+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Kalbin Sorumlulugu

  1. #1
    Ehil Üye yakaza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    2.467

    Standart Kalbin Sorumlulugu

    İŞ VEYA çalışma dendi mi zihnimizde hemen gözle görülen faaliyetler canlanır. Yazı yazmak bir iştir. Bu iş, el, kâğıt ve kalem üçlüsüyle ortaya çıkmıştır. Biz bu yazıya bakarız da o yazının insan zihninde plânlandığını, ilimden, hafızadan yardım alındığını, edebî kabiliyetin onu şekillendirdiğini pek hatırlamayız. Bunlar da birer iştirler, hem de birinciden çok daha önemlidirler. Çünkü, yazı gerçekte bunların ürünüdür, ama açığa çıkması ve başkalarına da görünmesi için “kalem, kağıt ve el” üçlüsü devreye girmişlerdir. Böylece, o görünmez mana bu görünen eşya ile kendini hissettirmeye, okutmaya başlamıştır.
    “Ef’al-i ibad” (kulun fiilleri, işleri) konusunda, insana ait işler ikiye ayrılarak incelenir; birisi ihtiyari, diğeri ıstırarî fiiller. Birincisinde insan o işi kendi iradesiyle icra etmiştir, ikincisinde ise insan iradesinin her hangi bir etkisi söz konusu olmadan, o iş ortaya çıkmıştır. Kalem tutan elimizin faaliyeti birinciye, saçımızın uzaması ise ikinciye bir örnektir. İnsan, eliyle icra ettiği işlerden sorumludur, ama saçının akından karasından sorumlu değildir.
    Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
    “Göklerde ve yerde ne varsa Allah’a aittir. Gönlünüzde olanı açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan sorguya çeker. (Sonra) dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.”
    (Bakara Suresi, 284)
    Fahreddin Razî hazretleri bu ayetin tefsirinde şunları kaydeder:
    “Kalbe gelen düşünceler iki kısımdır. Bir kısmını, insan kalbine iyice yerleştirir ve gerçekleştirmeye azmeder. Bir kısımsa,…. insanın hoşlanmadığı, fakat içinden bir türlü söküp atamadığı şeylerdir. İnsan birinci kısımdan sorumludur, ikinciden değildir.” (Tefsir-i Kebir, 74, 6. cilt)
    Sorumlu olduğumuz kısım için de şöyle bir açıklama getirir:
    “Allahu Teala... “Allah onunla sizi hesaba çeker” buyurmuş, fakat ... “onunla sizi muaheze eder, sorumlu tutar” buyurmamıştır. ... Buna göre ayetin manası, “Allah Teala kalplerde saklı ve gizli olan şeyleri bilir” şeklinde olur .”
    Bu ayet hakkında Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde şu noktaya dikkat çeker:
    “İzhar ve ihfa efal-i ihtiyariyeden oldukları için insanların iradesi ile alakası olan amal-i zahire ve batına dahil olup gayr-ı iradi olanlar muhasebeden hariç kalır.”
    Yani, açığa vurma ve saklama insanın kendi iradesiyle icra ettiği birer fiildir. Ameller zahirî (görünen, açıkça yapılan) ve batınî (görünmeyen) olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan irade dışında ortaya çıkanlardan insan sorumlu değildir; kendi iradesiyle icra ettiklerinden ise sorumludur.

    İNSAN denilince ruhla bedeni birlikte hatırlarız. Ama çok iyi biliriz ki, insanda esas olan ruhtur; beden onun hanesi, yahut elbisesi hükmündedir. Buna göre kulun fiilleri denilince de en önce ruhun işleri hatırlanmalıdır. Ancak, ne ruh ve ne de onun işleri gözle görülmediğinden bu ifade bize öncelikle “bedenle yaptığımız faaliyetleri” hatırlatır. Kaldı ki, bedenle yapığımız işler de yine ruhtan gelen emirle, onun irade etmesiyle ortaya çıkmaktadır.
    Ruhumuz dilemedikçe ayaklarımız yürümez, elimiz bir şeyi tutmaz, gözlerimiz bir tarafa yönelmezler. Nitekim, görünen ve görünmeyen bütün faaliyetlerin kaynağı ruhtur ve “sorumluluk” da ancak ruh için söz konusudur; bir şey dileme ve icra etme gücüne sahip olmayan organlar için değil.
    Şu var ki, kalbe gelen vesveselerle kalbin kendi işlerini birbirine karıştırmamak gerekir. Vesvese kalbin değil şeytanın fiilidir. Onun içindir ki insan, kalbine gelen pis hatıralardan, çirkin sözlerden sorumlu değildir. “Kimsenin bir başkasının yükünü yüklenmeyeceği” temel bir hükümdür, buna göre şeytanın işini kalp yüklenemez, yani vesveselerden kalp sorumlu olmaz.
    Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. (Necm Suresi, 38)
    Nur Külliyatı’nda, vesveseye düşen hassas kişileri rahatlatacak harika bir tespite yer verilir:
    “…O çirkin sözler senin kalbinin sözleri değil. Çünkü senin kalbin ondan müteessir ve müteessiftir.” (Sözler)

    KAFAMIZA taş atılmışsa ve biz onun yarasından acı duyuyorsak, bu atışı başkası yapmış demektir. Kendi kafamızı kendi elimizle kırıp, sonra da oturup üzülmemiz söz konusu olamaz.
    Yukarıdaki güzel tespite göre, kişi kalbine gelen kötü şeylerden rahatsızlık duyuyorsa, bu demektir ki o sözler kalbin değil şeytanındır.
    Kalbin sorumluluğunu ortaya koyan diğer bir ayet-i kerime:
    “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü, kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından sorumludur.” (İsra, 36)
    Ve bu ayetteki haberi destekleyen bir başka ferman:
    “Zulmedenlere meyletmeyin. Aksi halde, size ateş dokunur.” (Hud, 113)
    İnsan kendi iradesiyle haram sözleri dinliyor ve haram şeyleri seyrediyorsa bu fiillerden sorumlu olduğu gibi, kalbiyle harama meylediyor ve zihninde onu icra etmek için planlar kuruyorsa ruhun bu icraatlarından da sorguya çekilecektir.
    “...kalbine gelen fenalığı kabul edip kararlaştırarak hariçte vücut bulmasına çalışırsa bundan mesul olur, velev (isterse) hariçte vücut bulmasın.” (Hülasatül Beyan, Mehmed Vehbi, s.529)
    Zulme meyil de kalbin bir fiilidir ve ikinci ayet-i kerimede bundan sakınmamız emredilmekte, aksi halde ateşin bize de dokunacağı haber verilmektedir.

    NUR KÜLLİYATI’NDA, Meyvenin Dördüncü Meselesi’nde bu konuda şöyle bir açıklama getirilir:
    Bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.”
    İşin önemli bir yanı da şudur: Bu risale yazıldığında iki gayr-ı müslim ordu birbiriyle çarpışmaktadır. Bunlardan birinin diğerine zulmetmesini hoş görmek bile insanı sorumlu kılmaktadır.
    Adalet zatında güzel olduğu gibi zulüm de zatında çirkindir. Adil bir gayr-ı müslim, imansızlığından dolayı cehenneme girse bile, orada çekeceği azap, zalim bir gayr-ı müslimin azabından daha az olacaktır. Cennetteki nimet dereceleri gibi cehennemdeki azap dereceleri de bir değildir. Aynı şekilde zalim bir Müslüman da sonunda cennete gitse bile, zulmünün hesabını mutlaka verecektir.
    Kalbin en güzel fiili iman etmek, en çirkini ise küfrü ve şirki kabullenmektir. Bu iki kaynaktan gelen ve sonsuz diyebileceğimiz kadar çok “güzel ve çirkin fiiller” vardır.
    Kanaat, sabır, rıza, teslim, tevekkül, tevazu, hüsn-ü zan kalbin güzel fiilerinden olduğu gibi, haset, kin, hırs, sabırsızlık, kibir, su-i zan da onun kötü işlerindendir.
    Bazı hassas kişileri heyecanlandıran bir noktayı tekrar hatırlatarak yazıyı noktalayalım: Kalbe gelen kötü hatıralar kabin işi değildir. İrade dışında ortaya çıkan bu sonuçtan kalp sorumlu da değildir. Çünkü bunlar birer vesvesedirler, vesvese ise kalbin değil şeytanın fiilidir
    ALINTI

  2. #2
    Yasaklı Üye Lebid24 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Bulunduğu yer
    alem-i muhabbet
    Mesajlar
    2.298

    Standart

    İnsan, zaafları olan bir varlıktır. Kur’an, şu ayetiyle bu gerçeği bildirir: “İnsan zayıf yaratıldı” (Nisa Sûresi, 28.) Bu zayıflık, daha dünyaya gelir gelmez kendini göstermeye başlar. Diğer canlıların yavruları kısa zamanda hayata uyum sağlayıp, kendi başlarına hayatlarını devam ettirebilecek seviyeye ulaşırlar. İnsan yavrusu ise, bir-iki yılda ancak ayağa kalkar. 15-20 yılda ancak bir kısım fayda ve zararları öğrenir. Ömrü boyunca da, hayat kanunlarını öğrenmeye muhtaçtır.

    Ayrıca, insan çok hassas bir canlıdır. Ne fazla sıcağa gelebilir, ne fazla soğuğa... Ne açlığa dayanabilir, ne susuzluğa... Bir mikrop onu yere serer. Bir kuyruklu yıldız onu ürkütür. Geçmişi düşünür, üzülür. Geleceği düşünür, endişe eder. Emelleri ebede uzanır.

    Bir de,” beşeri zaaflarımız” vardır. Bu zaaflar, birtakım huy ve karakterlerimizdir. Bunlardan bir kısmını şu şekilde ele alabiliriz:

    1. Nisyan (Unutkanlık)
    İnsan, nisyana müpteladır. Her insanın hayatında pek çok nisyan örnekleri vardır. İlk insan Hz. Adem de aynı nisyanı yaşamıştır. Ayet bunu şöyle anlatır: “Doğrusu daha önce Adem’den ahid almıştık da, unuttu...” (Taha Sûresi, 115.)

    Hz. Adem’e, yasak ağaca yaklaşmaması emredilmiştir. Şeytanın vesvesesiyle yaklaşır ve o ağaçtan yer. Bunun sonucunda dünyaya gönderilir. (Bakara Sûresi, 35-37.)

    Hz. Adem’in tabiatı aynen Ademoğullarında da vardır. Nisyanın en kötüsü, insanın kendini unutması, ne için yaratıldığını aklına getirmemesidir. Buna, gaflet denir. Cenab-ı Hak, bazı musibetlerle insanı gaflet uykusundan uyandırır. Onu, yaratılış gayesine yöneltir. Fakat pek çok insan yine unutur. Kur’an, bu hali şöyle bildirir:
    “İnsana zarar dokunduğunda gerek yatarken, gerek otururken, gerek ayakta iken bize dua eder durur. Fakat ondan zararı giderdiğimizde, daha önce o zarar için bize dua etmemiş gibi, geçer gider...”
    (Yunus Sûresi, 12.)
    2- Harislik ve cimrilik
    Beşeri zaaflarımızdan biri de, mala düşkünlüktür. Kur’an, bu hususu şöyle haber verir:
    “İnsan helu’ (haris ve cimri) yaratıldı. Kendisine bir zarar dokunduğunda feryadı basar. Bir hayır dokundu mu ( yoksullara) yardım etmez (sıkı sıkı tutar)...”
    (Mearic Sûresi, 19-21)
    “Ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci bir vadi dolusu altını ister...” (Müslim, Zekat, 117.) hadisi, bu beşeri zaafımıza dikkat çeker. Bebeklerde bile aynı tabiatı görmek mümkündür. Onun elindekini almak çok zordur, ama sizin verdiğinizi hemen alır.

    3- Acelecilik
    İnsan, aceleci bir varlıktır. Bir anda neticeye ulaşmak ister. Ahiret saadetini dünyada tatmaya çalışır. “Ya Rabbena! Bize dünyada ver’ der. Bu kimsenin ahirette bir nasibi yoktur.” (Bakara Sûresi, 200.)

    Halbuki, bu dünya sabrı ve sebatı gerektirir. Asıl olan dünya mutluluğu değil, ahiret saadetidir. Ahiretin elmaslarını, bu dünyanın cam parçalarıyla değiştirmenin bir anlamı yoktur.(İhlas risalesinde değinilmiş. Sarhoş ve divane olan ve şişeleri elmas fiyatı ile alan cevherci bir Yahudi gibi beş paraya değmeyen fani, zail, muvakkat ehemmiyetsiz umur-u dünyeviyeye güya ebedi dünyada durup ebedi kalacak gibi, şedit bir hırs ile ve daimi bir kin ile mütemadiyen bir adavetle mukabele etmek." "Divane olmuş elmasçı bir Yahudinin beş para cam parçasına beş lira fiyat verdiği gibi 100 liralik zamanını buna ayırması..."

    ve

    İşte, Uhuvvet Risalesinde Yahudi milletine böyle kıymet verir: Her milletten ziyade hırs ile dünyaya yapışan ve aşk ile hayat-ı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti***dipnt) Sonsuz hayata nispetle bu kısa hayat, bir an gibidir. Fakat insan, ahireti bilmediğinden bütün himmetini dünyaya sarf eder. “Hayat ancak bu hayattır” deyip, onun lezzetlerini elde etmeye çalışır. Kur’anın bildirdiği gibi, “İnsan çok acelecidir.” (İsra Sûresi, 11.)

    4- Övülmek
    Hemen her insan övülmeyi sever. Yaptığını sever, beğenir. Halbuki, övündüğü şeylerde kendisinin hissesi pek azdır. Mesela, sesinin güzelliğiyle iftihar eder. Halbuki, Allah ona böyle bir ses vermeseydi, elinden hiçbir şey gelmezdi.

    Kur’an-ı Kerim, bu meselede şu hatırlatmayı yapar:
    “Yaptıklarıyla gururlanan ve yapmadıklarıyla övülmeyi sevenlerin, azaptan emin bir yerde bulunduklarını zannetme!”
    (Al-i İmran Sûresi, 188. )
    Ayette reddedilen iki durum vardır:
    1. Yaptığıyla gururlanmak.
    2. Yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanmak.
    Halbuki insan, kendini methetmek için değil, Allah’a hamd etmek için yaratılmıştır.

    5- Hizmette ihmal
    İnsanın tabiatında hizmetten kaçmak, ücrete koşmak vardır. Bir iş yapılacağı zaman kimse ortalıkta görülmek istemez. Fakat ücret ve mükafat zamanında, herkes talip olur. Kur’anda zikredilen şu olay, buna güzel bir örnektir. Şöyle ki:
    Peygamberimiz, 1400 sahabeyle umre niyetiyle Mekke’ye doğru yola çıkar. O zaman Mekke henüz müşriklerin idaresindedir. Bir savaş çıkabileceği endişesiyle, bir kısım bedevi insanlar sefere katılmazlar. Sudan bahanelerle geri kalırlar. Fakat aynı insanlar, Hayber ganimetleri için yola çıkıldığında orduya katılmak isterler. Cenab-ı Hak, onların bu sefere katılmalarını men eder. (Fetih Sûresi, 11-15 )

    6- Bahanecilik
    Müsbet alanlarda bir varlık gösteremeyenler, birtakım bahanelerle kendilerini avuturlar. Nedense kendi kusurlarını görmek istemezler. Mesela, Hudeybiye Seferine katılmayan bir kısım bedevilerin bahanelerine bakalım: “Mallarımız, ailelerimiz bizi alıkoydu. Bizim için mağfiret dile’ diyecekler. Onlar, ağızlarıyla, kalplerinde olmayanı söylüyorlar...” (Fetih Sûresi, 11)

    “Suçun sahibi olmaz” derler. Halbuki, “Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur” (Nursi, Lem’alar, 84.) Kusurunu gören o kusurdan kurtulmaya çalışır.

    İşte, insanın mahiyetinde böyle nice zaaflar vardır. Bu zaaflar, aslında insanın manevi terakkisinde mühim birer esastırlar. Meleklerde böyle zaaflar olmadığından, onlarda mücadele de yoktur. Mücadele olmayınca, terakki de söz konusu değildir.

    İnsanın meleklere üstünlüğünün mühim bir sırrı, bu zaaflarında gizlidir. Fıtraten cimri bir insanın, nefsini aşarak cömertlikte bulunması, elbette kolay bir şey değildir. Nefsini medhe meyilli bir kişinin, “Bütün medih ve muhabbet Allah’adır. Bütün iyilikler, güzellikler O’ndandır” diyebilmesi şüphesiz az bir hüner değildir.

    Bu zaaflar aşılmayacak zaaflar değildir. Zira Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez” (Bakara Sûresi, 286)

    ***İshakhov R. L. Ural devlet üniversitesi yazarından...
    Konu Lebid24 tarafından (14.08.08 Saat 11:55 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kalbin İlk Gözyaşı
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.09.19, 15:35
  2. Göz kalbin elçisidir
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.05.14, 15:46
  3. Göz, Kalbin Elçisidir...
    By Garip_Maznun in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 28.01.09, 00:09
  4. Göz ile Kalbin konuşması
    By SeRV-i SiMiN in forum Edebiyat
    Cevaplar: 6
    Son Mesaj: 28.08.08, 14:50
  5. Kalbin Mi Kırıldı?
    By Gül Yürekli in forum Şiirler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 20.04.08, 14:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0