Kibirlenmek ak?l kâr? değil!




Kibir, genelde kendini beğenmişlik, gurur, benlik, enâniyet anlamlar?na gelmektedir. Bu gibi davran?ş ve s?fatlar, bir Müslümanda olmamas? gereken durumlard?r.

?sra Sûresi 37. âyette; ''Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazs?n ve boyca da dağlara erişemezsin'' denilmektedir.

?nsan, bazen, Cenâb-? Hak'k?n kendisine verdiği nimetleri, kendisinden gelen bir özellikmiş gibi telâkki ederek kibir kuyusuna düşer ve bu çukurdan ç?kmakta da zorlan?r.

Onun için Allah'?n bizlere ihsan ettiği nimetler karş?s?nda, gurura ve kibire düşmemek, o nimetlerin bize bir ikram-? ?lâhî olarak ve imtihan için verilmiş olduğunu idrak etmek durumunday?z.

Kibrin alâmetlerinden baz?lar?:

* Bir topluluğa girdiğinde, kendisi için ayağa kalk?lmas?n? veya ayakta durulmas?n? istemek. Halbuki; Hz. Peygamber Efendimiz (asm), bir kimsenin kendisi için ayağa kalk?lmas?n? beğenmez, çirkin görürdü.

* Başkalar?n?n kendisini ziyaret etmelerini istemek, ama kendisi kimseyi ziyaret etmemek.

* Yan?nda fakirlerin oturmas?n? istememek. Halbuki, Hz. Peygamber Efendimiz (asm), fakirlerle musafaha eder ve fakirler elini çekmeden elini çekmezdi.

* Evinde kendi işini yapmamak, evinin ihtiyaçlar?n? bizzat kendi al?p eve götürmemek.

* Al?ml? elbise giymek. Her zaman güzel ve gösterişli elbise giyiyorsa, bu kibir olmaz.

Kibrin, gururun, enaniyetin aş?r? derecesi Firavunluktur. Kendini o kadar beğenir, kendine o kadar güvenir ki, kendini (hâşâ) yarat?c? konumuna bile getirir. Bunu, Üstad Said Nursî şu şekilde ifade etmiştir; ...firavunlaşm?ş maddiyyun gibi, ''Kendi kendine oluyorlar, kendi kendini besliyorlar, kendilerine lâz?m olan her şeyi yarat?yorlar m? tahayyül ediyorlar ki, imândan, ubûdiyetten istinkâf ederler. Demek, kendilerini birer hâl?k zannederler.'' (25. Söz, 5. Nokta)

Ruskin de ''Genellikle bütün büyük yanl?şlar?n alt?nda kibir yatar'' der.
Çünkü, dünyadaki bütün kötülüklerin kaynağ? bu duygudur. Hem dünya hayat?n?n s?k?nt?lar?, hem de ahiret azab? büyük ölçüde bu duygunun, bu tür davran?şlar?n yol açt?ğ? iş ve hareketlerin sonucudur.

Kibrin, insan?n davran?şlar?na aksetmesi nefs-i emmârenin aldatmas?yla olmaktad?r. Dolay?s?yla, insan?n, bu gibi davran?şlar?n?n en etkili sebebinin nefsi olduğunu anlamas?, tedavinin çoğunluğunu yerine getirmesi demektir. Çünkü; ''Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. ?stiğfar eden, istiâze eder. ?stiaze eden, şeytan?n şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur.'' (Bediüzzaman)
Kibre karş? kişinin kendini muhafaza edebilmesinin en emin yolu, dünyaya geliş maksad?n? düşünmek, daima acizliğini idrak etmek ve ahireti unutmamakt?r.
?nsan bilmelidir ki; mal, mülk, beden güzelliği, çocuklar ve bütün dünya fanidir, geçicidir. O halde zaten geçici olan bunlar için kibirlenmek ak?l kâr? değildir.

?lim ve ibadetten dolay? kibirlenmek ise, tedavisi en zor hastal?kt?r. Ayn? zamanda azab? daha çoktur. ?lmin değeri büyük olduğu kadar, mes'uliyet ve azab? da daha ağ?rd?r. Bu sebeple gerçek âlimler daima tevazu sahibi olurlar.
Kibrin muhalif s?fat? tevazudur. Tevazu, mü'minlerin makam?n? yücelten, Kur'ân'?n senas?na mazhar eden bir s?fatt?r.


Tevazuyu, Abdullah ibni Mübarek şöyle tarif etmiştir: ''Tevazunun baş?, dünya nimetinde senden aşağ? olan?n yan?nda nefsini alçaltmand?r. Tâ ki, böyle yapmakla, dünyal?ğ?ndan ötürü kimseye karş? bir üstünlüğün olmad?ğ?n? bilmiş olas?n. Diğer taraftan da, dünyal?k itibar?yla senden üstün olana karş? nefsini yüksek tutmand?r. Tâ ki, onun dünyal?klar?ndan ötürü sana karş? bir üstünlüğü olmad?ğ?n? öğrenmiş olas?n.''

''Risâle-i Nur, nifak ve şikàk?, tefrikay?, fitne ve fesâd? kald?r?p, kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesânüd ve teâvünü yerleştirir. (...) Risâle-i Nur, gurur ve kibir ve hodfüruşluk ve zillet gibi, ahlâk-? seyyieden kurtararak, tevâzu ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sahip k?lar.'' (Zübeyir Gündüzalp, Konferans )

Kur'ân-? Kerim'de de Allah, kibirden nas?l sak?nmam?z gerektiğini Mü'min Sûresi 56. âyette bildiriyor: ''Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaks?z?n, Allah'?n âyetleri hakk?nda mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vard?r. Sen hemen Allah'a s?ğ?n. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.''

Kibir ve gurura karş? uygulanmas? mümkün bir ilâc? da Hz. Ömer'in (ra) hayat?ndan verelim: ''Halife Hz. Ömer bir gün k?rbas?n? (su tulumu, su kab?) s?rt?na yüklenmiş, Medine'nin en kalabal?k sokaklar?nda dolaş?yordu. Babas?n?n s?rt?nda k?rba ile dolaşt?ğ? oğlu Abdullah'?n da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:

- Baba sen ne yap?yorsun, koskoca halife s?rt?nda k?rba taş?r m?, taş?tacak kimse mi bulamad?n?

- Oğlum, bunu taş?tacak adam bulamad?ğ?m için veya başka bir mecburiyet dolay?s?yla taş?yor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, s?rf onu küçültmek için bu yola başvurdum.!

Anlam ve davran?ş bak?m?ndan birbirine benzetilen kibir ve vakar ile tevazu ve zilleti kar?şt?rmamak gerekir.

Bu konuyu, Üstad Said Nursî şu şekilde aç?kl?ğa kavuşturmuştur: ''Meselâ, bir ulü'l-emir (idareci), makam?ndaki ciddiyeti vakar, mahviyeti zillettir. Hânesinde ciddiyeti kibir, mahviyeti tevazudur.'' (Sünuhat)

Bu konuda Yavuz Sultan Selim'in hayat?ndan bir kesit aktarmak istiyorum:
''Yavuz, iki y?l süren, önemli savaşlara sahne olan, büyük zafer ve kazançlar elde edilen Suriye ve M?s?r seferinden dönüşte, ikindi vakti bu günkü Üsküdar'a gelmişti. Bütün beylere, paşalara emir verdi ki gece oluncaya kadar Üsküdar'da kal?nacak, karş?ya karanl?k bas?nca geçilecekti. Baz? yetkililer gündüzden geçilmesini daha uygun bulduklar?n?, geceyi beklemenin niçin gerekli görüldüğünü sormak cesaretinde bulundular. Padişah da aç?klama büyüklüğü gösterdi:


''Bütün dünyada yank? uyand?ran büyük bir zafer, şan ve şerefle dönüyoruz. Gündüzün ?stanbul'a geçtiğimiz takdirde halk büyük bir karş?lama yapacak, tezahürâtta bulunacakt?r. Bu da nefsime bir gurur getirebilir. Bundan Allah'a s?ğ?n?r?m. Buna meydan vermemek için payitahta gece geçeceğiz.''

Biz de son söz olarak Mevlânâ gibi ''Aş?n?, eşini ve işini beğen, ama kendini beğenme'' diyerek sözlerimizi sona erdirebiliriz.

Duâ ve tevazuda kal?n.

M. Fahri UTKAN

03.05.2008

Yeni Asya