+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Ahir Zamanda Genç Olmak‏

  1. #1
    Ehil Üye slim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    kayıp şehir
    Mesajlar
    1.184

    Exclamation Ahir Zamanda Genç Olmak‏

    Ahir zamanda genç olmak, bir bakıma, herşeyin maddeye indirgendiği bir
    çağda, maddenin olanca ağırlığı ve duygusuzluğu ile üzerine çöktüğü bir
    karabasan yaşamaktı. Lisede yahut üniversitede okuyan yahut şu veya bu
    işyerinde çalışan veyahut çalışacağı iş arayan bir genç, genç olarak
    heveslerin ve heyecanın zirveye tırmandığı bir süreci yaşarken, her gün bir
    üst modeli çıkan arabaların metalik ağırlığı altında eziliyordu meselâ.
    İnsanların araba modeli, gömlek markası ve beden ölçüsü ile
    değerlendirildiği bir zamandı yaşanan.

    Ahir zamanda genç olmak zor, hem de çok zordu. Zira, ahir zamanın
    despotizmi, evvel zaman despotları gibi doğrudan dayatmalara kalkışıp direnç
    üretmiyordu, kendi tercihini size sizin kendi tercihinizmiş gibi
    hissettirerek dayatan sofistike teknikler kullanıyordu. Özgür olduğunuzu
    hisseden bir köle, kendi kararını verdiğini zanneden bir güdümlü kılıyordu
    sizi. Farkedemiyordunuz.

    Bütün bir toplumun şirkten yana durduğu bir zamanda hidayet üzere kalabilmiş
    Ashab-ı Kehf’in tamamının genç olması bir tesadüf müydü? Yoksa, şartlar ne
    kadar ağır, küfür, şirk ve şehevât ne kadar baskın olursa olsun, bunların
    üstesinden gelerek hakikati bulmanın imkânına, ve bu imkâna en yakın olanın
    herşeye rağmen gençler olduğuna dair bir ders, iz, işaret veya telmih yok
    muydu bu sûrede?

    Kehf sûresinin karamsarlık iklimini dağıtan bir ümit ışığı olarak karşıma
    çıktığı o günle birlikte, yine Kur’ân’dan, gençliğe dair başkaca ümit
    ışıkları da girecekti dünyama. Kavminin topluca putlara taptığı bir zamanda
    hakikatı bulan İbrahim, ateşler içine atılıp ateşler içinde yanmayan
    İbrahim, Firavun sarayında Musa, Züleyha karşısında Yusuf, sapanlar ve
    saptıranlar arasında Yahya ve İsa.. her birinin sergilediği hal, mutlak
    derecede ümitsiz bir durumun asla sözkonusu olmadığının; en zor zamanlarda
    ve en ağır imtihan ortamlarında dahi bu zamanın ve ortamın kabını ve
    kalıbını kırıp hakikati bulmanın ve hakikat üzere olmanın pekâlâ mümkün
    olduğunun delilleri değil miydi? Put yapıcı babanın evinde puta tapmayan,
    putperest toplumun içinde putperestliği zerre miskal bulaşmayan ve de
    ateşler içinde olup ateşte yanmayan İbrahim’in bir orta yaşlı veya yaşlı
    değil de bir genç olması ‘ahir zamanda genç olma’nın zorluğuna dair
    gözlemlerle bunalan zihnime bir yol, bir iz sunamaz mıydı?

    Öte yandan, bir hükümdar nebinin, Davud aleyhisselamın oğlu olarak servet ve
    şöhret içinde, bilginin ve iktidarın zirvesinde dururken Süleyman, servetin,
    şöhretin, bilginin ve iktidarın her hal ve şartta yozlaşma sebebi
    olmadığının; bir gencin bütün bunların içinde pekâlâ hakikat üzere
    kalabileceğinin örneğiydi.

    Hem, yine Kur’ân’da, bozulmuş bir ortamda bozulmadan kalabilen genç kızların
    da örneği vardı. Annelerin dahi bütün bir kavmin yoluna uyup yoldan çıktığı
    bir vasatta Lût’un kızları, yine sonunda haklarında azap inmesine sebep olan
    sapkınlıklarıyla Medyen kavmi içinde Şuayb’in kızları, ayrıca İmran’ın kızı
    Meryem bu örneklerin başındaydı.

    Zorlayan, dayatan, suçlayan, hor gören biri değildi Resûl-i Ekrem. On
    yaşında tanıştığı Hz. Peygambere on sene hizmet eden Enes b. Malik, o on
    sene boyunca kendisinden bir kere “Niye bunu böyle yaptın? Niye şunu şöyle
    yapmadın?” diye bir azarlama ve tersleme duymadığını; kendisi zaman zaman
    unuttuğu, beceremediği, oyuna dalıp kaldığı halde bunun böyle olduğunu
    anlatıyordu meselâ. Amcası Abbas’ın oğlu Fadl, Veda haccı esnasında, Hz.
    Peygamber’in şefkat ve hikmet yüklü terbiyesinin bir örneğiyle tanışmıştı.
    Fadl’ın gözü az ötede gördüğü bir genç kıza kaymış, karşılıklı,
    bakışmışlardı. Bunu farkeden Resûl-i Ekrem (a.s.m.) “Sözde hacca gelmişsin,
    yaptığın işe bak!” kabilinden bir sözü asla sarfetmemiş, Fadl’a tek kelime
    dahi etmemiş, sadece elini Fadl’ın yanağına koyup yüzünü hafifçe başka
    tarafa çevirmişti. Namaz ve Kur’ân öğrenmek için kabileleri tarafından
    Medine’ye gönderilmiş bir grup genci, ana-babalarını özlediklerini
    hissettiği gün, başlarını okşayıp sırtlarını sıvazlayarak, memleketlerine
    göndermişti. Medine’de yetişmiş nice genç sahabinin hatırasında, Resûl-i
    Ekrem’in sefer dönüşü kendilerini devenin terkisine alması, koşu yarışı ve
    güreş gibi oyunlarında kendilerine tezahüratta bulunması, kendisine
    getirilen turfanda meyveyi onlara sunması, gençliğin getirdiği toylukla
    meramlarını en uygunsuz dille ifade ettikleri durumda dahi sabır ve
    tahammülle kendilerini dinlemesi.. gibi bir dizi hadise vardı.

    İsyan çağı’ idi gençlik. ‘Ergenlik dönemi’ denilen şey, o güne kadar
    kendisine öğretilen herşeye karşı kuşku ve itiraz dönemiydi. Rabb-ı Rahîm,
    gençliğe adım atarken insana böyle bir halet-i ruhiye veriyordu ki, aklını
    başka akılların cebine koymasın, kendisi düşünüp tartsın, hakikate gitmesini
    engelleyen bütün maniaları ve dayatmaları aşsın.

    Putperest bir kavimde, put yapıcı Azer’in evinde İbrahim’in bir tevhid eri
    olarak belirmesi, bu sırdandı. Firavun sarayında Musa’nın bir muvahhid
    olarak yükselişi de bu sırdandı. Yine bu sırdandır ki, Mekke’nin reisi
    Utbe’nin oğlu Huzeyfe, Mekke’nin ileri gelenlerinden Süheyl’in oğlu Abdullah
    ile kızı Sehle, Ebu Süfyan’ın kızı Remle, dedesi Resûlullah’a ‘ebter’ der ve
    babası İslâm’a karşı taktikler geliştirir iken Amr b. Âs b. Vâil’in oğlu
    Abdullah, Ebu Uhayha Saîd b. Âs’ın oğulları Halid ve Amr, ilk müslümanlar
    arasındaydı. Medine münafıklarının reisi İbn Ubey’in oğlu Abdullah’ın,
    Medineli en amansız İslâm düşmanlarının başında gelen Ebu Âmir Fâsık’ın oğlu
    Hanzale’nin ciddi ve samimi birer Müslüman olmaları da bundandı.

    Ne var ki, yine bu ‘isyan ruhu,’ doğrunun yanlış biçimde sunulduğu yerde,
    ters sonuçlar getirebilmekteydi. Sunulan bir doğru doğru biçimde sunulmamış;
    dayatmayla, zorla, zorbalıkla kabulüne çalışılmış ise, aynı genç ruh bu kez
    doğruyu reddedebiliyordu da. Nitekim, meselâ şu topraklarda, dinî hayatın
    uzağındaki birçok ailenin çocukları dine yönelebilmiş iken, doğruyu doğru
    biçimde sunamamış olan dindar ailelerin çocukları dindarâne bir hayatın
    uzağına düşebiliyordu.

    Yaşadığımız çağ kalblerin esir, nefislerin ise vezir edildiği bir dönem olsa
    bile; şu zamanda köpekler serbest bırakılıp taşlar bağlanmış olsa bile;
    akıllı uslu durmanın çılgınlık, ‘çılgınlar gibi eğlenme’nin ise akıl kârı
    bilindiği bir dönemde yaşanıyor olsa bile; ahir zaman genci, hakikati gene
    de bulabilir. Ahir zamanın şartlarını en yoğun biçimde yaşıyor olan;
    nefislerin en ziyade serbest olduğu ve istediğini yapabilecek maddî
    imkânlara en ziyade kavuştuğu Batıda şu halde bile milyonlarca gencin
    İslâm’ı seçmiş olması, sayıca daha da fazlasının ise gerçeği bulmak için
    yollara düşmesi, bize bu gerçeği haykırıyor. ‘Dindar’ olmanın maddî-manevî
    mahrumiyet ve horlanma sebebi olabildiği şu ülkede dahi, böylesi binlerce,
    yüzbinlerce, belki milyonlarca genç aramızda dolaşıyor. Bu ülkede, üzerine
    kapı kilitlense, kendisine deli muamelesi yapılsa dahi namazından
    vazgeçmeyen; ulaşabildiği ve ancak gizlice okuyabildiği kitaplar saklandığı
    yerlerden bulunup yakılsa dahi iman yolunda yolculuğunu sürdürebilen genç
    erkekler; üniversite kapısında binbir mihnetle yüzyüze kalabileceğini
    bildiği ve ailesinde tek bir mesture olmadığı halde Rabbinin rızasını
    gözeterek örtünebilen genç kızlar bulunuyor.


    Ahir zamanda genç olmak zor, biliyorum. Ahir zamanda mü’min genç olmanın
    daha kolay olmadığını da biliyorum. Ama doğuda batıda yaşanıp nazarımıza
    ilişen böylesi milyonlarca örnek, bize ‘zor’ olanın ‘imkânsız’ da olmadığını
    açıkça gösteriyor.

    Ve, fetrete karşı fıtratın, hazır cevaplara karşı soruların, yanlış kapılara
    karşı doğru arayışların eşliğinde yaşanan bu vâkıaya bakıp, kim olursa olsun
    bütün gençlere arkadaş nazarıyla baktığını söyleyen bir şefkat ve hikmet
    erinin ruh haliyle donanalım istiyorum. Arayan her gence bu nazarla
    bakarken, bin türlü engeli aşıp hakikati bulabilmiş her bir gence,
    ‘ahirzaman evliyası’ gözüyle bakalım istiyorum.

    Zira, ahir zamanda genç olmak, ateşler içinde olmaktır. Ahir zamanda mü’min
    genç olmak, ateşler içinde yanmamaktır.

    Ahirzamanda mü’min genç, ateşler içinde İbrahim misalidir açıkçası. Firavun
    sarayındaki Musa, çağın Züleyha’ları karşısında Yusuf misalidir.

    Ve, ateşler içinde İbrahim’i yakmayan, Firavun sarayında Musa’yı
    saptırmayan, Züleyha karşısında Yusuf’u kandırmayan sırra erildiğinde, ahir
    zamanda mü’min genç olmanın yolu elbette görülecektir.

    zafer dergisi- karakalem dergisi- metin karabaşoğlu
    (kısaltılmıştır)

    sükût gibi münzevî, çığlık gibi hür

    *

    Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim

    Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim,

    Adam aldırma da git, diyemem aldırırım

    Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


  2. #2
    Vefakar Üye nihannn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Bulunduğu yer
    Nuristan
    Mesajlar
    541

    Standart

    ahir zamanda genç olmak, ateşler içinde olmaktır. Ahir zamanda mü’min
    genç olmak, ateşler içinde yanmamaktır.
    ...Ancak bu kadar güzel tasvir edilebilirdi....
    Yare açik yare yare açmaya yare ne hacet
    Feryadim duyulur asikare dile dökmeye ne hacet
    Güllerim döndü hare hare küsmeye ne hacet
    Dil avare dudak bi çare parelenmeye ne hacet...


  3. #3
    Vefakar Üye resuls - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    kayseri
    Yaş
    36
    Mesajlar
    486

    Standart

    ahir zanda genç olmak yer bakan,haramlardan kaçan,ve alabildiğine feraize uymaya çalışan bir genç olmak.
    olay bu sorun ise her şeyin üzerimize hücum etmesi.
    ibadete,günaha ve musibete karşı sabır temennisiyle.
    dua.dua.dua fiemanillah
    Güzellerin güzel yüzlerinde güzelliği yaratan, elbette o güzelliğe müştakları da yaratır(Mesnevi-i Nuriye 159.s).....

  4. #4
    dt.
    dt. isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Gayyur dt. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Yaş
    31
    Mesajlar
    107

    Standart

    Allah razı olsun.metin karabaşoğlunun her yazısı gibi çok güzel bi yazı buda. ahir zamanda genç olmak çok büyük bi nimet aslında.tabi bunu kullanabilirsek.bu zamanda haramdan kaçmak daha çok ibadet etmek sabretmek daha zor.ve Allah katında daha kıymetli.
    "Çok isterdim, keşke kardeşlerimi görseydim" buyurdu Peygamber aleyhisselam. Sahabileri, "Ya Rasulallah!" dediler, "Bizler senin kardeşlerin değil miyiz?" Efendimiz, "Sizler benim ashabımsınız. Kardeşlerim ise henüz gelmediler" buyurdu ve onları şöyle tarif etti: "Beni görmediği halde bana iman eden kardeşlerim..."

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ahir Zamanda Çocuk Olmak
    By beylikdüzü73 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 15.09.08, 20:59
  2. Ahir Zamanda Çocuk Olmak
    By slim in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.07.08, 12:48
  3. Ahir Zamanda, Unutturulmaya Çalişilan Konular
    By Scorponork in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 28.01.08, 10:21
  4. Zor Zamanda Müslüman Olmak...
    By mirkat in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.07.07, 11:18
  5. AHİR ZAMANDA CAHİL OLMAK. :(
    By edeb_ya_Huu in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 22.09.06, 22:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0