?NSANDAK? FABR?KALAR--MEHMED KIRKINCI "
?nsan?n içinde çal?şan mânevi fabrikalar, d?ş?ndaki maddi fabrikadan, yani beden fabrikas?ndan çok daha gariptir. ?nsan ruhunun mahiyetini ancak Hâlik-? Zülkemâl bilir. Biz sadece ruhumuzun baz? faaliyetlerine teşbih ve temsil dürbünüyle uzaktan uzağa bakmaya çal?şacağ?z:
Cenab-? Hak, mefküreyi acib bir fabrika olarak yaratm?şt?r. Bu fabrikaya zahiri ve bat?ni duygularla, ham madde mesâbesinde mânâlar ve malümatlar gelmekte, ak?l bunlar? ilim haline getirip haf?zada biriktirmektedir. Mefküreyi bir mensucat fabrikas?na teşbih edersek. Bu fabrikan?n kulak dediğimiz kanal?ndan giren yünler ak?lda kumaşa inkilâ. Etmekte ve haf?zada depolanmaktad?r. ?stediğimizde bu kumaşlar depodan al?nmakta ve fabrikan?n ağ?z denilen kanal?ndan d?şar?ya ihraç edilmektedir. Burada işaret etmemiz gereken çok mühim bir husus da, depodaki kumaşlar?n ağ?zdan ç?kmas?na rağmen, kumaşlarda hiçbir eksilme olmamas?d?r Bu fabrikan?n diğer harika bir taraf? da fabrikan?n giriş ve ç?k?ş kanallar?n?n muhtelif oluşudur Şöyle ki: "
Yukar?daki misâlde giriş kanal? kulak,, ç?k?ş kanal? ise ağ?z olarak izah edilmiştir. Bunun yan?nda, fabrikaya göz kanallar?ndan da yünler girebilmekte ve ak?lda kumaşa inkilâb ettikten sonra haf?zada saklanmakta ve istenildiğinde elden yaz? suretiyle veya yine ağ?zdan söz suretiyle d?şar? dökülebilmektedir. Böyle bir fabrika yapmak beşer takat?n?n çok fevkinde olduğu gibi bu faaliyetlerin mahiyetini anlamam?z da mümkün değildir. Akla malümat getiren diğer bir âlet de dildir. Yediğimiz bir elman?n vitamini bedenimizde yerini al?rken, tad? dil kanal?yla akla ve oradan da haf?zaya geçip kendine mahsus makam?nda oturmaktad?r
Mefküre fabrikas? göz penceresiyle de, seyrettiği şeylerin suretlerini, okuduğu şeylerin mânâlar?n? al?yor ve haf?zaya havale ediyor. Daha önce okuyup haf?zam?za yerleştirdiğimiz bir vecizeyi yazmam?z söylense, yine tahmin ve tasvir edemeyeceğimiz harika bir faaliyetle o vecize haf?zadan al?n?yor ve el vas?tas?yla kalemimizin ucundan dökülüyor. Ayn? vecizeyi söylemek istediğimizde ise, bu defa ses olarak dilimizden akmaya başl?yor. Bu misâlde fabrikaya yün misâli giren vecize, haf?zada oraya mahsus bir halde sakland?ktan sonra, istediğinizde yine yün olarak yani bizzat kendisi hiçbir değişikliğe uğramadan d?şar? ç?km?ş oluyor. Hâyal ise, şeker fabrikas?na çok uzak mesafelerden şeker pancar? getiren vagonlar gibi, yüklendiği tahayyülât? akl?n eline teslim ediyor. Ak?l bunlar içerisindeki mânâlar? süzüp, lüzumsuz şeyleri d?şar? at?yor. Diğer âliet ve cihâzat?m?z? bunlar? k?yas edebilirsiniz.
Ak?l böyle çeşitli kanallarda ald?ğ? malümat? ve mânâlar? ilim haline getirdikten sonra, ancak marifgetullah ve muhabbetullah ile mutamin olan kalb fabrikas? bu ilimlerden marifetini ve muhabbetini ziyadeleştirecek olanlar? almakta ve Cenâb-? Hakk?n lütfuyla yine tavr-? akl?n haricinde bir faaliyetle feyze inkilâb ettirmektedir. Bu kadar harika fabrikalarla dolu olan insan, bu dünyaya elbette ki şu k?sac?k dünya hayat?n? kazanmak için gönderilmemiştir. Ebedi saadet fabrikalar? olan bu cihâzat?m?z? âhirete ait olmayan hangi işte sarf etsek zarar etmiş oluruz, Dünyada kazand?ğ?m?z cüz-i servet, makam, şöhret gibi şeyler bu fabrikalar?n gayesi ve neticesi olamaz. Bir insan?n elinde alt?ndan yap?lm?ş antika bir çekiç bulunsa, o insan bu çekice taş yontup para kazand?ğ? takdirde kâr ettiğini idda edemez. Zira, çekici taşa her vuruşunda beş kuruş kazanmaya bedel belki beş yüz lira zarar etmektedir. Bizler da herhangi bir dünyevi menfaat elde ettiğimiz zaman sevinirken, neyi kaybettiğimizi ve hangi âletleri y?pratt?ğ?m?z? bilemiyoruz. Bu harika ve cihanbaha aletlerle techiz edilen insan, sarf ettiği ömür neticesinde Hâlik-? Ezel ve Ebedin r?zas? ve dolay?s?yla da ebedi saadetten başka neyi kazansa zarar, hattâ iflâs etmiş demektir. .