DAHA GELMEDEN panolar, bilbortlar, el ilanları, broşürlerle kendini hissettirdi maneviyat ayı ramazan… Reklâmlar rakamlar üzerine anıyor Ramazan’ı; alış veriş yönü nazara veriliyor, tüketin yanı dikkatlere çekiliyor, açlık hissettirilmeden iftar sofları diziliyor renk renk, çeşit çeşit… Çorbalar, envai çeşit yemekler, tatlıların türlü türlüsü, içeceklerin seçmecisi… Öyle ki reklâmlarla sanki ramazan yemek yenilen günler gibi algılatılıyor… Son yıllarda lüks otellerde açık menü tıka basa yenilen iftar sofraları, değişen Türkiye’nin diğer yüzünü gözümüze sokuyor ekranlarda… Sözüm ona kendini kabullendirmede dinin yaşantının nerelere geldiğini gösterme çabaları, gerçek ise kenar mahallelerde yaşanan hayatın kendisi; ülkenin % 30’a yakını Afrika fakirliği sınırında… Bir yanda sınırsız tüketim, bir yanda sinirleri bozan ihtiyaç içinde kıvrananlar… Ağızlarda Ramazan edebiyatı, fakirlik yoksulluk sözleri, “komşusu aç iken yatan bizden değildir” yaşanmamışlıkla anlatılan boğazdan öteye geçmeyen süslü cümleler… Ramazan nereye geliyor, hilal kime doğuyor, komşular nereye gitti, işçinin teri kurumadan ücretini vermek nerede, malı alırken satarken küçük düşürmemek ve abartmamak, ücretini ödemede kolaylık göstermek hangi semtte, ben siftahımı yaptım komşuma git hangi beldelerde? Bereketsizlik, barışla buluşamama, bağışlayamama nedendir? Ruhu soyulmuş, tüketim elbisesi giydirilmiş ramazanlar bizden hayrı, hakikati, samimiyeti, maneviyatı uzaklaştırıyor… Süslü sözler, cilalı cümlelerle reklâm kuşaklarını dolduran bir objeye dönüştü maneviyat ayı… Daha ayıkmadan bayram reklâmları zihinleri çeliyor, sanki bayramlarda sadece şeker, çikilota yeniyor, cola içiliyor… Kapital kasırga önüne geleni yutuyor, anneler günüymüş, sevgililer günüymüş, ramazanmış, bayrammış hiç fark etmez, yeter ki tüketilsin, hepsi kabulümüzdür… Dini birkaç enstantane ile işi savuşturup tüketim furyasıyla, değerleri deviriyor, kendimizi bizden çalıyorlar… Gökte hilal var da gönüllerde hilal nerede? Dünya kapitalizmin kuşatması altında, kaçacak yer yok, nereye gitseniz üç aşağı beş yukarı aynı manzaralar, aynı kıyafetler, aynı yiyecekler, aynı konuşmalar, aynı keyfiyetsiz ve kifayetsiz hal… Kenar mahallere erzak paketleri dağıtmakla teselli olur, iftar çadırlar açmakla çare olduğumuzu sanırız… Hiç yapmamaktansa bunlar da güzel bir eylemdir, asıl olansa Ramazan’ı yaşamak ve yaşatmaktır; kalp evinde, hanesinde, mahallesinde, şehrinde, şehirlerinde, yeryüzünde… Her şeyiyle güzeldir ramazan; sahuruyla, açlığıyla, tatlı iftar bekleyişleriyle, uzun teravih namazlarıyla… Kutlu olsun, bereket getirsin, barış ve bağışlanma getirsin bizlere. 01/09/2008 © 2008 karakalem.net, Hüseyin Eren