+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Cemaat Gururu

  1. #1
    Müdakkik Üye KERRÂ_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2008
    Bulunduğu yer
    gonya
    Yaş
    31
    Mesajlar
    626

    Lightbulb Cemaat Gururu

    M. Fethullah Gülen, Prizma-1 26.07.2007

    Soru: Allah bu cemaate çok büyük hizmetler gördürüyor. Bu hizmetlerin büyüklüğü cemaat fertlerini gurura sevk edebiliyor; bazen de beklentilere itiyor. Bu aşamada nasıl düşünmemiz ve davranmamız gerektiği hususunda neler tavsiye edersiniz?
    Cevap: Öncelikle, bu cemaate şu hizmet çığrını açan zatın: "Biz o kudsîlere zemin hazırlıyoruz" ifadesiyle işaret buyurduğu hakikate, bu zaviyeden bakmak isabetli olur diye düşünüyorum. Bununla beraber burada başka bir hususun hatırlanması ve mes'eleye bu zaviyeden bakılması daha faydalı olacaktır. Bu ulvî dâvaya ve bu yüce mefkureye düğümlenmek, onu bugünkü ve yarınki haliyle nazar-ı itibara alıp en haşin, en sert, en mütemerrid, en müsamahasız, en imânsız insanların ruhlarına girip, anlatma derdiyle iki büklüm olup sancı çekmek... Evet, işte bu sancıdır ki, bizi alıp müsamaha iklimine götürecek, oradan mülayemete yükseltecek, oradan da afv u saffa, derken merhamete ve başkalarına ebedî bir kurtuluşu kazandırma adına en feyizli, en bereketli irşad ufkuna ulaştıracaktır.

    Geçmişe dönüp baktığımızda göreceğiz ki, şimdiye kadar örmeye çalıştığımız bu kudsî dantelâda kullandığımız malzemenin hemen hepsi müsamaha, mülâyemet, afv ve merhametmiş... Ne var ki, bu malzemeleri biz, daha önceden plânlanmış bir mastır plânın parçaları olarak kullanma şeklinde değil de, hâdiselerin akışına göre bir yol takip etmiş ve bu günlere gelip ulaşmışız. Yani bütün hayatımızı çepeçevre kuşatan böyle bir hizmet düşüncesiyle, ihtimal farkına varmadan günümüz insanına ve gelecek nesillere mesajlar sunmuş ve onlara yürüdükleri yollarda ışık tutmuşuz. Şimdi, binlerce ağızdan çıkan, bu hizmete ait kudsî soluklar, maneviyat adına atmosferimizi öylesine sarıyor ki, gelen zararlı dalgalar kırılıyor ve şihaplar bir bir eriyip parçalanıyor. Tabii bunlar, bir filizin âheste âheste büyüyüp şekillenmesi gibi, fıtratın kanunlarına uygun bir şekilde oluyor. Ve zaman gelecek birbiriyle münasebeti olan bu parçaların birbirine eklenmesiyle bütünlük elde edilecek ve işte o zaman hayallerdeki umranlar kurulacaktır.
    Evet; dün kendilerine ait vazifeyi ifa eden ilk çilekeşler, bugün o emaneti size devredip gittiler. Siz, bugünün mimarları ve fikir işçilerisiniz. İhtiyarınız olmaksızın, ruh yapılarınızın bir ölçüdeki evrenselliğiyle ve genel temayülleriniz neticesi ortaya çıkan aksiyonla, bir yandan bugünün ümranını kurarken, bir yandan da geleceğe uzanan köprünün ayaklarını hazırlıyorsunuz. Sizin arkanızdan gelen nesiller de sizden bu emaneti alıp bir başka noktaya götüreceklerdir. Tabii götürürken de, o köprünün ayaklarının kurulmuş olduğunu görecek ve "demek ki bunlar bu iş içinmiş" diyecekler. Tıpkı Sahabeye, Tâbiîne, Tebe-i Tâbiîne: "İçinizden Peygamberi gören var mı?" ve " Peygamberi göreni gören var mı?", "Peygamber'i göreni göreni gören var mı?" denilip de kapıların açılması gibi, siz de belli bir noktada yerinizi alacaksınız ve size de o kapılar -Allah'ın inayetiyle- açılacaktır.
    Burada soru ile alâkalı olarak şu hususu bilhassa vurgulamak istiyorum: Bilemeyiz belki bu neslin ömrü uzun olabilir ve siz o misyonu geleceğe ait bütün yönüyle temsil edebilirsiniz. Ancak bütün bunlar, sizin bu genel temayülünüze ve içinizin enginliğine Cenâb-ı Hakk'ın bir lütfu olarak gerçekleşecektir. Bu konuda bizim bir beklentiye girmemiz ve hareket tarzımızı da ona bina etmemiz tam mânâsıyla "ihlassızlık" olur. "Bunları ben yapıyorum, bunları ben ediyorum" gibi düşüncelerin ve ufak dahi olsa birtakım beklentilerin aklımızın köşesinden geçmesi, ileriye matuf büyük misyonla alâkalı yapacağımız o binanın bir yanını yıkar. Hatta bu beklentilerin zamanla ruhumuzda yaralar açabileceği, bizi bencilliğe, gurura sevk edebileceği de söz konusu olabilir. Vakıa, bazılarının hakkımızda hüsn-ü zanda bulunup bize bazı makamlar vermesi beklenebilir ama, bence hiçbir şahıs, nefsi adına böyle bir düşünceye girmemeli, hatta bunu hayalinden bile geçirmemelidir. Hayalinden geçtiği ân o yanlış bir adım atmış sayılır; dönüp tevbe etmezse, zamanla bu anlayış, istikrar kazanır ve onu da diğer yanlış adımlar takip eder ki, gün gelir, tam kazanma kuşağında baş aşağı gider ve bütün bütün kaybeder. Bu işin başındaki zat, bu hususta fevkalâde hassas hareket etmiş ve: "Bilmeyerek bana kitap okutturuldu.. bilmeyerek kitapları terk yoluna itildim.. bilmeyerek Kur'ân'a yöneldim.. bilmeyerek dinime hizmet ettirildim..." gibi ifadelerle durumun nezaketine parmak basmıştır.
    Evet, neferlik bizim için bulunmaz Bursa kumaşıdır. En iyisi mi bir nefer, bir asker olarak hep Allah kapısında durmalı ve değişik beklentilere girmemeli. Vakıa, bazen bir nefere müşirlik vazifesi de gördürebilir ki, bu O'nun bileceği bir iştir ve bizi kat'iyen alâkadar etmez. Zaten Bedîüzzaman da öyle demiyor mu? "Nefis cümleden edna, vazife cümleden âlâ"; "Sen kendini racül-ü fâcir bilmelisin"; "Kendini bu iyiliklere, bu güzelliklere mazhar görme. Temessül etmediğinden, yani sen onları tam temsil edemediğinden dolayı mazhar değil memerr olabilirsin." Suyun üzerindeki kabarcıklar güneşin aksini alıyorlar. Güneş olmasa neyi alacaklar? Öyleyse bütün güzellikler, o Güzeller Güzeli'ne mahsustur. Evet, bu mülâhazalar çok önemlidir. Allah (cc) size, bize ne kadar büyük vazifeler gördürürse, bizim de o nisbette tevazumuz artmalı ve beklentilerden, iddialardan uzak bir hâl almalıyız. Zira dünyada ve ahirette selâmette kalabilme, ancak kalp selâmetine vabestedir.
    "Sanma ki ey hâce senden zer ü sim isterler.
    Yevme lâ yenfau'da kalb-i selim isterler"
    bu hakikata işaret eden ne güzel bir sözdür!
    Evet, bu hakikat ruhumuza işlemeli. Bunun dışında ne şahsımız adına, ne de cemaat adına boyumuzu aşkın beklentiler içine girmeliyiz... Ve bir nefer olarak son nefesimizi böylesi düşünceler içinde teslim etmeye kilitlenmeliyiz.

    Geceyi imar eden MİMAR'ın kudret eline bırakmak hüzünleri...ne güzelmiş meğer...



    Ey gönül!canına üflenen nefhayla yanda kavrul!amma lale gibi ol ki,halinden sadece"YAR" haberdar olsun...


  2. #2
    Pürheves köylu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    242

    Standart

    Djazakallahu khayran!!

    Vakıa, bazılarının hakkımızda hüsn-ü zanda bulunup bize bazı makamlar vermesi beklenebilir ama, bence hiçbir şahıs, nefsi adına böyle bir düşünceye girmemeli, hatta bunu hayalinden bile geçirmemelidir. Hayalinden geçtiği ân o yanlış bir adım atmış sayılır; dönüp tevbe etmezse, zamanla bu anlayış, istikrar kazanır ve onu da diğer yanlış adımlar takip eder ki, gün gelir, tam kazanma kuşağında baş aşağı gider ve bütün bütün kaybeder.

    Evet, bu hakikat ruhumuza işlemeli. Bunun dışında ne şahsımız adına, ne de cemaat adına boyumuzu aşkın beklentiler içine girmeliyiz... Ve bir nefer olarak son nefesimizi böylesi düşünceler içinde teslim etmeye kilitlenmeliyiz.
    Herşeyden evvel vaktin borcunu ifa idelim!
    Yazdıklarınızın okunmasında ve dikkate alınmasında büyük bir vebal var!!
    [url]

  3. #3
    Pürheves köylu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    242

    Standart

    Her latîfenin bir gaye-i hilkati vardır. Hilkat gayesine uygun biçimde o latîfenin kullanılmaması elbette onun dumûra uğramasına veya ölmesine neden olacaktır. Burada işin en önemli noktası söz konusu latîfelerin tekrar dirilip dirilmeyeceği veya daha doğru bir tabirle Allah tarafından tekrar diriltilip diriltilmeyeceğidir. Kanaatim o ki, eğer Allah’ın fevkaladeden bir lutfu ve inayeti olmazsa onların tekrar dirilmeyeceği ve diriltilmeyeceğidir. Bu açıdan Bediuzzaman’ın, Lem’alardaki aynı yazının devamında söylediği "Hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork- bir lokmayla, bir daneyle, bir bakmakla o latîfelerini batırma" nasihatine iyi kulak kesilmek gerek.
    Ancak iman başta olmak üzere marifetullah, muhabbetullah, mehafetullah ve zevk-i ruhaniye erip, hakikat yolcusu insanın asıl hedefi olan rıza-yı ilahiye ulaşabilmesi adına verilmiş olan latîfeler eğer küfür ve dalaletle ölüyor ve bir daha dirilmiyorsa, sonradan hidayete eren insanlar hiç bir yere varamazlar. Oysa ki, mühtediler içinde seyr-i sülûkta nice mertebeleri kat’ etmiş insanlardan söz etmek mümkün olduğu gibi, cahiliyye insanlarından mucize denilebilecek bir toplum da çıkmıştır. Demek burada Allah’ın hususi bir iltifatı, fevkalade bir inayeti var.
    Bizim hamuru müslümanlıkla yoğrulmuş insanlar olarak, inayete güvenmekle beraber, irademizi esas alarak davranışlarımızı ayarlamamız gerekir. Zira adet-i ilahi günahlara girme durumunda o latîfelerin sönmesini ve ölmesini netice veriyor.
    Bu çerçevede iki önemli tehlikeye dikkatlerinizi çekmek istiyorum; çoklarımızın içki, kumar, hırsızlık türü günahlar kategorisi içine girmediği için belki dikkat etmediği ama işin aslına bakılırsa bir çok latîfelerin ölmesine neden olan iki yanlış his ve duygudur bunlar. Aslında ikisini bir başlık altında da toplayabiliriz: enaniyet. Ama biri şahsi enaniyet, ikincisi yaptığı yararlı işlerle başarılı gözüken ve halk nezdinde öyle kabullenilen bir cemaate mensup ve aid olmanın verdiği cemaat enaniyeti.


    Birincisi; şahsi enaniyet. Şahsi enaniyet az veya çok, külli veya cüz’i herkeste vardır. Günümüzdeki Kur’an mesleği, Bediuzzaman Hazretlerinin enfes tespitleri içinde acz, fakr, ihtiyaç, şevk, şükr, tefekkür ve şefkat gibi umdeler üzerine müessestir. Bu hasselerin her biri bir bütünün parçaları olmasının yanı sıra, aynı zamanda birbirinin lazımıdır. Dolayısıyla zincirde halka veya halkalar eksik kalacak ve insan kamil mertebeye hiç bir zaman çıkamayacaktır. Şimdi hem bu halka içinde bulunup, hem bu Kur’an mesleğine intisap edip, hem de onun gereklerini bilmeme ve kurallarını uygulamama insanı farkına varmadan daireden uzaklaştırır. Onun için meslek kurallarını bilme ve onlara riayet etme, o meslekte başarılı olmanın yegane yoludur.
    Evet, benlikte öyle bir özellik var ki, insanı merkezden, kendisinden uzaklaştırır, "men ittehaze ilâhehû hevâhu (kendi heva ve heveslerini tanrı edinen kimse..Furkan Suresi 25/43, Casiye 45/23)" sırrınca anlatılan derekeye düşürür. Sadece kendini, kendi yaptıklarını beğenen bir seviyeye, daha doğrusu böyle bir seviyesizliğe düşürür insanı. Bazan da başkalarının güzel yaptıkları şeyleri, sırf kendisi yapmadığı için çirkin bulur böyleleri.,


    İkincisi ise bir cemaate mensup olmanın verdiği bir başka türlü enaniyet. Çok açık ve net bir ifade ile "kahramanlar yaratan bir ırkın ahfadıyız"a bedel, "Dünyanın dört bir yanında eğitim-öğretim faaliyetleri ile ülkemizin adını bayraklaştıran, saadet asrı hariç İslam ve belki de insanlık tarihi boyunca eşi-menendi görülmemiş bir hızla faaliyet alanını genişleten, insanlığın geleceği adına asırlardır ihmal edilen ahlaki temelleri atan bir hareketin gönüllü fertleriyiz" şeklinde bir yaklaşım. Halbuki bizleri bu yola hidayet eden de, o yolları lütuf ve ihsan eden de sadece O. M. Akif’in deyişi ile bugün biz neye malik isek hepsi O’nun vergisi ve biz sadece O’na medyûnuz. Üstad Hazretleri ne güzel söyler; "Bilmeyerek bu yolda istihdam ediliyoruz." Kendisini sorguladığı bir baska yerde; "Hem deme ki ‘Ben mazharım. Güzele mazhar ise güzelleşir.’ Zira, temessül etmediğinden, mazhar değil, memer olursun. Hem deme ki, halk içinde ben intihap edildim. Bu meyveler benimle gösteriliyor. Demek bir meziyetim var." Aynı hakikatı diğer bir misal içinde şöyle anlatır; "Hem nasıl ki yeryüzünde bulunan parlak şeylerin, güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıkların, ziyanın lem'alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar yine hayalî güneşçiklere aynalık etmeleri bilbedâhe gösteriyor ki, o lem'alar, yüksek birtek güneşin cilve-i in'ikâsıdırlar." Yani senin güneşle irtibatın budur. Güneşe müteveccih olman Ondandır diyor. 26. Sözde de "Sen, ey riyakâr nefsim! ‘Dine hizmet ettim’ diye gururlanma, ‘inne’llâhe leyüeyyidü heze’ddîne bi yed-i racüli’l-fâcir’ sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recül-ü fâcir bilmelisin. Hizmetini, ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve farîze-î hilkat ve netice-i san'at bil, ucb ve riyadan kurtul." diyor.
    Evet, bu zat, haşa! estağfirullah’a yatırım yapmıyor, kendine nasıl bakıyorsa öyle konuşuyor, mazhariyeti söylemiyor, hatta ona memerriyet diyor. Kendini vahdet-i vücutçulardan farklı olarak bir ayna misali tecelligah olarak görüyor. Onlar malum, tüm varlığı cansız akisler olarak kabullenir. Cami gibi bazıları açıktan açığa evham ve hayalat der varlığa. Yani bakış açınıza göre değişiyor eşyanın mahiyeti. Netice itibariyle insanın bu şekilde bakması lazım kendine. Halbuki biz tam aksini yapıyoruz, Cenab-ı Hakk lütfediyor, biz kendimize malederek söylüyoruz. Ve bazan meseleyi, karşı tarafı aldatmak için inşaallah ile, maşaallah ile süslüyor ve besliyoruz. Bunlar da riyanın koruyucu serası, mahfazası, kabuğu oluyor. Bana göre bu Allah adına yapılan gizli bir saygısızlık. Yani "Ben yaptım, ben ettim" deme açık, "Allah’ın izniyle, inşallah, maşaallah" gibi koruyucu seralar içinde konuşma tarzı da gizli saygısızlık. Tabii bunlar gerçekten kalpte yer bulmayıp, sadece dilin ucundan zahiri kurtarmak için söylenen sözlerse.
    Herşeyden evvel vaktin borcunu ifa idelim!
    Yazdıklarınızın okunmasında ve dikkate alınmasında büyük bir vebal var!!
    [url]

  4. #4
    Pürheves köylu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    242

    Standart



    insanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.


    Herşeyden evvel vaktin borcunu ifa idelim!
    Yazdıklarınızın okunmasında ve dikkate alınmasında büyük bir vebal var!!
    [url]

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Bir Cemaat-i Mükellifin...
    By yasemenn in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 26.08.15, 21:53
  2. Cemaat...
    By Lebid24 in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.02.08, 10:35
  3. Cemaat ve Birey
    By SeRDeNGeCTi in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 21.10.07, 10:12
  4. Eser Ve Cemaat - 3
    By muntehab in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.11.06, 10:41
  5. Eser Ve Cemaat - 4
    By muntehab in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.11.06, 10:40

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0