Ali FERŞADOĞLU
İhlâs, hırs ve birlik


İHLÂS, hırstan daha güçlü bir haslettir. Hakiki bir gücü, mânevî bir sonucu isteyen, hırsa değil, ihlâsa sarılmalıdır.


Zîrâ; ''Hırs, ihlâsı kırar, ahirete ait ameli, işi zedeler. Çünkü, bir ehl-i takvânın hırsı varsa, insanların teveccühünü ister. İnsanların teveccühüne uyan, ihlâs-ı tâmmı bulamaz.'' (Lem'alar, s. 150.)



Vasıflandırmada isabet
Bir şeyi vasıflandırırken, mübalağadan kaçınmak gerekir. Çünkü mübalağa, ihtilâlcidir. Meselâ, yemekte, tatlıda mübalağa, vücutta fesat çıkarır, hasta eder.


İnsanları vasıflandırırken de, herşeyi olduğu gibi anlatmalı, ifrat ve tefritten, yâni aşırılıklardan uzak kalmalı. Bu hakikati zihinlere yerleştirmek için şöyle denilmiştir:


''Herşeyin ifrat ve tefriti iyi değildir. İstikamet ise, orta çizgidir ki, Ehl-i Sünnet ve Cemaat onu seçmiş.


Fakat, maatteessüf, Ehl-i Sünnet ve Cemaat perdesi altına Vahhâbîlik ve Haricîlik fikri kısmen girdiği gibi, siyaset meftunları ve bir kısım mülhidler, Hazret-i Ali'yi (ra) tenkit ediyorlar. Hâşâ, siyaseti bilmediğinden hilâfete tam liyakat göstermemiş, idare edememiş diyorlar.'' (Lem'alar, s. 31.)
***
Küstah ve bîedep biri, bir gün Hz. Ali'ye (ra):
''Neden Ebûbekir ve Ömer'in halifelikleri döneminde halk için kavga ve kargaşa çıkmadı da, Osman ile senin devrinde çıktı?''


''Zîrâ ben ve Osman, Ebûbekir ve Ömer'e yardımcı idi. Sen ve emsâlin bana ve Osman'a yardımcı oldunuz mu?''
***
Niyet hâlis, amel bozuk!
''Niyet halis, amelde yanlış gidilirse, sonuca ulaşılamaz.''


Birkaç arkadaş yeni namaza başlamışlar. Cemaatle namaz kılarlar. En baştaki konuşunca yanındaki:
''Niye konuştun, namazın bozuldu!''
Sağındaki de dönerek:
''Sen de konuştun ve seninki de bozuldu!''
Üçüncüsü hiç istifini bozmadı:
''En iyisi benim, hiç konuşmadım!''
***
Komşuluk ve hayalin kokusu
Aciz, nâzik, nazenin varlıklarız. Hemcinslerimizle birlikte yaşamaya, yardımlaşmaya, dayanışmaya mecbur ve mükellefiz.


Sahabiler; ''Peygamberimiz (asm) komşuluktan öylesine bahsederdi ki, komşuların birbirine mirasçı olacağını zannederdik'' diye naklediyor.


''Bütün mahlûkatla alâkadar ve her şeyle bir nevî alışverişi olan ve kendisini abluka eden şeylerle lâfzan ve mânen görüşmek, konuşmak, komşuluk etmeye hilkaten mecbur olan'' (Şuâlar, s. 649) insanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya (dikkate almaya, gözetmeye) mecburdur. Sosyal hayatı ile fert hayatı devam edebilir. (Hutbe-i Şâmiye, s. 64.)


Fakirin birinin canı, bir gün et ister. Hasretle:
''Ah, biraz et olsa da bir yahni pişirsek!'' diye iç geçirerek hayal eder.
Az sonra komşu çocuğu kapıyı çalar:
''Babamın selâmı var, ''Varsa biraz et suyu versin, kardeşim hasta!'' diyor''
''Acayip; bizim komşular hayâlin bile kokusunu alıyorlar.''



Yeni Asya

07.08.2008