Bu âlemde boğulmamak

KAVUN ÇEKİRDEĞİNİN kavunun dışıyla alâkası vardır. Yani, bir çekirdek kavun içinde teşekkül ettiği ve ondan süzüldüğü gibi, kavun da kâinatla beslenmek de ve ondan süzülmektedir.
Mezkûr kavun çekirdeği gibi, bu kâinattan, onun da bir diğerinden süzüldüğünü iddia etmek bizi teselsülün muhaliyet derecelerine düşüreceğine göre, bilbedâhe bu âlem o Hâlik-ı Zülcelâl’in esmâsının nakşıdır. Ve tâbiri câizse, o semâdan süzülmüş bulunmaktadır.
Kavun çekirdeğinin, “ben kavundan süzüldüm” deyip oturması ve kâinatı hiç düşünmemesi ne derece dar bir görüş, kısır bir düşünce ise, nazarlarını sadece bu kâinata hasreden kimselerin cehaleti de ondan bin derece daha aşağıdır.
Kendilerini bu kâinat içinde boğan insanlar, birçok suallerine cevap aramakta ve aradıklarını bulamamanın ızdırabını veya boşluğunu çekmektedir. Şöyle ki:
Bir elmayı yiyen bir mü’min Elhamdülillâh diyerek bu nimete karşı şükür vazifesini yerine getirdiği ve nimetin devamını talep ettiği halde, ehl-i dalâlet Allah’a inanmadıkları için teşekkür edecek ve ihsanının devamını isteyecek bir merci bulamamaktadır. Zira, akılları ağaca, toprağa, havaya veya güneşe teşekkür etmelerine müsaade etmemektedir.
Aynı şekilde, bir musibete düçâr olan bir mü’min, Hâlik-ı Külli-şey’e tevekkül ederek tedavi olduğu halde, ehl-i küfür sığınacak bir merci bulamıyor. Zira, ne sema, ne arz ve ne de onların içindekiler, insanın yaralarına merhem sürmekten çok uzaktırlar. Misâller çoğaltılabilir.
Her hâdise, insan için kâinatta boğulma, Hâlik’ını unutmama hususunda bir ikaz ve hakikati görmek için bir pencere oluyor.


Mehmed Kırkıncı