+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Konu: İmdada Yetiş Engin Şefkatinle!..

  1. #1
    Dost asyam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    şırnak
    Mesajlar
    17

    Standart İmdada Yetiş Engin Şefkatinle!..

    Soru: "Hakikî şefkat" sözüyle ne kastedilmektedir? Şefkatin en mükemmel şekilde gerçekleştirilmesi hangi hususlara bağl?d?r?
    Şefkat, Cenâb-? Hakk'?n birer sanat? olmalar? itibar?yla herkese ve her şeye karş? alâka duyma; başkalar?n?n dertlerine ortak olma, kederlerini paylaşma, yard?mlar?na koşma; karş?l?ks?z, sâfi ve ivazs?z sevgi besleme; mazlumlar?n, mağdurlar?n maruz kald?klar? s?k?nt?lar? göğüsleme ve bir anne içtenliğiyle onlar?n üzerine titreme gibi manalara gelmektedir.
    ?lâhî Rahmetin Gölgesinde
    Asl?nda, varl?k derinden derine mütâlaa edilse, her yanda şefkatin tüllendiği görülecektir. Evet, her şeyin mebdei de müntehâs? da rahmettir, şefkattir. Yeryüzündeki bütün canl?lar Allah'?n rahmet ve şefkatiyle varl?klar?n? devam ettirirler. "Rahmetim her şeyi kuşatm?şt?r" (A'râf, 7/156) buyuran Hazret-i Rahmân, mahlukât?n özüne sevgi, merhamet ve şefkat nüveleri yerleştirmiştir. Varl?ğ?n bağr?na at?lan şefkat duygusunun kaynağ?, Rahmân ve Rahîm isimleri başta olmak üzere Cenâb-? Hakk'?n Esmâ-i Hüsnâ's?n?n tecellisi olan ilâhî rahmettir. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz'in ifade buyurduğu üzere; Allah (azze ve celle) rahmetini yüz parçaya ay?rm?ş; doksan dokuzunu kendi nezdinde tutmuş, birini dünyaya indirmiştir. ?şte, bütün canl?lar bu bir parça ilahî rahmetten istifade ederek hemcinslerine şefkat gösterirler. Öyle ki, bir hayvan bile, yavrusunu emzirirken onun incinmemesi, can?n?n yanmamas? ve rahatça beslenmesi için bacaklar?n? açar. Hatta, tavuğun sermayesi kendi hayat? iken, civcivini korumak için can?n? tehlikeye atarak köpeğin üzerine sald?r?r, gerekirse o uğurda baş?n? kapt?r?r ama yavrusunu kurtar?r.
    Evet, hilkat hamuru muhabbet mayas?yla yoğrulmuştur. Kainat?n her yan?nda ilahî rahmetin tecellileri par?lday?p durmaktad?r. Nereye bir sondaj yapsan?z, mutlaka orada bir şefkat kaynağ?n?n emarelerini görürsünüz; hangi kalbe girseniz, onun şefkatle att?ğ?na şahit olursunuz. Bütün eşyan?n tabiat?nda şefkatten bir parça bulunmas? ve kalblerin şefkatle atmas? tabiîdir. Bunun aksi ise, bir mahiyet değişikliğinin neticesidir. Şayet, baz? kimselerde şefkat tezahürleri görünmüyorsa, bu onlar?n bir tabiat bozukluğuna maruz kald?klar?n?n ve bir deformasyona uğrad?klar?n?n alâmetidir. Ancak rahmet-i ilahiyeden nasipsizlerdir ki, onlar kendi sû-i istimalleriyle gönüllerindeki şefkat p?narlar?n? kurutmuş, sevgi ve merhamet duygular?n? öldürmüş ve ac?mas?z birer tiran kesilmişlerdir. Öyle ki, bu taş kalbliler, kendi evlad?na karş? dahi merhamet etmeyen canavarlar haline gelmişlerdir. Kandan hoşlanan, kanla beslenen bu insan bozmalar?ndan baz?lar? bât?l bir sistemi oturtmak için bazen k?rk milyon cana k?yabilecek kadar vahşileşmişlerdir.
    Hakikî Şefkat
    Şefkat, genel manada, uzak-yak?n çevremizde görüp duyduğumuz muhakkak ac?lar? paylaşma, dertlere çare bulma ve muhtemel s?k?nt?lar?n önünü keserek bunlar?n yerine sevinç ve neş'e ikâme etme demek olsa da; asl?nda, "hakikî şefkat", insanlar?n ebedî saadeti kazanmalar? için kalbin tir tir titremesinin ve bunun neticesinde ortaya konan halisâne cehd ü gayretlerin unvan?d?r. Evet, insanlar?n geçici dünya hayat?yla alâkal? baz? s?k?nt?lar?n? giderme, burada huzur içinde yaşamalar?n? sağlama, onlara alâka duyma, sevgi ve muhabbet besleme, ac?ma ve yard?m etme gibi hususlar şefkatin sadece bir yan?n? teşkil etmektedir. Şefkatin tam ve olgun hâli ise, ancak insanlar? ebedî azaptan kurtar?p sonsuz bir mutluluğa kavuşturmak için gereken bütün himmet ve gayreti ortaya koymakla gerçekleşir.
    Mesela, anne–babalar?n, çocuklar?n?n bütün ihtiyaçlar?n? görmeleri, onlarla beraber ağlay?p onlarla beraber gülmeleri gönüllerindeki şefkatin semereleridir. Fakat, o şefkatin tamamiyeti bu geçici hayatta çocuklar?n?n mutluluk, rahat ve huzur içinde olmalar?n? düşünüp onu gerçekleştirmek için çal?şt?klar? gibi, onlar?n sonsuz saadet diyar?na sağ sâlim varana kadar s?rât-? müstakîm üzere bulunmalar? ve sonras?nda da bitmeyen bir mutluluğa nâil olmalar? istikametinde cehd ü gayret ortaya koymalar?na bağl?d?r. Masum çocuğunun âhiretini düşünmeyen, onu sadece fâni dünyan?n muvakkat eğlenceleriyle oyalayan ve neticede yavrusunu ebedî bir azaba iten valideynin şefkatli kimseler olduklar? söylenemez. Çocuğunu âhirete haz?rlamayan bir anne ya da baba, onu ne kadar severse sevsin, onun dünyevî ihtiyaçlar?n? karş?lamak için ne denli gayret gösterirse göstersin, yine de as?l vazifesini yapmam?ş ve kalbindeki şefkat hissini boşa harcam?ş, hatta kötüye kullanm?ş demektir.
    Diğer taraftan, merhum M. Akif'in,
    "Mü'minlere imdâda yetiş merhametinle,
    Mülhidlere lâkin daha çok merhamet eyle."

    sözü hakikî şefkatin hulâsas? gibidir. Evet, herkesin, hususiyle de mü'minlerin imdad?na yetişmek müşfik olman?n gereğidir. Lâkin, iman nurundan mahrum kalan, ahiretin, haşrin ve sonsuz bir hayat?n varl?ğ?na inanmayan ve böylece kendine bütün bütün yaz?k eden talihsizler ya da kalbini ve vicdan?n? kültür müslümanl?ğ?na hapsederek iman?n neşvesini gönlünde duyamayan, sürekli dal?p ç?kt?ğ? günahlarla kalbini her gün biraz daha karartan, dolay?s?yla da hep "d?şar?dakiler" gibi yaşayan kimseler merhamete daha çok muhtaçt?rlar. Onlar, şayet yard?mlar?na koşulmazsa, her şeyi kaybetmekle karş? karş?yad?rlar ve bu kay?plar? da geçici değildir, ebedî bir hüsrana dâyelik etmektedir.
    Asl?nda, hiç kimse, günahlar içinde yüzüp duruyor ve sefalet içinde yuvarlan?yorken mutlu olamaz. Vicdan? tamamen kararm?ş ve gönül dünyas? bütünüyle tefessüh etmiş kimselerin d?ş?nda hiçbir insan, yaşad?ğ? çirkef hayat?n içinde kendi r?zas?yla ve isteyerek durmaz. Heyhat ki, bir şekilde ayağ? sürçmüş, bir çukura düşmüş, bir batakl?ğa tak?l?p kalm?şt?r ve kendi iradesi, gayreti, ümitsiz ç?rp?n?şlar? oradan ç?kmas?na kâfî gelmemektedir. ?şte, mutsuzluk içinde, gönlü parça parça ve istikbali de karanl?k bu insanlar için en önemli kurtuluş vesilesi, mü'minlerden uzanacak şefkat elleridir.
    Kendisine şefkatle yaklaş?lan bir insan, söylenenleri o anda kabullenmese bile, sonradan mutlaka düşünecek, işittiği hakikatlere karş? zamanla iyice yumuşayacak ve meselelerin asl?n? öğrenmeye karş? içinde bir iştiyak duyacakt?r. Hele bir de kendisine el uzatanlar?n karş?l?k beklemeyen, ücret istemeyen ve sadece Allah'?n r?zas?n? gözeten insanlar olduklar?n? görünce kalb kap?lar?n? bütünüyle açacakt?r. Evet, şefkatle coşan gönüller hâlistir; onlar mukabele istemez ve asla beklentilere girmezler. Sâfi, garazs?z ve beklentisiz olmalar?ndan dolay? da, -Allah'?n izniyle- muhataplar?na tesir ederler. Bu şefkat sayesindedir ki, hiç ümit edilmeyen insanlar, hiç beklenmedik bir zamanda hidayete aç?lm?ş, iman?n s?ms?cak atmosferine s?ğ?nm?ş ve s?rât-? müstakîme dâhil olmuşlard?r/olmaktad?rlar.
    "Cehennemi Ben Dolduray?m!.."
    ?man ve Kur'an hizmetinin en önemli esaslar?ndan biri kabul edilen şefkat de işte bu engin şefkattir. O, kurtulma değil, kurtarma cehd ü gayretidir; yaşama değil, yaşatma azmidir; rahat bir hayat sürme değil, gerekirse ruhunu feda etme yiğitliğidir; hatta Cennet'e yürüme değil, oraya adam taş?ma himmetidir.. ayağ?n?n birini Cehennem'e diğerini Cennet'e koyup ateşten insan ç?karma yürekliliğidir.. yananlar?n imdad?na yetişmek için icab?nda Cennet'te kalmaktan dahi vazgeçip alevlerin üzerine yürüme şefkatidir.
    Hay?r, bu sözlerimle mübalağa etmiyorum, hakikî müşfiklerin ufkunu seslendiriyorum. "Güneşi bir elime, ay? da diğerine koysalar, yine de ben bu davadan vazgeçmeyeceğim. Ya Allah nurunu tamamlayacak, ya da bu yolda ölüp gideceğim!" diyen ?nsanl?ğ?n ?ftihar Tablosu'nun şefkatini tarif etmeye çal?ş?yorum. En çileli ve ?zd?rapl? günlerinde muhatap olduğu Cennet'te kalma teklifini bile dönüp ümmetinin elinden tutma niyetiyle geri çeviren Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz'e Cennet'i terkettirecek kadar derin şefkatten bahsediyorum. O peygamberâne ufuktan ak?p gelen ?ş?klarla coşkun en Sâd?k Yârân'?n "Vücudumu o kadar büyüt ki, Cehennem'i ben dolduray?m, başkalar?na yer kalmas?n" ç?ğl?klar?yla ortaya koyduğu merhameti, "Gözümde ne Cennet sevdas?, ne de Cehennem korkusu var; milletimin iman?n? selâmette görürsem Cehennem'in alevleri içinde yanmaya raz?y?m" deyip iki büklüm olan Müşfik ?nsan?n gönlündeki beklentisiz muhabbeti, ac?ma hissini ve kurtarma sevdas?n? anlatmaya çal?ş?yorum.
    Evet, hakikî şefkat, merhum Zübeyr Gündüzalp'in "Teessür ve ?zt?rap karş?s?nda kalbden bir parça kopacaksa, ‘Bir genç dinsiz olmuş' haberi karş?s?nda o kalbin atom zerrât? adedince paramparça olmas? lâz?m gelir" sözüyle dile getirdiği teessürü duyacak ve herkesin hidayete ermesi için ?zd?rapla k?vr?m k?vr?m k?vranacak kadar merhamet ve ac?ma hisleriyle dolmakt?r.. ve işte bu ölçüde bir şefkat iman hizmetine gönül verenler için çok önemlidir.
    Ne var ki, herkes ayn? k?vamda bir şefkat kahraman? olamayabilir; her dava eri o ufkun mümessili olabilecek ölçüde bir çizgi takip edemeyebilir. Herkesin tabiat?nda o şefkat çekirdeği vard?r; ama o çekirdeğin neşv ü nemâ bulmas? için de uygun bir inkişaf alan? laz?md?r. Peygamberâne bir şefkati hissedebilmek, biraz da bilmeye bağl?d?r; ilme ve irfana vâbestedir. Şefkat Peygamberi'nin nazar?yla kainâta, insanlara ve ahirete bakmay?nca, beşerin hidayete ermesi yolunda gerekirse Cennet'ten bile vazgeçmenin ne demek olduğunu anlayamazs?n?z. Hazreti Ebu Bekir'in iman ve irfan?yla meseleleri değerlendirmeyince insanl?ğ?n kurtuluşu için Cehennem'e tek baş?na at?lmaya raz? olman?n manas?n? kavrayamazs?n?z. Hazreti Üstad'?n vicdan?nda sonsuz saadet ve ebedî şekavet hakikatlerinin nas?l bir tesir b?rakt?ğ?n?, iman ve küfür aras?ndaki derin uçurumun ve bunlar?n nelere gebe olduğunun onun ruhunda ne türlü f?rt?nalara sebebiyet verdiğini tahmin edemeyince milletin iman selametine bedel Cehennem'in alevlerine r?za göstermenin nas?l bir tercih olduğunu takdir edemezsiniz.
    Nitekim, Allah Rasûlü (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) şöyle buyurmuştur: "Ben sizin görmediğinizi görüyor, duymad?ğ?n?z? duyuyorum; bir bilseniz, gök nas?l bir g?c?rday?şla g?c?rday?p inliyor!. Zaten öyle olmas? gerekir; zira göklerde meleklerin secdegâh? olmayan dört parmak kadar bile boş yer yoktur. Allah'a yemin ederim ki, eğer azamet-i ilâhiye ad?na benim bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlard?n?z, hatta zevcelerinizle bir arada bulunmaktan kaç?n?r, dağ ve sahralarda ç?ğl?k ç?ğl?k Allah'a yalvar?rd?n?z!" Hazreti Ebû Zerr bu hadîsi dinleyince, "Keşke, kökünden sökülen ve kesilip-biçilen bir ağaç olsayd?m" demekten kendisini alamam?şt?r.
    Yakma Allah?m!..
    O ufkun insan? olmayan birinin hem onlar? anlamas? mümkün değildir hem de o seviyeye ait sözleri tekrarlamas? gerçek hissiyat?n?n sesi-soluğu olmayan kuru bir taklitten ibarettir. ?mans?zl?ğ?n nas?l bir felaket olduğunu bilmeyen, inançs?zlar? bekleyen ak?betin elemini vicdan?nda hissetmeyen s?radan bir insan?n "Cehennemi ben dolduray?m..." demesi ya da gözünde ne Cennet sevdas? ne de Cehennem korkusu olduğunu söylemesi büyük bir iddia olur. ?nsanlar?n dalâleti karş?s?nda her gün ölüp ölüp dirilenler ve Hak'tan kopuk yaşayan birini gördükleri zaman içi kavruluyormuşças?na yüreği "c?zzz" edenlerdir ki, işte, insanlar?n ahiret selameti için icap ederse Cehennem'de yanmaya gerçekten r?za gösterebilecekler o şefkat erleridir.
    Erzurum'da Hac? Musa ad?nda, kendisini hizmete adam?ş, Nurlar'?n keramet ve ikramlar?na mazhar, çok hâlis bir insan vard?. Ondan, mevzumuzla alâkal? bir hâdise dinlemiştim. Hac? Musa Efendi'nin anlatt?ğ? hâdisedeki kahraman F?r?nc? ?shak Baba idi. Bildiğiniz gibi, tarih boyunca, f?r?nc?lar ve demirciler aras?ndan pek çok Hak dostu ç?km?şt?r. Hep ahiret s?k?nt?lar?n? hat?rlatacak ağ?r işlerde çal?şan ve Cehennem'in alevlerini akla getirecek şekilde ateşle çokça meşgul olan kimseler o işlerde adeta pişmiş ve olgunlaşm?şlard?r. ?shak Baba da alevler karş?s?nda çal?şa çal?şa ateşin ne demek olduğunu çok iyi duymuşlardan birisiydi. Dersleri hiç kaç?rmayan, Risaleler'i yürekten dinleyen, çok konuşmay? sevmeyen ve ancak ihtiyaç olduğunda bir-iki kelime etmekle yetinen bir gönül ehliydi.
    ?shak Baba, Hac? Musa Efendi ile beraber hacca giderlerken otobüsleri bir yerde mola verir. Herkes bir şeyle meşgul olurken ?shak Baba gözlerini kapat?r ve murakabeye dalar. Neden sonra bir taraftan gözlerinden yaşlar boşan?r, bir taraftan da dudaklar? k?p?r k?p?r hareket etmeye başlar. ?şte, tam o an k?rk kişilik otobüs zang?r zang?r titrermişçesine hareket eder ve bir metre kadar ileri geri gidip gelir. Herkes ne olduğunu merak edip heyecanla etrafa bak?nmaya dururken, Hac? Musa Efendi'nin gözleri ?shak Baba'ya tak?l?r. Bakar ki, o Hak dostu çok farkl? bir atmosferde, adeta kendinden geçmiş gibi. Bir aral?k, ona sorar: "?shak Baba, ne oldu, ne düşünüyor ve neler söylüyordun?" der. Onun cevab? şöyle olur: "Ahireti, sorgu-suali, Cennet ve Cehennem'i düşünüyordum. Bir anda Cehennem gözlerimin önünde alev alev tülleniverdi. ?nsanlar?n çoğunun birer âsî olarak oraya gideceklerini düşündüm. Onlar ad?na o kadar çok üzüldüm ki, azab?n dehşetini vicdan?mda derinlemesine duyunca Rabbim'den niyaz ettim ve gayr-i ihtiyarî defalarca şunu söyledim, "Yakma Allah?m, şu biçare kullar?n? yakma; sonra dilersen onlara bedel beni at nâra!"
    Karasevdal?lar ve Sarp Yokuşlar
    Öyle ümit ediyorum ki, günümüzün karasevdal?lar? da, hakikî şefkatin birer temsilcisidirler. Onlar?n gönül dünyalar?nda sürekli Hak mülâhazas? köpürür durur; beyanlar?nda ise, derin bir Allah aşk?, varl?k sevgisi ve insanlara karş? da engin bir şefkat nümâyând?r. Hak r?zas?, onlar?n kilitlendikleri biricik hedef; O'ndan ötürü insanlar? sevip herkese sîne açmalar? da tabiatlar?n?n gerçek rengidir. Onlar, paslanm?ş ve küflenmiş gibi görünen en kat? kalbleri, en sert tabiatlar? bile sevginin s?rl? anahtarlar?yla balmumu gibi yumuşat?r, gönül kap?lar?n? aralar ve muhataplar?na muhabbet lisan?ndan en tatl? nağmeleri dinletirler. Severler, sevilirler ve herkese şefkatle muamele ederler.
    Zaten, öyle olmasayd?, rahatlar?n? terkedip, sevdiklerini ve ülkelerini arkada b?rak?p dünyan?n en ücra köşelerine şefkat seferleri düzenleyebilirler miydi? Senelerce s?la hasretine, anne-babadan, yâr-yârandan ayr?l?k hicran?na dayanabilirler miydi? Geçen gün bir program münasebetiyle, k?ymetli bir devlet adam?m?z?n anlatt?ğ? hadisede olduğu gibi; şayet onlar şefkat hisleriyle yollara dökülmeselerdi, gittikleri yerde birkaç sene kald?ktan sonra "Ülkeni, anne-baban? özlemedin mi; ne zaman döneceksin?" diye soran birine "Efendim, biz dönmeye değil, burada hizmet edip burada ölmeye geldik!" diyebilirler miydi? Evet, bu adanm?ş ruhlar?n daha yola ç?karken yaşatma mefkuresine kilitlendikleri her hallerinden belli. Hal ve tav?rlar?ndaki eda birer şefkat kahraman? olduklar?n?n emaresi. Hazreti Rahmân ü Rahîm'den diler ve dilenirim, beni bu hüsn-ü zann?mda yalanc? ç?karmas?n ve o müşfik insanlar?n gönüllerindeki aşk u alâkay? hakikî şefkat ufkuna ulaşt?rs?n.
    Asl?nda, insanl?ğ?n kin, nefret ve gayzla yat?p kalkt?ğ?, dünyan?n bir savaş alan? ve kan gölü haline geldiği bir dönemde sevginin tercüman? olmak ve herkese şefkatle yaklaşmak zorlardan zor bir iştir. Bundan dolay?d?r ki, Cenâb-? Hak, insanlar?n önlerindeki sarp yokuşlar?, göğüs gerilmesi büyük bir kahramanl?k isteyen zor işleri sayarken, bu hususa da dikkat çekmiştir. "Sarp yokuş, bilir misin nedir?" dedikten sonra, "Sarp yokuş, bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmakt?r; k?tl?k zaman?nda yemek yedirmektir; yak?nl?ğ? olan bir yetimi, ya da yeri yatak (göğü yorgan yapan, bar?nacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmakt?r. Bir de sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirine sab?r ve şefkat dersi vermek, sab?r ve şefkat örneği olmakt?r." (Beled, 90/12-18) buyurmuştur.
    Evet, "merhamet" iman edenlerin ay?rt edici bir vasf?d?r. Onlar asla kat? kalbli, ac?mas?z ve zalim kimseler olamazlar. Mü'minler, bela ve musibetlere karş? sab?rl? olduklar? gibi, insanlara ve bütün varl?ğa karş? da şefkatlidirler. Dahas?, onlar her f?rsatta birbirlerine merhameti tavsiye eder, toplumun saflar? aras?nda "ac?ma, merhamet etme, sevme ve herkese şefkatle kol-kanat germe" duygular?n? yayarlar. Bunu yaparken de, sadece dünyevî bir sevgi ve alâkadan bahsetmez; her f?rsatta nazarlar? âhiretin yamaçlar?na çevirir ve şefkat hislerini insanl?ğ?n sonsuz mutluluğu kazanmas? istikametinde değerlendirirler. Hemen her münasebetle, "Arkadaş, kabir var, hesap var, Cehennem var! Şu insanlar?n ateşe doğru koşarcas?na gittiklerini gördüğün halde onlara nas?l ac?mazs?n; nas?l olur da ellerinden tutmaya çal?şmazs?n?!" derler.
    Bazen bir çocuğun vefat haberini duyduğumuzda gözlerimiz doluyor; onun anne-babas?yla beraber biz de ağl?yoruz. Haddizat?nda, onun ölüp gittiğini ama yok olmad?ğ?n?, bu dâr-? fânîden bâkî bir âleme taş?nd?ğ?n? ve ötede rahmet-i ilahiye taraf?ndan sar?l?p sarmalanacağ?n? biliyoruz. Onun hiç kayb? olmad?ğ? gibi, henüz rüşde ermediğinden belki ahirette valideynine de şefaat edebileceğine inan?yoruz. Fakat, yine de ona yüreğimiz yan?yor, içimiz burkuluyor ve ard?ndan ağl?yoruz. Ya bir insan nâmütenâhî bir saadetten mahrum kalacak ve ebedî şekâvete dûçar olup Cehennem'e gidecekse.. işte, bu ihtimal karş?s?nda bir insan?n yüreği "c?zzz" etmiyorsa, o kalbin inanan bir insana ait olduğunu ve o yüreğin iman nurlar?yla ayd?nland?ğ?n? söylemek çok zordur.
    Hâs?l?, şefkatle mamur bir kalbin sahibi, Cenâb-? Hakk'?n rahmâniyet ve rahîmiyetinin gölgesinde hep incelerden ince davran?r. Hakikî şefkati, insanlar?n yüzlerini ahirete çevirip onlar?n ebedî huzuru kazanmalar? için ç?rp?nma şeklinde anlar ve bütün hareketlerini bu anlay?şa göre ayarlar. Gülerken de ağlarken de, severken de k?zarken de hep muhataplar?n?n yar?nlar?n?, hay?r yar?nlar?ndan da öte ak?betlerini, ahiretlerini düşünür. Sinesinde bu hissi taş?ma bahtiyarl?ğ?na ermiş biri, sevgi ve merhamete muhtaç herkese şefkat elini uzat?r; gücü yettiğince devrilenleri tutar kald?r?r; açlar? doyurur, üşüyenleri ?s?t?r; yaln?zlar?n, gariplerin vahşetini giderir ve kimsesizlere kimse olur. Bütün bu âlicenapl?klar? ortaya koyarken de bir teşekkür bile olsa kat'iyen herhangi bir karş?l?k beklemez; beklemez, zira şefkat, karş?l?ks?z, sâfi ve ivazs?z sevgi beslemenin unvan?d?r.

    Fethullah Gülen, herkul.org, 26.06.2006
    Konu MuhammedSaid tarafından (27.05.07 Saat 01:37 ) değiştirilmiştir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Gel Kur’an! Yetiş Bize!..
    By ıslak seccadem in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.07.11, 01:10
  2. Engin Ardıç, Fadime'yi Bakın Neden Uyardı
    By muhibbülkurra in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 24.09.08, 08:44
  3. Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 01.04.08, 20:01
  4. Bu Kafayla İşiniz Zor Engin Ardıç
    By şamil in forum Gündem
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 31.01.08, 11:32
  5. Engin Ardıç: Beni de Kazığa Oturtun
    By aşur in forum Gündem
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 01.12.06, 15:33

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0