ve tebliğ vazifesini ihmal etmemektedir.
    b) Bizim zahmete uğramamız ve sıkıntı çekmemiz onu çok üzmekte; ona ağır gelmekte ve son derece üzülmektedir. Kendi sıkıntısına önem vermez ama bizim sıkıntıda olmamıza tahammül edememektedir. Bizim rahatımız için pek çok sıkıntıyı göğüslemekte ve adeta kendisini bizim için feda etmektedir.
    c) Bizim uğrumuzda çektiği sıkıntılar sadece fizikî sıkıntılardan ibaret değil; içten ve kalben üzülmekte ve adeta kalbi bizim için titremektedir.
    d) Bizim hatalarımızla değil; engin hoşgörü ve müsamahasıyla bize muâmele etmekte şefkat ve merhametin zirvesini bizim için kullanmaktadır. Yanlış yapmamıza rağmen o; bize acımakta, üzerimize titremekte ve bizi sevgiyle kucaklamaktadır. Hatta bu dünyada bizim için çektiği cefalarla yetinmemekte; kendisine tanınacak imkânların en güzelini âhiret yurdunda da bizim için kullanacağını beyan buyurmaktadır.
    Kendisine kulak verelim:
    “Her Peygamberin, mutlaka kabul edilen müstesna bir duâsı vardır. Ben, bu istisnai duâmı, Allah kısmet ederse, mahşer günü ümmetim nâmına şefaat olarak kullanmak üzere saklamaktayım.”
    Hatta Yüce Allah, kendi zatını sevmemizin Resûlüne uymakla ispatlanabileceğini belirtmektedir. Yani, Allah’ı sevdiğimizi iddiâ ediyorsak, bunun ispatı Resûlüne uymaktan ibarettir. Nitekim Yüce Allah buyuruyor ki:
    “Ey Resulüm! De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” (Al-i İmran 3/31)
    Evet, görüldüğü gibi; Allah’ı sevdiğini ileri süren mü’min, O’nun peygamberine uymak ve emirlerini yerine getirmek durumundadır. Böylece Allah’ın sevgisi ile birlikte af ve mağfiretini de hak eder.
    Bizi çokça seven ve içtenlikle üzerimize titreyen Hz. Peygamber’i (asm) sevmemiz, her an onun hayaliyle yaşamamız ve ona karşı olan görev ve sorumluklarımızı yerine getirmemiz gerekmez mi?
    Çünkü Kur’ân’ın deyimiyle:
    “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha yakındır.” (Ahzab 33/6)
    Bize bu kadar düşkün olan Peygamber’in (asm) bize bizden daha yakın ve öncelikli olmasından daha tabiî ne olabilir ki!
    Kur’ân, onun için yapmak durumunda olduğumuz bir başka görevi de şöyle hatırlatmaktadır: “Muhakkak ki, Peygambere Allah rahmet eder, melekler de duâ eder. Ey iman edenler, siz de ona teslimiyetle salât ve selâm getirin.” (Ahzab 33/56)
    Bu sevgideki ciddiyetimiz başka sevgilerimiz için de örnek teşkil eder. Sevgilerimizde samimî olmamız niyazı ile…

    13.04.2009

    E-Posta: gulistan_yeniasya@yahoo.com.tr



  3. #3
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Süleyman KÖSMENE
    Hoş gelen aylar: Üç aylar


    Farklı ve şok etkili ibadetleri bulunan günlere, aylara, yani Üç Aylara bugün girdik. İçinde mübarek geceler var, mübarek günler var, farz, vacip, sünnet farklı hükümlerde ve farklı şekillerde ibadetler var. Gündüzleri oruçla, geceleri namazla, zikirle, duâ ile ve niyazla geçirebileceğimiz bereketli ve feyizli zaman dilimleri var.
    Bu bereketli zaman dilimlerinde, diğer günlerde olduğu gibi, kalbimiz tek bir makama yönelecek, tek bir makamdan imdat isteyecek, tek bir makama arz-ı hâcet edecek, tek bir makamı zikredecek. Ahlâkımızı tek bir makamla olan ilişkilerimiz yönlendirecek. Kalbimiz hastalıklarına şifa kaynağı olarak yalnız Allah’ı bilecek.
    Bazı topraklar ve bazı mevsimler, diğer bazı örneklerine göre bir bereket fırtınası yaşarlar. Kimi topraklara kimi mevsimlerde ne ekseniz, hemen çimlenir, hemen yetişir ve hemen elinizden tutar. Bir verirsiniz, en az on katıyla hemen alırsınız. Bazen yüksek derecelere doğru katlanır bu verimlilik, yükselir. Bazen bire yüz, bire bin aldığınız olur.
    Kıraç ve verimsiz topraklara, bir de mevsiminin dışında bir şey ekmeye kalksanız, bir şey alamazsınız. Ne var ki, maneviyâtta merhamet daha yüksektir. Maneviyâtta toprağın verimsizini, kıracını, mevsimin olumsuzunu tamamen bizim iç dünyamız, yönelişimiz ve Allah’ın hadsiz rahmeti belirliyor. Hele biz bir yönelelim. Nerede, ne zaman, nasıl yönelmiş olursak olalım; Allah “onca fırsatları kaçırdın da, gelmedin” demiyor; bize rahmetiyle, merhametiyle, affıyla, mağfiretiyle, şefkatiyle mukabele ediyor. Biz O’na doğru yürürsek, O bize doğru koşuyor! Yani ezelî lütuflarını seferber ediyor, elimizden tutuyor, imdat çığlıklarımıza muhatap oluyor, cevap veriyor, bize yardım ediyor.
    Çünkü Yaratıcımız, bize çok merhametli. Bizim mutluluğumuz için hayrı da, şerri de sebep kılıyor. Hayır veriyor, şükredeni mükâfatlandırıyor. Şer veriyor, sabredeni mükâfatlandırıyor. Kur’ân bunu, “Belki sevmediğiniz şey, hakkınızda hayırlıdır”1 âyetiyle ilân ediyor.
    Bu üç aylarda ve üç ayların içinde bulunan muhtelif gün ve gecelerde rahmet-i Rahman’ın daha coşkulu bir rahmet ve daha büyük bir şefkatle bizi sardığı, bize yöneldiği, bu gün ve gecelerin mânevî yükselişimiz için, günahlarımızdan arınmamız için, tövbe ve istiğfar etmemiz için ve makbul bir kul olmamız için daha münbit ve daha verimli bir zemin teşkil ettiği konusunda çok sayıda haber mevcut. Başka zamanda bire on sevap getiren ibâdetler, bu aylarda, bu gün ve gecelerde bire yüz, bire yedi yüz, bire bin, bire on bin, bire yirmi bin, bire otuz bin mânevî kazanca vesîle olabilmektedir. Duâlar daha çok müstecâb olmakta, niyazlar reddedilmemektedir.
    Şimdi bu mesaj ve haberlerden bir demet sunalım:
    Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm buyurdu ki:
    “Recep Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan ise ümmetimin ayıdır.”2
    “Bu aya Recep denmiştir. Çünkü bu ayda Şaban ve Ramazan hürmetine büyük hayır ve hürmet lütfedilmiştir.”3
    “Beş gece vardır ki, onlarda yapılan duâ geri çevrilmez. Bunlar: 1- Receb ayının ilk Cuma gecesi olan Regâib Gecesi, 2- Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat Kandili, 3- Cuma Gecesi, 4- Ramazan Bayramı gecesi, 5- Kurban Bayramı Gecesi.”4
    “Şaban ayı, Receple Ramazan ayı arasında bulunan, insanların çoğunun değerini bilmediği bir aydır. Onda kulların amelleri Allah’a arz edilir. Ben amelimin ancak oruçlu iken Allah’a arz edilmesini isterim.”5
    “Şaban ayına bu ismin verilmesinin sebebi, bol ve bereketli hayırlar, onda oruç tutan kimse Cennete girinceye kadar dallanıp budaklandığı içindir.”6
    “Şaban ayının yarısı geldi mi, o geceyi ibadetle ihyâ edin, gündüzün de oruç tutun. Çünkü Allah Teâlâ o akşam güneş battıktan sonra dünya semasına tecelli eder ve der: ‘İstiğfar eden yok mu, affedeyim. Rızık isteyen yok mu, rızık vereyim. Hastalığa uğramış olan yok mu, afiyet vereyim! Keza, duâ eden yok mu, kabul edeyim!’ Bu böyle sabaha kadar devam eder.”7
    “Ramazan ayına bu ismin verilmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.”8
    “Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise Cehennem ateşinden kurtuluştur.”9
    Üç Ayların İslâm âlemi için ve bütün Müslümanlar için hayırlara ve bereketlere vesile olmasını Cenâb-ı Feyyaz-ı Mutlak’tan niyaz ederim.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  4. #4
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Rahmet mevsimi geldi, yarın Regaip Kandili
    İslam âleminin rahmet iklimi 'üç aylar' bugün başlıyor. Müslümanların heyecanla beklediği şükür mevsimi, Ramazan ayının yarı sıra, Miraç ve Berat kandilleriyle Kadir Gecesi'ni de bünyesinde barındırıyor.
    Mübarek ayların başlangıcı olan Recep'in ilk cuma gecesi yarın akşam 'Regaip Kandili' olarak kutlanacak. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu ayki dergisinde üç aylarla ilgili bir yazı kaleme aldı. Makalede, hicri takvime göre Recep, Şaban ve Ramazan'ı barındıran bu önemli zaman dilimini gündelik hayatın tekdüzeliğinden çıkıp sosyal barış ve huzurun bir vesilesi saymak gerektiği vurgulandı. Rahmet ikliminin, insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızı hatırlatması gerektiğine işaret edildi. Ülkemizde geçmişten bugüne üç aylar sevgisinin canlı kaldığı, tarihte olduğu gibi bugün de toplumun mübarek aylar geldiğinde hayatına olumlu anlamda yeni bir istikamet verdiği ifade edildi.
    Üç ayların günahlardan temizlenmek için bir fırsat olduğuna dikkat çekilen yazıda, 'kandiller geçidi' olarak adlandırılan bu dönemin, insanların hayatlarında otokontrol sisteminin kurulmasına yardımcı olduğu belirtildi. Kandiller ve Ramazan ayının, Müslümanlar için tövbe etmenin, manevi arınma ve kendini yenilemenin müjdecisi olduğu kaydedildi. Dünyevi meşguliyetlerden sıyrılıp insanların yaratılış gayesini düşünmesi için son derece değerli fırsatlar olduğunun altını çizdi.
    Bu arada yarın akşam kutlanacak Regaip Kandili dolayısıyla İstanbul'daki Şakirin Camii'nde TRT'nin Mevlit Programı gerçekleştirilecek. İstanbul Müftüsü Mustafa Çağırıcı'nın bir konuşma yapacağı program, saat 19.30'da yayınlanacak.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Süleyman KÖSMENE
    Bu gece Regâib gecesi


    Bu gece, yalnız Allah’a, yalnız Allah’ın rızasına, yalnız Allah’ın mağfiretine, yalnız Allah’ın muhabbetine, yalnız Allah’ın sevgisine, yalnız Allah’ın cemaline, yalnız Allah’ın ibadetine rağbet edeceğimiz müstesna bir gece. Bu gece Regâib Gecesi.
    Bu gece bütün istekler Allah’a arz edilir. Bütün duâlar Allah’a ulaştırılır. Bütün talepler Allah’a sunulur. Bütün rağbet edilenler Allah’a eriştirilir.
    Bir fakir kul, Padişahın kapısına varıyor, el açıyor, dertlerini ve ihtiyaçlarını sıralıyor, dileklerini arz ediyor. Ve, eğer saygıda kusur etmemişse ve eğer isteklerini samimi olarak dile getirmişse, isteklerinin tamamına kavuşuyor, dertlerinin tamamına derman buluyor, ihtiyaçlarının tamamını gördürüyor. Padişahın kapısından boş dönmüyor; huzur bulmuş, ağlayan yüzü gülmüş ve dertlerine derman bulmuş olarak dönüyor.
    Soruyorlar: Bu gece Rabbimizden ne isteyelim diye. Ne istemeyelim ki? Bizim Rabb’imiz O! Biz O’nun kuluyuz. Bizi terbiye eden, bizi besleyip büyüten, hayatta ne istemişsek veren, tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan ve kefil olan Kâinatın Padişahı O!
    Bizim Hâlık’ımız O! Biz O’nun mahlûkuyuz. Bizi yaratan, bize sahip olduğumuz her güzelliği, her iyiliği, her hayrı veren, bizi defalarca sevindiren, yüzümüzü defalarca güldüren, rûhumuzu defalarca mesut eden Dünya ve Âhiret Sultânı O!
    Bizim Rezzak’ımız O! Bizi rızıklandıran, her derdimize derman yetiştiren, her ihtiyacımızı gören, her yoksulluğumuzu gideren, şükürsüzlüğümüze rağmen bizi terk etmeyen, bizi açlıkla ve susuzlukla yüz yüze bırakmayan Cihan Sultanı O!
    Bizim Mâlik’imiz O! Biz O’nun memlûküyüz. Bize verdiği envâ-i çeşit mülkünde çalışan mülküyüz. Fakat hem bize emanet verdiği mülklerde, hem bizim içimizde, dışımızda, rûhumuzda, cismimizde, aklımızda, kalbimizde, nefsimizde, duygularımızda, hem de tüm varlıklar âleminde tasarruf eden Mâlikü’l-Mülk, yani tüm mülklerin gerçek Sahibi O.
    Bizim Azîz’imiz O! Biz zillet içinde iken, aşağıların aşağısında iken, sefil perişan iken, üstümüzde, başımızda gözümüzden asla kaçmayan izzet cilveleri, onur pırıltıları, haysiyet ışıltıları, yaşamak neşemiz ve yüzümüzden eksilmeyen sevincimiz Kendisine ait olan ve Kendi vergisi bulunan Kâinât Hâkimi O.
    Ganiyy-i Mutlak O! Mutlak Zengin, Sınırsız Zengin, Tüm Zenginliklerin Kaynağı, Sahibi, Malikî O! Biz ise fakiriz, yoksuluz, hadsiz ihtiyaç sahibiyiz, sınırsız muhtacız, hadsiz dertliyiz, Onun vereceği her şeye muhtacız ve her ihtiyacımızı da yalnız ve yalnız O’ndan görebileceğiz. Çünkü her ne istersek, O’nun dükkânında var. Her neye muhtaçsak, O’nun kapısında var. Her ne muradımız varsa, O’nun yolunda var! Her ne arzumuz varsa, O’nun dergâhında var! Her ne eksiğimiz varsa, O’nun rızasında var! Her ne emelimiz varsa, O’nun makamında var! O’nun kapısında, dergâhında, dükkânında, makamında bizim için yok yok! İşte böyle birisinden isteyeceğiz bu gece!
    Hayy-ı Bâkî’dir O! Sonsuz Hayat Sahibi, her şeye, her canlıya, her varlığa hayat veren O! Biz ise O’nun var kılmasıyla varlık buluyoruz, O’nun hayat vermesiyle hayat buluyoruz, O’nun takdiri ile ölüyoruz, O’nun tensibi ile diriliyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde sadece O’nun hükmü geçiyor, yalnız O’nun sözü geçiyor, yalnız O’nun emri dinleniyor!
    Bâkî’dir O! Sonsuza dek kalıcıdır, her şeyin mîrâsı kendisinindir, ölümsüzdür, zevâlsizdir, varlığı sınırsızdır! Biz ise fenâ ve zevâl tokadına her an mâruzuz, ayrılık ve yokluk derdi ile her an dertliyiz, yıkılış ve bitiş ıztırabı ile her an ıztıraplıyız, ölmek ve solmak kederiyle her an kederliyiz! Sonsuza dek yaşamak için yalnız O’nun onayına muhtacız! Ölümden ebediyen kurtulmak için yalnız O’nun kudretine muhtâcız! Yok oluş sillesinden sıyrılmak için yalnız O’nun gücüne ve irâdesine muhtacız! Sevdiklerimizden ayrılık kederinden kurtulmak ve tüm sevdiklerimize ebedî bağ ve bahçelerde ebediyen kavuşmak için yalnız ve yalnız ve yalnız O’nun oluruna muhtacız!
    Ve nihâyet cevap veren O, atiyye veren O, hediye veren O, isteklerimize olumlu cevap veren O, her aradığımızda bizimle muhatap olan O, başımız her sıkıntıya girdiğinde bizi gören O, içimiz her dara düştüğünde bize tesellî veren O, her murâdımızı dinleyip bizi muradımıza erdiren O, her âhımızı işitip elimizden tutan O, her vâhımızı işitip imdâdımıza koşan O, boynumuzu büktürmeyen O, başımızı eğdirmeyen O!
    O’ndan ne istemeyelim ki? Bizde yok, O’nda var!
    Bizde gam ve dert, O’nda derman var! Bizde istek ve arzu, O’nda ferman var! Bizde hadsiz dilek ve emel, O’nda cevap var! Bizde sonsuz ihtiyaç, O’nda sonsuz merhamet var! Bizde sıkıntı ve problem, O’nda sınırsız çözüm var! Bizde günah ve isyan, O’nda hadsiz af ve mağfiret var!
    Bu gece Regâib Gecesi. Yani sonsuz istekler gecesi. Sınırsız dilekler gecesi. Hesapsız ihtiyaçları arz gecesi.
    O da bizden bunu bekliyor zaten! “İstek ve dilekleriniz olmazsa ne ehemmiyetiniz var?”1 diyor. “Ben size çok yakınım! Her isteyenin istediğini veririm!”2 diyor. “İsteyin, vereyim!”3 diyor.
    O halde bu gece elimizden geldiği Kur’ân okuyalım, O’na secde edelim ve Hazinesi sonsuz Rabb’imizden ne ihtiyacımız varsa isteyelim.
    Regâib Gecenizi tebrik ederim.

    Dipnotlar: 1- Furkân Sûresi: 77, 2- Bakara Sûresi: 186, 3- Mü’min Sûresi: 60

    25.06.2009

    E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Şaban DÖĞEN
    Regâibin feyz ve nurundan faydalanmak


    Bir tüccar çok kazançlı bir pazar, fuar, alışveriş merkezi varsa ondan faydalanmak için can atar. Müşteriler kaliteli ve ucuz malların satıldığı bir mağaza biliyorlarsa ona akın ederler. Çiftçiler bolluk ve bereket vesilesi olan Nisan yağmurlarını dört gözle beklerler.
    Bir konak yeri, bir misafirhane olan bu fani âleme bâkî âleme yatırım yapmaya gelen insanlar için de böyle kârlı anlar vardır. Dünden itibaren girdiğimiz üç aylar ve bu üç aylarda ihsan edilen Regâib, Mirac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek geceler böyle fırsat anları; büyük bağış, ikram ve ihsanların dağıtıldığı gecelerdir. Diğer zamanlara göre kat kat sevapları vardır. İşte bu mübarek gecelerin ilki ise, Perşembeyi Cumaya bağlayan gece olan Regâib Gecesidir.
    Bu gece farklı bir gecedir. Adından da anlaşılacağı gibi beğenilen, çokça rağbet edilen bir gecedir Regâib Gecesi. Mânevî tırmanışın, yükselişe geçişin ilk basamağıdır. Allah’ın bağış, lütuf ve ihsanlarını bol bol dağıttığı bir gecedir.
    Her sene kutlayageldiğimiz bu geceye Cenâb-ı Hakk’ın herkesten çok değer verişi ise bizlere çok şeyler hatırlatır. Bu gece Resûl-i Ekrem’in (asm) dünyaya teşriflerinin ilk halkasını teşkil eder. Onun doğuşunu canlı cansız bütün yaratıklar alkışladıkları gibi, bu geceyi de zerreden kürelere kadar herşey büyük coşku, heyecan ve sevinçle karşılarlar.
    Gayb âleminde bizce meçhul vuku bulan bir kısım sır ve şifrelere vakıf olan Kâinatın Efendisi (asm) bu gecede daha farklı bir kulluk içerisine girerdi.
    Bizi ahirette kurtaracak bir eserimiz olmadığı takdirde dünyada bıraktığımız eserlerin kıymeti olmayacağına göre bu gece ilk yapacağımız iş ahirete ait ne gibi yatırımlar yaptığımıza bakmak, bunun muhasebesini yapmaktır. O takdirde çok eksik ve hatalarımızın bulunduğunu görecek, bu geceden itibaren bahşedilecek saatlere gereken kıymeti verme konusunda hassasiyet göstereceğiz. Öyle ya, neye sahip olursak olalım, ister bütün dünyanın sultanı olalım, orada geçer akçemiz yoksa hiçbir işe yaramaz.
    Bu gece yapılan ibadetlerin sevabının kat kat; hayır, duâ ve zikirlerin büyük sevabı olduğunu düşündüğümüzde gayrete gelmemek mümkün olmaz. Çünkü okunan her Kur’ân harfinin diğer zamanlarda sevabı on iken, Receb ayında yüzleri geçer, bu gecede ise daha da artar. Kaza ve nafile namazlarının sevabı da diğer gecelere göre daha çoktur.
    Gündüzünü oruçla, hayır hasenâtla geçirdiğimiz kandili samimi bir tevbe ve istiğfarla, kusurlardan pişmanlıkla, aynı hatalara dönmeme azim ve gayreti içine girmekle; namaz kılmak, Kur’ân okumak, zikir ve fikirle meygul olmakla değerlendirebiliriz. Rabbimizin verdiği sonsuz nimetlere karşı şükretme; Onun hoşnut olacağı hâl ve atmosfer, dinine hizmet etme aşk ve şevkiyle yanıp kavrulma geleceğimizi ihyâ etme adına en güzel adımlar olacaktır. Kur’ân ve kâinat âyetlerini tefekkür etmek, îmanî bahislerde yoğunlaşmak, Kur’ân’ı anlama noktasında gayret göstermek insanın sadece ruh dünyasını aydınlatmakla kalmaz, amel defterini de sevaplarla doldurur.
    Maksat sevap kazanmak değil mi?

    25.06.2009

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    REGAİP VE REGAİP KANDİLİ'NİN ANLAMI
    Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, o*na karşı meyletmek ve o*nu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.

    Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur; namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli; kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.

    Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.

    Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten... Receb-ül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.

    Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa'ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.

    Onun için, "Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek.

    Şa'ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.


    REGAİP İLE İLGİLİ AYET-İ KERİMELER:


    Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da, sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .

    Ayrıca, ayet-i kerimede "Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı o*n ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe Suresi, 36) ifadesi yeralmaktadır.

    Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır.


    RECEP AYI VE REGAİP GECESİ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER:


    • Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
    • Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]
    • Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]
    • Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İbn-i Asâkir]
    • “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)
    • İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)
    • Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl o*n iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır." (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
    • "Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)
    • Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: "Allahım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)
    • Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan. [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.] [Saadet-i Ebediyye]
    • Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. o*n gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberânî]
    • Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi o*nu mağfiret et” derler. [Ebû Muhammed]
    • Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)
    • Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur.

    Hz. Hüseyin ( r.a) anlatır: “Kâbe’yi tavaf ederken, yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. o*na, “Sen kimsin, durumun ne böyle?” dedim.

    O kimse dedi ki: “Adım Menazil. Ben çalgı çalmak, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın ünlülerinden bir gençtim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, “Allahü Teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar” dedi.

    Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, “Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allahü teâlâdan yardım dileyeceğim” dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbe’ye giderek, “Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları red etmezsin. Hakkımı oğlumdan al, o*nu felç et!” diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni gören, “Baba bedduasına uğramış kişi” derdi.”

    Hz. Hüseyin, “Baban bu hâline ne dedi?” buyurdu. O genç, “Babamdan özür diledim. o*nun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile gelirken devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.” diyor. Hz. Ali bu felçli gence dua ediyor, Receb’de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak teâlâ o*na şifa ihsan ediyor.

    REGAİP GECESİ İLE İLGİLİ RİSALE-İ NUR'DA GEÇEN İFADELER:

    Üstadımız! Nur talebelerinin okudukları bir eşi, bir benzeri daha dünyada olmayan "Cevşen-ül Kebir" isimli Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin duasını ve çok sevablı, çok nurlu, çok faziletli salavat-ı şerifelerinizi elde ettik, okumaya başladık.

    Sizin devam ettiğiniz bu pek kıymetdar, çok mübarek evradlar; bizim zikrimiz, bizim virdimiz oldu elhamdülillah! Fakat en ziyade Risaleleri okumağa gayret ediyoruz, ehemmiyet veriyoruz. Çünki Nur Risalelerini ne kadar sık sık okursak, bu dualardan daha ziyade feyz alıyoruz. Duaları, evradları mübarek gecelerde, hususan Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi'rac ve Leyle-i Berat, Leyle-i Kadir ve Cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz. (Hanımlar Rehberi: 158)

    “Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb-i şerifinizi ve Leyle-i Regaib’inizi tebrik, hem Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebriklerine mukabeleten şuhur-u selâselerini ve dört leyali-i mübarekelerini ve Nurlarla gayet ciddî alâkalarını tebrik ederiz." (Emirdağ L. - 1: 166)

    Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü manevîyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regaib'i tebrik ediyoruz. (Kastamonu L.: 147)

    “Evvelen: Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek kudsî gecelerinizi ve leyle-i regaibinizi ve leyle-i mi’racınızı ve leyle-i beratınızı ve leyle-i kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve herbir Nurcunun manevî kazançları ve duaları umum kardeşleri hakkında makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden rica ve hizmet-i Nuriyede muvaffakıyetinizi tebrik ederiz." (Emirdağ L.-2: 121)

    MÜ'MİNİN MÜ'MİNE EN İYİ DUASI NASIL OLMALIDIR?

    Elcevab: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünki bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçı gibi zikretmeli ve âhirde yine salavat getirmeli. Çünki iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem bi-zahr-il gayb yani "gıyaben o*na dua etmek"; hem hadîste ve Kur'anda gelen me'sur dualarla dua etmek. Meselâ:

    Allahumme inni es’elukel afve vel-afiyete livelehu fid-dini ved-dünya vel-ahiret
    Rebbenatina fid-dünya haseneten ve fil-ahireti haseneten ve gıne azabennar.


    gibi câmi' dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu' ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevâki'-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum'ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me'muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Mektubat)


    KANDİL GECELERİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

    1. Kur'an-ı Kerim okuyarak,
    2. Peygamberimiz ( a.s.m)’ın mübarek duası olan Cevşen-ül Kebiri okuyarak,
    3. Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek,
    4. Allah rızası için namaz kılarak,
    5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak,
    6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek,
    7. Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak,
    8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek,
    9. Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek,
    10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek,
    11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  8. #8
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Kâinat bu geceyi alkışlıyor

    “Leyle-i Regâib’in kudsiyetini ve Hazret-i Risâletin bir derece, bir cihette âlem-i şehâdete teşrifinin umum kâinatça ve bütün asırlarda nazar-ı ehemmiyette ve Rahmeten li’l-Âlemîn olduğunu ispat etti ve kâinat o geceyi alkışlıyor diye gösterdi.”

    2009-06-25
    10:51

    Kainatın alkışladığı gece

    Bediüzzaman Said Nursî:
    Aziz, sıddık kardeşlerim,
    Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü maneviyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki leyle-i Regâibi tebrik ediyoruz.

    Kastamonu Lâhikası, s. 109, (yeni tanzim, s. 204)
    ***
    Aziz ve sıddık kardeşlerim ve fedakâr ve sadık arkadaşlarım,
    Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymettar leyâli-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenâb-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer leyle-i Regaib ve leyle-i Kadir kıymetinde size sevap versin. Âmin.
    Kastamonu Lâhikası, s. 56, (yeni tanzim, s. 105)
    ***
    Aziz kardeşlerim,
    Size iki pusulayı Leyle-i Regâib’den altı saat evvel yazdım. “Hizb’un-Nûriye” kâğıt ile teslimden sonra, katiyen benim kanaatimde bir nevî Mu’cize-i Ahmediye olarak, iki aydan beri mütemâdiyen kuraklık ve yağmursuzluk, her tarafta dâimâ namazlardan sonra pek çok duâların akim kaldığı ve herkes me’yusiyetten derd-i maîşet endişesiyle kalben ağlarken, birden Leyle-i Regâib—bütün ömrümde hiç mislini işitmediğim ve başkalar da işitmediği—üç saatte yüz defa, belki fazla tekrarla melek-i ra’dın yüksek ve şiddetli tesbihâtıyla öyle bir rahmet yağdı ki, en muannide dahi Leyle-i Regâib’in kudsiyetini ve Hazret-i Risâletin bir derece, bir cihette âlem-i şehâdete teşrifinin umum kâinatça ve bütün asırlarda nazar-ı ehemmiyette ve Rahmeten li’l-Âlemîn olduğunu ispat etti ve kâinat o geceyi alkışlıyor diye gösterdi.
    Emirdağ Lâhikası, s. 36, (yeni tanzim, s. 79)
    ***
    Doksan dokuz gün içinde yalnız Leyle-i Regâip ve Leyle-i Miraca yağmur rahmetinin tevafuku ve o iki gece ve güne mahsus olması, daha evvel ve daha sonra olmaması ve ihtiyac-ı şedidin tam vaktine muvâfakatı ve Miraciye Risâlesinin burada çoklar tarafından şevkle kıraat ve kitabet ve neşrine rastgelmesi ve o iki mübarek gecenin birbiriyle bir kaç cihette tevafuk etmesi ve mevsimi olmadığı için acip gürültülerle, söylenmeyecek maddî mânevî zemin gürültüleriyle feryatlarına tehditkârâne ve tesellîdarane tevafuk etmesi ve ehl-i imanın meyusiyetinden tesellî aramalarına ve dalâletin savletinden gelen vesvese ve zaafiyetine karşı kuvve-i mâneviyenin takviyesini istemelerine tam tevafuku, bu geceler gibi şeâir-i İslâmiyeye karşı hürmetsizlik edenlerin hatalarına bir tekdir olarak, “Kâinat bu gecelere hürmet eder, neden siz etmiyorsunuz?” diye mânâsında, kesretli rahmetle şeair-i İslâmiyeye karşı, hatta semavat ve feza-yı âlem hürmetlerini göstermekle tevafuk etmesi, zerre miktar insafı olan bilir ki, bu işte hususî bir kasıt ve irade ve ehl-i imana hususî bir inayet ve merhamettir; hiçbir cihetle tesadüf ihtimali olamaz.
    Emirdağ Lâhikası, s. 39, (yeni tanzim, s. 84)
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  9. #9
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Günahlar kalbi yaralıyor, ruhu bunaltıyor, maneviyatı yıpratıyor, ahlakı dejenere ediyor, imanı sise boğuyor, dini hayatı darmadağın ediyor. Peki, bu durumda ne yapmalısınız?

    ''Üç aylar''da insan nefseni nasıl yener?
    Mehmet Paksu'nun yazısı
    "Üç Aylar"da "nefis"ten ayrı yaşama teklifi
    Biraz "nefsi" tatile çıkarmak geliyor içimden bugünlerde...
    Ruhumu sıkmasın artık diyorum. Kalbime hâkim olmasın...
    Beni ruhumla, kalbimle başbaşa bıraksın, az mı peşinden sürükledi bir ömür boyu...
    Dediklerini az mı yaptırttı bana? Ne doyma bildi, ne de usandı, ne bıkkınlık gösterdi.
    Sürekli, ama sürekli "başına buyruk" yaşadı. Sanki ben dünyaya onun dediklerini yapmak için gönderilmişim.
    Herhangi bir sınır ve çizgi tanımadan kendi keyfinde, kendi zevkinde, kendi hazları ve lezzetleri peşinde koştu, durup dinlenmeden...
    "Yeter!" diyorum, "Dur biraz!" diye sesleniyorum. "Seni tatile çıkarıyorum." Ben bu üç ay boyunca kalbimle, ruhumla barışık yaşamak istiyorum.
    Dün gece Regaib Kandiliydi "zalim nefsi" bir hayli küstürmeye çalıştım, biraz olsun kıstırdım köşeye. Rabbimden devamını istiyorum.
    Yusuf Aleyhisselam gibi koca bir peygamberin bile şerrinden Allah'a sığındığı "her türlü kötülüklere" aç ve açık olan nefisten öcümü almaya çalışıyorum.
    "Nefsini ıslah edemeyen, başkasını ıslah edemez" demiş Allah dostu ve nefsinden başlamış ıslaha...
    Uygulamada da öyle değil mi zaten? İnsanın kendinden başkasına gücü yetmiyor, kendinden başkasına söz geçiremiyor, kendinden başkasına baskı yapamıyor.
    ***
    Günahlar her tarafımızı kuşatmış, şeytan her köşeye tuzağını kurmuş, sinsice, çaktırmadan, fark ettirmeden avlıyor insanı...
    Yaratıcı bir "sınav/sınama" sırrıyla oltanın ucundaki "yem" misali her günahın içine "bir parmak bal" koymuş.
    Anlık lezzete gözünü diken nefis, kendini balık yerine koyuyor, oltanın ucundaki kocaman çengeli/kancayı görmüyor, şeytanın "fakına" basıveriyor.
    Günlerce ıstırap duyuyor, inliyor, sızlıyor, kıvranıyor, pişman oluyor, ama bir kere alışmış ya, yine aynı tehlikeli gezintiden uzak duramıyor.
    ***
    Günahlar kalbi yaralıyor, ruhu bunaltıyor, maneviyatı yıpratıyor, ahlakı dejenere ediyor, imanı sise boğuyor, dini hayatı darmadağın ediyor...
    Üstüne üstlük bir de ibadetten, namazdan, secdeden, zikirden, duadan ve şükürden nefret ettiriyor.
    Öyle ki, Üç aylar giriyor, Receb-ı Şerif geliyor, Şaban-ı Muazzam yaklaşıyor, Ramazan-ı Mübarek ufukta görünüyor; Regaib'i, Mirac'ı, Berat'ı Kadr'i bütün nurlu geceler sıraya giriyor, ama nefis hiç oralı olmuyor.
    Neredeyse "Haşir ezanı"ndan, İsrafil'in "Kıyamet sûru"nden başka bir başka ezana, bir başka nidaya bir başka mesaja açık değil gibi...
    ***
    Bunun adına gaflet mi diyelim, ne dersek diyelim, değişen bir şey olmuyor.
    Benim âlemimde bu mevsim, Receb'i, Şaban'ı ve Ramazan'ıyla bir ekim ve dikim mevsimi olmalı, âhiret pazarı da bir hâsılat ve harman mevsimi olmalı...
    Yoksa ömrüm boşta, boşlukta, farkına varmadan loşlukta geçerse, vay halime!
    Öbür tarafta uyanmak, uyanmak sayılmıyor. Çünkü orada güneş bir defa doğdu mu, bir daha batmayacak veya bir kere battı mı, bir daha doğmayacak. O hayat ya nimetler içinde geçecek, ya da kayıplar yaşanacak...
    Üç aylar bütün günleriyle, geceleriyle hakkımızda hayırlara, huzura, barışa ve sonsuz sevgiye vesile olsun...
    Bugün
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  10. #10
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Mîraç ruhanî midir, cismanî midir?

    "Mîraç ruhanî midir, cismanî midir?" Yani Peygamberimiz Mîraca sadece ruhen mi çıkmıştır yoksa bedeni ona eşlik etmiş midir? Mehmet Paksu yazdı.


    Mehmet Paksu'nun yazısı
    Önümüzdeki Pazar akşamı Miraç Gecesi.
    Bu vesile ile bir konuyu açıklamanızı istiyorum: "Mîraç ruhanî midir, cismanî midir?" Yani Peygamberimiz Mîraca sadece ruhen mi çıkmıştır yoksa bedeni ona eşlik etmiş midir?
    Ayetlerin, hadislerin ve Sahabilerin verdiği bilgiye göre, Peygamber Efendimiz'in Miraç mucizesi hem bedenen hem de ruhen gerçekleşmiştir. Mîracın sadece ruhen meydana geldiğini söyleyen birkaç âlim varsa da, ulemanın çoğunun ortak görüşü karşısında zayıf kalmıştır.
    Mîracın ruh-beden birliğiyle meydana geldiği konusunda Sahabîlerden İbn Abbas, Enes bin Mâlik, Ebû Hüreyre ve Hz. Ömer başta olmak üzere, yirmi kadar Sahabî ve âlimin görüş birliği içinde bulunduklarını söyleyen Kadı İyaz, "Her türlü noksanlıklardan münezzeh olan O Allah'tır ki, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan o etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya kadar götürdü" mealindeki İsra Suresi'nin ilk âyetini verdikten sonra der ki:
    ***
    "Sağlam olan görüş, Peygamberimiz miraca ruhuyla ve bedeniyle birlikte çıkmış olmasıdır. Yukarıda gösterilen âyet ve Peygamberimiz'in kendi dilinden anlattığı miraç hadisi bunu ispat etmektedir. Peygamberimiz'in bedeniyle uyanık halde Mîraca çıkışında herhangi bir imkânsızlık yoktur. Çünkü bu olay rüyada olsaydı, Cenab-ı Hak 'Kulunu ruhu ile yürüttü' derdi. 'Kulunu geceleyin yürüttü' demezdi. 'Resulullahın gözü ne kaydı, ne de aştı' âyetiyle teyit etmezdi.
    "Çünkü Miraç olayı rüyada geçseydi, mucize olmaktan çıkardı. Böyle rüyada meydana gelen bir olayı Kureyşliler de akıldan uzak görmezler, 'Olabilir' derlerdi. Onlar bu itirazı hadiste anlatıldığı gibi, ruh beden ikilisiyle gerçekleştiğini duydukları zaman yapmışlardı.
    ***
    "Zira onlar Resulullahın mübarek ağzından Mescid-i Aksâ'da peygamberlere imam olup namaz kıldırdığını, Cebrail'e, 'Yanındaki kim?' diye sorulduğunda 'Muhammed'dir' diye cevap verdiğini, göklerde peygamberlerle karşılaştığını, onların ona 'Hoş geldin, merhaba' deyip hayır duada bulunduklarını, Mîraçta namazın farz kılındığını, Hz. Musa ile olan konuşmalarını, Cebrail'in gelip elinden tuttuğunu, semaya çıkardığını, semâda en yüksek kalemlerin seslerini duyduğunu, Cennette girip dolaştığını dinlemişlerdir de bir türlü akılları almamıştır. Eğer bütün bu anlattıkları rüyada olsaydı, itiraz etmezlerdi. Zira itiraz etmelerine hiçbir sebep yoktu."
    ***
    31. Söz'de Mîraç hakkında geniş açıklamalar yapan Bediüzzama ise "Nasıl, bir insan cismiyle binlerce sene mesafeyi birkaç dakika zarfında kateder, gider, gelir?" şeklindeki bir suale özetle şöyle cevap verir:
    Dünya gibi ağır bir cisim, fenninizce senelik hareketiyle bir dakikada takriben yüz seksen sekiz saat mesafeyi kateder. Takriben yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede katediyor. Acaba şu düzenli hareketleri ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir kudret, bir insanı Arş'a götürüp getiremez mi? Güneş'in çekim gücü denilen İlâhî bir kanunla, Mevlevî gibi etrafında pek ağır olan Dünya'yı gezdiren bir hikmet, Rahmet câzibesi ve muhabbet incizabiyle bir insan cismini şimşek gibi Arş'a çıkaramaz mı?"
    Miraç Kandilinizi şimdiden tebrik ediyor, namaz bilincinin yerleşmesine vesile olmasını Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kadir Gecesi Ramazan'ın Kaçıncı Gecesi?
    By Bilal-i Sivasi in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 24
    Son Mesaj: 14.07.15, 14:06
  2. Kadir Gecesi
    By ByQathell in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 15.08.12, 00:53
  3. Kadir Gecesi
    By aşur in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 08.10.07, 20:40
  4. Kadir Gecesi
    By aşur in forum Şiirler
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 19.10.06, 12:28

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0