BU YOLA BAŞ KOYANLAR..

"Biz bu yola baş koyduk" diyenlerin her defasında attığı
geri adım,ümitsizliklere sürüklüyor ardından gelenleri. Bu yüzden mi
yoksa kanayan yaramızın durmayışı. Çözülmeden, dimdik durabilmek belli
bir süre sonra zorlaşıyor mu? İlerleyen yıllarımda böyle olur muyum
korkusu sarıyor beni. Oysa mücadelenin yaşı, yorgunluğu olmamalıydı.
"Biz de bir zamanlar bir bedel ödedik" deyip imtihanını vermiş
edasıyla kenara çekilmek, kolaya kaçmaktı. İslam başlı başına tüm
ömrümüzü kapsayacak bir mücadele değil midir?

Kadın -erkek aynı safta mücadele veremez diyenler,
kadınların mücadele alanlarını sadece eve hapsedenler, kadınlar
sadece çocuklarıyla muhatap olmalılar diye kabuğunu kıramayan
zihniyetin, "biz bu yola baş koyduk" diyenlere ait olmadığını ümit
ediyorum. Şeytan ve dostları, ufak bir yılgınlık, bir çözülmüşlük
bekliyor zaten. Çoraklanmış yürekleri kapsama alanına almaya hazır.

Konuşanın, yazanın, çizenin bol olduğu ama iş fiiliyata
gelince her şeyin unutulduğu bir durum söz konusu. Bu unutmanın
karşısına laikçi materyalist inancında olanların hileleri, darbeleri,
zulümleri, kurdukları tuzaklar baskın çıkıveriyor.Oysa ahireti
ummayanlar onlar. Onların ikinci bir dünyaları olmadığına göre, tek
dünyaları onların tek yaşam alanı, tek hedefi oluyor doğal olarak.
Kendilerince ellerinden geleni ardına bırakmıyorlar. Bize ne oluyor
ki, "ben bu yola baş koydum diyen" biz iki dünyalılar, tek
dünyalılardan beter sarılır olduk her şeye. Dik duramayışımız, ikinci
dünyanın var oluşunu unutmamızdan mı? Mücadele böyle kısa olur mu?
Yoksa mücadele devam ediyor gibi görünüyor da, hedef mi sapıyor?
Koltuk, mevki, makam mücadelesini İslam adına veriyorum diyenler,
nasıl da şeytanın oyununa geliyorlar. Hani koltuklarımız araçtı. Araç
ile amaçlar yer değiştirirken bizi dik tutacağını sandığımız
değerlerimizi yaprak dökümü misali nasıl da yitiriyoruz.

Yoksa "bu yola baş koyanlar" düşmanlarını tanımakta zorluk
mu çekiyorlar? Zorluk, şeytanın kılıktan kılığa bürünmesinden
kaynaklanıyordur. Bu zalimler, kendi koydukları kanun ve
yönetmeliklerini, Allah'ın kanunlarından daha adil sanacak kadar
müşrik, kürt halkını ikinci sınıf vatandaş olarak görecek kadar
faşist, servis araçlarında türbanlı görmeye tahammül edemeyecek kadar
ileri giden gerici, ama evlatlarını kaybeden aynı başörtülü anaların
ellerini öpecek kadar münafık, baskıcı ve resmi ideolojik kabuklarını
kıramayacak kadar darbesever olabiliyorlar. Onların kanında var
mızıkçılık.

Şimdilerde yine tuzaklar, yasaklar peşindeler. Yağmur her
düştüğünde can verir ya toprağa, içimdeki imanı onların kurdukları
tuzaklar, yasaklar arttırdı.İmanım onların öfkelerine paralel olarak
arttı hep. Dileğim "bu yola baş koyduk diyenlerin" arkadan gelenleri
de düşünerek mücadeleye devam etmeleri. Zaten benim bu yaştan sonra
ve onca sıkıntıların ardından, kendim için "başörtüsü sorunu çözülür
mü?" diye kara kara düşünmem, hala üniversite kapılarında okuma
mücadelesi verenler düşünüldüğünde abes oluyor. Öyle ki sorun sadece
bir başörtüsü sorunu değil, İslam'ın tezahürlerinin her geçen gün
artıp, etkinlik alanının genişlemesi, kendini hissettirmesidir.
Varsın bir ömür sürsün sıkıntılarımız. Zaten İslam eşittir mücadele
değil midir? Biz bu düsturla devam edelim yolumuza, ardımızdan gelen
çocuklarımıza, daha sıkıntılı,zorlu ortamlar bırakmamak için. Öz
kimlikleri ile toplumda var olabilmeleri için.


Nurcan Hayadaranlı