+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 ve 6

Konu: Namaz Dİnİn DİreĞİdİr Hadİsİne Yazilan Bİr Makale

  1. #1
    Pürheves şamil - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2008
    Mesajlar
    196

    Standart Namaz Dİnİn DİreĞİdİr Hadİsİne Yazilan Bİr Makale

    Bana göre bu yazı eleştirilecek bir yazı
    yazar sizce nerelerde yanlış yapıyor, yorumlarınız, eleştirileriniz var mı?
    yada yazı hakkında ne düşünüyorsunuz.

    Dinin direği nedir?

    Yazının başlığını okuyunca “Tabiî ki namaz” demiş ve hemen “Namaz dinin direğidir” hadisini (!) hatırlamışsınızdır. Çünkü bunu bilmeyenimiz yoktur.

    Öncelikle yazının başında söyleyeyim ki, “Namaz vaktinde eda edilmesi gereken bir farzdır” (Nisa; 4/103), beş vakittir, tekbir alarak başlar, kıyam, kıraat, rüku ve secdeden oluşur, sağa sola selam vererek bitirilir; amenna

    Kur’an’da 123 yerde geçer; bunların 67’sinde “es-Salât” (lam-ı tarif ve yuvarlak te) ile ıstılahlaşmış anlamıyla, 56’sında kök anlamıyla (SLY) kullanılır. Yani genellikle “es-Salât” şeklinde geçen (67) yerde bildiğimiz anlamda namaz, diğer (56) yerde de yöneliş, dua anlamında kullanılır; amenna, öptük başımıza koyduk…

    Hatta denilebilir ki İslam’da en çok bilinen “nüsuk” namazdır. Yüzyıllardır Hz. Peygamber’in gösterdiği şekilde kılanagelmektedir. Ben de bu gösterilen yoldan gidenlerdenim…

    Buraya kadar bir sorun yok.

    ***

    Fakat “Namaz dinin direğidir” sözüne bir mim koyalım.

    Çünkü…

    İlk olarak bu söz uydurma hadisler kategorisinde değerlendirilmektedir. (bkz. Harun Ünal; Uydurma Hadisler, c.3, Mirac yay. İst., 2007)

    İkinci olarak Kur’an’da namaz için böyle bir ifade kullanılmamaktadır.

    Üçüncü olarak Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in din ve ibadet anlayışına uymamaktadır.

    Şöyle ki: Malum, Kur’an’da nüsuk-ibadet ayırımı vardır ve namaz aslında ibadet değil; nüsuktur (bkz. Din ve ibadet anlayışımız I-II başlıklı makaleler).

    Bu açıdan dinin direği, Müslümanlara mahsus, yer ve zamanı belli, önceden belirlenmiş hareketlerden oluşan ve onu yapan herkesin öyle yapmak zorunda olduğu “nüsuk” üzerine değil; tüm insanlığa mahsus, yer ve zamanı belli olmayan, önceden belirlenmiş hareketlerden oluşmayan ve onu yapan herkesin öyle yapmak durumunda olmadığı ve de hayatın içinde faaliyet” şeklinde tezahür eden alan üzerine dikilmek icap eder.

    Aksi halde dinin direği yaşayan hayatın ortasına değil; hayatın nispeten durduğu ve dışarıda bırakıldığı mabede dikilmiş oluyor. Bu ise gerçek hayat dininin tarzı (İslam) değildir. Bu, hayatı değil tapınağı esas alan diğer dinlerin tarzını andırıyor.

    Dördüncü olarak Kur’an’ın nüsuk-ibadet ayrımına paralel olarak Hz. Peygamber’in de ibadeti böyle anladığını görüyoruz. Şu hadisler de bunun delilidir;

    * “Mü’minin keremi (cömertliği, haysiyeti, şerefi, bütün iyilikleri) dinidir. Mürüvveti (mertliği ve insanlığı) aklı, hasebi (asaleti) güzel ahlakıdır.” (Hakim, Beyhaki)

    * “Bedene kolay ve hafif gelen ibadeti size bildireyim mi? Sükutu tercih etmek ve güzel ahlak sahibi olmaktır.” (İbn Ebi’d-Dünya)

    * “Allah’ın Resülü’nün yanında idik. Temiz su istedi, elini suya daldırarak abdest aldı, biz de Onu gözledik, hemen artan sudan içmeye çalıştık. Bunun üzerine Allah’ın Resülü şöyle dedi:
    - Bunu size yaptıran nedir?
    -Allah ve Resülüne olan sevgimiz dedik.
    Şöyle buyurdu:
    Eğer Allah ve Resulüne olan sevginizi göstermek istiyorsanız emanete ihanet etmeyin, konuştuğunuzda doğru söz söyleyin ve etrafınızdakilerle güzel komşuluk yapın.” (Tabarani)

    * “Biz Mesih Deccal’den konuşup dururken Resul-i Ekrem çıkageldi ve (bırakın bunları da) “Size Deccal’den daha korkuncunu bildireyim mi? buyurdu. Biz de : Evet, bildir ey Allah’ın Resulü dedik.
    Şunları söyledi:
    Gizli şirktir. O da, namaz kılan adamın, başkası görüyor diye namazını gösteriş için süslemesi (daha ağır kılması) dır.” (İbn-i Mace)

    * Allah’ın Resülü ile beraberdik. Yanında hayadan bahsedildi. “Ey Allah’ın Resulü haya dinden midir? Şöyle buyurdu: “Evet, hatta o dinin tamamıdır.” Ve şöyle devam etti: “Haya, haramdan sakınmak ve dilini tutmaktır. İffet de imandandır. Cimrilik ve faydasız söz ise nifaktır. (Taberani)

    Bu tür rivayetler çoktur. Bunların hepsi Kur’an’ın din, ibadet ve ahlak anlayışına tamamen uyuyor. Dini ve ibadeti hayatın içinde vazediyor. Dinin direğini hayatın içine çekiyor. Dikkatle okuyun “ibadet” diye neye diyor, “dinin özünü” (tamamını) neden ibaret görüyor anlarsınız.

    ***
    Hz. Peygamber’in nereyi işaret ettiğine, dini ve ibadeti nerede gördüğüne dikkat edin;

    Demek ki Mesih Deccal muhabbetlerini bırakıp gizli şirke yani namazda riyaya bakmalıyız…

    Demek ki güzel ahlak ve dilini kötü sözlerden tutmak ibadettir...

    Demek ki haya, bırakın direği olmayı dinin tamamıdır…

    Demek ki mertliğimiz, haysiyetli ve şerefli olmamız ve de bütün iyiliklerimiz dinimizdir…

    Demek ki aklımız mertliğimiz ve insanlığımızda, asaletimiz güzel ahlakımızdadır…

    Demek ki peygamber sevgisini göstermenin yolu onun abdest suyunu içmek veya yüzümüze gözümüze sürmek değil; sözümüzde durmak, emanete riayet etmek ve güzel komşuluklardır

    Demek ki bunları “hayatın içinde” ayağa diken direği de dikmiş oluyor. Demek ki bunları yıkanın dini de yıkılmış oluyor.

    ***

    Şu halde illa bu dine bir direk arayacaksak, bu, Kur’an’da geçtiği gibi “emrolunduğu gibi dosdoğru/dürüst olmak” (Hud; 11/112) ve adaleti ayağa dikmek” (Hadid; 57/25) olabilir.

    Demek ki dinin (İslam) direği doğruluk, dürüstlük ve adalet olmak icap eder.

    Biraz düşünürsek, direk meydana/orta yere dikilir. Çünkü meydan veya orta yer herkesi ilgilendiren, herkesin gelip geçtiği yerdir. Bu nedenle direği herkesi ilgilendiren alana dikmek durumundasınız. Bu da bir toplum için doğruluk, dürüstlük ve adalet alanından başkası değildir. Dini ancak bu alan üzerinde yükselttiğinizde ayağa dikmiş olursunuz. Aksi halde namaz gibi sadece Müslümanları ilgilendiren, ancak camiye, mescide gidenlerin görebileceği bir yere dikerseniz hayatın dışına düşmüş olursunuz.

    Başka bir deyişle, dinin direği mabette nüsuk (namaz, abdest, hacc vs.) ile değil; hayatın içinde ibadet (güzel ahlak, doğruluk, dürüstlük, adalet, söz, vefa, mertlik, cömertlik, çalışma vs.) ile ayağa dikilir. Bu nedenle dinin direği hayatın ta içinde; meydanda, herkesin ilgili olduğu orta yerde tezahür etmek durumundadır.

    İnsanlar, sizi, hayat mecralarında güzel ahlak sahibi olarak, doğruluk, dürüstlük üzere, adalet için kılı kırk yararken, “o söylüyorsa doğrudur” dedirtirken, sözünde dururken, emanete riayet ederken, sözü namus bilerek yaşarken, mert bir karakterde, sahaveti (cömertliği) şeref sayarken, aldattığı ve yalan söylediği asla görülmemiş bir vaziyette, insanların elinden ve dilinden emin olduğu bir halde, çalışıp, üretip, yardımlaşırken, dayanışırken, paylaşırken, öksüzün başını okşarken, düşmüşün elinden tutarken, mağduru kollarken, mazlum için gözünü kırpmadan belanın içine atılırken vs. görecek…

    Yani insanlar sizin “farklı bir kumaşa” sahip olduğunuzu anlayacak ve soracak;

    “Bunları sana ne yaptırıyor? Nasıl ben de senin gibi olabilirim?”

    İşte o zaman sizin “saklı gücünüz” ve “manevi dinamiğiniz” olan namazdan bahsedebilirsiniz;

    “Bunları bana namazım (nusukum) yaptırıyor. Çünkü ben bir Müslümanım, Müslümanın ibadeti böyledir…”

    Hz. Peygamber’in “sünneti” aynen budur.

    ***

    Aksi halde “Namaz dinin direğidir” söyleminin manası yoktur.

    Dahası “Kıl beşi bitir işi” anlayışında olanların kafa konforunu iade eden bu söylem, dinin esas olarak namazdan ibaret olduğunu çağrıştırmakta ve şeklî olarak dahi olsa sırf bunun yapanın cennetin baş köşesine otaracağı inancını iyiden iyiye yerleştirmektir.

    Ne demek istediğimi Osmanlı’nın son dönemlerinde İstanbul’a gelen ve “Türklerde dini hayat” üzerine gözlemlerini aktaran yabancı bir gözlemcinin söylediklerini okuyunca daha iyi anlayacaksınız. Ben susayım, aynayı o tutsun;

    Türkler gayet mükemmel namaz kılan bir kavimdir. Fakat onların ibadetlerinde kelimenin yüce manasıyla çok din aranmamalıdır… Türklerde namaz günlük vazifelerdendir. Kendiliğinden anlaşılır ki, bu vazife elbise giymek, işini yapmak, yemek yemek ve uyumak vazifeleri gibi yerine getirilir. Eskiden beri alışılmış bir adet takip edilir. Ne halde bulunulursa bulunsun ve hal ne kadar elverişsiz olursa olsun namaz kılınır. Bir şahıs az nazik bir hikaye anlatır. O sırada müezzin ezan okumaya başlar. Hikaye anlatan hikayeyi keser, namazını kılar, sonra hikayesine kaldığı yerden devam eder… Bir tacir yalan söyler, aldatır, sonra namaz kılar, sonra yalan söylemeye ve insanları kandırmaya devam eder… Bir paşa vahşice bazı zulümler veya cinayet için emirler vermekle meşgüldür; ezan okunduğunu işitir, gayet huzurla seccadesini yayar, sakalını sıvazlar, rahat olduğu kadar muhteşem bir sima ile namazına başlar. Namaz kılındıktan sonra zalimane talimatını vermeye devam eder. Çünkü namazı ile vicdanının hiçbir alakası yoktur ve hiç kimse bunda hayret edilecek bir şey görmez, hiç kimse bundan arlanmaz, herkes kılınması gereken zamanlarda namazını kılar ve bununla her şey olmuş bitmiş olur…” (Filibeli Ahmet Hilmi; Tarih-i İslam, s. 535-536)

    Bunlar yüz yıl kadar önceki gözlemler. Şu an değiştiğini pek sanmıyorum.

    Görülüyor ki, Filibeli’nin de dediği gibi, gerileme sebeplerimizden birisi de din ve dindarlıktan arzu edilen şeyin “ruh” yerine sırf “şekil” ve “dışa yansıyan davranışlar” ortaya koymamızdır. Bu hususun mutlaka düzeltilmesi ve aydınlatılması gerekir. Üzülerek diyebiliriz ki İslam aleminde özellikle din görevlilerinin en az anladığı husus da budur. (Filibeli, s. 536)

    Oysa asırların şartlarına direnen, mekanik hareketler değil; “ruh ve fikirler”dir. Dindarlıktan dünya ve ahiret bakımından umulan bir takım neticeler vardır ki bunlar ancak fazilet, erdem ve iyiliklerle elde edilmesi mümkün olan şeylerdir. Kaldı ki erdemler ve iyilikler ancak saf bir inancın ve temiz bir hikmetin mahsulü olabilir. Bizde çoktan beri din hususlarında “düşünmek” ortadan kalkmış olduğundan, dindarlar ancak şekil ve surette kalmakta ve düşünürler ise din dışında düşünmektedirler. (Filibeli, s. 536).

    ***

    Demek ki dinleri üzerine biraz olsun düşünen kafalar, dinin doğruluk, dürüstlük ve adalet gibi doğrudan yaşam mecralarından akan davranışlar ile ayağa dikilebileceğini, dinin direğinin bunlar olduğunu hemen anlarlar.

    Dinleri üzerine düşünmeyi “dine akıl karıştırmak” olarak anlayan çoğu “kıl beşi bitir işi”ciler ise, yarın, ellerini ovuşturarak geldikleri cennetin kapısında nasıl bir “şok” geçireceklerinden habersizdirler…

    Yazan İhsan Eliaçık




    http://www.haber10.com/makale/10192/

  2. #2
    Ehil Üye nâme-i nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2006
    Mesajlar
    1.460

    Standart

    Dördüncü Söz



    بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ


    اَلصَّلاَةُ عِمَادُ الدِّينِ


    Namaz, ne kadar kıymetdar ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır, hem namazsız adam ne kadar divane ve zararlı olduğunu, iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, gör:

    Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını, -herbirisine yirmidört altun verip- iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: "Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bazı şeyleri mübayaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir."

    İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyar idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki; sermayesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr bedbaht, serseri olduğundan; istasyona kadar yirmiüç altununu sarfeder. Kumara-mumara verip zayi' eder, birtek altunu kalır. Arkadaşı ona der: "Yahu, şu liranı bir bilete ver. Tâ, bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun." Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir define anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı?

    İşte ey namazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim!

    O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlıkımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri gafil, namazsız insanlardır. O yirmidört altun ise, yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise, Cennet'tir. O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu mütefavit derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takva, berk gibi bin senelik yolu, bir günde keser. Bir kısmı da, hayal gibi ellibin senelik bir mesafeyi bir günde kat'eder. Kur'an-ı Azîmüşşan, şu hakikata iki âyetiyle işaret eder. O bilet ise, namazdır. Birtek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba yirmiüç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarfeden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder. Zira bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse; halbuki kazanç ihtimali binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek; ne kadar hilaf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?

    Halbuki namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem namaz kılanın diğer mubah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu surette bütün sermaye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü, bir cihette ibka eder.

    (Sözler'den)





  3. #3
    Ehil Üye alanyali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Alanya
    Mesajlar
    2.491

    Standart

    bu kim yaw
    Anlaşılan mezhepsiz bir ifrat ehli..Ne yapalım böyle insanlarda var..
    Kuran-ı Kerimde dahi imandan sonra kulluk görevi namaz hakikati gelmektedir..
    Bediüzzaman'ın bir sözü aklıma geldi:
    "paşa, paşa! islamiyette, imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur"

    "Sizi cehenneme sürükleyen sebep nedir? Derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik'." Müddessir/42
    °"Sonra onların arkasından namazı savsaklayan ve nefislerinin azgın arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar ileride cehennemin en derin yerini boylayacaklar" Meryem/59 (İbn'i Mesud Tefsirinde:Namazı büsbütün terk ettiler değil, vaktinde kılmadılar buyurulmuştur.)
    °"Kıldıkları namazın önemini kavramadan namaz kılanların vay haline" Mâun/4-5


    (Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyheki]
    Acaba bu hadis-i şerife uydurma diyen Harun Ünal adlı şahıs, İmam-ı Beyhekiden daha mı güvenilir oluyor..Bu yazıyı yazan, İmam-ı Beyheki'ye güven duymamış, Harun Ünal adlı bi şahısa kendini teslim etmiş..Allah akıl fikir versin,ne diyim..

    (Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]

    (Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.)
    [Taberani]

    (Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.)
    [İ. Ahmed]

    (Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım")
    [Hakim]

    (Her Peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.)
    [Gunye]


    cehennem ağzını açmış, bekliyor; cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış, gözlüyor.

  4. #4
    Ehil Üye nurhanali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    3.463

    Standart

    ?badetin şahsi kemalata sebep olduğunun izah?:
    ?nsan, cismen küçük, zay?f ve aciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taş?yor. Ve pek büyük bir istidada maliktir. Ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vard?r. Ve gayr-? mütenahi emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vard?r. Ve gayr-? mahdud şeheviye ve gadabiye gibi kuvveleri vard?r. Ve öyle acaip bir yarat?l?ş? vard?r ki, sanki bütün enva ve alemlere fihriste olarak yarat?lm?şt?r.
    ?şte, böyle bir insan?n o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir. ?stidatlar?n? inkişaf ettiren, ibadettir. Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini tevsi' ve intizam alt?na alan, ibadettir. Peheviye ve gadabiye kuvvelerini had alt?na alan, ibadettir. Zahiri ve bat?ni uzuvlar?n? ve duygular?n? kirleten tabiat paslar?n? izale eden, ibadettir. ?nsan?, mukadder olan kemalat?na yetiştiren, ibadettir. Abd ile Mabud aras?nda en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet kemalat-? beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.
    ?htar: ?badetin ruhu, ihlast?r. ?hlâs ise, yap?lan ibadetin yaln?z emredildiği için yap?lmas?d?r. Eğer başka bir hikmet ve bir fayda ibadete illet gösterilse, o ibadet bat?ld?r. Faydalar, hikmetler yaln?z müreccih olabilirler, illet olamazlar.
    i.i.
    Hem hayat, bütün kâinattan süzülmüş en sâfi bir hülâsas? olduğu gibi, kâinattaki en mühim bir maksad-? ?lâhî ve hilkat-i âlemin en mühim neticesi olan şükür ve ibadet ve hamd ve muhabbeti netice veren bir s?rr-? âzamd?r.30.lema
    Ve o tâlim ve tâlimât ise (başta namaz) ibâdettir.5.söz
    -1-
    Bu cümlenin evvelki cümleyle bağl?l?ğ? ve münasebeti gün gibi aşikard?r. Lakin bedeni ibadet ve taatlerden namaz?n tahsisi, namaz?n bütün hasenata fihrist ve örnek olduğuna işarettir. Evet, nas?l ki Fatiha Kur'an'a, insan kainata fihristedir; namaz da hasenata fihristedir. Çünkü namaz; savm, hac, zekat ve sair hakikatleri havi olduğu gibi, idrakli ve idraksiz mahlukat?n ihtiyari ve f?tri ibadetlerinin nümunelerine de şamildir. Mesela secdede, rükuda, k?yamda olan melaikenin ibadetlerini, hem taş, ağaç ve hayvanlar?n o ibadetlere benzeyen durumlar?n? and?ran bir ibadettir.?.i.



    mesele anlaş?lm?şt?r.Herhalde



    Risale-i nur bir imtihan kitabıdır.
    Davasına sadık olmayan insanların başarı ihtimali yoktur.



  5. #5
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    Alıntı alanyali Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu kim yaw
    Anlaşılan mezhepsiz bir ifrat ehli..Ne yapalım böyle insanlarda var..
    Kuran-ı Kerimde dahi imandan sonra kulluk görevi namaz hakikati gelmektedir..
    Bediüzzaman'ın bir sözü aklıma geldi:
    "paşa, paşa! islamiyette, imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. namaz kılmayan haindir; hainin hükmü merduddur"

    "Sizi cehenneme sürükleyen sebep nedir? Derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik'." Müddessir/42
    °"Sonra onların arkasından namazı savsaklayan ve nefislerinin azgın arzularına uyan bir nesil geldi. Onlar ileride cehennemin en derin yerini boylayacaklar" Meryem/59 (İbn'i Mesud Tefsirinde:Namazı büsbütün terk ettiler değil, vaktinde kılmadılar buyurulmuştur.)
    °"Kıldıkları namazın önemini kavramadan namaz kılanların vay haline" Mâun/4-5

    (Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyheki]
    Acaba bu hadis-i şerife uydurma diyen Harun Ünal adlı şahıs, İmam-ı Beyhekiden daha mı güvenilir oluyor..Bu yazıyı yazan, İmam-ı Beyheki'ye güven duymamış, Harun Ünal adlı bi şahısa kendini teslim etmiş..Allah akıl fikir versin,ne diyim..

    (Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]

    (Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

    (Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ. Ahmed]

    (Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]

    (Her Peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.) [Gunye]

    Allah razı olsun güzel ifade etmişsin.

  6. #6
    Vefakar Üye enes71 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Yaş
    48
    Mesajlar
    413

    Standart

    Bu insanlar? bu tarz yorumlara iten sebep nedir acaba?
    işin alt yap?s?nda neler olabilir.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İncilin Değişmesi. Amerika'da Yazilan True Quran Hk......
    By Eyüpşan in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 02.01.08, 15:30
  2. Hz. Peygamber'in Duaları - Makale
    By SeRDeNGeCTi in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 31.08.07, 05:53
  3. İbadetle İlgili Makale
    By Muhammed in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.06.07, 12:53
  4. Mustafa İslamoğlu-Makale
    By mebhas in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 10.03.07, 12:24

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0