+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 17

Konu: Mehdi Taslakları

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Mehdi Taslakları

    Mehdî Taslakları
    Hâkiki bir mü’min asla kendini beğenmemeli ve yeterli bulmamalı; Müslümanlığın tevazu, mahviyet ve hacâletten ibaret olduğunu kabul ederek, sâde kulluğu her türlü payenin üstünde saymalıdır. Hazreti Mevlânâ gibi “Kul oldum, kul oldum, kul oldum! Ben Sana hizmette iki büklüm oldum. Kullar âzad olunca şâd olur; ben Sana kul olduğumdan dolayı şâd oldum.” demeli; Kitap ve Sünnet’in emirlerini kılı kırk yararcasına yerine getirmelidir. Bununla beraber, himmetini her zaman âlî tutmalı, Allah’ın izni ve inayetiyle hep yüksek uçmaya çalışmalı, sürekli tekamül peşinde olmalı; fakat, büyüklük iddialarına kat’iyen kalkışmamalıdır.
    Hususiyle adanmış bir ruh, “Nefis cümleden ednâ, vazife her şeyden a’lâ” hakikatine yapışmalıdır. Kendisini acz u fakr içindeki sıradan bir insan olarak görmenin yanı sıra, iman hizmetini dünyevî hiçbir bedelle değiştirilemeyecek yüce bir lütuf kabul etmelidir. Mazhar olduğu en küçük muvaffakiyeti dahi kendisinden bilmemeli; “Ben böyle uçamazdım, bu çıtayı bu kadar yüksek tutamazdım, maratonda bu kadar hızlı koşamazdım, ipi önde göğüsleyemezdim... Bütün bu başarıları lutfeden O!..” diyerek tahdis-i nimette bulunmalı ve bu ihsanların daha sonrakiler için birer referans olduğunu düşünerek hizmet yolunda daha bir şevkle koşmalıdır. Cenâb-ı Hakk’ın bir dönemde büyük velilere yaptırdığı önemli işleri bir başka zaman sıradan bazı kimselere de yaptırabileceğine inanmalı; “Ben çok zavallıyım, iman hizmeti ise, pek kıymetli; fakat, Allah dilerse, bana da bu salih dairede bir yer nasip eder ve beni de bahtiyarlardan kılar.” mülahazasıyla dolu bulunmalıdır.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Evet, düz kulluğa talip olma ile himmeti âlî tutma cem’ edilmelidir. Bizim, sâde kulluğa raz? olmam?z ama O’nun inayetiyle çok büyük işlerin alt?ndan kalkabileceğimize de inanmam?z laz?md?r. Kendi acz ü fakr?m?za rağmen, Cenâb-? Hakk’?n lütuflar?n?n baş?m?zdan aşağ? yağmas?n? O’nun keremine vermemiz gerekmektedir. Şimdiye kadar kimsenin muvaffak olamad?ğ? başar?lara ulaşsak, yine de bunu büyüklüğümüzün bir delili saymamam?z; belki, çok küçük vesilelerle çok büyük işler yapan Allah Teâlâ’n?n bizim gibi s?radan insanlara da iman hizmeti gibi pek büyük bir vazifenin bir ucundan tutturmuş olabileceğini düşünmemiz icap etmektedir.
    Aksi halde, hizmet erleri aras?ndan bile düz müslümanl?ğa raz? olmayan, bulunduğu yerde gölge iken kendisini as?l görmeye başlayan ve mazhariyetlerini belli payelere bağlayarak büyük iddialara kalk?şan kimseler ç?kabilir. ?man hizmetindeki mazhariyetleri ölçü kabul ederek ya da şahs-? maneviye lutfedilen ihsanlardan kendi pay?na düşenleri nazar-? itibara alarak, Hak karş?s?ndaki konumunu bunlara göre belirlemeye çal?şan ve dolay?s?yla -hafizanallah- Kutup, Gavs, Mehdî ya da Mesih olduğunu iddia eden bir sürü halaskâr taslağ? zuhur edebilir.
    Maalesef, günümüzde bu türlü iddialarla ortaya at?lanlar?n say?s? her zamankinden çok daha fazlad?r. Genelde insanlar doğru mülahazalarla yola ç?km?ş olsalar da, bugünkü nesillere iyi bir ruh terbiyesi verilmediğinden, temel disiplinler kendilerine öğretilmediğinden ve bilhassa rehbersizlikten dolay? çoklar? yolculuk esnas?nda yollar?n? şaş?rmakta ve kaybolup gitmektedirler. Demek ki, sadece s?rat-? müstakime girmiş olmak yetmemektedir; as?l önemli olan, yolda kalmadan ve istikameti şaş?rmadan Cennet, Cemalullah ve R?dvan hedefine varabilmektir.
    Bundan dolay?d?r ki, Cenâb-? Allah günde en az k?rk defa okuduğumuz Fatiha suresinde, s?rat-? müstakime hidayet eylemesi için dua etmemizin yan? s?ra, bizi “dâllîn” ve “mağdûbîn” güruhundan uzak tutmas? için de niyazda bulunmam?z? talim buyurmaktad?r. Binaenaleyh, her gün defalarca, “Allah’?m bizi S?rât-? Müstakîm’e; Kendi kitab?na, Rasûlü’nün sünnetine ve Ashâb’?n yoluna hidayet et, Kur’ân’?ndaki makâs?d? anlamaya muvaff?k k?l!” diyor; “Dünyevî ve uhrevî, cismanî ve rûhânî, vehbî ve kesbî bütün nimetleri başlar?ndan yağd?rd?ğ?n ve kendilerinden hoşnut bulunduğun salih zümrenin yoluna bizleri de hidayet eyle Allah’?m” diye yakar?yoruz. Fakat, evliyan?n, asfiyan?n ve mukarrabinin yürüdüğü bir yolda ilerlerken bile insan?n sap?tabileceği mülahazas?yla, bizi “dâllîn” ve “mağdûbîn”den k?lmamas? için de O’na yalvar?yoruz; “Bizi nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlar?n ve sapk?nlar?nkine değil.” diyoruz. Bu sözümüzle, dalâlete düşmüş ve Allah’?n gazab?na uğram?ş ne kadar zavall? varsa hepsini kasdetmiş ve onlar?n ak?betlerine uğramamak için Allah’?n rahmetine ve hidayetine s?ğ?nm?ş oluyoruz.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Evet, bugün kazanma kuşağ?nda kaybeden bir sürü insan var; çünkü, onlar düz kulluğa raz? olmuyor ve daha büyük payeler ar?yorlar. Kullukta derinleşme yerine değişik ad ve ünvanlarla an?lma peşine düşüyorlar. Tabii, bu hatal? ve hatarl? yolda olmad?k yanl?şl?klar yap?yorlar. Eskiden, medrese mollalar? kendi aralar?nda konuşurlarken “cim karn?nda bir nokta” derlerdi. Malum “cim” harfinin kocaman bir karn? vard?r; oraya konan bir nokta o koca kar?ndaki boşluğu doldurmamaktad?r; daha ilk bak?şta o büyük boşluk hemen göze çarpmaktad?r. ?şte, bugün cime benzeyen öyle boş adamlar var ki, kendilerini aliyyülâlâ, mükemmel ve aşk?n görüyorlar; beklenen kurtar?c? olduklar?n? iddia ediyorlar. Bunlar?n kimisi deccaliyeti Marks’a bağlam?ş, onu y?k?nca kendi mehdiyetini ispat etmiş olacağ?na inan?yor; kimisi Engels’i Deccal saym?ş, onun düşüncesini mağlup ederek Mehdî olduğunu kan?tlayacağ?n? düşünüyor; kimisi de âlem-i ?slam’?n baş?na musallat olan tiranlardan birini devirirse, bir halaskâr olarak gönderildiğini herkese gösterebileceğini ve halk? etraf?nda toplayacağ?n? umuyor. Bu türlü vehimlere ve kuruntulara kendisini kapt?rm?ş onlarca mecnun, ya üç-beş rüya veya yakazayla, ya şeytan m? yoksa melek mi olduğunu tefrik edemediği birkaç suretle, ya parapsikolojik bir yolla, ya bir çeşit meditasyonla ya da tasavvufun özünden kopuk mistisizm ile yanl?ş bir koridora giriyor ve hem sap?t?yor hem de başkalar?n? sapt?r?yorlar.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ?lan Bak?m?ndan Nübüvvet ve Mehdiyetin Fark?
    Halbuki, bir insan Mehdî olsa da, onun bu mazhariyetini ilan etme gibi bir vazifesi yoktur. Dahas?, hakiki Mehdî olduğuna dair elinde kesin bir delili de yoktur; duyuş ve sezişlerinde yan?lm?ş, as?l ile gölgeyi kar?şt?rm?ş olabileceği her zaman muhtemeldir. Mehdî’nin şah?s m? yoksa şahs-? manevî mi olduğu da şüphelidir. Dolay?s?yla, mehdiyet, arkas?na düşülüp aran?lacak, bulununca da herkese ilan edilecek bir paye değildir. Heyhat ki, bugün en ciddi insanlar bile o meseleye kafalar?n? takm?şlar. Onu bunu Mehdî ilan etmekle insanl?ğ?n meselelerinin hallolacağ?n? zannediyorlar. Falan? filan? getirip o tahta oturtmakla ?slam âleminin problemlerinin çözüleceğine inan?yorlar.
    Hay?r, meselelerin halli başka taraftad?r; bugün insanl?k iman zaaf? veya küfür problemi yaşamaktad?r. En büyük dert budur ve illa bir şey yap?lacaksa, bu problemin herkese duyurulmas? ve ona karş? çarelerin ortaya konulmas? ad?na bir ilan yap?lmal?d?r. Mutlaka ilan edilmesi gereken meseleler de vard?r, ilan edilmeyecek meseleler de. ?nsana rüyada veya yakazada bin defa “Sen şahs-? manevî hesab?na mehdîliği temsil ediyorsun, sen Mehdîsin!” deseler ve o kendisinin Mehdî olduğuna kat’i kanaat getirse bile, onun bu kanaatini ilan etmek gibi bir vazife ve sorumluluğu yoktur. Şayet, insan?n bir k?ymeti varsa, o, öbür tarafta belli olacakt?r ve mükafat?n? Allah verecektir. Onun burada kendi kendine makamlar ve mükafatlar takdir etmesi manas?zd?r. Özünde derin olmayan ve düz kulluğa r?za göstermeyen insan, kendisini hangi makama yak?şt?r?rsa yak?şt?rs?n ya da nas?l takdim ederse etsin faydas?zd?r.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Söz gelmişken bir farkl?l?ğa dikkat çekmek istiyorum: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in risâletini ilan etmesi onun vazifesi cümlesindendir. Farz-? muhal, o kelime-i Tevhidi söylese ama “Muhammedün Rasûlullah” demeseydi, vazifesini yapmam?ş olurdu. Nitekim, Rehber-i Ekmel Efendimiz bir münasebetle “Nefsimi yed-i kudretinde tutan Allah’a yemin olsun ki, Musa (aleyhisselam) ç?ka gelseydi, siz de ona ittiba edip beni b?raksayd?n?z, doğru yoldan sap?tm?ş olurdunuz. Eğer Musa (aleyhisselam) hayatta olsayd? ve benim nübüvvetime yetişseydi, muhakkak ki, o da bana tabi olurdu!” buyurmuştur. Bu söz hem bir tahdis-i nimettir hem de Peygamber Efendimiz’in tebliğ misyonunun edas?d?r.
    Fakat, meselenin nizaya ve münakaşaya bâdî olmas? karş?s?nda, ?nsanl?ğ?n ?ftihar Tablosu (aleyhi ekmelüttehâyâ) kendisinin, önceki peygamberlerden üstün görülmesine ve onlar?n -hâşâ- hafife al?nmalar?na aslâ izin vermemiştir. Hatta bir defas?nda bir sahâbinin Hazreti Musa’n?n kadr ü k?ymetine uygun düşmeyen bir söz söylediğini duyunca, hemen ona müdahale etmiş ve “Beni Musa b. ?mrân’a tercih etmeyin. Zira, ben onu Mahşer Günü’nde Arş’?n kavâimine tutunmuş olarak göreceğim” demiş ve orada meseleyi tadil etmiştir. Oysa, Hazreti Musa da Kainat?n Medar-? Fahri’ne hayrand?r. Nitekim, Allah Teâlâ onlar? miraçta karş?laşt?rm?ş, yan yana getirmiş ve konuşup görüşmelerine izin vermiştir. Miraç hadîsinde imâ edildiği üzere, Hazreti Musa, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in kendi önünden gelip geçmesini ve defalarca huzur-u ilahiye ç?kmas?n? görünce, tatl? bir g?pta ile “Şuna bak! Benden sonra geldi ama nas?l da böyle reftare yürüyor” manas?na gelebilecek bir edayla takdirini ifade etmiştir. Buna rağmen, Rehber-i Ekmel, “Beni Musa b. ?mrân’a tercih etmeyin.” demiştir.
    Yine Allah Rasûlü (aleyhissalâtu vesselâm), kendisine has o engin tevazuu ve kadirşinasl?ğ? ile Hazreti ?sa’y? nazara vermiş, “Ademoğlu aras?nda doğduğu vakit şeytan?n dürtüp de ağlatmad?ğ? kimse yoktur. Bundan sadece Meryem oğlu ?sa hariçtir.” buyurmuş; bir başka defa, “Ben, dünyada da ahirette de Meryem’in oğluna insanlar?n en yak?n?y?m. Benimle onun aras?nda başka bir peygamber yok. Peyamberler anneleri ayr?, babalar? bir kardeştirler, dinleri de birdir.” demiştir. Fakat, risalet vazifesi söz konusu olunca, “Hazreti ?sa gelecek, ümmetimden olacak; benim dinimle amel edecektir.” ihbar?nda bulunmuştur.
    ?şte, Habîb-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in bu iki hali, durduğu yer itibar?yla konumunu değerlendirme ad?na bize çok önemli mesajlar ve ipuçlar? vermektedir. Nerede nas?l tav?r al?nmas? laz?m geldiğini ve neyin ne ölçüde duyurulmas? gerektiğini göstermektedir. Ben onlar?n kritiğini yapacak durumda değilim; bu mevzuda kullanacağ?m kelimelerin maksad? aşan tabirler olmas?ndan ve sayg?s?zl?k yapmaktan korkar?m. Fakat, bu iki misalin dahi ehl-i basirete çok büyük manalar ifade edeceğini zannediyor ve daha rahat söz söyleyebileceğim bir alana geçiyorum:
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    ?ddias?z Büyükler
    Seyyidina Hazreti Ebu Bekir yüz tane mehdînin yapt?ğ? işi yapm?şt?r. Fakat, hiçbir zaman herhangi bir büyüklük iddias?nda bulunmam?şt?r. Bilakis, ak?betinden hep korkmuş, sürekli kendini sorgulam?ş ve devaml? nefsiyle yaka paça olmuştur. Mesela; Sâd?k u Masduk Efendimiz’in “Eteklerin yerde sürünmesi kibirdir!” dediğini duyunca ürpermiş ve hemen “Ya Rasûlallah, yoksa ben de mi mütekebbirlerdenim?” deyip, Allah Rasûlü’nden öyle olmad?ğ?n?n teminat?n? alana kadar endişeyle beklemiştir. Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in onca takdirine, iltifat?na ve müjdesine mazhar olduğu halde, iddiadan uzak durmuş, düz kulluğu talep etmiş ve kendisini hep mü’minlerin en gerisindeki biri gibi görmüştür.
    Hazreti S?dd?k’?n “Cud bi lutfike ya ?lahî men lehu zâdün kalîl / Müflisün biss?dk? ye’tî inde babike yâ Celîl!..” m?sra?yla başlayan münacaat?, onun ruh haletini ortaya koymas? aç?s?ndan çok ibretâmizdir: “Allah?m, az?c?k bir zahîresi kalm?ş şu kuluna lütf u kereminden bol bol nimet ver; iflas etmiş olsa da, yine sadâkatle kap?na gelmiş bulunmas?na merhameten büyüklüğünü göster! Evet o, günah? pek büyük, zavall? bir kuldur, fakat, Senden başka kimsesi olmayan bir gariptir; Sen o büyük günahlar?n hepsini yarl?ğa ve bu bîçâreyi sevindir. Onunki isyan üstüne isyan, hata üstüne hata; Senden ise sürekli fazl u ihsan ve pek çok atâ; art?k ne desin, kap?nda şöyle nas?l inlemesin: Rabbim, günahlar?m kum taneleri gibi say?lamayacak kadar çoktur; o güzel müsamahanla muamele eyle ve beni bağ?şla, bütün günahlar?m? affet ne olur!”
    Evet, bu yak?c? nağmelerle tazarru ve niyazda bulunan Hazreti Ebu Bekir, aç?kça görülüyor ki, insanl?k semas?n?n en büyük y?ld?zlar?ndan birisi olduğu halde, hiçbir paye iddias?nda değil, fevkalade bir mahviyet içerisindedir; ilahî inayet olmazsa, Nebi’nin şefaat eli uzanmazsa Cennet’e dahi girememe endişesindedir. O, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’den sonra dava-y? nübüvvetin ilk ve en büyük temsilcisidir; ama halaskârl?k, mehdîlik, müceddidlik iddialar?ndan fersah fersah uzak birisidir. ?şte, onun halidir iki esas? cem’etme: Yüksek bir himmetle hep zirvelerde gezinme; fakat, bütün mazhariyetlere rağmen kendini düz bir kul bilme.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Hulefa-y? Raşîdin ve Ashab-? Güzîn efendilerimizin hepsi ayn? mahviyet ve tevazunun mümessilleridir. Mesela, bu hususta Hazreti Ömer, S?dd?k-? Ekber’den geri değildir. O, “Ömer asl?nda bizim hayallerimizde ve ideallerimizde canland?rd?ğ?m?z prototiptir!” diyen Karl Marks’?n dahi takdirini alm?şt?r. Evet, Rasûlullah’?n ?kinci Halifesi, sadece beşerî yanlar?, insanî meziyetleri ve ahlakî derinlikleri itibar?yla bile, Allah’? kabul etmeyen, peygamber tan?mayan ve dine sayg? duymayan kimseler taraf?ndan da dünyada eşinin gösterilemeyeceği ve insanlar?n daima ibret alabilecekleri bir hüsn-ü misal ve muhteşem bir tablo olarak takdim edilen bir şahsiyettir.
    Ne var ki, Allah Rasûlü’ne yak?nl?ğ?, ?slam’a hizmetleri, âdilâne hilafeti, zaman?n?n iki güçlü devletini yerle bir edişi ve üstün ahlak? ile alâkal? misalleri anlatmaya, büyüklüğünü vasfetmeye sözün yetmeyeceği Hazreti Ömer, çok zaman, baş?n? secdeye koyar, gizli-aç?k, sesli-sessiz münacaat ve tazarruda bulunurdu. Dua ederken h?çk?r?klarla inler, kalbi h?zl? h?zl? çarpar ve tir tir titrerdi. Ahirete irtihalinden az evvel, bir kurakl?k esnas?nda yine duaya durmuş, şöyle ağl?yordu: “Allah?m! Ümmet-i Muhammed’i benim günahlar?mdan dolay? mahvetme. ?htimal yağmursuzluk benim mâsiyetim sebebiyledir; ne olur Rabbim, Ashab-? Rasûlullah’? benim yüzümden cezaland?rma!” Evet, Hazreti Ömer’in kendisine bak?ş? böyleydi. Onlarca mehdînin ya da yüzlerce müceddidin ancak alt?ndan kalkabileceği işleri yapm?ş olsa da, onda iddia yoktu, yüksek mertebelere dilbeste olma yoktu, kendisine makamlar tayin etme yoktu. O âlî himmetlilik ile mahviyetin birleşme noktas?na taht kurmuştu.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Asr-? Saadet’ten günümüze kadar hakiki Hak dostlar?n?n mülahazalar? hep ayn? oldu; onlar iddiada bulunmaktan ve kendilerine mertebeler takdir etmekten hep uzak durdular. Mesela; ?brahim Edhem mal?-mülkü, tâc?-taht?, nâm u nişan? terkedip zühd yoluna sülûk etmişti. Dünyaya s?rt?n? dönüp yüzünü ukbâya çevirince Cenâb-? Allah da onu gönüller taht?na oturtmuş ve kalb saraylar?n?n sultan? haline getirmişti. Fakat, pek yüce mertebelere ulaşm?ş olmas?na rağmen, o hep “?lâhî! Asî kulun yine kap?na geldi; dağlar cesametindeki günahlar?n? itiraf edip, ellerini Sana aç?yor ve Senden af dileniyor. Şâyet Sen mağfiret edersen, hiç şüphesiz o Senin şân?ndand?r; fakat, dergah?ndan kovarsan, Senden başka kim ona merhamet eder ve günahlar?n?n ağ?rl?ğ?ndan onu kim kurtarabilir?!.” diye yalvar?yordu. Dahas?, bütün hayr ü hasenât?n?, topyekün ibadet ü taatini unutmuşças?na şu sözleri söylüyordu: “Allah’?m, Senin şefkatine nâil olmay? umarak kap?na gelen şu bîçâreyi affet; ne olur onun günahlar?n? bağ?şla. Her ne kadar amel defteri isyanla dolu olsa da, ey Müheymin, kulun Sen’den başkas?na secde etmemiştir!..” Görüyor musunuz bu kutlu Zât?n kendisini nereye koyduğunu? Cenâb-? Hakk’?n kap?s?na, O’ndan başkas?na secde etmeme mülahazas?na s?ğ?narak teveccüh ediyor; ulaşt?ğ? mertebelere ya da sâlih amellerine hiç dönüp bakm?yor ve kendisini bir günah küpü gibi addediyor.
    Oysa, ?brahim Edhem, Şâh-? Geylânî, Fudayl b. ?yaz, Tavus b. Keysân ve Bişr-i Hafî gibi zatlar, baş? Nübüvvet’in kademine değen yüce kâmetlerdendi; bir hadîse binaen diyebiliriz ki, şayet Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’den sonra nübüvvet mukadder olsayd?, bunlar?n herbiri ?srail peygamberleri döneminde olduğu gibi nübüvvet semâs?nda pervâz edeceklerdi. Eğer karanl?k dönemlerde zuhur etselerdi, Mehdî-i Râsul gibi görüleceklerdi. Ne var ki, onlardan hiçbiri mehdîlik ya da müceddidlik iddias?nda bulunmam?ş ve mahviyetten kat’iyen ayr?lmam?şlard?. Bunlar?n hepsi, Gazze’de son anlar?n? yaşayan ?mam-? Şafiî hazretlerinin “Kalbim kasvet bağlay?p yollar da sarpa sar?nca, ümidimi aff?na merdiven yapt?m. Günah?m gözümde büyüdükçe büyüdü ama, onu al?p aff?n?n yan?na koyunca, aff?n? tasavvurlar üstü büyük buldum.” sözleriyle tercüman olduğu tevazu hissiyle ve mahviyet duygusuyla düz kulluğu talep ufkunda yaşam?ş; o mülahazayla da ötelere yürümüşlerdi.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bu mevzuda, o alt?n halkan?n zaman?m?za yak?n temsilcilerinden olan Hazreti Üstad’?n, hususiyle On Yedinci Lema’n?n On ?kinci Notas?ndaki ifadelerini de mutlaka hat?rlamal?s?n?z. Siz ona hangi payeyi verirseniz verin ve onu nerede görürseniz görün; o Zât? bir de, kendisine bak?ş? zaviyesinden değerlendirmelisiniz. Üstad Hazretlerini gerçekten tan?mak istiyorsan?z, onu kendisini koyduğu yer aç?s?ndan yakalamaya çal?şmal?s?n?z.
    Evet, Nur Müellifi, irşat maksad?yla konuştuğu zaman tabii olarak o andaki makam?n?n gerektirdiği vakar ve ciddiyet içerisinde bulunuyor; fakat, yaln?z kald?ğ? ve Rabb-i Rahim’e yakard?ğ? anlarda kendisiyle alâkal? as?l duygu ve düşüncelerini aç?ğa vuruyor: “Ey Hâl?k-? Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi', hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçm?ş bir köle olduğu halde, k?rk sene sonra nedamet edip Senin dergâh?na avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatalar?n? itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş, Sana tazarru ve niyaz ediyor. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şân?nd?r. Çünkü Erhamürrâhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kap?ndan başka hangi kap?ya gideyim? Hangi kap? var? Senden başka Rab yok ki dergâh?na gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin.” diyor.
    Büyük Pâyelerle Anma Değil, Sâd?k Olma Esast?r!..
    Madem ki, maneviyat âleminin sultanlar? olan bu Hak dostlar? dahi, kendilerini s?radan bir mü’min kabul ediyor, Allah taraf?ndan tutulmazlarsa ayakta kalamayacaklar?na gönülden inan?yor, iddia say?labilecek beyanlardan olabildiğine kaç?yor ve en küçük kusurlar?n? bile gözlerinde büyütebildikleri kadar büyütüp sürekli hacâletle gözyaş? döküyorlar; öyleyse, bize yak?şan da evleviyetle azamî tevazu, mahviyet ve hacâlettir.
    Zira, hiçbirimiz öyle derince bir maneviyat?m?z?n olduğunu söyleyemeyiz. Mesela, “Siz hiç Azrail Aleyhisselam’?n azametli heykelini gördünüz mü? Rasûl-ü Ekrem Efendimiz ile yakazaten görüştünüz mü? Hiç Hazreti Cebrail’i görme şerefine mazhar oldunuz mu? Hakikat-i Kur’an’? hiç duydunuz mu? Kur’an bir şahs-? manevî olarak gelip sizin kulağ?n?za baz? şeyler f?s?ldad? m?? Şayet, o büyük insanlar nezdinde size bu sorular sorulsayd? ve sizden “evet” cevab? al?namasayd?; o âli heyet önünde hakk?n?zda verilecek hüküm “Siz bomboş insanlarm?şs?n?z!” şeklinde olurdu. Kald? ki, insan bu mazhariyetlere erse bile, şayet bunlar?n hepsini şekerleme türünden iltifatlar olarak kabul etmiyorsa ve kulluğunu onlara bağl?yorsa, yine kurbetteki s?rr? anlayamam?ş ve sadâkat ufkuna ulaşamam?ş demektir.
    ?tiraf etmeliyiz ki, biz ulvî alemler hesab?na hemen hemen hiçbir hakikate âşinâ değiliz; selef-i salihînle k?yaslanamayacak kadar küçük insanlar?z, birer s?f?r?z. Ne var ki, Cenâb-? Hak, baz?lar?m?za büyük hizmetler gördürüyor olabilir. Allah Teâlâ’n?n baz?lar?m?z? dinine hizmet yolunda istihdam etmesi, O’nun lütf u keremindendir; bize ait bir fâikiyetten dolay? değildir. Bu itibarla, bize düşen: Alvarl? Efe Hazretleri gibi, “Allah beni insan eyleye!” demek, irademizin hakk?n? vermek, karş?m?za ç?kan hizmetleri birer ihsan-? ilahî kabul ederek onlar?n gereklerini yerine getirmek; sonra da “Mevlâ-y? Müteâl böyle hiç oğlu hiçlere bile neler yapt?r?yor!” diyerek tahdis-i nimette bulunmak ve her zaman O’na şükretmektir.
    Asl?nda, bu konunun üzerinde ne kadar durulsa sezâd?r. Fakat, daha önce bu mevzuyu genişçe ele almaya çal?şt?ğ?m için (Bak?n?z: Mesih Nerede, Mehdî Kim? Ümit Burcu, 33-39) bu hat?rlatmalarla iktifa edeceğim. Şu kadar var ki, sadece bir paragrafla olsa da, çok önemli bir hususa daha temas etmeden sözlerimi bitiremeyeceğim:
    Ne olur, dostlar?n?za fevkalâde makamlar verip onlar? şişireceğinize, mübalağalarla onlar?n boyunlar?n? k?racağ?n?za ve başkalar?n? da k?skançl?ğa sevkedeceğinize, onlara karş? fevkalâde sadâkat gösterip kardeşliğin hakk?n? verin. Unutmay?n ki; kat’î bilgisi olmad?ğ? halde mübalağalara girip falancaya “mehdî” diyenler, filancay? “müceddid” ilan edenler, genellikle bu abartmalar?n?n cezas? olarak, gün gelip de ona “deccal” demeden, öbürünü “fâs?k” görmeden, diğerinin nifak üzere olduğunu söylemeden ölmezler.
    Sözün özü; mü’min nefsine değil Allah’a güvenmeli, O’nun inayetine s?ğ?n?p himmetini hep âlî tutmal?, O’nun yard?m?yla en zor işlerin dahi alt?ndan kalkabileceğine inanmal?, iradesine terettüp eden vazifeleri hakk?yla yapmal? ve sonra da neticeyi Yüce Yarat?c?’n?n lütf u ihsan?na bağlamal?d?r. Elde ettiği başar?lar? ve kendisine bahşedilen bütün mazhariyetleri Mevlâ’n?n nimeti bilmeli ve şayet O inayetini keserse her şeyin sönüp gideceğini bir an akl?ndan dûr etmemelidir. Zira, ancak böyle bir denge, insan? iddiadan, bencillikten, benlikten ve âidiyet mülahazas?ndan uzaklaşt?r?r; onu Allah’?n r?zas?na ulaşt?r?r. Hâlis bir mü’min, kendisinin bir Mehdî, bir halaskâr, bir Heraklit ve bir Mesih olabileceği düşüncesini rüyas?na bile misafir etmemeli; haddini bilip düz kulluğa r?za göstermelidir. “Kullardan bir kul” olarak Allah’?n hoşnutluğunu kazanmaktan başka maksatlar?n ve hele fâikiyet (üstünlük) mülahazas?n?n karş?s?nda yer almal?d?r. Ayr?ca, yüksek payeler vermek suretiyle dostlar?n? tehlike zeminine sürükleyeceğine ve onlar? baz? hâsid kimselerin hedef tahtas? haline getireceğine, dostluğunu ve muhabbetini onlara karş? fevkalade sadâkatle ortaya koymal?d?r.
    K?r?k testi
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  10. #10
    Ehil Üye Ahsen Nur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2007
    Mesajlar
    3.286

    Standart

    Bu tip konular forumda yeteri kadar konuşulmad? m? sizce?
    Herkes herşeyi biliyor art?k değil mi?
    Dil kılıncım her an bu şekeri kesmekle meşgul olsun. Muhammed'in(sav) eşsiz güzellikteki endamına salavat olsun.

    Hz. Peygamber'(sav)in gül yüzüne zaman zaman salavat getirmek, ölünceye kadar bana farz-ı ayn olsun.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0