+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: Gurbette Ezan

  1. #1
    Gayyur tefarik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    81

    Standart Gurbette Ezan

    Gurbette nasıl giderilir ezana duyulan hasret? Neler kaybetmedik ki gurbette onsuz geçen yıllarımızda. Günde beş kere bize Allah’ı, Resulullah’ı (sas) hatırlatan, bizi kulluğa çağıran ve ruhumuzu okşayan o lâhutî sesten mahrum geçen yıllarımızda neler kaybetmedik ki…

    Şimdiye dek çok şeyler söylendi gurbet üzerine. Ezansız ülkelerde yaşamaktır, gurbetin bir diğer adı. Sadece doğduktan sonra kulağına okunan ezanla yetinen nesiller yetişiyor bu gurbet ellerde. Ne Allah’a çağıran bir ses duyulur orada, ne Resulullah’ı (sas) hatırlatan bir nağme, ne de mânevî boşluklarla kıvrananan nesillere kurtuluş ufku gösteren hoş bir sadâ. Ezansız memleketlerde boğuşur nesiller binbir içtimaî problemle, zîrâ ezan gibi diriltici bir esintiden yoksundur onlar.

    Evet, ezan bir nefhadır, bir çağrıdır Sonsuz’dan gelen ve Sonsuz’a götüren.. bir vatandır üzerinde yaşanılası; bir şifredir; hayata sırlı ufuklar açan ve bir uyarıcıdır zamanın kıymetini her dâim haber veren… Kulaklarımızı okşayan ne güzel, ne hoş nağmedir o. Bu duygulardır ki, gurbettekileri İstanbul’a çeker hep. Tarihin en canlı şâhitleri minarelerden yükselen ezan sesleri sarar ruhumuzu. Sabah ezanıyla birlikte yeni doğmuş gibi rahatlar, güne inşirah içinde anlatılmaz duygularla uyanırız. Sultan Ahmet, Süleymaniye, Fatih, Eyüp Sultan, Çamlıca camiilerinin minarelerinden kopup birbirine karışan lâhutî ezan seslerini ifadeye kelimeler yetmez. Sonra da yıllardır yaşadığımız gurbette duygularımızın ne denli dumura uğradığını düşünüp kaderin hükmüne boyun eğerken sessizce, hissederiz gurbeti içimizde derince… Zîrâ bu mabedlerin sihirli dünyasında;

    “Gök nûra gark olur nice yüz bin minâreden,
    Şehbâl açınca ruh-ı revân-ı Muhammedî;
    Ervâh cümleten görür‚ Allahü Ekber’i,
    Akseyleyince arşa lisân-ı Muhammedî.”
    (Yahya Kemal)

    hakikatinden ve bütün gönüllere dalga dalga ibadet duygusunun, şefaat beklentisinin ve rahmet esintisinin yayılmasından mahrum kalmışızdır.

    Öyle ki, ruhumuzu dirilten mühim bir dinamik ezan olmadığı için yabancılaşmışız; kulaklarımız ise, pas tutmuş hâldedir. Binbir eracif dolmuştur yüreğimize. Ezan ne büyük nimetmiş ki, bedeli de o kadar ağır oluyor demek. Bu yüzden olsa gerek, İstiklâl Marşı’nda;

    “Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-
    Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli!”

    diye ezandan bahsedilmiştir.

    Şair, “Biz kısık sesleriz.. minareleri/Sen ezansız bırakma Allahım!” derken, çok önemli şeyler hissetmiş olmalı. Ezansız semtler, ezansız ülkeler, ezana hasret memleketler var. Gurbette ne minarelerden yükselen ezanla açarsın orucunu, ne ezan coşkusuyla tutarsın bayram namazlarının yolunu, ne de acaba kim bu fâni dünyadan göçmüş diye bir selâ sesi duyarsın. Belki de bu yüzdendir, gurbette bayramların ve Ramazanların sönük geçmesi, insana bir şeylerin eksikmiş gibi gelmesi...

    En kötüsü de ezansız hayata alışmak, artık onu hissedememek, duyarsızlaşmak... Namazlarda bile, hemen kametleyip namaza durmak ne acı! Doyasıya ezanı duyamamak, onu evlerimize misafir edememek ne talihsizlik! Sadece çocuklarımız doğunca değil, evlerimizin duvarlarında her zaman inlemeliydi ezanlarımız, yuvamızın her köşesine sinmeliydi o ruh. Evet, minarelerden bize ulaşmayan o coşkun, diriltici nağme, hava zerreleriyle her yuvadan dışarıya akmalıydı. Sinmeliydi mânevîyatsızlıktan nefes yolları tıkalı toplumun ruhuna. Ama nasıl, bir bilebilsek.

    Büyük çiledir ezansız beldelerde yaşamak. Ezanın söylediklerini biz yüreğimizle, ihlâsla, samimiyetle, gerçek Mesihî bir ruhla, davranışlarımıza yansıtarak temsil edebildiğimiz gün, minarelerden arşa yükselen sesler, kalbden kalbe giden yollarda ayrı bir mânâ buuduna ulaşacak, mânevî boşluklar doldurulacak.

    Gurbetin garip çocukları bizler, İlâhî Mesajları gerektiği şekilde gönüllerimizde duyar ve ruhumuzda temsil keyfiyetini tutturabilirsek eğer, minareler gibi dimdik, dosdoğru insanlar olarak vazifemizi bihakkın yerine getirmiş oluruz. Varsın o zaman kulaklarımız minarelerin o hoş nağmesini duymasın!


    alıntı

    اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى


  2. #2
    Dost ByMezopotamya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Bulunduğu yer
    Mezopotamya Topraklarından
    Mesajlar
    15

    Standart

    Gurbette bulunan vatandaşlarımızın Allah yardımcısı olsun.

    Gerçekten insanı üzen bir durum.

  3. #3
    Gayyur tefarik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    81

    Standart

    Bu yaziyi eklerken sadece yazidan etkilenip eklemistim.. simdi ise gurbetin tam orta yerinde ezan duymadan gecirdigim su gunlerde, kulagima ilk dolan sesi cook ozluyorum.

    اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى


  4. #4
    Vefakar Üye mabedin hizmetkarı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Bulunduğu yer
    ...
    Yaş
    28
    Mesajlar
    544

    Standart

    Alıntı tefarik Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu yaziyi eklerken sadece yazidan etkilenip eklemistim.. simdi ise gurbetin tam orta yerinde ezan duymadan gecirdigim su gunlerde, kulagima ilk dolan sesi cook ozluyorum.
    Allah yardımcınız olsun.
    Yorulduk. . .
    Yıprandık. . .
    Ama her bahar umut demek biliyorum.
    Tut ki bu bahar da diğer baharlar gibi bitsin. . . Ne çıkar?
    " KAÇ BAHAR KALDIYSA ÖMRÜMDE BENİM O KADAR ÜMİDİM VAR"

  5. #5
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Vehbi HORASANLI
    Jet imamlar yerine



    Mübarek Ramazan ayını idrak ediyoruz. Bu nurlu ayda gönüller huzur bulup kalplerimiz ferahlıyor. Bu arada şeytan boş duracak değil ya her ne kadar eli kolu bağlanmış olsa da o da yine boş durmuyor.
    Ramazan ayının en önemli meyvesi oruçtur. Orucun faydaları saymakla bitmez. Lâkin Ramazan ayının bir başka güzelliği de teravih namazlarıdır. Camilerimiz boş yer kalmayacak kadar dolar. Dillerimiz Kur’ân’la, namaz tesbih ve duâları ile hatta teravih namazı aralarında okunan ilâhilerle coşar. Oruçlu insanlar adeta bir melek vaziyetine girerler.
    Namazlarını kılamayan bazen ancak Cuma’lara gidebilen kardeşlerimiz, bu ayda teravih namazlarını kaçırmazlar. Özellikle jet imamların bulunduğu cami ve mescidler bir başka şenlik görüntüsü içine girer. Bu camilerde adım atacak, secde edecek yer bulamazsınız.
    Bu durum size ilginç geldi mi? Sizi bilmem, ama ben çok şaşırıyorum. Burada büyük bir yanlışlık var. Ama nedense kimsenin dikkatini çekmiyor. Yıllarca benim de dikkatimi çekmemişti. Lâkin bir Arap ülkesinde birkaç defa teravih namazı kılınca bende jeton düştü. Bazı yanlışlıkların farkına vardım. Becerebilir miyim? Bilmiyorum lâkin dilim döndüğünce bu yanlışlıkları anlatmaya çalışayım.
    Her şeyden önce namaz dinin direğidir. En az oruç kadar hatta ondan bile daha önemli bir farzdır. Kur’ân’da yüzden fazla âyette namaza emredilmektedir. Sağlık durumu elverişli olmayanlar fidye verip oruç farzından kurtulabilir, ama namazın yerine fidye falan da verilmez. Her insana kadın olsun erkek olsun farz-ı ayn’dır.
    Ben bugün kılmayayım veya akşama hepsini birden kılarım gibi bir düşüncesi de yanlıştır. Hangi hoca veya kim böyle söylüyor, bilmiyorum ama bu tarz alışkanlıkları olan çok insan tanıyorum.
    Namaz, vakti girilince kılınır, bu kadar. Eğer uyumuş kalmış isen işte o zaman kaza edebilirsin. Ama “Dur şu işi bitireyim sonra kılarım” diye düşünmek büyük bir aldanıştır. Eğer hayatî derecede önemli bir sebep varsa veya seferî durumlarda bazı kolaylıklar vardır. Meselâ öğle-ikindi ile akşam-yatsı namazlarını birleştirmek gibi. Gerçi Hanefi mezhebinde, buna dahi cevaz yoktur. Lâkin diğer hak mezhepleri taklit ederek mesuliyetten kurtulabiliriz.
    Şimdi, “Dinde zorlama yoktur, biz insanlara namaza başlamaları için böyle kolaylıklar gösteriyoruz” diye söyleyenlere birkaç sözüm var.
    Evet, “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” sözü Peygamberimize (a.s.m.) aittir. Baş göz üstüne aynen kabul ediyoruz lâkin bu şekilde yaklaşanlar namazı kolaylaştırdıklarını zannederken aslında zorlaştırdıklarının farkında değiller.
    İnsan beş vakit namazını kılmaya başladı mı, tövbe billah bir daha kolay kolay bırakamaz. Namazın içindeki büyük ruhanî lezzetten başka öyle büyük bir güç ve iman vardır ki, insanı namaz kılmaya adeta zorlar. Düzenli namaz kılan bir insana yapılabilecek en büyük işkence onu namazdan alıkoymaktır. Namazını kılamayan insan neredeyse boğulacak gibi olur. Bunun detayına girmeyelim, zira hemen hemen herkes aynı konuda hemfikirdir. Biz sadece yanlışlığa değinelim.
    Evet yanlışlık, namazın önemini kavrayamamaktan doğuyor. Namaz dinin direğidir. Dolayısı ile namazın önemini anlatan başta Risâle-i Nur’lar olmak üzere kitapları bol bol okumalıyız.
    İkincisi teravih namazı gibi sünnet namazları kolaylaştırmamız gerekiyor. Teravih namazını 20 rekât kılmak mecburi değildir. İsterseniz 8 rekât olarak da kılabilirsiniz. 20 rekât kılmak ile 8 rekât kılmak arasında sadece daha fazla sevap alma farkı vardır. Fakat yine de teravih namazından elde edilecek huzur kazanılmış olur.
    Sözü uzatmayayım. Bizde de en azından bazı cami ve mescitlerde böyle jet imamların kıldırdığı teravih yerine Arapların çoğunda olduğu gibi 8 rekât namaz kılmanın çok daha isabetli olacağını düşünüyorum. Zira benim de çocukluğumda yaşadığım gibi camiye ilk defa gelen çocuklar 33 rekât gibi genç ve çocuklara ağır gelebilecek bir ibadet ile karşılaşıyorlar. Bu durum namaz kılmanın çok zor olduğu düşüncesini doğuruyor.
    Hiç unutmam, bir askerî gemide komutanım bana “Namaz kılmak güzel de fakat çok zor geliyor” demişti. Belli ki namazı sevdirmek yerine bu şekilde camilerimizde yaptığımız gibi güçleştiriyoruz, zorlaştırıyoruz. Aslında bu davranışımızla sünneti uygulamıyor bilâkis zorlaştırdığımız için karşı geliyoruz.
    Hem de yapılması gereken sadece 20 rekât değil, bazı camilerimizde 8 rekât teravih kılınmasıdır. Özellikle de jet imamların camilerinde. İsteyen gitsin hatimle kılınan teravihleri kaçırmasın. Neticede bir sünnet sevabı kazanacaktır.
    Amma, unutmamak gerekir ki 5 vakit farz namazın yerini hiçbir sünnet dolduramaz.
    Biz istediğimiz kadar teravih kılalım, bir vakit namazımızı kılmadı isek büyük bir zimmet suçu işlemiş oluruz. (Zimmet, bir çeşit hırsızlık demektir)
    İmanlı insanlar için bu durum büyük bir günahtır. Çocuklarımızı namaza alıştırmak, hatta onu sevdirmek en büyük görevlerimizden birisi olmalıdır. Kaldı ki çocuk ruhlu o kadar yetişkin insan var ve namazın kıymetini bildiği halde onu eda edemeyen o kadar gafiller var ki, bu halden hepimizin utanması lâzım.
    Elbette bu büyük yanlışta Diyanet camiasının büyük payı vardır. Kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzeyen bu teravih konusuna dikkat edilmesi lâzım. Yahu, bu imam efendiler hiç mi yurt dışında nasıl kılındığını bilmiyor? Orada nasıl teravih kılınır? Bu işin farzı nedir? Sünneti nedir? Namazı nasıl sevdiririz?
    İnşallah, bu yazı bazılarını düşündürür. Eften püften konular ile meselâ çevreyi temiz tutalım diyerek başka bir farz olan Cuma hutbelerini zayi etmemeliyiz. Namaz gibi çok önemli bir konuda gerçekten önemli vazifeler dururken siyasetten politikadan bahsetmek en hafif ifadesiyle dini hafife almaktır, vesselâm…

    24.08.2009

    E-Posta: vehbihorasanli@ttmail.com

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  6. #6
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart

    Vehbi HORASANLI
    Jet imamlar yerine



    Mübarek Ramazan ayını idrak ediyoruz. Bu nurlu ayda gönüller huzur bulup kalplerimiz ferahlıyor. Bu arada şeytan boş duracak değil ya her ne kadar eli kolu bağlanmış olsa da o da yine boş durmuyor.
    Ramazan ayının en önemli meyvesi oruçtur. Orucun faydaları saymakla bitmez. Lâkin Ramazan ayının bir başka güzelliği de teravih namazlarıdır. Camilerimiz boş yer kalmayacak kadar dolar. Dillerimiz Kur’ân’la, namaz tesbih ve duâları ile hatta teravih namazı aralarında okunan ilâhilerle coşar. Oruçlu insanlar adeta bir melek vaziyetine girerler.
    Namazlarını kılamayan bazen ancak Cuma’lara gidebilen kardeşlerimiz, bu ayda teravih namazlarını kaçırmazlar. Özellikle jet imamların bulunduğu cami ve mescidler bir başka şenlik görüntüsü içine girer. Bu camilerde adım atacak, secde edecek yer bulamazsınız.
    Bu durum size ilginç geldi mi? Sizi bilmem, ama ben çok şaşırıyorum. Burada büyük bir yanlışlık var. Ama nedense kimsenin dikkatini çekmiyor. Yıllarca benim de dikkatimi çekmemişti. Lâkin bir Arap ülkesinde birkaç defa teravih namazı kılınca bende jeton düştü. Bazı yanlışlıkların farkına vardım. Becerebilir miyim? Bilmiyorum lâkin dilim döndüğünce bu yanlışlıkları anlatmaya çalışayım.
    Her şeyden önce namaz dinin direğidir. En az oruç kadar hatta ondan bile daha önemli bir farzdır. Kur’ân’da yüzden fazla âyette namaza emredilmektedir. Sağlık durumu elverişli olmayanlar fidye verip oruç farzından kurtulabilir, ama namazın yerine fidye falan da verilmez. Her insana kadın olsun erkek olsun farz-ı ayn’dır.
    Ben bugün kılmayayım veya akşama hepsini birden kılarım gibi bir düşüncesi de yanlıştır. Hangi hoca veya kim böyle söylüyor, bilmiyorum ama bu tarz alışkanlıkları olan çok insan tanıyorum.
    Namaz, vakti girilince kılınır, bu kadar. Eğer uyumuş kalmış isen işte o zaman kaza edebilirsin. Ama “Dur şu işi bitireyim sonra kılarım” diye düşünmek büyük bir aldanıştır. Eğer hayatî derecede önemli bir sebep varsa veya seferî durumlarda bazı kolaylıklar vardır. Meselâ öğle-ikindi ile akşam-yatsı namazlarını birleştirmek gibi. Gerçi Hanefi mezhebinde, buna dahi cevaz yoktur. Lâkin diğer hak mezhepleri taklit ederek mesuliyetten kurtulabiliriz.
    Şimdi, “Dinde zorlama yoktur, biz insanlara namaza başlamaları için böyle kolaylıklar gösteriyoruz” diye söyleyenlere birkaç sözüm var.
    Evet, “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız” sözü Peygamberimize (a.s.m.) aittir. Baş göz üstüne aynen kabul ediyoruz lâkin bu şekilde yaklaşanlar namazı kolaylaştırdıklarını zannederken aslında zorlaştırdıklarının farkında değiller.
    İnsan beş vakit namazını kılmaya başladı mı, tövbe billah bir daha kolay kolay bırakamaz. Namazın içindeki büyük ruhanî lezzetten başka öyle büyük bir güç ve iman vardır ki, insanı namaz kılmaya adeta zorlar. Düzenli namaz kılan bir insana yapılabilecek en büyük işkence onu namazdan alıkoymaktır. Namazını kılamayan insan neredeyse boğulacak gibi olur. Bunun detayına girmeyelim, zira hemen hemen herkes aynı konuda hemfikirdir. Biz sadece yanlışlığa değinelim.
    Evet yanlışlık, namazın önemini kavrayamamaktan doğuyor. Namaz dinin direğidir. Dolayısı ile namazın önemini anlatan başta Risâle-i Nur’lar olmak üzere kitapları bol bol okumalıyız.
    İkincisi teravih namazı gibi sünnet namazları kolaylaştırmamız gerekiyor. Teravih namazını 20 rekât kılmak mecburi değildir. İsterseniz 8 rekât olarak da kılabilirsiniz. 20 rekât kılmak ile 8 rekât kılmak arasında sadece daha fazla sevap alma farkı vardır. Fakat yine de teravih namazından elde edilecek huzur kazanılmış olur.
    Sözü uzatmayayım. Bizde de en azından bazı cami ve mescitlerde böyle jet imamların kıldırdığı teravih yerine Arapların çoğunda olduğu gibi 8 rekât namaz kılmanın çok daha isabetli olacağını düşünüyorum. Zira benim de çocukluğumda yaşadığım gibi camiye ilk defa gelen çocuklar 33 rekât gibi genç ve çocuklara ağır gelebilecek bir ibadet ile karşılaşıyorlar. Bu durum namaz kılmanın çok zor olduğu düşüncesini doğuruyor.
    Hiç unutmam, bir askerî gemide komutanım bana “Namaz kılmak güzel de fakat çok zor geliyor” demişti. Belli ki namazı sevdirmek yerine bu şekilde camilerimizde yaptığımız gibi güçleştiriyoruz, zorlaştırıyoruz. Aslında bu davranışımızla sünneti uygulamıyor bilâkis zorlaştırdığımız için karşı geliyoruz.
    Hem de yapılması gereken sadece 20 rekât değil, bazı camilerimizde 8 rekât teravih kılınmasıdır. Özellikle de jet imamların camilerinde. İsteyen gitsin hatimle kılınan teravihleri kaçırmasın. Neticede bir sünnet sevabı kazanacaktır.
    Amma, unutmamak gerekir ki 5 vakit farz namazın yerini hiçbir sünnet dolduramaz.
    Biz istediğimiz kadar teravih kılalım, bir vakit namazımızı kılmadı isek büyük bir zimmet suçu işlemiş oluruz. (Zimmet, bir çeşit hırsızlık demektir)
    İmanlı insanlar için bu durum büyük bir günahtır. Çocuklarımızı namaza alıştırmak, hatta onu sevdirmek en büyük görevlerimizden birisi olmalıdır. Kaldı ki çocuk ruhlu o kadar yetişkin insan var ve namazın kıymetini bildiği halde onu eda edemeyen o kadar gafiller var ki, bu halden hepimizin utanması lâzım.
    Elbette bu büyük yanlışta Diyanet camiasının büyük payı vardır. Kaş yapayım derken göz çıkarmaya benzeyen bu teravih konusuna dikkat edilmesi lâzım. Yahu, bu imam efendiler hiç mi yurt dışında nasıl kılındığını bilmiyor? Orada nasıl teravih kılınır? Bu işin farzı nedir? Sünneti nedir? Namazı nasıl sevdiririz?
    İnşallah, bu yazı bazılarını düşündürür. Eften püften konular ile meselâ çevreyi temiz tutalım diyerek başka bir farz olan Cuma hutbelerini zayi etmemeliyiz. Namaz gibi çok önemli bir konuda gerçekten önemli vazifeler dururken siyasetten politikadan bahsetmek en hafif ifadesiyle dini hafife almaktır, vesselâm…

    24.08.2009

    E-Posta: vehbihorasanli@ttmail.com

    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

  7. #7
    Ehil Üye muhibbülkurra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesajlar
    4.304

    Standart


    Mehmet ARSLAN
    .
    Mekke’de Ramazan
    25 Ağustos 2009 Salı 06:28
    Mekke’de Ramazan bütün haşmeti ile devam ediyor. Her bölge ve kıtadan Müslümanlar akın akın geliyor. Her gün artarak kalabalıklaşan Mescid-i Haram dolmuş durumda. İhramlı insanlar pervane gibi Kabe etrafında dönüyor, tavaf yapıyorlar. Tavaftan sonra sa’y için Safa-Merve arasında yedi defa gidip geliyorlar.
    Ramazan umresinin sevabının fazla olması, Ramazan ayında amellerin sevabı binden otuz bin katına kadar olması, Mescid-i Haram’da da yüzbin kat olması, sevapların manevi kârını ve miktarını hesaplamak mümkün olmuyor. Cenab-ı Hak, Ramazandaki ibadetin mukabili olan mükafatı ancak kendisinin vereceğini ifade buyuruyor.
    İki Ramazan umresinin hac sevabını kazandırması, Ramazanda yapılan umrenin Hz. Peygamber (asm) ile yapılacak hac sevabı verileceği Hadis-i Şeriflerde belirtiliyor.
    Mekke’de Ramazan’ın her anı, her ibadeti, çok farklı oluyor. Sahurla başlayan ibadet, tavaf ile devam eder. Milyonlarca insanın elinde Kur’an-ı Kerim herkes Allah’ın kelamını okuyor. Sabah namazı cemaatle kılındıktan sonra tavafa giriliyor. İstirahata çekilenler öğle namazında yine Hareme geliyorlar, vakit namazları kılıyor ve iftarlarını açıyorlar.
    Mescid-i Haram’da iftar bir başka oluyor. Mescid-i Haramın dört katı doluyor. Peygamber Efendimizin (asm) usulü olan sofralarda hurma, zemzem, kahve ve çay ikramları yapılıyor. İftardan önce herkes el açıp dua ediyor. Çok güzel bir hava, manevi haz doruk noktaya varıyor.
    Yatsı namazı ile teravih hatimle kılınıyor. Her gün iki imam, iki günde bir değişiyor. Dört imam teravih kıldırıyor. Hava sıcak, manevi hava daha da sıcak ve tatlı. Ramazan ayında umreye gelen tekrar gelmek ve bu cemaat-ı kübra ile ibadet etmek istiyor.
    Hava sıcak olmakla beraber Arafat, Müzdelife, Mina, Şeytan taşlama yeri, Nur dağı, Sevr dağı, Cennet-i Mualla, Cin Mescidi, Peygamberimizin doğduğu ev ziyaretleri yapılıyor. Gurup başkanları veya diyanet görevlileri kendi gurupları ile beraber tavaf yapıyorlar.
    Mekke-i Mükerreme’den selam ve dualar.
    Kâinat mescid-i kebîrinde, Kur’ân, kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidâyetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zebân edelim. Evet, söz odur ve ona derler. Hak olup, Haktan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurânî hikmeti neşreden odur.
    Kur’ân’a ve imana ait herşey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet, saadet-i ebediyeye yardım eden, küçük değildir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ezan-ı Muhammedî
    By Bîçare S.V. in forum Şiirler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 24.01.12, 12:15
  2. Ezan
    By Barbaros in forum Şiirler
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 01.02.09, 21:20
  3. Ezan ve Atatürk!
    By Müellif-e in forum Gündem
    Cevaplar: 22
    Son Mesaj: 23.11.08, 13:37
  4. Gurbette Hüzünlü Bayram
    By beyan_01 in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 23.12.07, 16:11
  5. Son Ezan
    By beyan_01 in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 09.09.07, 17:31

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0