+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: 4 Mezhebe Ne İhtiyaç Vardır?

  1. #1
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart 4 Mezhebe Ne İhtiyaç Vardır?

    4 mezhebe ne ihtiyaç vardır? Paksu yazdı

    21/06/2008 "Hocam, Allah bir, kitap bir; fakat mezhep neden dörttür, diyenlere nasıl cevap verelim?"
    Mezheplerin dört olması Allah'ın birliğine, kitabın tek oluşuna engel değildir. Mezhep, gidilen, izlenen ve takip edilen yol demektir. Bir camin dört kapısı varsa, herkes bir kapıdan camiye girer, aynı mekânda buluşurlar. Burada önemli olan camiye girmektir. Giriş kapılarının farklı olması sorgulanmaz. Çünkü girdiği kapı kimisinin evine ve dükkânına yakındır, kimisi de sürekli aynı kapıdan girdiği için öyle kolayına gelmiştir. Siz kalkıp, "herkes tek kapıdan girecek?" diyebilir misiniz?

    Bir başka örnek: Bir bardak su, hastalığın şekline göre beş farklı hüküm alabilir. Meselâ, birisine hastalığının durumuna göre su ilaçtır; tıbbî olarak ona vaciptir. Diğer birisine hastalığı için zehir gibi zararlıdır; tıbbî olarak ona haramdır.

    Diğer birisine az zarar verir; tıbbî açıdan ona mekruhtur. Diğer birisine zarar vermez, yararlı olur; tıbbî olarak ona sünnettir. Diğer birisine ne zarar verir, ne de yarar; afiyetle içsin, tıbbî olarak ona mubahtır. İşte hak burada çoğalır, beşi de hak olur. Sen diyebilir misin ki: "Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir; başka hükmü yoktur." İşte bunun gibi, mezhepler de Müslümanların yaşadıkları bölgeye, örf ve âdetlerine göre değişiklik gösterir. Hak olarak değişir ve her birisi de hak olur, maslahat olur.1

    Mezheplerin kaynağı Kitap ve Sünnettir. Yani Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberimizin hadisleridir. Mezhep imamları olan âlimler bu konularda ileri derecede uzman ve yeterli insanlardır. Müçtehid âlimler başta ibadetler olmak üzere, bireysel ve sosyal hayatta, ailevi ve hukuki meselelerde Kur'ân'a, hadislere, sahabilerin uygulamalarına ve diğer uygulamadaki kıyasları inceleyerek içtihatlarda bulunurlar. Müslümanların ihtiyacı olan meselelerde hükümler çıkarırlar ve bu hükümler uygulama alanı bulur.

    Mezhep imamlarının dini kaynaklardan hüküm çıkarmaları biraz da ilaç yapımına ve kullanımına benzer. Hastalanıp ilaca ihtiyaç duyan kişiler kendileri gidip bitkisel ve hayvansal ürünlerden ilaç yapma yerine, eczaneden hazır ilaçları alır, kullanırlar.

    Çünkü ilaç yapmak bir uzmanlık alanıdır ve bilimsel bir uğraşıdır.İlaç firmalarının ürettiği, piyasaya sürdüğü ilaçlara güvenirler, doktorların yazdığı reçete karşılığında ilaçlar alınır kullanılır. Burada hem bir kolaylık vardır hem pratikte bir itimat vardır. Mesela, baş ağrısı için on'larca ilaç vardır. Fakat doktor reçeteye hangisini yazarsa, onu kullanırız. Hepsi de baş ağrısını keser ancak bazılarının katkı maddeleri farklıdır, bazılarının da sadece firması ve adı değişiktir. Şimdi kalkıp, "aspirin yeter, başka ağrı kesiciye gerek yoktur" diyebilir miyiz?

    Bunun gibi din birdir, Kur'ân tektir, Peygamber bir tanedir; ama Müslümanlar değişik iklimlerde, bölgelerde yaşadıkları, farklı kültür ve geleneklere bağlı oldukları için, dinin bazı ayrıntı meselelerinde değişik uygulama alanlarını tercih ederler.

    Namazı örnek olarak verecek olursak; bütün mezheplerde namazın kılınma şekli asıl itibariyle aynıdır, bir değişiklik yoktur. Sadece el bağlamada, oturuş şekillerinde bir iki değişiklik vardır. Mesela, Hanefiler, Şafiiler ve Hanbeliler ellerini bağlarken, Malikiler ellerini yanlarına salıverirler. Oturuşlarda da buna benzer küçük ayrıntılar vardır. Bu değişikliklerin de kaynağı Peygamberimizin değişik zamanlarda farklı uygulamada bulunmasıdır. Hepsi de doğrudur çünkü kaynak, dini getiren ve tebliğ eden Peygamberimizdir.

    1.. Sözler ((27.. Söz)) ss.. 454--455..


    Mehmed Paksu..


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  2. #2
    Ehil Üye hadema - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2008
    Mesajlar
    1.622

    Standart

    Mezhepler rahmettir abi.
    Hemde hepsi. Öyle bir rahmetki insanlar bunu yaşayarak ancak anlar.
    Anlamayanlar derdi sıkıntısı olmayanlardır. Ahiret endişesi olmayanlardır.
    bu hayatın gayesi ve neticesi hayat-ı ebediye olduğu gibi, bir meyvesi de, hayatı veren Zât-ı Hayy ve Muhyîye karşı şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbettir ki, bu şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise, hayatın meyvesi olduğu gibi, kâinatın gayesidir.


  3. #3
    Yönetici SeRDeNGeCTi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    34
    Mesajlar
    5.901

    Standart İslamiyet’teki mezheplerin farklı oluşunun hikmeti nedir?

    İslamiyet’teki mezheplerin farklı oluşunun hikmeti nedir?


    Çeşitli kesimler tarafından gündeme getirilen konulardan biri de “mezhep” meselesidir. Mezhep meselesi bir taraftan İslam’da bir ayrılık unsuru gibi gösterilmeye çalışılırken, diğer taraftan bir takım demagojilerle saf zihinler bulandırılmak istenmektedir. Meselenin üzerine biraz eğildiğimiz zaman mezheplerin bir ihtiyaçtan doğduğu, hiç bir zaman ihtilaf unsuru olmadığı anlaşılacaktır.

    İtikat ve amel diye iki kısımdan meydana gelen İslam dininde, mezhepler, ameli (pratikte yaşanan) kısımları konu edinir. Birden fazla mezhebin meydana gelmesi, nazari prensiplerin mezhep imamlarınca farklı anlaşılmasından ileri gelmiştir. (Mektubat, Yirmi Dokuzuncu Mektup Dokuzuncu Kısım, s.449)

    Mesela; Hz. Peygamber (a.s.m.) efendimiz namaz kılarken mübarek alınlarına taş batar ve alınları kanar. Hz. Ayşe (r.a.) validemiz taşı Peygamber (asm.) efendimizin alnından alarak yere atarlar. Peygamber (asm.) efendimiz yeniden abdest alarak namazlarını kılarlar. Hanefi mezhebi imamı, İmam Azam Ebu Hanife hazretleri ile Şafii mezhebi imamı, İmam Şafii hazretleri abdesti bozan meseleleri ele alırken bu meseleyi değerlendirirler. İmam-ı Azam hazretleri, “Peygamber (asm.) efendimizin alnına batan taş kan çıkardığı için efendimiz abdest almıştır.” hükmüne varırken; Şafii hazretleri abdestin bozulmasını Hz. Ayşe (ra.) validemizin Peygamber (asm.) efendimizin alnına dokunmasına bağlamıştır. Böylece Hanefi mezhebinde az bir kan abdesti bozan sebeplerden biri olurken, Şafii mezhebinde kadının temasıyla abdestin bozulması kaide olarak benimsenmiştir. Görüldüğü gibi her iki hüküm de doğrudur ve haklı bir gerekçeye dayanmaktadır.

    Mezheplerin doğuşu:
    Peygamber (asm.) efendimize kadar itikadi noktalarda aynı olan şeriatlar teferruat kısımlarında değişerek gelmiş, hatta bir asırda ayrı ayrı kavimlere ayrı şeriatlar gönderilmiştir. Ancak Peygamber (asm.) efendimizle birlikte daha başka şeriatlara ihtiyaç kalmamış ve onun dini bütün asırlara kafi gelmiştir. Fakat teferruat meselelerde bir takım mezheplere ihtiyaç kalmıştır. Hak mezheplerin imamları bu vazifeyi hakkıyla yerine getirmişler ve insanoğlunun bütün ihtiyaçlarına cevap vermişlerdir. Peygamber (asm.) efendimiz bir mucize olarak bu imamların geleceklerini ve büyük bir vazife yapacaklarını daha bunlar gelmeden haber vermiş ve bu mümtaz şahsiyetler de yapmış oldukları hizmetlerle Resulullah (asm.) efendimizi fiilen tasdik etmişlerdir...

    İslam mezhepleri -bir iki cüz’i mesele hariç- hiç bir zaman iç harp ve karışıklıklara yol açmamış ve bu mezheplerin imamları da birbirine daima saygılı olmuşlar, birbirlerini ret ve inkar etmemişlerdir. Ayrıca bir mezhep tesis etmek niyetiyle ortaya iddialı bir şekilde çıkmamışlar, daha sonra bir araya toplanarak bir mezhep haline getirilen içtihatlarını zaman ve ihtiyaç anında ortaya koymuşlardır.
    Mesela: İmam-ı Azam (H. 80-150) bir hadise ile ilgili olarak fetva verdikleri zaman, “Bu Numan bin Sabit’in (İmam-ı Azam) reyidir. Çıkarabildiğimiz reylerin en güzeli budur. Kim bundan daha güzelini ileri sürerse, doğruya daha yakın olan odur.” derdi.

    İmam Malik (Maliki mezhebi kurucusu. H.93-179), “Ben bir beşerim. Bazen hata, bazen de isabet ederim. Bu sebeple benim rey ve içtihadımı inceleyiniz. Kitap veya sünnete uygun bulursanız, kabul ediniz, bulmazsanız reddediniz.” demiştir. (Hayreddin Karaman, Fıkıh Usulü, 33)

    Hanbeli mezhebi kurucusu İmam-ı Hanbeli (H. 164-241) ve İmam-ı Şafii hazretleri (H. 150 - 204) de hiç bir zaman iddialı konuşmamışlar ve meslektaşlarını rencide edici sözler söylememişlerdir. Daha sonra bu büyük insanların rey ve içtihatları talebeleri ve alimler tarafından bir araya getirilerek Müslümanların gönül huzuru içerisinde ibadet yapmaları temin edilmiştir.

    Hak birden fazla olur mu?
    Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: “Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?”

    Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetle şu cevabı verir: “Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin... İşte burada hak taaddüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır. “Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur” denilebilir mi?"

    İşte bunun gibi İlahi hükümler mezheplere uyanlara göre değişir. Hem hak olarak değişir ve her biri de hak olur, maslahat olur.
    Birbirinden farklı gibi görünen mezheplerdeki teferruat meselelerinin hangisini ele alsak, imamların dayandıkları noktaların hak ve hakikat olduğunu görebiliriz. Bu hususta İmam Şarani hazretleri “Mizan” isimli bir eser yazmış, mezhep imamları arasında bir mukayese yaparak hangi hükmü nasıl anladıklarını ortaya koymuştur.

    Bir misal:

    Mezhep imamları İslami meselelerde değil, uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.

    Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin, “Başınıza meshediniz.” emri “bi ruusikum” ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça’da çeşitli kelimelerin başına gelen ‘b’ harfi, bazen “güzelleştirmek”, bazan “bazı” manasını vermek, bazan da “bitiştirmek” manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin “ruusiküm” kelimesinin başına gelen ‘b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uygulama ortaya çıkmıştır.

    Bunun içindir ki İmam-ı Malik hazretleri: “Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ‘b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur” der.
    İmam-ı Ebu Hanife hazretleri ise: “Bu ‘b’ bazı manasına gelen ‘b’dir. Başın bir kısmı meshedilse kafi gelir” der.

    İmam-ı Şafii hazretleri ise: “Bu ‘b’ bitişmek manasına gelen ‘b’ dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur” der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır...

    (Alaaddin Başar - Sorularla Risale-i Nur)

    Anlamını Bilmediğiniz Kelimelerin Üzerine Çift Tıklayınız...

    Sual: Belki onlar eski hali istiyorlar?
    Cevap: Size kısa bir söz söyleyeceğim; ezber edebilirsiniz: İşte, eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl...
    (Bediüzzaman Said Nursi)


    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!.. (Osman Yüksel SERDENGEÇTİ)




  4. #4
    Dost crab58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Mesajlar
    4

    Standart

    arkadaşlar bu mezheb konusunda bir şeyler yazan tüm kardeşlerimden Allah razı olsun ellerinize sağlık.
    Rabbim kalblerimizi doğru yoldan ayırmasın,çünkü O sinelerin özünü bilir

  5. #5
    Dost Şifacı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesajlar
    3

    Standart

    Allahu Teala razı olsun...

  6. #6
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    36
    Mesajlar
    980

    Standart

    Mezheplere niçin ihtiyaç vardır?
    Evvela mezhepler bir din değil dinin şubeleridir , mezhep imamlarımızda birer müctehittir hüküm çıkarma ilmi ve yetkisine sahiptirler.
    Her insanda bu özellik ve bu ilim olmadığı için herkes müctehit olamadığı için bilmeyen ilmi olmayan insanların 4 hak mezhepten biri ile amel etmesi vaciptir.
    Hepside haktır ve Efendimiz s.a.v.'in yaptığı amellerin dışında bir şey değildir.
    Esasta mezhep tektir bütün mezheplerin görüşü Ehli Sünnet vel Cemaat mezhebi Yani Peygamber Efendimiz s.a.v. ve Ashabının yoludur. Hepsi sünnidir.
    Sadece ufak tefek ameli meselelerde ihtilafa düşmüş olsalarda itikadi konularda aynıdırlar.

    Ayrılığa niçin düşmüşlerdir?
    Aslında buna pek ayrılığa düşmek demek yanlış olur. Çünkü hepsinin aldığı görüşler yine Efendimiz s.a.v.'in yaptıklarıdır.
    Mesela : Efendimiz s.a.v. abdest alırken alnı kanamış, Aişe validemiz alnındaki kanı silmiştir. Efendimiz s.a.v. ise tekrar gidip abdest almış ve bunu niçin yaptığının sebebini söylememiştir. Bazı alimler alnı kanadığı için , bazıları ise hanımı dokunduğu için almıştır görüşüne gitmişlerdir.
    Buda fıkhi konuların önünün açılması için bir hikmettir. En doğrusunu yapana Rabbimiz ahirette iki sevap doğruya yaklaşana ise bir sevap verecektir. Çünkü yine dikkatinizi çekmek isterimki Efendimiz s.a.v.'in buna yorum yapmadığı için her iki görüşte doğrudur. Daha bunun gibi bir çok örnek verilebilir.
    Bir hadisi şerifte yine Efendimiz s.a.v. ictihadın önünü açmış "ümmetimin ihtilafı rahmettir" buyurmuştur. Tabiki herkes için geçerli değil müctehit olma özelliğine sahip alimleri kast etmiştir.

    Peygamber Efendimiz s.a.v. zamanında mezhep varmıydı?
    Onun zamanında mezhep yoktu zaten buna gerekte yoktu çünkü insanlar bilmedikleri meseleler hakkında direk ondan bilgi alıyor ve ondan fetva istiyorlardır. Bizlerde Alimler peygamber varisleridir hadisi şerifinden yola çıkarak bu varisleri takip etmeli onların bizlere aktardığı ilimlerle amel etmeliyiz. Bazı görüş ve akımlar bizlerde de akıl var mantığıyla hareket edip Kur'an'ın mealinden hükümler çıkarmaya kalkışmakta ve sapıklıklara düşmektedirler. Halbuki Kur'an'ın mealinden fetva vermek çok yanlış bir şeydir, ancak o ayette murad edilen mananın ne olduğunu, hangi sebepten indirildiğini nuzul sebebini bilmek gerekir.

    ayrıca islam dini mantık dini değildir, İslam dini ,ayet ve hadise,vahye dayanır,nakle dayanır, herkes her anladığı şekilde islama yorum katarsa Yahudi ve Hristiyanlar gibi uydurulan bir çok hüküm çıkar herkes işine geldiği gibi anlar ona göre amel ederlerdi. İşte bu yüzden mezhepsizlik çok büyük bir tehlikedir , Mezhepler ise bu ayrılıkların önünü kesmek ümmeti başka başka sapık görüşlere gitmeden birleştirmek demektir. Kur'an ve sünnet yoluna sıratı müstakime çekmek demektir. kendi anladığı gibi ayetleri yorumlamak demek değil tam aksine Allah ve Resülü ne emretmişse o emirlere göre amel etmek demektir. Alimlerin peygamberin varisleri olduğunu yukarıda zikretmiştik. Yeryüzüne tekrar bir peygamber gönderilmeyeceği için ümmetin dağılmasını ve 73 fırkaya bölünmesini engellemek için Ehli sünnet mezhebine tabi olmak ve amelde ise 4 mezhepten birini tercih edip amel etme her mümine vaciptir.

    Mezhepler olmasaydı ne olurdu?
    Kur'an'da namazın nasıl kılındığının tarifi olmadığı için Efendimiz s.a.v. nasıl kıldıysa o şekilde kılamazdık , Efendimiz s.a.v. bazen şafiler gibi ellerini kaldırıp kılmış, bazende hanefilerin kıldığı gibi kılmıştır. O yüzden mezhep imamları ise bir görüşü almış ve o görüşle amel edilmesi gerektiğini söylemişlerdir.
    Bazıları diyorlarki madem hepsini Efendimiz s.a.v. yaptıysa ben hepsiyle amel ederim ne gerek var meshebe, Bu söz çok yanlıştır biri ile amel edilmeli ve onunla devam edilmelidir eğer böyle olmasaydı yukarıdaki örnekte verdiğimiz gibi alnın kanadağında yada hanımın sana dokunduğunda nasıl amel edeceğini bilemezdin.

    Suların hükmü nedir onu bilemezdik,hangi su hangi halde necistir vs.. gibi fıkhi meseleler ve mezhepler hayatımızı kolaylaştırmak anladımda gereklidir.

    Veya hangi hayvanların artık suları ile su bulamayınca badest almak mekruh, yada hangi hayvanların eti haram yırtıcı,leş yiyen veya evcil hayvanların hükmünü yada tavuğun içtiği su mekrumu temizmidir ,
    Mesela kedinin içtiği suyun artığı mekruhtur. Su bulunamazsa zaruri durumda bu su ile abdest alınabilir. Ama köpek için bu böyle değildir köpeğin artık suyu ile abdest almak haramdır. Eğer Efendimiz s.a.v. kedi için evcil demeseydi insanların hayatı zorlaşacaktı çünkü kedi rahatlıkla evlere girip çıkabiliyor o yüzden mekruhtur.

    Mesela atın ve eşekte insanların günlük hayatlarında işlerine yarayan hayvanlardır bunların artıkları ile ilgili hükümlerde var onlar tam olarak aklımda değil. Mesela bazıları o hadis zayıf,bu hadis şişman,bu hadis mevzu diyip duruyorlar bu şekilde davranan insanlar bu ve buna benzer bir çok fıkıh konusunda neye göre amel ediyorlar onu anlamıyorum.
    İşte bunları anlayabilmek için müctehit olmak lazım bir insan müctehit olma özelliğine sahip değilse müctehit olan imamlara uyar ve onlardan birinin mezhebine uyar hepsi ile amel edemeyeceğine göre birini seçer ve o yol üzere devam eder.
    İşte Fıkıh alimlerimize bu yüzden ihtiyaç vardır onlar Kur'an'dan ve Efendimiz s.a.v.'in hadisi şeriflerinden yola çıkarak yüzbinlerce fıkhi konu bulmuş ve islamda hayatımızı kolaylaştırmak adına Rabbimiz bu ilmi onlara vermiş ve Efendimiz s.a.v.'de fıkhın önünü açmıştır

    Veya meshin hükümlerinden örnek vereyim neden mesh ederken ayaklarımızın altı kirlendiği halde üzerine mesh ediyoruz? İslam dini mantık dini değildir teslimiyet dinidir kardeşlerim öyle akılla gidilirse bir yere kadar gidilir sonra tıkanır kalırız
    ben bu mezhepleri inkar edenlere altından kalkamaycakları daha böyle bir sürü soru sorarım Allah'ın izni ile böyle inada bidirmeyelim kendimize bir mezhep seçelim ve onunla amel edelim benim veya sizin buna ilmimiz yetmez. Alimler bu düşüncede olanlara reddiyeler yazmışlar piyasada alın okuyun o kitapları inkar edenlerde anlayacaklarki doğru olan ortadadır zaten.

    Mezhepsizliğin Tehlikeleri Nedir?
    İslamın iki düşmanı vardır birincisi dış güçler onlar apaçık meydandadır.
    Esas tehlike iç tehlikedir bunun en başında gelenleri ise mezhepsizlik,dinde reformistler,sahte müctehitlerdir.
    Ayrıca mezhepsizlik akımı ümmeti parçalamak Ehli sünnet itikadını bozmak için dış güçler tarafından desteklenmiş bir şeydir. Osmanlı devleti parçalanana kadar günümüzde olduğu kadar son asırda bu kadar baş gösterememişti, ancak yabancı ajanların sızmaları ve bu şekilde cahil ve saf olan müslümanları kandırarak Ehli Sünneti parçalamak davasındadırlar.
    Unutmayınki Ehli Sünnet islamın en sağlam kalelerinden dir bu kale yıkılır yada ele geçerse sonu çok kötü olan olaylara sürüklenecektir. Bunun önüne geçmek için kandırılan kardeşlerimizi uyarmalıyız. İslam birliği ancak asırlardır devam eden tıpkı eskiden olduğu gibi Ehli sünnet ile sağlanabilir. Bunun dışında hiç bir şekilde birlik beraberlik olamayacağı gibi bir çok ayrılıklarda meydana çıkacak dış güçlerin emellerine ulaşması daha kolay olacaktır.
    Bu akımların islama ne kadar büyük zararlar verdiği çok değerli islam alimlerinden Ahmed Davudoğlu (rh.a) hoca tarafından " Din Tamiri Adına DİN TAHRİPÇİLERİ" adlı kitabında kaleme alınmıştır. okunmasını tavsiye ederim.

    alıntı

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  7. #7
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    36
    Mesajlar
    980

    Standart

    DİKKAT ! MEZHEPSİZLİK DİZSİZLİGE KÖPRÜDÜR - İSLAM'IN MUHKEM KALELERİ : MEZHEPLERDİR .
    Mezhepsizlik,günümüz müslümanları için en tehlikeli sapmalardan biridir.Bu memleketimizde çesitli yollardan yapılmaktadır.Basın-yayın yolu ile TV.kanalları ile ve hatta İNTERNET Siteleri Vasıtaıyla
    İbni Teymiyye,Muhammed Abduh,Cemaleddin Efgani,Reşit Rıza,Mevdudi'nin Türkiye'deki uzantıları,S.Ateş,Y.N.Öztürk,Z.Beyaz.Abdülaziz Bayraktar B.Bayraklı ve hatta M.İslamoglu vb.leri çok açık söylemeseler bile,müçtehitlik taslamakta olduklarını ,yazdıkları yazılar ve verdikleri fetvalarla bunu açıkça belli etmekteler.Kur'an-Hadis-Kıyas ve İcma yolu ile hüküm çıkarmak ancak müçtehitlerin yetkisinde olmasına ragmen; mesela M.İslamoglu,Örnek verdigi bir hadis-i şerif'den hüküm çıkararak,adetli kadınların Kur'an okuyabilecegini söyleyebilmektedir.Halbuki ülkemizdeki asırlardır ehl-i sünnet uygulaması,adetli kadınların bu halde iken, oruç tutamıyacakları ve Kur'an-ı Kerim okuyamıyacakları,şeklindedir.Ö.Nasuhi Bilmen'in B.İslam İlmihalinde ve Mehmed Zihni efendinin meşhur Nimet-i İslam kitabında bu husus açıkça beyan edilmektedir.M.İslamoglu!nun bahsettigi o hadis-i şerifi de mutlaka bilen müçtehit alimleri diger delilleride göz önünde bulundurarak,içtihat ederek,adetli kadınların oruç tutamıyacaklarına ve Kur'an-ı Kerim okuyamıyacaklarını içtihat etmişlerdir. M.İslamoglu bu içtihadı begenmeyip,yeni bir içtihatmı yapmaktadır? Bunu yaparkende kendince kurnazlık yapmakta " ben demiyorum işte şu kitaptaki hadis böyle demekte " deyip, kendisini güya temize çıkarmakta.Hadis-i Şeriften hüküm çıkarmak sanamı kaldı ?Bunun adına müçtehitlik taslamak demezlermi ?
    Yine bunun gibi son zamanların medyatik Prof.larından Abdülaziz BAYINDIR'a ÜLKE.tv.de canlı yayında,Midye yemekten soruyorlar.Cevabı aynen şöyle oluyor "Midye yemegi şafiler mahzurlu görmemişler fakat Hanefi din alimleri(müçtehitleri) Midye yemegi yasaklamışlardır.Fakat ben Hanefilerinin bu görüşüne katılmıyorum,diyebilmektedir.Bunun adı mezhepsizlik degilde nedir?
    Ayrıca.kabirleri ziyareti adeta şirk görmekte,kaza namazı diye bir şey yoktur demekte,tasavvufta milyonlarca kişinin meşgul oldugu Rabıtayı kökten reddedip batıl saymakta,evliyanın kerametini inkar etmekte,adetli kadın oruç tutar ve Kur'an okuyabilir, demekte.daha neler-neler.Bütün bunlar vehhabi anlayışı degilmi ? Müctehitlik taslamak degilmi ?Müslüman milletin,asrlardır tatbik etmekte oldugu itikatları ile adeta alay etmekteler.Bunlar mezhepsizligin disizlige köprü olduklarını herhalde bilmemektedirler.İsminin başındaki Prof.ünvanının ahirette hiç faydası olmıyacaktır.
    Sayın Bayındır ve onun gibileri ,Müçtehitlik taslamayı bıraksınlarda, dört hak mezhepten birine tabi olsunlar. İmam-ı Rabbani ve İmam-ı Gazali gibi dev alimler bile,müçtehitlik iddiasında bulunmamışlar dört hak mezhepten birine tabi olmuşlardır.Allah cc.kendilerinden ebediyyen razı olsun.Mezhepsizlik ,dinden sapmalar ve dogru yolun sapık kolları ,hakkın geniş bilgi veren,yukarıda bahsedilen ve bizimde hararetle tavsiye ettigimiz,Merhum Ahmet DAVUTOGLU'nun"Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri "kitabının yaında, N.Fazıl'ın "Dogru yolun sapık kolları",Said Ramazan el-Buti.nin "MEZHEPSİZLİK islam şeriatını Tehdit eden en tehlikeli BİD'ATTİR." kitabı (Bedir Yay.) Ali NAR'ın" Dinde Yenilikçiler ve Buluşma Noktaları " " Ehl-i Kitap Cennetlikmi ? " isimli kitapları,(Bedir Yay.)
    ve Yusuf Nebhani'nin " VEHHABİYE CEVAPLAR" (Fazilet Neşriyat) kitapları Ve www.inkisaf.com ,DERGİSİNİN 2 ve 7.ci sayıları, bizleri bu hususta aydınlatmaya yetecektir.
    Ayrıca, "Kur'aniyyun " denilen - Kur'andan başka delil kabul etmeyen bir dalalet (sapıklık) fırkası, vardır ki,bu sapık itikat 20.nci asrın başlarında İngiliz İşgalinda bulunan Hindistan'da -ingilizlerin gayretiyla çıkarılmıştır.Müslümanlar," Kur'an'dan başka delil yok , herhangi bir mesele Kur'an'da varsa kabul edilir " diyenleri ,yani, sünnet,icma ve kıyas'ı inkar ve reddedenleri iyi tanımalı, onların kitaplarını okumamalı ve sözlerine inanmamalıdır. Ehl-i sünner ve'l-cemaat alimlerinin kitaplarını okumalı , dini bilgileri bunların kitaplarından ögrenmelidirler .Ehl-i İman'nın bu hususlarda bilgilenmesi ile , bu zararlı dini sapmalara karşı kendimizi ,ailemizi ve çevremizi korumamız gerekmektedir. Hz.Allah cc. bu zararlı akımlarım, igvasından cümlemizi muhafaza buyursun.

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  8. #8
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Ahirzamanın bu safhasında lillah için içtihad zor görünüyor,illa ki birşeylerden etkilenebiliyor alimlerimiz.İçtihad kapısı kıyamete kadar açıktır,fakat maniler vardır bu zamanda.Maniler defolursa içtihad kapısı daha da açılacaktır biiznillah..

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. O Fıtri İhtiyaç?
    By yaakarii in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 15
    Son Mesaj: 20.01.20, 07:40
  2. Kalp vardır imana saray, kalp vardır imana zindan!
    By BiRDüNYaUMuT in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 14.02.14, 14:23
  3. Bir Mezhebe Uymanın Lüzumu
    By alanyali in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 03.08.08, 00:04
  4. Bir Mezhebe Bağlanmak Mecburi midir??...
    By Anadolu 41 in forum Fıkıh
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 03.05.07, 19:55
  5. Her Anda Allah Kelimesine İhtiyaç Vardır.
    By AHMED ALTUNER in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.09.06, 08:29

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0