+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: İmtihan(lar)ım

  1. #1
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Exclamation İmtihan(lar)ım

    İmtihan(lar)ım



    İmtihan olmasaydı bazı karamsarlıklar ruhumuzu sıkmak için sıraya girmezdi herhalde. Huzurlu bir hayat için çırpınışım bana musallat olan sıkıntılara engel olamamaktadır ne yazık ki...


    Demek olumsuzluklarla yaşamaya alışmam gerekiyor. Olumsuzluklardan nasıl güzellikler çıkaracağıma alışmam gerekecek artık. Aksi takdirde fitne odaklarının isteği yerine gelecek, dünyam adeta karanlıklara bürünecektir.


    Bu dünya hanında yalnız olmadığımı, başıboş bir şekilde dünya sahrasında gezinmem için bu âleme gönderilmediğimi iyi bilmem gerekiyor. Şu kâinat Sultanının mutlak bir murakabesi altında olduğumu bilerek yaşamaya kendimi alıştırmalıyım.


    Hayatıma musallat olan karanlıklardan aydınlıklara çıkmam için Sahibim beni sınamaktadır. Bana verilen yüce duyguları en iyi bir şekilde işletmem için bu gerçekleri unutmamam gerekmektedir.


    Dünyamda en büyük gibi görünen güneşten başlamak üzere en küçük mahlûka kadar bütün var olanları yaratan, idare eden ve intizamlı bir şekilde yaşatan elbette o kudreti nihayetsiz olan Rabb-i Rahimden başkası değildir.


    O her varlık gibi beni de idare etmekte, bana da rızık vermekte, beni de bu dünya hanında yaşatmaktadır. O duygularımın en gizlisini bile bilmektedir. Bu gerçekleri düşündüğüm zaman hayatımdaki karanlıklar yok olmakta, aydınlıklı bir âlem dünyamı şenlendirmektedir.


    Ruhumda fırtınalar meydana getiren, dünyama karanlıkları hakim kılan elemlerle, sıkıntılarla meğer o yüce Sultan beni imtihan etmektedir.


    O istiyor ki, en güzel bir şekilde yarattığı insanoğlu, kötülükleri, sıkıntıları, elemleri, kederleri hayatından silsin. İstiyor ki, yaratılanların en şereflisi olan insanlar bir mücadele neticesinde dünyalarını şenlendirsin, âlemlerine huzur kazandırsınlar.


    Anlıyorum ki, yaratılışıma yerleştirilen duygular O'nu tanımak ve emirlerini yerine getirmek içindir. O duygular düşman saldırılara karşı koymalı, kendilerini aslî görevlerinden ayırmak isteyen şeytanî duygularla baş edebilmeli.


    Ancak o zaman duygular muzaffer bir eda ile yüce Rablerine yönelebilir, o yüce İlâhî dergâha lâyık bir şuurla kul olma şerefine nail olabilirler.


    Anladım ki, bu dünya hayatında ''gayret'' büyük iş yapmakta, ''çaba'' değerli sonuçlar meydana getirebilmektedir.


    Demek hayat gerçekten bir mücadele imiş. Şeytanlarla ve nefislerle yapılması gereken mücadeleden bahsetmek istiyorum. Yoksa kâinattaki varlıkların mücadelesini dillerine pelesenk edenlerin dar ve çürütülmeye mahkûm olan görüşlerini kuvvetlendirmek değildir maksadım.


    Artık sıkıntılarımı Rabbime arz etmeye alışma yolundayım çok şükür. Kendilerine bile en küçük bir hayrı olmayan aciz insanlara niye şikâyetlerimi arz edeyim ki? Her şeye rağmen Rabbimin beni sevdiğine yürekten inanıyorum.


    Başıma getirdiklerinin bütünüyle istidatlarımı geliştirmek istediğini biliyorum. O beni en güzel bir şekilde terbiye etmek istiyor. Nasıl kaçınma nankörlüğünü gösterebilirim bu yüce ilgiden?


    Başka hangi bir güç Rabbim gibi benim bütün ihtiyaçlarımı giderebilir? Hangi şefkat eli O'nun merhamet eli kadar benim imdadıma yetişebilir? O'ndan başka mülk sahibi, güç sahibi, merhamet sahibi başka kimse yok ki ona müracaat edebileyim...


    Nihayet anladım ki, başka arayışlar sadece bana zaman ve enerji kaybettirmekte, beni serserice ortalıkta gezdirmektedir.


    Tahammülüm kalmadı boş sözlere, şeytanî ve nefsanî telkinlere. Rabbimden gelen her şeye, ''baş-göz üstüne'' demeye alıştırmalıyım kendimi.


    Zira ki, O yüce Yaradanın izni ve iradesi olmadan hiçbir şeyin başıma yerleşme imkânı bulunmamaktadır. Kendimi o Mutlak Kudrete teslim etmeden rahat edemeyeceğimi anlamam gerekiyor.


    Çünkü O'ndan başka her şey helâk olacaktır mutlaka bir gün. O'nun baki oluşu bana müjdelerin en büyüğüdür.


    Elbette, hiç şüphesiz ben de bâkî bir hayata namzet olarak yaratılmışım ve o sonsuz hayatı kazanmak için bu dünya hanında misafir edilmekteyim...


    Nimetullah AKAY
    Yeni Asya

  2. #2
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nimetullah AKAY
    Hayatı okumakla "hayat bulmak"




    Kâinat her yönüyle mükemmel bir mekteptir. Bu mektebin birçok müştemilâtı bulunmakta, eğitim ve öğretimin yapılması için her türlü âlet ve edevât tedarik edilebilmektedir. Bu mükemmel mektepte öğrenilmesi gereken sayısız bilgiler yer almaktadır. Gözlerin görebileceği en güzel manzaralar, kulakların duyabileceği en güzel nağmeler, dillerin tadabileceği en lezzetli yiyecekler bu hayat mektebinin her tarafına serpiştirilmiştir.
    Şuur ve akıl sahibi mahlûkların görmek arzu edeceği binbir türlü güzellikler kâinat mektebinin her tarafında, her köşesinde fazlasıyla bulunmaktadır. Burada öğrenci olduğunun şuurunda olan başta insanlar olarak bütün canlılar için bir laboratuvardır kâinat... Öğrenmekle bitmeyecek, görmekle tükenmeyecek, duymakla kesilmeyecek hareket ve davranışlar bir nehir suyunun akışı gibi akıcı bir şekilde faaliyetlerine devam etmektedirler.
    Zaman bütün hızıyla sürüp gitmesine rağmen tazelenen varlıklar hayatta boşluk bırakmamaktadır. Güneşin enerjisi tükenmemekte, yıldızların hızları ve ışıkları azalmamakta, varlıkların askere alınış ve terhislerinde bir duraklama meydana gelmemektedir. En şuurlu varlık olan insanların bile sayısını bilmekten aciz olduğu bütün canlıların rızıkları en güzel bir şekilde verilmektedir.
    Akıllara durgunluk veren hiçbir faaliyet başka bir faaliyete engel olmamaktadır. Canlılar ne donmakta, ne de pişmektedirler. Topraktan, canlıların, hususan insanların bitmek bilmeyen rızıkları temin edilmekte, suların canlılara hayat verişi faaliyetine ara verilmemektedir. Rüzgârların esişi, yağmurların yağışı, karların arzı beyaz kefene bürümesi, baharda yeşilliklerin yeryüzünü yeşil örtüyle örtmesi faaliyetleri bütün mükemmellikleriyle devam etmektedir.
    Toprakların derinliklerinde, deryaların diplerinde, uzayın yüksekliklerinde hayat bütün yönüyle yaşanmaya devam etmektedir. Düşünmekle bitirilemeyecek bir nizam ve intizam hüküm sürmektedir yaratılış âleminde. Bütün bu enginlikler için akıllarımız düşünmeye dâvet edilmekte, idrakimiz çalıştırılmaya teşvik edilmektedir. Bütün bunları düşünmek ve bu yaratılış faaliyetlerine bir mânâ vermektir aslında hayatın asıl maksadı...
    Ne var ki, düşünmek gibi bir nimetle bütün varlıklardan üstün yaratılan biz insanlar, düşünme melekesine hiç de lâyık olmayan hayallerle zamanlarımızı harcamaktayız çoğu zaman. Oysa yaratılışın sırrı, kâinat sarayının neden ve niçin yaratıldığını düşünmekte yatmaktadır.
    Kâinatın kudretine sınır olmayan Sanatkârı bunca güzellikler ve mükemmellikleri boşu boşuna yaratmış olamaz. Şuur sahibi olanların sadece bir süre istifade edip arkasından yokluğa gitmesi için yaratılmamıştır bu muhteşem âlem. Bu şekilde düşünmek, verilen şuur ve akıldan hiç faydalanmamak demektir. Halbuki şuur ve akıl, bizlere büyük ve şaşırtacak bir gelecekten haber vermektedir.
    Herkesten çok bu yaratılış hikmeti için, akıl ve şuurla bezenmiş insanların kafa yorması gerekmektedir elbette. Çünkü var olan her şeyin insan için yaratıldığı apaçık ortadadır. Her varlık, bu kâinat kitabının bir Kâtibinin olmaması düşüncesinin batıl olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir bu âlemde.
    Yaratılan her şey Kâinatın Yüce Rabbinden haber vermektedir. Rahmetiyle bütün âlemleri dolduran Rabb-i Rahim’i tanımak için yaratılışın bütün safhalarını iyice gözden geçirmemiz gerekmektedir. Yaratılış âleminde parlayan yıldızlar hep imtihana tâbî tutulan insanlara gerçekleri anlatmışlardır. İnsanlık âlemindeki bütün yıldızların en parlağı ve en sonuncusu Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın aydınlığından başka, dünyalarımızı aydınlatacak başka bir şeyin olmadığını daha anlayamamışsa insanlık, demek ki arayışların daha çok devam etmesi gerekir. Ebedî sürecek bir hayata kavuşabilmek için hayatın doğru okunması gerekir. Hayatın neden yaratıldığını, hayat sahiplerinin neden bu âleme gönderildiğini bulmadan ve bu okuma sürekli bir şekilde hayatta devam etmedikçe, “hayat bulmak” kolay olmayacaktır.

    24.03.2009

    E-Posta: akay.n@hotmail.com


  3. #3
    Ehil Üye yakaza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    2.467

    Standart

    Allah razı olsun müellıf-e kardesım.bastan sona cok guzel bır yazı ıdı.
    Evet herkesın ımtıhanı farklı farklı oluyor.ama hayat gercekten bır mucadele.rabbımızden gelen herseye buyuk hak asıgı yunus emre gıbı kahrında hoş lutfunda hoş dıyebılıyormuyuz.

    hoştur bana senden gelen
    ya hılat-ü yahut kefen,
    ya taze gül,yahut dıken..
    kahrında hoş lutfunda hoş.

    ey padısah-ı lemyezel!
    zat-ı ebed ,hayyı ezel!
    ey lutfu bol kahrı guzel.
    kahrında hos ,lutfunda hoş.




    ''Madem ben de bu vatanın evlâdıyım,bu vatanın saadetine hizmet etmek benim için farzdır.''

    Emirdağ Lahikası

    ...EN GÜZELİ SİNELERDE BİR YAD-I CEMİL OLARAK KALIP GİTMEK...


  4. #4
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    "Yaratılan her şey Kâinatın Yüce Rabbinden haber vermektedir. Rahmetiyle bütün âlemleri dolduran Rabb-i Rahim’i tanımak için yaratılışın bütün safhalarını iyice gözden geçirmemiz gerekmektedir. Yaratılış âleminde parlayan yıldızlar hep imtihana tâbî tutulan insanlara gerçekleri anlatmışlardır. İnsanlık âlemindeki bütün yıldızların en parlağı ve en sonuncusu Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın aydınlığından başka, dünyalarımızı aydınlatacak başka bir şeyin olmadığını daha anlayamamışsa insanlık, demek ki arayışların daha çok devam etmesi gerekir. "
    *********
    Aramaya devam...! Bütün Dünya.
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  5. #5
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Nimetullah AKAY
    Bir Asr-ı Saadet hayali




    Bugün hayalen Asr-ı Saadet’e gitmek, doğrularla yalanların birbirinden çok uzakta olduğu pazarlarında gezinmek istedim. Medine’nin sokaklarında yürümek, gelen gidenlere selâm vermek, selâm almak istedim. Çok özlediğim Peygamberimin (asm) mübarek meclisine uğrayıp, sahabilerinin ayaklarının tozlarıyla arkadaş olmak istedim. Yirminci asrın medenîsi yerine, o saadet asrının bedevîsi olmaya, onlar gibi meleklerle arkadaş olmaya heveslendim.
    Hane-i Saadete gidip o mütevazi hasıra yüz sürmek, dünya debdebesinin olmadığı o hanenin misafiri olma şerefine nail olmak kim bilir ne kadar büyük bir saadet olurdu benim için? O Yüce Resûl (asm) gibi aç kalmak, susuz kalmak ne büyük bahtiyarlık olurdu benim için? Hele, o taşlara zikirhâne olan, susuzlara âb-ı hayat gibi su akıtan, işaretiyle ayı ikiye ayıran, hastalara şifâ olan, değen yerleri nurlandıran mübarek eller yok mu? Ellerimle dokunabilseydim, doya doya öpebilseydim, doyasıya mahçup yüzüme sürebilseydim o mübarek nurlu elleri. O zaman insanların en bahtiyarları arasında yer alırdım. O zaman sevincimden tâkatim kesilir ayakta duramaz hâle gelir, yığılıp kalırdım o mübarek ayakların altında. Uyanınca da ayağa kalkmaz, yüzümü sürer, öperdim o ayakları ve bastığı toprakları...
    İstedim ki, ben de arzî olmaktan çıkıp, semâvî olanlarla arkadaş olayım. Yalan ve dolanlardan, kin ve hasetlerden, karanlık ve zulmetlerden uzaklaşmak istedim. Yürüyen nurlu ayakların gölgesine sığınmak istedim. Bilâl-i Habeşî’nin semalara yükselen ezan-ı Muhammedîsini huşu ile dinlemek, o melek misâl insanlarla Mescid-i Nebevî’ye sığınmak istedim. Orada Rabbimin huzuruna çıkıp huzurla dolmak istedim...
    Hz. Ebûbekir’in sıddıkiyetinin, Hz. Ömer’in (ra) küfre ve münafıklığa karşı olan buğzunun, Hz. Osman’ın (ra) haya ve hilminin, Hz. Ali’nin (ra) iman ve ilminin yaşandığı o zamanlara hayalen bile gitmek ne güzel Ya Rabbi! Hele, Resûl-i Kibriya’nın meclisinde Rabb-i Rahime teslim olan sahabiler meclisini nasıl ifade edebilirim ki?
    Orada Ensar ve Muhacirinin kardeşliğini yaşamak isterdim. Orada bir Selman-ı Fârisî gibi Resûlullah’ın “Selman bendendir” hitabına mazhar olsaydım, bir Suheyb-i Rûmî gibi hem Ensardan hem de Muhacirden olmak şerefine nâil olsaydım ne güzel olurdu Ya Rabbi? Dünyanın en büyük makamlarından çok daha büyük olurdu makamım o zaman şüphesiz...
    Anlatılamaz güzelliklerden bahsetmek istiyorum. Ulaşılamaz makamları satırlarımın arasına sığıştırmaya gayret ediyorum. İyiliklerin, güzelliklerin, doğrulukların taşlara bile sindiği nurlu asırdı o zamanlar... Kötülüklerin, çirkinliklerin, yalanların yok olduğu, şeytanların kandıracak insan bulmakta zorluk çektikleri ve bunun için de kahroldukları bir zamandan söz etmek istiyorum dostlarım...
    Utanıyorum, eziliyorum, büzülüyorum, Peygamberimi (asm) ve sahabilerini hatırlayınca... Çünkü onlara lâyık olamadım, olamıyorum. Hayatlarına geçirdikleri nurlara kavuşmak için yeterince çaba gösteremedim. Yirminci asrın, ahirzamanın karanlıkları beni boğmaya çalışırken Peygamberime (asm yönelemedim, onun yolunun tozu bile olamadım. Ama o Resûl-i Zîşân’ı düşünebiliyorum. Bu bana Rabbimin büyük bir ikramıdır şüphesiz. Onun ümmeti olmayı şereflerin en büyüğü olarak kabul ediyorum. Bunun bile az olmadığını düşünüyorum. Rabbimin rahmetiyle bunu bile değerlendireceğini ümit edi- yorum...
    Hayali bile ruhları huzura kavuşturan ne güzel bir zamandı o asır ya Rabbi! Sıkıntıların, acıların huzur verdiği bir zamandı o yıllar. Cennet hayatından kokular vardı o yaşantılarda. Allah’ın Resûlü’nün (asm) âleme nasıl rahmet olarak gönderildiğini anlamak için, zamanın dimağımızda bıraktığı bütün kirleri atıp, hayalen oralara gitmek yeterlidir aslında. Ya Rabbim, Habibini düşünmek, onun yolunun yolcusu olmak, ona gönül vermek, onu bütün fanilerden daha çok sevmek ne kadar güzeldir? Ey Âlemlerin Rabbi, biz âciz kullarını o Asr-ı Saadet nurlarından mahrum bırakma. Habibinin sevgisini bizim kalbimize yerleştir. Bizi ona lâyık bir ümmet eyle. Onun müfessiri olduğu Kur’ân’ın hakikatlerini anlamamızı, onun yaşantısı gibi bir hayat yaşamamızı bize nasip et Rabbim!

    13.04.2009

    E-Posta: akay.n@hotmail.com



  6. #6
    Müdakkik Üye KeKe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    the earth
    Yaş
    33
    Mesajlar
    941

    Standart

    gizli imtihanlar...


    Acaba niçin Allah dostlarıyla uğraşılır?
    Bir müminin aşık olduğu ve kendisinden gece gündüz feyiz aldığı bir Allah dostuna, öbür mümin niçin düşman kesiliyor?
    Bunu ilim mi gerektiriyor?


    Hayır, müslümanım diyen bir kimse, dini ayakta tutan, takva yolunda başı çeken ve müslümanların göz aydınlığı olan bir insanla uğraşmaz.

    Salih insanlarla uğraşmak büyük bir imtihandır. Herkes bu imtihanda kendini görür, nefsini tanır, içini dışa yansıtır.

    Büyük veli Mevlânâ Celâleddin er-Rûmî (k.s) (672/1273), Mesnevî'sinde insanlardaki farklı yaratılış ve yönelişlerin nasıl sonuç verdiğini şöyle ifade eder:

    "Herkesin hareketi, bulunduğu durağa (sahip olduğu makama ve içinde olduğu hâle) uygundur.

    Herkes herşeyi kendi tabiat ve anlayışı çerçevesinde görür.

    Mavi cam güneşi, mavi gösterir; kırmızı cam da kırmızı. Fakat camlar renklerden arınır da (safi) beyaz olursa, beyaz cam, bütün öbür camlardan daha doğru söyler. (Gerçeği gösterir. Herşeyi olduğu gibi yansıtır), bütün camlara baş olur."

    Hz. Mevlânâ (k.s), bu sözüne şu hâdiseyi misal verir:

    "Bir gün Resûlullah (a.s) karşıdan çıkageldi. Ebû Cehil O'nu görünce:

    "Hâşimoğulları'ndan şu adam (Muhammed) ne kadar çirkin bir adam!" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v) bunu duyunca tebessüm ederek:

    -Haddi aştın ama doğru söyledin! buyurdu. Sonra Ebû Bekir Sıddîk (r.a) geldi. Resûlullah'a (a.s) bakıp:

    -Sen ne kadar güzelsin, yüzün ne kadar aydınlık, diye O'nu övdü. Resûlullah (a.s) ona da tebessüm ederek:

    -Ey gönül ehli, sen de doğru söyledin, buyurdu. Orada bulunanlar:

    -Ya Resûlallah! Çirkinsin diyene de, güzelsin diyene de: 'Doğru söyledin!' buyurdunuz. Bunun hikmeti nedir? diye sordular. Resûlullah (a.s):

    -Ben Allahu Teala'nın nuruyla cilalanmış bir aynayım. Herkes bende kendisini görür. Şimdi de öyle oldu! buyurdu." (Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî şerhi, I, 433-434)

    Anlatılır ki, Sultan Gazneli Mahmud, Şeyh Ebu'l-Hasan el-Harkânî'yi (k.s) ziyarete geldi. Yanında bir müddet oturdu. Bir ara ona, Beyazid-i Bistâmî (k.s) hakkında ne düşündüğünü sordu. Harkânî (k.s):

    -O öyle bir zattır ki onu gören kimse hidayete ulaşır ve saadeti elde eder, dedi. Sultan Mahmud:

    -Bu nasıl oluyor? Ebu Cehil bile Hz. Resûlullah'ı (a.s) gördüğü halde sapıklıktan kurtulamadı! diye sorunca; Harkânî (k.s):

    -O, Resûlullah'a (a.s) Allah'ın Resulü olarak değil, Ebu Tâlib'in yetimi Muhammed diye baktı. Eğer Resûlullah'ı, Allah'ın Resulü olarak görseydi, şekavetten kurtulur, saadete ererdi, dedi ve buna delil olarak, Allahu Teala'nın şu ayetini okudu:

    "Onların sana baktıklarını görürsün. Halbuki onlar, (kalp gözleri ve basiretleri kör olduğu için) seni (aslî hüviyetinle) göremezler." (A'râf 7/198.)

    Sonra şöyle devam etti:

    -Resûlullah'ı (a.s) baş gözüyle görmüş olmak bu saadeti temin etmez. Ona kalb ve sır gözüyle (ibret ve muhabbet nazarıyla) bakılırsa bu saadete ulaşılır. İşte kim, Beyazıd-i Bistami'yi (k.s) bu mana gözüyle görür ve ondaki marifet ilminden nasiplenirse, saadeti bulur" dedi. (Bkz: Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü'l-Evliyâ, (Haz: S. Uludağ) 678; Hânî, el-Hadâiku'l-Verdiyye, (Trc: A. Akçiçek), 462; ibrahim Hilmi, Medâricü'l-Hakîka, 36; Bursevî, Rûhu'l- Beyan, III, 297.)




    Dilaver Selvi

    “Hüda meru şaş dike, kaş neke. Kaş dike, fahş neke. Fahş dike, purş neke. Purş dike, perişan neke. Perişan dike, müşevveş sergerdan neke.”

    Meali: "Allah, adamı şaşırtırsa, süründürmesin. Süründürürse, fahşetmesin. Fahşederse, dilenci vaziyetine getirmesin. Dilenci vaziyetine getirirse perişan etmesin. Perişan ederse, başıboş sergerdan etmesin.”

    Bediüzzaman Said Nursi





+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İmtihan
    By *SAHRA* in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.01.14, 10:37
  2. İmtihan
    By *SAHRA* in forum Klip, Video, Film ve Animasyon
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.08.13, 09:40
  3. Bir İmtihan Sırrı
    By DENİS in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 10.08.12, 23:39
  4. İmtihan Anı
    By sensenol in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 28.01.09, 23:23
  5. İmtihan
    By _EzheR_ in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.03.08, 14:26

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0