+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: Vallahi Ben Din İçin Mücahede Etmedim; Kavmimin İtibarı İçin Savaştım!

  1. #1
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart Vallahi Ben Din İçin Mücahede Etmedim; Kavmimin İtibarı İçin Savaştım!

    [Kürsü] Dine hizmet etmek insanlar için fırsattır
    18/07/2008

    Hadis kitaplarında şöyle bir vakıa anlatılmaktadır: Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Ashâb-ı Kirâm müşriklerle cihad etmek üzere Uhud'a çıktıklarında, Kuzman isminde bir şahıs Medine'de kalır.
    Bazı kadınlar, "savaş kaçkını" diyerek onu alaya alınca, Kuzman bunu bir onur meselesi haline getirir; hemen cepheye koşar ve ön safta yer tutar. Hatta ilk oku o atar, sonra kılıcını çeker ve herkesi hayran bırakan bir kahramanlık sergiler. Bazıları onun cesaretini ve mücadelesini övünce Resûl-i Ekrem Efendimiz, "O, ateş ehlindendir!" buyurur.
    Bu habere çok şaşıran bazı sahabîler Kuzman'ı takip etmeye başlarlar. Onun yiğitliği karşısında iyice hayrete düşerler. Çünkü Müslümanların muvakkaten dağılıp geri çekildikleri bir anda bile Kuzman kılıcının kınını kırar, "Kaçmaktansa ölmeyi tercih ederim!" diye bağırarak ileri atılır ve cesurca savaşırken derin bir yara alır. Onun bu haline şahit olan sahabîler, "Ya Resûlallah, az önce ateş ehlinden olduğunu söylediğiniz adam, büyük bir metanetle savaştı ve kahramanca öldü!" derler. Sâdık u Masdûk Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm), yine "O Cehennemliktir!" buyurur. Bu cevabı işiten Müslümanların bütün bütün hayrete kapıldığı esnada, o şahsın henüz ölmediği, ancak ağır şekilde yaralandığı haberi getirilir.
    Kuzman acılar içinde kıvranırken, Resûl-i Ekrem Efendimiz'in ihbarından habersiz olan Katade İbnu Nu'man onun yanına varır ve "Şehitlik sana mübarek olsun!" diye tebrikte bulunur. Bunun üzerine, Kuzman, "Vallahi ben din için mücahede etmedim; kavmimin itibarı için savaştım!" diye mukabele eder. Sonra da, yarasının ızdırabına dayanamayarak kılıcının keskin tarafını göğsüne dayar, üzerine yüklenir ve intihar eder.
    Evet, bu hadisenin bir benzeri Hayber Gazvesi'nde meydana gelmiştir; bunun üzerine Rehber-i Ekmel (aleyhissalâtu vesselâm) Efendimiz, halka şu hakikatin ilan edilmesini emir buyurmuştur: "Cennet'e ancak Allah'a gönülden teslim olmuş mü'minler girecektir. Şu kadar var ki, Allah (dilerse), İslam dinini fâcir bir kişi ile de te'yid edip kuvvetlendirir."
    İşte, Nur Müellifi, mezkûr hadis-i şerife istinaden, "Sen, ey riyakâr nefsim! "Dine hizmet ettim" diye gururlanma. "Muhakkak ki Allah, bu dini fâcir adamla da te'yid ve takviye eder." hadisi sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o racul-ü fâcir bilmelisin. Hizmetini ve ubudiyetini, geçen nimetlerin şükrü, vazife-i fıtrat, farize-i hilkat ve netice-i san'at bil, ucub ve riyadan kurtul." demiştir.
    Beni bu insanların içinde yaratana hamdolsun
    Demek ki, nefis tezkiyesine nâil olamamış bir insan, dine ve diyanete hizmet ediyor olsa bile, gurur, ucb ve riyaya düşmemek için çok temkinli hareket etmeli ve kendisinin de o racul-ü fâcirin akıbetine uğrayabileceğini düşünüp titremelidir. Hizmetlerinden dolayı asla şımarmamalı, gurura kapılmamalı ve kendisini emniyette saymamalıdır; aksine, Allah yolundaki mücahedesini tabii bir vazife, bir kulluk borcu ve o zamana kadar lütfedilen nimetlerin şükrü kabul etmelidir. Şahsı itibarıyla fısk u fücura açık olduğunu hep hatırda tutmalı, nefsi ile baş başa kaldığında her haltı karıştırabileceğine inanmalı; dolayısıyla her zaman Allah'a sığınmalı ve eksiklerine, kusurlarına, hatalarına ve günahlarına rağmen hâlâ imana hizmet dairesinde bulunuyor olmasını büyük bir arınma fırsatı olarak görmelidir.
    Şüphesiz, bu mülahazalarla dolu olan bir insan, yapılan hizmetlerden dolayı nefsine hiçbir pay çıkarmaz, muvaffakiyetleri kendisine mal etmez. Hem hizmet edenlerle beraber bulunmayı hem de bu yoldaki başarıları Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin bir çeşit tecellisi ve ilahî merhametin farklı bir dalga boyu olarak değerlendirir. Hata ve günahlarına rağmen, daire dışına atılmamış olmayı, O'nun rahmetinin ve inayetinin enginliğine bağlar; dolayısıyla, O'na karşı saygısını her zaman yeniden gözden geçirir, daha bir aşk u iştiyakla hizmete koşar. Zira, "Onca günahıma ve şu perişan halime rağmen, beni bu kutlu insanların arasına dahil eden Rahmeti Sonsuz, demek ki dine hizmet sayesinde temizlenmem ve arınmam için bana fırsat veriyor!" der. Sonra da, "Şu anda adanmış ruhların arasındayım ama yarın akıbetim nice olur bilemiyorum; öyleyse, yaptıklarımla şımarmamalı, asıl eda etmem gerekli olan vazifelere daha gönülden sarılmalıyım." düşüncesiyle sâlih amellere yapışır.
    Aslında, Cenâb-ı Hakk'ın muradı her zaman kullarını günah lekelerinden kurtarmak, arındırmak, saflaştırmak ve huzuruna tertemiz olarak almak yönündedir. Erzurumluların "Bahane Tanrısı" sözünde de bu mana vardır. Evet, Allah Teâlâ, kimi kullarını gönülden tevbe ile, kimisini namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerle ve bazılarını da musibetlerle arındırmakta ve dergah-ı ilahiye gönülden teveccüh edenleri çeşit çeşit vesilelerle, hatta çok küçük bahanelerle Cennet'e ehil hale getirmektedir.
    Nitekim Mevlâ-yı Müteâl, şirk, cana kıyma, zina, israf gibi kötülükleri tek tek sayıp, bunları işleyenlerin cezalarının "büyük buluşma" gününde katmerli olacağını haber verdikten sonra -meâlen- şöyle buyurmuştur: "Ancak günahlardan vazgeçip Hakk'a yönelen, gönülden iman eden, sonra da güzel ve makbul işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah Gafûrdur, Rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur)." (Furkan, 25/70)
    Bu ayet-i kerimede, günahlardan uzaklaşıp yeniden Cenâb-ı Hakk'a teveccüh eden, sonra imanını bir kere daha gözden geçirip tecdîd-i imanda bulunan ve akabinde büyük bir azimle sâlih amellere bağlanıp hayatını hayırlı işler peşinde değerlendirmeye çalışan kimselerin "seyyiâtının hasenâta çevrileceği (günahların sevaba dönüştürülmesi)" vaat edilmektedir.
    Allah Teâlâ, bazen tek iyilikten dolayı insanın o âna kadar yaptığı bütün hataları affeder; denebilir ki, O'nun rahmet ve inayetiyle, bir iyilik bütün hataların hakkından gelir, onlara kendi rengini içirir ve günahları sevaplara çevirir. İşte, "kötülüklerin iyiliklere tebdil edilmesi"nin bir manası budur.
    ÖZETLE
    1 - Nefis tezkiyesine nâil olamamış bir insan, dine ve diyanete hizmet ediyor olsa bile, gurur, ucb ve riyaya düşmemek için çok temkinli hareket etmeli ve kendisinin de o racul-ü fâcirin akıbetine uğrayabileceğini düşünüp titremelidir.
    2 - İnsan, kulluk adına yaptıklarından dolayı asla gurura kapılmamalı ve kendisini emniyette saymamalıdır; aksine, Allah yolundaki gayretlerini tabii bir vazife, bir kulluk borcu ve o zamana kadar lütfedilen nimetlerin şükrü kabul etmelidir.
    3 - Allah Teâlâ, kimi kullarını gönülden tevbe ile, kimisini ibadetlerle ve bazılarını da musibetlerle arındırmakta ve dergâh-ı ilahiye gönülden teveccüh edenleri çeşit çeşit vesilelerle, hatta çok küçük bahanelerle Cennet'e ehil hale getirmektedir.





    http://www.zaman.com.tr/haber.do?hab...icin-firsattir

  2. #2
    Ehil Üye Seha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Mesajlar
    1.626

    Standart

    Sanki, bahsi geçen vakıa bazı fıtri hallere münafi gibi geldi. Acaba hadisin kaynağı var mıdır?
    Ordan okuyup anlamak isterim. Acaba bazı haller tayy edilmiş olabilir mi?
    Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.

  3. #3
    Ehil Üye canan** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    İstanbul
    Mesajlar
    1.018

    Standart

    Ben de takıldığınız şeye takıldım!

    Alıntı seha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sanki, bahsi geçen vakıa bazı fıtri hallere münafi gibi geldi. Acaba hadisin kaynağı var mıdır?
    Ordan okuyup anlamak isterim. Acaba bazı haller tayy edilmiş olabilir mi?
    İbn Kesîr, el-Bidâye, 4/36
    Kaynak : Hayatu's Sahabe - Muhtasar-, M. Yusuf Kandehlevi, Işık Yayınları 2006, 1. Cilt sayfa 285

    Bilmiyorum bu kaynak size kâfi gelir mi?
    Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz,
    Müjdeleyiniz,nefret ettirmeyiniz...
    hadis-i şerif

    Usandım, boşyere hep gitmeler, gelmelerden;

    Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden..

    n-f-k


  4. #4
    Biz
    Biz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Yasaklı Üye Biz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    1.668

    Standart

    "Sen ey riyâkâr nefsim! "Dîne hizmet ettim" diye gururlanma.
    Allah bu dini fâcir bir adamın eliyle de kuvvetlendirir. (Hadîs-i şerif: Buhârî, 8:88.)
    sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recûl-i fâcir bilmelisin. Hizmetini, ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve farîza-i hilkat ve netice-i sanat bil, ucb ve riyâdan kurtul." Said Nursi

  5. #5
    Pürheves Ebû Dücâne - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Mesajlar
    262

    Standart

    Alıntı seha Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sanki, bahsi geçen vakıa bazı fıtri hallere münafi gibi geldi. Acaba hadisin kaynağı var mıdır?
    Ordan okuyup anlamak isterim. Acaba bazı haller tayy edilmiş olabilir mi?
    çok meşhur bir vakıadır bu..
    Mevlana Molla Cami hazretleri de Şevahid-ün Nübüvve adlı eserinde bahseder..

    Şevahid-ün-nübüvve kitabında diyor ki:
    Eshab-ı kiram Uhud savaşına gidince, Kuzman gitmedi. Kadınlar, (Anlaşılan senin bizden farkın yok) dediler. Bu söz onun nefsine çok dokundu. Gidip savaşa katıldı. Müthiş bir şekilde savaşıyor, Kaçıp âleme rezil olmaktansa savaşıp ölmek daha iyi diyordu. Öyle savaştı ki, müşriklerden yedi kişi öldürdü. Kendisi de yaralandı. Eshab-ı kiramdan bazıları onu savaş sırasında yaralı halde görüp şehitlik sana afiyet olsun dediler. Bunun üzerine Kuzman şöyle dedi:
    (Ben din için savaşmadım. Kureyşin galip gelerek hurma bahçelerini harap etmelerinden korktuğum için ve daha başka sebeplerle savaştım.)

    Yaraları çok acı veriyordu, kılıcını göğsüne dayayıp intihar etti. Sahabeden bazıları onun durumunu bilmedikleri için Resulullaha, Kuzman müşriklerden yedi kişi öldürüp şehit oldu, dediler. Resulullah, (O Cehennem ehlidir) buyurdu. Sonra Kuzman’ın gerçek niyetini açıklayıp, “Ben Allah’ın Resulüyüm, Allahü teâlâ bana dilediklerini bildirir” buyurdu. Bundan sonra Eshab-ı kirama dönüp “Allahü teâlâ bu dini facirlerle de elbette kuvvetlendirir” buyurdu. (Şevahid-ün-nübüvve)
    "Korkaklıkta zillet, utanç; ileri atılmakta, izzet, şeref vardır. İnsan, korkaklık etse bile; kaderinden kaçamaz."

  6. #6
    Ehil Üye Seha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Mesajlar
    1.626

    Standart

    Tamam, kaynaklar kafi geldi. Allah razı olsun.
    Yanlız, ben her hangi bir hata bulmak niyet etmedim. Sadece fıtrat olarak "insan canından çok sevmediği bir şey için canını vermez, " kaidesine göre düşündüm.

    Bence gurur candan çok sevilmez ve sevilmemeli. Hayret ettim, nasıl bir insan "desinler" diye canını veriyor. Demek anlamadığım bir şeyler var.

    Muhabbetle
    Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.

  7. #7
    Ehil Üye Seha - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2006
    Mesajlar
    1.626

    Standart

    Cevap: Öyleyse dinleyiniz ve kulaklarınızı beş açınız. İşte fikr-i milliyetle uyanmış bir Ermenininin himmeti, mecmu-u millettir. Güya onun milleti küçülmüş, o olmuş. Veya onun kalbinde yerleşmiş. Onun ruhu ne kadar tatlı ve kıymettar olsa da, milletini daha ziyade tatlı ve büyük bilir. Bin ruhu da olsa feda etmeye iftihar eder. Çünkü kendince yüksek düşünür. Halbuki, şimdikilere demiyorum, lâkin sizin eskiden bir yiğidiniz uyanmamış, nura girmemiş, İslâmiyet milletinin namusunu bilmemiş, yalnız bir menfaat veya bir garaz veya bir adamın veya bir aşiretin namusunu mülâhaza eder, kısa düşünürdü. Elbette tatlı hayatını öyle küçük şeylere herkes feda etmez. Münazarat 99

    Ben sanırım bu nükte ile beraber, önce ve sonrasından yanlış bir mana çıkarmışım.

    Helal ediniz.
    Sakın, sakın, sakın! Çabuk, bu şimdiye kadar demir gibi kuvvetli tesanüdünüzü tamir ediniz.

  8. #8
    Yasaklı Üye halenur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    2.932

    Standart

    Paylasimlariniz icin Allah razi olsun...


  9. #9
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    Güzel bir makale..
    Allah razı olsun,paylaşım için..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  10. #10
    Dost ..::YENİÇAĞ::.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    Eskişehir
    Yaş
    30
    Mesajlar
    17

    Standart

    Allah yazandan da yazdırandan da okuyandan da ebeden razı olsun...
    Ümit Var Olunuz, Şu İstikbal İnkılabatı İçinde En Yüksek ve Gür Seda İslam’ın Sedası Olacaktır..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 03.05.09, 14:28
  2. Allah İçin Başla, Allah İçin İşle Vesselam...
    By Melis in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.01.09, 11:04
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09.12.08, 20:27
  4. İşaret Levhaları: Yolu Bilmek İçin mi, Yolu Yürümek İçin mi?
    By Manâ in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.06.08, 05:53
  5. Bir Dediğini İki Etmedim
    By melekseker in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.01.08, 14:03

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0