Bir şeye gönül veren, onu kendine dert edinenler hep başarılı olmuşlardır.
“Maksat sahibi olan, deli gibidir” sözü meşhurdur.
Bunun için; “Bir işin delisi olmadıkça, o işin velisi olunmaz” denmiştir.

İyi, güzel, salih bir Müslüman olmak, hepimizin arzusudur.

Bunun da, çilesi, sıkıntıları var. Bunlara katlanan, neticeye kavuşur.
Bu konuda İslam âlimlerinin büyüklerinden olan Muhammed Ma’sum-i Fâruki hazretleri, Mektubat kitabının birinci cilt, yirmi kinci mektubunda buyuruyor ki:

“Resulullahın sallallahü aleyhi ve sellem sünnetlerinin nurları ile ışıklanmadıkça doğru yola kavuşulamaz. O yüce Peygamberin izinde bulunmadıkça, felaketlerden kurtulmaya uğraşmak boşunadır. Allahü teâlânın sevgili Peygamberine uymadıkça, Allahü teâlâyı sevmek saadeti ele geçemez.

İmran suresinin otuz birinci âyetinde mealen;
(Allahü teâlâyı seviyorsanız, bana tâbi olunuz! Bana uyanları Allah sever!) buyuruldu.

Allahü teâlâ, Habibine böyle demesini emir buyurmaktadır. Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün âdetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini Onun gibi yapmaya çalışmalıdır. Bu dünyada, bir kimsenin sevdiğine benzemeye çalışanlar, bu kimseye sevimli ve güzel görünürler. Bu kimse, onları da çok sever, beğenir. Bunun gibi, sevgiliyi sevenler, her zaman sevilir. Sevgilinin düşmanları, sevenin de düşmanları olur. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak o yüce Peygamberi sevmekle ele geçebilir. Yükselebilmenin, ilerlemenin ölçüsü, bu sevgidir.
Kendisinde bu delilik bulunmayanlar, sevmekten mahrumdurlar.


Hakiki sevgi, iyilik gördüğünde artmayan, kötülük gördüğünde de eksilmeyendir.

Şakik-i Belhi hazretleri de, bir gün, kendilerine nasihat kâr etmeyen bir grup insana şöyle buyurur:

“Eğer çocuk iseniz mektebe, deli iseniz tımarhâneye, ölü iseniz kabristana gidin. Ama Müslüman iseniz Müslüman olmanın şartlarını yerine getiriniz!”

Ebu Said-i Harraz hazretleri bir gün sokağa çıktığında bir kalabalığı gördü. İnsanlar bir delinin başında toplanmışlardı.

Deli kaçıyor, onlar peşinden koşuyorlardı. Deli onlara doğru dönünce kaçıyorlar. Sonra deli peşlerine düşüyordu.
Ebu Said-i Harraz hazretleri;

-Dur ey deli! diye seslendi. Bunu duyan deli dönüp baktı ve;


-Deli kime derler biliyor musun? dedi. Ebu Said-i Harraz hazretleri;

-Hayır bilmiyorum deyince, deli dedi ki:

-Deli ona derler ki, attığı her adımda Allahü teâlâyı anmaz ve gâfil gezer.

Müslüman, akıllı olur. Akıllı kimse, zararını ve kârını bilen kimsedir. Ne aldığına ve bunun karşılığında neyi feda ettiğine dikkat eder.
Maksat dünyalık ise, bunun kıymeti, değeri de bu kadar olur. Eğer maksat ahiret ise, o zaman dünyada rahata, ahirette de ebedi saadete kavuşulur.

Dili ve gönlü Cenab-ı Hakkın rızasında olana mübarek olsun. Böyle olabilmek kolay değildir diye, bir şeyin tamamını da terk etmek, uygun değildir. Zira:
“Bir şeyin hepsi ele geçmezse, hepsini de elden kaçırmamalıdır” sözü meşhurdur.