+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 13

Konu: ''Ömür Bir Gündür; O Gün, Bu Gündür''

  1. #1
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Exclamation ''Ömür Bir Gündür; O Gün, Bu Gündür''

    ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür''


    Sevgili Selim Gündüzalp'ten bir sohbet sırasında güzel bir söz duydum:

    ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''

    Günler geceler birbirini kovalarken, olayların akışına kapılıp günlük dertlerin arasında boğuluyoruz. Sanki kasamızda koca bir ömür varmışçasına, bitmeyecek bir ömrü yaşıyormuşçasına kendi dünyamızda dolu dizgin koşturuyoruz. Geçen günlerle beraber, aslında ömrümüzün geçtiğini hiç düşünmüyoruz.

    Bir dere kenarında oturmuş, suyun akmasını seyreden birisine, ''Böyle neye bakıyorsun?'' diye sormuşlar. O da cevaplamış: ''Ömrüme bakıyorum'' demiş, ''akıp giden ömrüme..''

    Yaşadığımız şu zamanda insan, akıntıya kapılmış gibi yaşıyor. Sel gibi kopup gelen hadiselerin içinde sürüklenip gidiyor. Bu telâşeli yaşama hızıyla, değil durup düşünmek, ömrünün gün gün geçtiğini, tükendiğini bile unutuyor.

    Uyuyan bir insanı dokunup uyandırmak gibi, bu söz insanın uyuyan zihnini silkeliyor: ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''

    Allah insanı her şeyle alâkalı yarattığı için, insan ne bu gününden kopabilir, ne yarınından, ne de ahiretinden. Zaman nehrinin içinde bu güne geldiği gibi, ömrü varsa yarına gidecek, ve nihayetinde de ahirete varacaktır.

    İnsan istemese de bir yolcudur. Yolcu ise gideceği yeri düşünmelidir. Tıpkı bir öğrencinin bugünü için çalışması, gelecek sınavına hazırlanması ve aynı zamanda sene sonundaki karnesini de düşünmesi gerektiği gibi.

    Bütün bunlara ulaşmak için elimizde olan sermayemiz ise bulunduğumuz gün, belki de yaşadığımız andır.

    Gideceğimiz bir yere adım adım vardığımız gibi, ömrümüzü de an an, gün gün yaşıyoruz. Durum böyleyken ömrümüzü çok uzun zannetmekle aldanıyoruz. Hiç bitmeyecek nazarıyla baktığımız ömrümüzü hoyratça savuruyoruz.

    Hele bir de karneyi düşünmeyen öğrenci gibi, mahşer hesabını unuttuk mu, ebedî hayatı kazanmak ya da kaybetmek gibi en önemli meselemiz en sonlara kalıyor ya da en vahimi endişelerimizin arasında bile yer almıyor.

    Yaşadığı günün son gün olabileceğini hesaba katmayıp, nasıl olsa yarın yaparım diyen nefsimizi uyarıyor bu söz: ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''

    Ömrümüz ihtiyaçlarımızın peşinde koşmakla geçiyor. Eksiklerimizi tamamlarken, ömrümüzü eksiltiyoruz.

    Bir liste yapsak; ulaşmak istediğimiz şeyleri, yapmayı düşündüğümüz işleri alt alta sıralayıp yazıversek: Alınması gerekenler, yenilenmesi gerekenler, bir üst modeller, daha konforlular, şunda bunda olup da bizde olmayanlar.. daha neler neler.

    Elimizdeki listeyi bir de uzun bir yola çıkmak üzereyken hazırlasak, acaba o listedekilerin kaç tanesi kalacak. Hele bir de gideceğimiz yerden dönüşümüz olmayacaksa, hazırladığımız listemizi, o zaman muhakkak, gideceğimiz yerle ilgili ihtiyaçlarımız dolduracak.

    Fakat, ömrün biteceği unutulunca günlük, aylık, yıllık ihtiyaçlar, plânlar birbirine karışıyor. Önemli önemsiz sıralaması bozuluyor. Daha kötüsü ise, önemsiz olan, hatta olmasa da bir şey kaybetmeyeceğimiz bir sürü şeyi hayatımıza taşıyoruz.

    Bu söz ise, önemliyi önemsizden ayırıp, o önemli olanlara çalışmak için elimizdeki tek sermayemizi hatırlatıyor:''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''

    Hayatımız bir kum saati gibi. Düşen kumları görüyoruz ama, acaba üst tarafta daha ne kadar kum kaldı? Onu ne görebiliyoruz, ne de biliyoruz.

    Biteceğinde şüphe olmayan bir ömür yaşıyoruz. Biteceği o kadar şüphesiz ki, bu âşikâr olanı düşünmemeye başlıyoruz. Ve sonunda hayallerimizin peşine düşüyoruz.

    Emellerimiz bizi oyalıyor. Fakat iş işten geçmemişken bu söz kalbimize sesleniyor: ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''

    Kendine değer veren, ömrünü heba etmek istemeyen ve günlerini hem dünyası, hem de ahireti için kazançlı yapmak isteyenlere Kadim Kitabımızın âyetleri rehber oluyor.

    Hak ile bâtılı apaçık ayıran Yüce Kitabımız Kur'ân'da, gerçek dostumuz Rabbimiz şöyle buyuruyor:

    ''Asra (zamana) yemin olsun. İnsan hüsrandadır (zarardadır). Ancak iman edip güzel işler yapanlar ve birbirine hakkı ve sabrı öğütleyenler müstesna.'' (Asr Sûresi)

    Ömrümüzü verip, dünyanın fani oyuncaklarını alıyoruz. Değerliyi değersizle değiştiriyoruz. Kazandıklarımızla kâr etmemiz mümkün mü?

    Ancak, kazançlı çıkabilmenin iki yolu var: ''iman edip güzel işler yapmak,'' ve ''birbirine hakkı ve sabrı öğütlemek.''

    Bu söz, bize hakkı söylüyor:

    ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.''

    Günlerimiz hep aydın olsun.


    Suat ÜNSAL
    06.06.2008
    Yeni Asya


  2. #2
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil...




    malumunuzz rabbimiz asr süresindee zamana yemin ediyor...ehl-i kalb biri bu sualin cevabını ararken...pazarda buz satan birinin şöyle bağırıdğını görür..
    "Sermayesi tükenen adama bir yardım yok mu?” dedi içinden feryat ederek. Daha önce bu feryadı bir hikayenin içinde duymuş, ama üzerine almamıştı. Hatırlamıyordu hangi büyük zattı, sokakta buz satan bir adamın “Sermayesi erimekte olan bu adama yardım edin!” dediğini duyunca bayılmıştı. Ayıldığında talebeleri bu halin hikmetini sorunca, “Buz satıcısı sermayesi erirken yardım istediği halde, ben ömür sermayem eriyip duruyorken ve Rabbim beni kârlı bir ticarete davet ederken, icabet etmekte gecikmekteyim. Bu ağır yükle bayıldım.” demişti.

    işte aleyhimizdee buz gibi akıp giden zaman..Allaha satmaya bakaçağızz..rabbimizz ticareti bilenlerden eylesinn..paylaşım için tşkler...
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  3. #3
    Ehil Üye Müellif-e - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Zindan-ı dünya'da bir garib yolcu
    Mesajlar
    4.073

    Standart



    Gitme Ömrüm

    Canlanır gecede kaybolan zaman

    Hülyalar dirilir karanlıklarda
    Göklere çıkar uhrevî mehtapta
    Toprağa düşen ömürler avuçtan

    Titrer sarı yapraklar geceleri
    Ürperir bir an insan rüzgârla
    Derin bir soluk alır her yeri
    Ücra köşeler inler anılarla

    Eski zaman hüznüyle uzar yollar
    Yol alır hicranla bir bir anılar
    Ölen maziye ağlarken rüyada
    Kederli çerçevede yüzler solar

    Kanar karanlıkta yaşlı bir çınar
    Kaf Dağında ağlar eski bir masal
    Devler cücelerle gelir anılar
    Bir gözyaşı: Ömrüm, gitme burada kal!

    Habib Fidan


  4. #4
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    Alıntı seyyah_salih Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil...




    malumunuzz rabbimiz asr süresindee zamana yemin ediyor...ehl-i kalb biri bu sualin cevabını ararken...pazarda buz satan birinin şöyle bağırıdğını görür..
    "Sermayesi tükenen adama bir yardım yok mu?” dedi içinden feryat ederek. Daha önce bu feryadı bir hikayenin içinde duymuş, ama üzerine almamıştı. Hatırlamıyordu hangi büyük zattı, sokakta buz satan bir adamın “Sermayesi erimekte olan bu adama yardım edin!” dediğini duyunca bayılmıştı. Ayıldığında talebeleri bu halin hikmetini sorunca, “Buz satıcısı sermayesi erirken yardım istediği halde, ben ömür sermayem eriyip duruyorken ve Rabbim beni kârlı bir ticarete davet ederken, icabet etmekte gecikmekteyim. Bu ağır yükle bayıldım.” demişti.

    işte aleyhimizdee buz gibi akıp giden zaman..Allaha satmaya bakaçağızz..rabbimizz ticareti bilenlerden eylesinn..paylaşım için tşkler...
    Dünle beraber gitti,düne ait ne varsa cancağızım,


    Bugün yeni seyler söylemek lazım.”Mevlana
    hani bir söz vardır ''anı yaşamak lazım'' diye. bilsek ömür dakikalarının her biri bizim için servet hükmünde...
    Anı en verimli şekilde yaşamalıyız -ki bir an sonrası ne olacağımız meçhul....
    çok güzel nir paylaşımdı.Allah razı olsun ablacım..

  5. #5
    Ehil Üye Bîçare S.V. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Bulunduğu yer
    İstanbul/Üsküdar
    Mesajlar
    2.407

    Standart

    Alıntı YıldızMisal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dünle beraber gitti,düne ait ne varsa cancağızım,


    Bugün yeni seyler söylemek lazım.”Mevlana
    hani bir söz vardır ''anı yaşamak lazım'' diye. bilsek ömür dakikalarının her biri bizim için servet hükmünde...
    Anı en verimli şekilde yaşamalıyız -ki bir an sonrası ne olacağımız meçhul....
    çok güzel nir paylaşımdı.Allah razı olsun ablacım..
    ''Asra (zamana) yemin olsun. İnsan hüsrandadır (zarardadır). Ancak iman edip güzel işler yapanlar ve birbirine hakkı ve sabrı öğütleyenler müstesna.'' (Asr Sûresi)Ömrümüzü verip, dünyanın fani oyuncaklarını alıyoruz. Değerliyi değersizle değiştiriyoruz. Kazandıklarımızla kâr etmemiz mümkün mü?Ancak, kazançlı çıkabilmenin iki yolu var: ''iman edip güzel işler yapmak,'' ve ''birbirine hakkı ve sabrı öğütlemek.'' Bu söz, bize hakkı söylüyor:''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür.'' Günlerimiz hep aydın olsun. *****************Evet ömür bir an'ı seyyaledir...!
    "İyyake nâ'büdü ve İyyake nesteîn."

    'Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz' (Fâtiha Sûresi)


    "İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah'a da şükretmez.!" (H.Ş.)

    'Bırak bîçare feryâdı, belâdan; gel tevekkül kıl' (17.Söz.)

    "Şimdi 'OKU' kabirde okuyamazsın" (Z.Gündüzalp)

    'ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR' (YENİASYA)

    Selâm ve duâyla. Bîçare S.V.

  6. #6
    Dost Nuru Ayn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    39

    Standart

    ''Ömür bir gündür; o gün, bu gündür''

    Okuyunca kendime geldiğimi farkettim...

    Allah razı olsun kardeşim...

  7. #7
    1kul
    Guest 1kul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Selim GÜNDÜZALP
    Son gün bilinmeli mi?




    Gelecek olan her şey yakındır. Fakat ölüm hepsinden daha yakındır. Rabbimiz her şeyde olduğu gibi bu noktada da elimize bir teselli vermiş. Son demde bile dünyaya veda saatini bildirmemiş, lezzetimize elem katmamış. Faruk Nafiz Çamlıbel:
    “Öleceği gün meçhûl olmalı insanların!
    O gün uzak olsa da, değil mi günü belli,
    Yoktur günü bilinen ölümlere teselli.”
    mısralarıyla bu konuyu gerçekten güzel işlemiştir. Çünkü ecelimiz güneşin batış vakti gibi belli olsa idi, ömrün yarısından sonra her gün darağacına doğru adım adım yürüyen bir idam mahkûmu gibi, dehşetli bir korku içinde olacaktık. Bu yüzden başa gelecek her türlü musibetlerin ve hattâ dünyanın eceli olan kıyametin bile vakti gizli tutulmuştur.1
    Aslında ölüm, dört harften teşekkül eden ve günlük hayatımızda en çok kullandığımız kelimelerden biridir. Fakat yine bu kelimeyi her anışımızda ilmimiz derecesinde ürpeririz.
    Gökleri fetheden, fezayı arşınlayan, nice harikaları keşfeden insan zekâsı “Nereden geliyorum, nereye gidiyorum?” gibi birçok sorunun karşısında bugün bile beş yaşındaki çocuktan farksızdır. Kâinatın başı ve sonu hakkında kesin bir bilgisi yoktur. Bu bakımdan kendini hayalî bir devam ile aldatabilmek için, elini uzattığı şeylerde sonsuzluk izlerini bulmaya çalışır. Halbuki yaşadığımız hayatın nasıl olsa bir gün sonu gelmeyecek mi? Bugünkü saadetler yarın her güzel şey gibi bitmeyecek mi? Sevdiklerimiz, servetimiz, şöhretimiz ve en nihayet gençliğimiz bizi bırakıp da gitmeyecek mi? Ya da gitmedi mi?
    Evet bugün, yarın başımıza gelecekleri bilseydik, önümüzdeki lezzetler bir anda hiçe inmez miydi?
    İşte bütün bunları bilen, göremeyeceğimiz kadar küçük bir grip virüsü karşısında bile çok âciz olduğumuz halde dünyayı içindekilerle birlikte bizim için yaratan ve doğmadan önce her türlü tedbiri bizim için alan Rabbimiz şefkat ve rahmetini burada da gösterip, başımıza gelecekleri bildirmemektedir...
    Kadir Gecesini Ramazan ayında, sevdiği kullarını insanların arasında, kıyametin vaktini dünyanın ömrü içinde gizlediği gibi, eceli de insan ömrü içinde saklamaktadır. Ecelimiz belli olsa idi, yarı ömrü gafletle geçirecek, yarıdan sonra da darağacına adım adım gitmek gibi bir dehşete kapılacaktık.2
    Fransa Kraliçesi Mari Antuanet’e ertesi gün giyotinde can vereceği haberi ulaşınca, bir gecede korkudan saçlarının tamamen beyazlaması tarihî bir hadise olarak nakledilir.
    Evet, “Cenâb-ı Hak hem Hakîm’dir, hem Rahîm’dir. Hikmet ve rahmeti ise, umûr-u gaybiyeden (bilinmeyen işlerden) çoğunun setrini (örtülü kalmasını) iktiza ediyor, mübhem (gizli) kalmasını istiyor. Çünki; şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur. Vukuundan (olmadan) evvel onları bilmek elîmdir (acıdır). İşte bu sır içindir ki, ölüm ve ecel mübhem bırakılmış ve insanın başına gelecek musibetler dahi, perde-i gaybda kalmış.”3
    Yine bu konuyla alâkalı olarak Fransa’daki bir düşkünler evinde kalanlara “Ölümü düşünüyor musunuz, düşünüyorsanız, nasıl?” şeklinde sorulan sorulara şu cevaplar verilmiş: “Son nefesimi vereceğim gün, benim kurtuluş günüm olacaktır.” “Burada başkalarına yer açmak için bulunuyoruz.” “Ölüm de hayatın devamı.” “Bir gün ölmek gerek tabiî.” “İnsan ne zaman öleceğini bilmemeli.” “Ben kendime mezar bile satın alamadım...”4
    Acaba bunlar ne derece samimiydi? İnsan utancından veya korktuğunu belli etmemek için yalana başvurmuş olamaz mıydı? Fakat cevapların aynı yola yönelişi çok mânâlı olup, ölüm ıztırap çekmeye tercih ediliyordu ve bu arada araştırmacılar “İnsan ne zaman öleceğini bilmemeli” cevabını hepsinden daha anlamlı buluyordu. Buna sebep olarak da, ölüm saati bilinmeyen bir uzaklıkta olmak yerine, belli bir zamanda ve yakınlıkta olsaydı ihtiyarların tutumunun aynı olmayacağı gösteriliyordu.
    Gerçekten de bunun pek çok örnekleri vardır. Euripides “Alkeste” adlı eserinde yaşlıların hâllerinden şikâyet ettiklerini ve ölümü arzuladıklarını söylemektedir. Fakat iş başa gelince hepsi yan çizmektedir. Ünlü Rus yazarı Tolstoy da ölüm karşısında çok kayıtsız olduğunu ileri sürmesine rağmen karısı Sofya, “Hatıralarında” kocasının sağlığına dikkat etmek için aldığı tedbirlerden yaka silktiğini belirtmektedir...
    Evet eski bir Arap şairinin “Gelecek olan her şey yakındır ama ölüm hepsinden daha yakındır” dediği gibi, madem ecel gizlidir, her vakit gelebiliyor ve genç ihtiyar farkı yoktur. O halde kışlık ihtiyaçlarını çok önceden halleden insan, her an kendini bekleyen dehşetli hadiselere karşı da hazırlıklı olmak ve mânevî çareler bulmak zorundadır.


    Kaynaklar:


    1- Bediüzzaman, Sünûhat, s. 19
    2- Bediüzzaman, Sözler, s.317
    3- Bediüzzaman, Mektûbat, s. 96 4- Simone de Beauvoir, Yaşlılık, s. 313

    29.03.2009

    E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr


  8. #8
    Ehil Üye seyyah_salih - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    Şan(S)lıUrfa'DaN
    Yaş
    51
    Mesajlar
    15.435

    Standart

    Alıntı seyyah_salih Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı; yarın ise, senin elinde senet yok ki, ona mâliksin. Öyle ise, hakiki ömrünü bulunduğun gün bil...




    malumunuzz rabbimiz asr süresindee zamana yemin ediyor...ehl-i kalb biri bu sualin cevabını ararken...pazarda buz satan birinin şöyle bağırıdğını görür..
    "Sermayesi tükenen adama bir yardım yok mu?” dedi içinden feryat ederek. Daha önce bu feryadı bir hikayenin içinde duymuş, ama üzerine almamıştı. Hatırlamıyordu hangi büyük zattı, sokakta buz satan bir adamın “Sermayesi erimekte olan bu adama yardım edin!” dediğini duyunca bayılmıştı. Ayıldığında talebeleri bu halin hikmetini sorunca, “Buz satıcısı sermayesi erirken yardım istediği halde, ben ömür sermayem eriyip duruyorken ve Rabbim beni kârlı bir ticarete davet ederken, icabet etmekte gecikmekteyim. Bu ağır yükle bayıldım.” demişti.

    işte aleyhimizdee buz gibi akıp giden zaman..Allaha satmaya bakaçağızz..rabbimizz ticareti bilenlerden eylesinn..paylaşım için tşkler...
    Alıntı YıldızMisal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dünle beraber gitti,düne ait ne varsa cancağızım,


    Bugün yeni seyler söylemek lazım.”Mevlana
    hani bir söz vardır ''anı yaşamak lazım'' diye. bilsek ömür dakikalarının her biri bizim için servet hükmünde...
    Anı en verimli şekilde yaşamalıyız -ki bir an sonrası ne olacağımız meçhul....
    çok güzel nir paylaşımdı.Allah razı olsun ablacım..
    Şimdi satmaya bakacağız. Acaba, o kadar ağır bir şey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar? Yok! Kat'â ve aslâ! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zîrâ, helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah nâmına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesâbiyle vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse istiğfar etmeli: "Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl. Amin!" demeli ve Ona yalvarmalı. 6.söz
    Marifet ufku....

    Muhabbet denizinde çalan bir melodi gibidir

  9. #9
    Ehil Üye YıldızMisal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Yaş
    38
    Mesajlar
    2.694

    Standart

    Alıntı seyyah_salih Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Şimdi satmaya bakacağız. Acaba, o kadar ağır bir şey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar? Yok! Kat'â ve aslâ! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zîrâ, helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah'a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah nâmına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesâbiyle vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse istiğfar etmeli: "Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emânetini kabzetmek zamanına kadar bizi emânette emîn kıl. Amin!" demeli ve Ona yalvarmalı. 6.söz
    elfü elfi amin..
    bir sohbette bir arkadaş Azrail gelse ve ey falanca üç gün ömrün kaldı bil..dese, o üç gününüz nasıl geçer diye sormuştu..
    verilen cevaplar sonuç olarak aynıydı..üç günün her dakikası Allah'a satılacak ve O'nun için harcanmamış geride bırakılan dakikalara ise tevbe edilecekti..
    oysa bize üç gün dahi verilmedi ki??
    depremde ve kazada ölenlerin (en son yaşanılan elim kazada olduğu gibi)durumları bizlere ibret olmalı..nice planlar ansızın yarım kalıyor..kimse (haşa)ansızın gelen ölümü yakıştıramıyor.
    oysaki ilahi takdir bizim için belkide hiç ummadığımız bir anda ve yaşta tecelli edecek..velhasıl hayırlı planlarını akıllı insan hemen fiiliyata dökmeli ve ''hele başlarım''diye ertelememeli..
    Konu YıldızMisal tarafından (29.03.09 Saat 21:43 ) değiştirilmiştir.

  10. #10
    Pürheves *YEŞİLLİ* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2008
    Bulunduğu yer
    alemin kalbi
    Mesajlar
    213

    Standart

    Ölümlü yalan ölümsüz gerçek Necip Fazıl ne güzel söylemiş;
    Gitti ölümlü yalan. Geldi ölümsüz gerçek.
    Ey! Hayat süren leşler sizi kim diriltecek.
    Hepimiz inanıyoruz ki ölüm haktır, ölümden sonra dirilmek haktır, sonrasında hesap haktır ve hesabın neticesi ya mükafat/cennet ya da ceza/cehennemdir. Kur'an-ı kerim başlangıcından sonuna kadar, yüzlerce ayette bu gerçeği hatırlatır. Resûlullah (sav) bir o kadar hadisinde aynı hatırlatmaları yapar. Tüm bunlar, ölüm ve ölüm sonrası hayatın zihinlerimizde hep tazelenmesi içindir.
    Peki inandığımız bu gerçeği yani ahiret bilincini idrak etmişmiyiz?.. İşte burada sorun var. İnanmak ayrı, idrak etmek ayrı şey. İdrak etmenin alâmeti gereğini yapmaktır. Şimdi biz sahip olduğumuz; ömür, gençlik, mal-servet, yetenek vb değerlerimizin ne kadarını fani olan dünyamıza, ne kadarını da ebedi olan ahiretimize yatırmaktayız ona bakıp değerlendirelim. Böylece ahiret bilincini ne denli idrak ettiğimizi anlayabiliriz.
    Allah (cc) bu teorik derslerle yetinmeyerek, biz kullarına ölüm ve sonrasıyla ilgili pratik dersleri de yoğun bir şekilde vermeye devam etmektedir;
    • Duyduğumuz her bir sela sesi,
    • Tv, radyo veya gazetelerdeki her bir ölüm îlanı,
    • Katıldığımız her bir cenaze namazı,
    • Gittiğimiz her bir taziye,
    • Önümüzden geçen her bir cenaze konvoyu,
    • Her bir mezar ve ya mezarlık ziyaretimiz,
    • Hatta her bir mezarlığın yanından geçişimiz,
    • Günübirlik izlediğimiz ölümle ilgili haberler.
    Bize ölüm ve sonrasını yani ahiret gerçeğini hatırlatan pratik derslerdir.
    Allah (cc) ın ölümü zamana ve mekana yayması da ayrı bir ders ve ilahî bir lütuf olup dünyanın yer yanındaki insanların zihninde, her gün hatta her an ölüm gerçeğini tazelemektedir. Zira Allah (cc) örneğin Türkiyede bir gün öleceklerin hepsini her gün bir şehirden almamaktadır. Tüm şehirlerin merkez, ilçe, kasaba, köy ve mahallerinin dört bir yanına dağıtmaktadır.
    Biraz daha geniş düşünecek olursak, dünyada altı buçuk milyar insan yaşamaktadır ve insanlığın ömür ortalaması 45 yıl. Bu, demektir ki dünyadan 45 yılda 6,5 milyar insan göçmektedir. Bu da, yılda 144 milyon 444 bin 444, günde ise 405742 kişiye tekabül etmektedir. Yani her gün bu fani alemden 405742 nüfuslu bir şehir göçmektedir. Ancak mülkün sahibi bunu öyle hassas bir programa bağlamış ki bizimle kan bağı olan biri vefat etmeden neredeyse farkına dahi varmıyoruz.
    Bin bir çeşit ölüm sebebi var ama her bir canlı için vakti belli tek bir ecel var ve o vakit geldiğinde ne bir saniye ileri ne de geri gitmektedir.

    Bazı ayet ve hadisler
    “Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 29/57)
    “De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile (hayatın zevklerinden) pek az yararlandırılırsınız.” (Ahzab 33/16)
    “De ki: “Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Cuma 62/8)
    “Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!? Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım” der.” (Fecr 89/22-24)
    “O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için bölük bölük kabirlerinden çıkacaklardır. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.” (Zilzal 99/6-8)
    “İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içinde olacaktır. Ama kimin de tartıları hafif gelirse, İşte onun anası (varacağı yer) Hâviye’dir. Sen Hâviye’nin ne olduğunu ne bileceksin? O, kızgın bir ateştir.” (Karia 101/6-11)

    “Ölen kimseyi peşinden üç şey takip eder: Aile çevresi, malı ve ameli/ yaptığı işler. Bunlardan ikisi geri döner, biri ise kendisiyle birlikte kalır. Aile çevresi ve malı geri döner; ameli kendisiyle birlikte kalır.” (Buhârî, Rikak 42; Müslim, Zühd 5.)
    “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” (Buhârî, Rikak 3. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 25; İbni Mâce, Zühd 3.)
    “Eğer dünya, Allah katında sivrisineğin kanadı kadar bir değere sahip olsaydı, Allah hiçbir kâfire dünyadan bir yudum su bile içirmezdi.” (Tirmizî, Zühd 13. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 3.)
    Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ şöyle der:
    Kendimize ait kulübeyi tamir ederken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza uğramıştı.
    – “Bu yaptığınız nedir?” diye sordu. Biz:
    – Yıkılmak üzereydi de onarıyoruz, dedik. Bunun üzerine:
    – “Ecelin bundan daha aceleci olacağını zannederim” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Edeb 169; Tirmizî, Zühd 25.)
    Kur'an-ı kerim’in mekkî olan sure ve ayetleri yoğun bir şekilde ölüm ve sonrasını / kıyamet ve ahireti işler. Çünkü cahiliye insanı ahireti inkar ediyordu bu sebeple de hayatlarından tüm iyilikleri kovmuş yerine şer ve kötülükleri yerleştirmişlerdi. Zina, fuhuş, içki, kumar, faiz, zulüm vs. öyle ki cahiliye insanı kız çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşileşmişlerdi. Bu sebeple de Kur'an ın ilk ayetlerinin yoğun bir şekilde ölüm ve sonrasını işlediğini görtmekteyiz.
    Ömer (ra) ahirete inanmadan önce kainatın efendisi Resûlullah (sav) ı öldürmeye kastedecek kadar vahşiydi. Ama iman edip ahiret bilincini kuşanınca o sultana canını feda edecek duruma geldi.
    Yani ahiret bilinci ölüm ve sonrasını idrak etmek hayatın şifresidir.
    Bu şifreyi kavrayan bir kimseye zorla dahi kötülük yaptıramazsınız. Bu gerçeği yeterince kavramamış kimselerin ise başlarına asker polis dikseniz de kötülüğüne engel olamazsınız.
    Cebrail (as) in, Resûlullah (sav) ın şahsında tüm müminlere şu tavsiyeleri, bu şifrenin özetidir; “Ya Muhammed (sav)! ne kadar yaşarsan yaşa mutlaka öleceksin. Kimi ve neyi seversen sev mutlaka ayrılacaksın. Ne amel işlersen işle mutlaka hesaba çekileceksin.”
    Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları malum kazada vefat ettiler. Bunda bir takım güçlerin parmağının olup olmaması bu gerçeği değiştirmiyor. Onlar artık geri dönmeyecekler. Allah (cc) ölenlere rahmet, yakınlarına sabrı cemil nasib eylesin. Trafik kazası, yangın, suda boğulma, deprem, kalp krizi, su-i kast veya başka bir şey… sebepler ne kadar çeşitlense de ölüm gerçeği tek bir tane.
    Şu iki şeyi unutmayalım;
    1. bu dünyanın zararları ne kadar çok ve büyük olursa olsun telafisi vardır. Bir adamın evi yanar, fabrikası yanar, iflas edip trilyonlarca zarara girer, tüm serveti ve ehl-u iyali deprem altında kalır yine de tüm bu zararların telafisi vardır. Bu insanların her birinin hayata bir köşesinden devam etmesi mümkündür.
    Ancak mahşer günü ilahi mizan konulduğunda hayır terazimiz hafif çıkarsa bunun telafisi yok. Ne aşiretimizin yiğitleri, ne bileğimizin gücü, ne zekamız, ne makam ve servetimiz o teraziyi ağır getiremez.
    2. Ne kadar olduğunu bilmediğimiz bu ömrümüz tek ve son şansımız. Bu dünyaya bir daha gelmeyeceğiz cenneti kazanma ve cehennemden azâd olma, başka bir deyimle ebedi saadetimizi bu ömrümüzde kazanacağız. Ölüm bize bir nefes kadar yakın. Aldığımız nefesi geri vermezsek veya verdiğimiz nefesi geri alamazsak ömür bitmiştir.
    “…. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı müslüman olarak al ve beni Salihler/iyilere kat.” (Yunus 12/101) amîn!……
    : "Allah'ın şeriki yok ve bu kâinat Onun mülküdür."

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Tazarru Kardeşimin Doğduğu Gündür Bugün;)
    By İNSan in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 26
    Son Mesaj: 26.08.09, 13:40
  2. Hayat Üç Gündür
    By Şahide in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 20.09.08, 13:15
  3. Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 31.08.08, 17:57
  4. Secdede Bir Ömür
    By Yeni Said in forum Resim - Fotoğraf Galeri
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 18.06.08, 07:52
  5. Bir Hafta Niçin 7 Gündür?
    By Kader in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29.09.06, 08:09

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0