+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Melikin Atiyyelerini..Kimler Taşır?

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Melikin Atiyyelerini..Kimler Taşır?

    Yükler ve taşıyıcılar






    Melikin atiyyelerini
    ancak matiyyeleri taşıyabilir.
    —İmam-ı Rabbanî


    İMAM-I RABBANÎ Hazretleri, bu cümleyi, ilâhî isimlerin tecellisine mazhar olabilmek için o tecelliye lâyık bir mahiyet taşımanın gerektiği şeklinde yorumluyor. Buna göre, ‘melikin atiyyeleri’ ilâhî isimlerin tecelli etmesi; ‘ona matiyye olmak’ ise o tecelliye mazhar olabilecek bir kabiliyete sahip olmak, demek oluyor.
    Bazı misallerle büyük imamın bu hakikat dersine bakmaya çalışalım:
    Meselâ, rızk vermek Allah’ın bir ihsanıdır, bir atiyyesidir. Bu ihsan ancak mide sahiplerinde tecelli eder. Yani, bu atiyyeyi ancak mide sahipleri taşıyabilirler, onlar buna muhatap olabilirler. Bir taşın bu vadide bir nasibi yoktur; o, bu yükü taşıyamaz.
    Affetmek ayrı bir ilâhî atiyye; buna ise ancak hatasından pişmanlık duyup Allah’tan af ve mağfiret dileyen ruhlar mazhar olurlar. Bu hediyeyi, günahında ısrar edenler ve tövbe kapısını çalmayanlar yüklenemezler.
    Güneşin ışığı bir feyiz kabul edilirse, bu feyze ancak aynalar mazhar olabilirler. Kalbin parlatılması, bâtıl inançlardan, şüphelerden, tereddütlerden, kötü huylardan temizlenmesi nisbetinde onda hidayet nurları, ilim nurları, marifet nurlarıparlar. Katı ve karanlık bir kalp bu yükü kaldıramaz, taşıyamaz.
    Bu açıklamalarımızın kaynağı, İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin Mektubat’ında bu cümleden hemen önce yer alan şu ifadeler oldu:
    “Hayır olmayınca, hayrın aynası ve mazharı olmak mümkün değildir.”
    Şeytan şer yoluna girdiği, bu yolun inatçı savunucusu olduğu, bununla da kalmayıp insanları şerre yönlendirmeyi kendisine vazife edindiği için artık onun hayrı yüklenmesi, hayırdan en küçük bir iz taşıması imkânsız hale gelmişti. Hayrı ancak hayır yoluna girenler, buna talip olanlar taşıyabilirlerdi.
    Yüklenme, taşıma gibi ifadeler hayalimizi emanet meselesine taşır. Orada da bir yüklenme sözkonusudur. Bu atiyyeyi, bu büyük hediyeyi, hakkıyla icra edildiğinde mükâfatı çok büyük olacak olan bu ağır sorumluluğu, insan yüklenmiştir. Kâmil insanlar bu atiyyeye matiyye olmuşlar ve Nur Müellifinin o güzel ifadesiyle ‘cennete lâyık bir kıymet’ almışlardır.
    İlâhî ihsanlar çok çeşitli olduğu gibi, bunların matiyyeleri de farklılık arzeder.
    Meyveleri ancak meyve ağaçları yüklenirler. Kavak yahut söğüt ağaçlarının meyve verdikleri görülmez. Zira, melikin atiyyelerini ancak matiyyeleri taşıyabilir.
    Ciğerlerin temizlenmesi bir atiyyedir. Bu yükü hava unsuru üstlenmiştir.
    Gözlere ziya verme atiyyesini güneş yüklenmiştir.
    Yavrulara süt ihsan edilmesine anneler matiyye olmuşlardır.
    Şifalı balın insanlara ihsan edilmesi atiyyesini arı yüklenmiştir.
    Misaller çoğaltılabilir. Bu kâinatta bu hakikatin böyle nice misallerini bulmak mümkündür.
    Kur’ân-ı Kerîm ile insanlık âlemine edilen ilâhî ihsanlara da yine farklı insanlar matiyye olmuşlardır.
    Meselâ, Kur’ân’ın ahkâm ve muamelat yönünü insanlara açık ve seçik olarak takdim etmek ve onların istikamet yolunda yürümelerini sağlamak görevini müçtehitler üstlenmişlerdir.
    Âyetleri tefsir etme ve insanların Allah Kelâmından daha geniş mânâda faydalanmalarını sağlama noktasında, müfessirler matiyye olmuşlardır.
    Her mürşid, İlâhî Fermanın ayrı bir yönüne muhatap olmuş ve onu insanlara ulaştırma yükünü omuzlamıştır.
    Eşyanın yaratılışındaki ince hikmetleri okumak, olayların altında saklı rahmet cilvelerini görebilmek ayrı ve çok ağır bir yüktür. Bunu Allah’ın Hakîm isminin tecellisinden bir nasip alamamış, bencil ve sathî nazarlı insanlar göremezler ve okuyamazlar.
    Ziya Paşa’nın dediği gibi:
    İdraki meali bu küçük akla gerekmez.
    Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.
    Nur Külliyatında, İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin yazımıza konu olan sözünün bu yönü önemle nazara verilir ve haddini tecavüz eden nefse şöyle hitap edilir:
    “Hâlıkın ef’ali sana nâzır değildir. Ancak O’na bakar. Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-ı âlemde şahit tutmamıştır.” (Mesnevî-i Nûriye, 77)
    Burada, insanoğlunun, cüz’î ilmini ölçü alarak bu âlemdeki hikmetleri yorumlamaya kalkışırken düştüğü büyük bir hataya dikkat çekilir: “kendisini kâinat sarayının yapılışında mühendis gibi görmek.”
    ‘Şurası şöyle olmalıydı,’ der insanoğlu ve sebebi sorulduğunda ‘Benim hoşuma öylesi gider ve ben ondan ancak öylece fayda görebilirim’ diye karşılık verir. Böylece, kâinattaki bütün varlıkların ve olayların yorumunda kendi nefsini, arzusunu, hevesini ölçü tutmakla gerçeği yakalama şansını kaybeder. Bu hikmet ve mânâ yükünü, bu ilâhî sırrı böyle egoist insanlar yüklenemezler. Bu ağır yükü, ilim ve hikmet ehli, irfan erbabı kâmil müminler yüklenebilirler.
    Egoist insanların hayat felsefeleri aynı eserdeki şu ifadelerle çok güzel sergilenir: “Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünki, kendisine menfaatı dokunmuyor.” (Mesnevî-i Nûriye, 207)

    alaaddin başar
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart

    Paylaşımınız için teşekkürler yunus ağabey..

    REMİZ

    Arkadaş! Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıtları birbirinden tevlid eder. Ve aleyhte olan herbirşeyi lehte zanneder.

    Meselâ, güneşin eli sana yetişir, ziyasıyla başını okşar. Fakat, senin elin ona yetişemez. Ve senin keyfin üzerine hareket etmez.

    Demek, şemsin sana karşı iki ciheti vardır: biri kurb, diğeri bu'd. Eğer senin ondan baîd olduğun cihetle "O bana tesir edemez" ve onun sana karîb olduğu cihetle "Ona tesir edebilirim" desen, cehlini ilân etmiş olursun.

    Kezâlik, Hâlıkla nefis arasında da bir kurb ve bu'd vardır. Kurb Hâlıkındır, bu'd nefsindir.

    Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enâniyetle Hâlıka bakıp "Bana tesir edemez" diye bir ahmaklıkta bulunursa, dalâlete düşer.

    Ve keza, nefis mükâfatı gördüğü zaman "Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım" der.

    Mücâzâtın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkârla kendisini tesellî eder.

    Ey ahmak nokta-i sevda!

    Hâlıkın ef'âli sana nâzır değildir. Ancak Ona bakar.

    Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şahit tutmamıştır.

    İmam-ı Rabbânî'nin (r.a.) dediği
    gibi: "Melikin atiyelerini, ancak matiyyeleri taşıyabilir."

    Mesnevi-i Nuriye | Katre | 67

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ecmain kardeşim..Allah razı olsun..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Melikin Atiyyelerini Ancak...
    By Mahkum in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.08.08, 15:23
  2. Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 24.07.08, 09:29
  3. Kimler Aldandı?...
    By Mutella in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.07.08, 11:41
  4. Kimler Aldandı..
    By mirkat in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.07.07, 14:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0