Bismillah,

Bu beni dinleyenlere açık bir mektuptur... Alınganlık yapmak elzemdir...

Bir kaç dakika evet sadece bir kaç dakikalığına şu an duyduğunuz sese kulak verin ve bir kaç dakika sonra o eski bildik dünyanıza geri dönün...

Bu gün kelimelerin haddini en iyi haddini bilirlikle aşma günüdür...

Evet, Sevgili Sen! Dünden bu yana pek bir şey değişmedi... Bizi, 0(s.a.v) bırakalı belli pek adım atamadık... Dökülen kardeş kanları, ağlayan analar hariç tarihe pek büyük notlar da düşemedik...

Anlatmaya dair O(s.a.v)ndan daha anlamlısı da hiç olmadı... Adını andık ve ağladık... Uğruna canlar feda dedik de O(s.a.v)nun ümmeti ağlarken biz kardeşlerimizle ağlamayı bir türlü beceremedik...

Şimdi sofralarınızdan, saray sofralarını bile kıskandıran sofralarımızdan bahsedelim...

Yemekleri siz yaptığınız için isimlerini saymaya hiç gerek yok... Karnınız doymuş bir haldesiniz şimdi... Yok ben açım diyenlerde vardır... Bunu diyenlerde az sonra en leziz yemeklerle karınlarını doyuracaktır... Şişman karınlar veya şişmanlamaya aday olan karıncıklar...

Size, sizi anlatmanın pek de gereği yok. Sadece sofralarınızı düşünün bu yeter şimdilik devinmek isteyen akıllara....


Siz bu haldeyken, yanı başınızdaki mahallede evine ekmek götüremeyen bir babayı düşünün... Yok mu öyle biri, açlıktan kimse ölmez değil mi? Bu garip sesleri çıkaranlar cidden "Saflar halindeki kardeşler mi?"

Ya peki Afrika’daki kardeşlerimiz? Nijer’deki, Malevi’deki, Malezya’daki kardeşlerimiz... Onlardan binlercesi belki milyonlarcası aç... Hiç düşündünüz mü?

Ama size ne değil mi? Bence de size ne? Siz mülayim merhabalarla sadece kuş sütünün eksik olduğu sofralarda buluşun ve yiyebileceğiniz kadardan fazlasını yiyin... Ve unutun kardeşlerinizi... Kesrik’deki kardeşinizi unutun, Yüksek Ovadaki, Bağcılar’daki, Siirt’teki, Etiyopya’daki kardeşlerinizi unutun... Adınızı nisyan ile yazdırın tarihin hiçte unutmayan dipnotlarına...

Ve hiç de utanmayın... Utanmanın insan kalbini merhametle sürgitleştirdiğini de bilmeyin.

Hani bizler ALLAH Resulü Muhammed (s.a.v)'in ümmetiydik...? Hani kardeşimizin aç yatması kanımıza dokunur, kardeşlik şuurunun en müsemma haliyle yarım ekmeğimizin çoğunu kardeşimize verirdik...

Hani bizler evinde bir kaç hurma ve bir tas sudan başka yiyecek ve içeceği olmayan bir Peygamber Ümmetindendik....

Aman canım O öyleyse bizde O(s.a.v) nun gibi olmak zorunda değiliz değil mi? Ve bunu hiç de yüzümüz kızarmadan söyleyebiliriz değil mi?

Ama O(s.a.v) nun ümmetine bir çağrısı vardı... Asırları aşan, zaman ve mekânla sınırlanmayan bir çağrısı...

"Ey Ömer... Ey Müslümanlar... Dünya onların ahiret bizim olsun istemez misiniz?"

Hani biz bir ticarete girmiştik, dünyayı satmıştık da ahireti almıştık... Şimdiki tercihimizi sorsam ürkersiniz değil mi? Ey Müslümanlar!!!... Kardeşliği unutmuş kardeş olmayan Müslümanlar!!!...

Yine de sorayım: Ticaretinizde ahireti satıp dünyayı mı aldınız?

Ve siz Müslüman erkekler...

Üzerlerinizde bir yük gibi taşıdığınız elbiseler bilmem kaç para... Kimi ailenin bir aylık yemek parası kadar fazla...

Cebiniz biraz para gördü mü, "eskiden(!)" gidenleri eleştirdiğiniz restoranlara, cafelere de Allah bilir gidiyorsunuzdur...

Çünkü siz "paralı" Müslümanlardansınız artık, öyle değil mi!

Hani biz gururlanmazdık ama...

Hani biz özünde israfı engellemeyi taşıyan bir Peygamberin Ümmetiydik... Ne alakası var değil mi? Kaliteli giymek, marka giymek bunlar israf değil değil mi?

Ya Afgan cihadının şanlı mücahidlerini gördüğünüzdeki iğrenme halini ne yapacaksınız? Sarıklı, yamalı giyisileriyle televizyon ekranlarındaki görüntülerini gördüğünüzde içinizden ne geçiyor? Ben biliyorum söylüyeyim mi? Aman ne çağdışı insanlar diyorsunuz...

Size çağdaşlık mübarek olsun, onlaraysa Allah yolunda yürümek...

Ve siz Müslüman hanımlar taktığınız eşarpların giyindiğiniz mantoların fiyatlarını ve markalarını bir daha düşünün! Yüzünüz kızardı mı?... Yoksa bin bir türlü bahane mi ürettiniz hemen?.. Yoksa hasbamada yakışıyor mu diyorsunuz? Ama'larla başlayan cümleleri duyar gibiyim... Ama'lar katilleri değil mi gerçeklerin?

Evet iyi düşünün el'an içerinizde taşıdığınız hallerinizi sevgili Müslümanlar...

Ve kendinize sorun şimdi!

Her gün ailesinden biri ölen, silah sesleriyle uyanan, Amerikalı köpeklerin zoraki kardeşlerinizin küçük oğullarının ellerine "bacınızın ırzına biz geçtik, ağabeylerinizi de biz öldürdük" yazısı tutuşturulan, kızının ırzına defalarca geçilmiş, oğlu caminin içinde eman dilerken kafasından vurulan Iraklı anaya yakışıyor musunuz?


Filistin’de oğullarını ölmeleri için doğuran, adı Muhammed olan... Ve ilk oğlunu Allah'a kurban ettikten sonra ikinci oğlunununda adını Muhammed koyup kınalı bir kuzu gibi ilhamını İsmail’den alarak oğluna "git ve öl" diyen Fatma anneye yakışıyor musunuz?

Ya Somali’deki Müslümanlara ya Endonezya’daki ya Lübnan’daki Müslüman ana ve babalara yakışıyor musunuz?


Bunlar uzak değil mi? Size ne ki? Sizi ne ilgilendirir değil mi? Kimilerine göre onlar "terörist" değiller mi zaten...

Ya peki kendi ülkenizde uyuduğunuzun, uyutturulduğunuz farkında mısınız? Her şey yolunda değil mi? Zaten AİHM de hâlihazırda elinizin altında bekliyor...

Sosyal adalet yerinde... Kimse açlık sınırında veya aç değil, değil mi? Başörtüsü serbest... Mcdonaldslarada gitmiyorsunuz... Kaka kola da içmiyorsunuz... Size hiç gaspçıda uğramadı... Tinercinin teki size bıçakta çekmedi...

Öte yandan mirası eşit paylaşıyor... Zekâttan kaçıyorsunuz... Feminist başlarınıza örtülerinizi nasılsa geçiriyorsunuz değil mi? Hacca size hacı desinler diye gidiyor, Ramazan orucunu da sadece aç kalıp kardeşlerinizin etlerini çok rahat yemek için tutuyorsunuz... Müslüman bir bacınızı kahvehane köşelerinde devrim kokan sohbetlerinizde çerez niyetine kullanıyorsunuz değil mi?

Kimseden utanmıyor ve sıkılmıyorsunuz yani...

Ve son bir soru her şey tamam her şey yolunda da...

Peki, özünde imanı, takvayı, tilaveti, cihadı, kardeşliği, sevgiyi, paylaşmayı, ağlamayı ve gülmeyi taşıyan, o ayın on dördünden daha güzel daha kutlu, adı âlemlere rahmet olan Peygamber'e (s.a.v) yakışıyor musunuz?

Yakışıyorsunuz değil mi?!

"Muhammed Allah'ın elçisidir.

Onun yanında bulunanlar, kâfirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler.

Onların, rükû ve secde ederek Allah'ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün.

Onları yüzlerindeki secde izlerinden tanırsın.

Onların, Tevrat'taki vasıfları budur ve İncil'deki vasıfları da şöyledir:

Filizini çıkarmış onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler.

Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkârcıları öfkelendirir.

Allah, inanıp yararlı işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat va'detmiştir." Fetih Suresi - 29

Evet, Sevgili Sen!... Evet!!!... İşte şimdi otur ve ağla....

Selam & dua ile...