Söz ve kelam; anlatanın kendini veya bir konu üzerindeki düşüncelerini ifade etmek için kullandığı bir araçtır.
Dile getirilmemiş olan düşünce, Allah (c.c.) ile kul arasında sır olup, düşüncenin iyilik derecesini Hakk’ın belirleyeceği bir durumdur.
Dile getirilmiş olan düşünce, kişinin yönetiminden çıkmış toplumun yönetimine girmiş, isteyenin istediği gibi kullanbileceği bir duruma gelmiştir.
Karşılıklı iletişim aracı olan söz, kişinin aynasıdır. O aynadaki parlaklık, bilgideki güzelliğin yansımasıdır. İlahi kelamdan (Kur’an-ı Kerim) alınan bilgiler ışığında ki anlatım, sözde ki özü ortaya koyar, söylenen özlü sözdür.
Kelimedeki anlamı çıkartmak, özlü olan sözün gönülden kopup geldiğini fark etmektir. Gönülden gelen söz

Gönülden gelen söz dinleyenin gönlüne hitap edebilmesi için gönülden gönüle köprü olması gerek. Hakk bilgisi ile bezenmiş bir gönül diğerine aynadır. Baktıklarında birbirlerini görürler, iki aynanın karşılıklı görüntü vermeleri ise sonsuzluğa erişir.
Gönül aynasındaki parlaklık, Hakk ile istiğrak halinde olmaktan geçer. Bilgi kaynağımız olan İlahi Kelamdan öğrenilenler ile kalmak, sadece onları uygulamak, emir ve yasakları yerine getirmektir. Bu amelde tefekkür yok denecek kadar azdır.

Şeriat hükümlerinin tarikat boyutunda uygulanması, gönlü harekete geçirmez. Şeriat hükümlerinin tarikat boyutunda uygulayıp, amelde ki uygulamanın şekli tarafından yani zahiri (görünen) tarafından sıyrılıp, bâtıni yönüne hareket etmek, özüne vakıf olmaya çalışmak, hakikat boyutunda ilim yapmak ise tefekkür ile olur.
Tefekkürde amaç; ilk önce gönül evini inşa edip orada Hakk’ı bulmaya çalışmaktır.
İnşa edilen evde zamanla beş oda oluşur bu odalara isim verecek olursak sevgi, sabır, şükür, hoşgörü ve tevazu odalarıdır.


Odaların dayanıp döşenmesi gönül evine ferahlık ve huzur getirir. Karşı gönülden gelen sözün manası odalarda yankı buldukça anlamını artırır, gönülden gönüle köprü kurulur.

Aslında o karşı gönül değildir, aynı havayı teneffüs eden tevhid te birlik olmuş birbirlerini ikrar tasdik eden BİR’e teslim olmuş temsilcilerdir.
Bu sebeple sözdeki nuranilik Hakk’ın evi olan gönülden gelen yansımadır