+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 19

Konu: Ölüm Korkusu Üzerine

  1. #1
    Yasaklı Üye hasandemir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    458

    Standart Ölüm Korkusu Üzerine

    Mustafa Ulusoy ile “Ölüm Korkusu” Üzerine

    Ömer Baldık

    Ölüm korkusu deyince, nedense zihin hemen anormal algılamasına kayıyor. Oysa ölüm ve ölüm korkusunu “yapıcı bir kuvvet” olarak tanımlayanlar da var. Örneğin, Irvin Yalom bunlardan biri. Başka bir düşünür, “Eğer ölüm olmasaydı, insanlar onu icad ederdi” diyor. Siz, ölüm ya da ölüm korkusunun yapıcı bir kuvvet olmasından ne anlıyorsunuz?
    İnandığım şey şu: evrende hiç bir şey, hiç bir varlık, hiç bir olay, hiç bir durum ve insanın yaşadığı hiç bir duygu gereksiz değildir. Varolan herşey anlamlı, önemli, değerli ve hikmetlidir. Bu genel çerçeveden bakınca ölüm korkusu denilen şey de hikmetlidir. Ölüm hayatı kuran zenberektir. Ölüm bize hayatı önemseten bir işaret, varolmanın değerini gösteren bir simge, yaşamın gerçekliğini işaretleyen bir gerçektir.

    Acaba sıhhatli ölüm kavrayışı ile marazi ölüm kavrayışı arasında bir eşik noktası var mı? Hangi noktadan (eşikten) sonra ölüm kavramı, insanı ruhen hasta ediyor?

    Bu soruyu önce ölüm dışında bir korku üzerinden açıklamaya çalışmak isterim. Bir insan düşünün. Kadıköyden Eminönüne vapurla geçecek. Hava koşulları uygun bir gün. Ya vapur batarsa şeklinde bir vehimle, korku ile vapura binmemek marazi bir durumdur. Vapurun batma ihtimali yok mudur? Vardır ama olasılık çok çok düşüktür. Fırtınalı bir günde bir insanın vapura binmekten korkması ve binmemesi ise vehmi bir durum değil, gerçeklik olasılığı yüksek bir tehlikeden kaçınma durumudur ve sağlıklıdır.
    Bunu ölüm korkusunua uyarlamak nispeten zorsa da: ölümü kesin bir belirsizlik, yokluk, hiçlik olarak algılamaktan doğan bir korku marazi ruh halini doğuruyor. Ölüm sonrasına daha iyi hazırlanmayı teşvik edecek bir ölüm korkusu ise sağlıklı bir hal gibi geliyor bana.

    Biraz daha açmak adına, Mevlana’nın deyişiyle “düğün günü” olarak görülemese bile, kimlerin ölüm kavramının altında ezilmeyeceğini söyleyebilir misiniz? Daha doğrusu, hangi düşünceye sahip olan insanlar ölümle halleşebilir?

    Şimdi burada asıl söz konusu olanın ölüm olduğu kanaatini taşımıyorum. Asıl olan ebedi, sonsuz bir hayatın namzedi olduğuna kişinin derin bir inancı ve yaşamını da buna göre düzenleme eylemi bana daha elzem görünüyor. Ölüm lafını ortadan kaldıralım bir an için ve iki bakış açısı düşünelim. Birin de insan süreli bir yaşamı yaşıyor ve sonra kısa süreli bir olay yaşayıp birden yoklara karışıyor. İkincisinde ise süreli bir yaşamdan sonra bir an, bir hal yaşıyor ve fakat sonsuz bir hayata devam ediyor. İşte ölüm bu süreli yaşamdan hemen sonra yaşanan kısa süreli bir hal ise; birinci insan için yoklara kavuştuğu ânın, diğerinde ise sonsuzluğun başlangıcını temsil ediyor. Herhalde ölümle halleşmede ikinci düşüncenin daha fazla işe yarayacağını söyleyebiliriz.

    Sadece ölüm korkusundan ileri gelen ruhi hastalıklar var mı? Örneğin, panik atak için böyle bir şey söyleyebilir miyiz? Bu rahatsızlığı olan tanıdığım biri, sırf parmak uçları uyuştuğu için öleceğini düşünüyordu.

    Aslında derinlemesine bir incelemede bir çok psikiyatrik durumun içine şöyle veya böyle ölüm korkusu sızar. Şu sıralarda ölüm üzerine yazdığım bir romanın yanında böyle bir çalışmanın içindeyim. Yani psikiyatrik rahatsızlıklara sinmiş olan ölüm korkusunu kitaplaştırmak istiyorum. Bariz şekilde ölüm korkusu olan rahatsızlık ise panik atak dediğimiz rahatsızlıktır. Burada kişi, atağı yaşadığı an ölmek üzere olduğunu düşünür. Bunu düşünmekte çok haksız değildir. Çünkü bunu düşünmeye sevkedecek bir çok bedensel belirti de yaşar o kişi.

    Okuyucuya faydası olacağını düşündüğüm bir soru daha sormak istiyorum. Tanıdığım bazı eğitimciler, ilkokulda ölüm korkusu taşıyan ve bu yüzden ders performansı düşük olan çocuklardan söz ediyorlar. Özellikle tek çocuklu ailelerde, çocuk küçük yaşlarda yakın çevresinde bir ölüm yaşamışsa ölüm korkusu ciddi sorunlara yol açabiliyor. Bu tür ailelere ne tavsiye edersiniz? Çocuklarına nasıl yaklaşmalılar?

    Özellikle çocuklarda ölüm korkusu zannedildiğinden de daha sık, hatta rahatlıkla çok çok sık olduğunu söyleyebilirim; ve dahi, çocukların ruhu için çok acıtıcı bir tecrübe olduğunu da ilave etmeliyim. Ebeveynler çocuklarının ölüm ile ilgili sorularını nasıl yanıtlayacaklarını gerçekten bilmiyorlar ve konunun üzerini örtüyorlar. Çocukların ölüm konusunda rahat hissetmesinin temelde iki yolla mümkün olacağını zannediyorum. Birincisi sağlam bir Yaratıcı inancı, diğeri de sonsuz bir hayat inancı. Kuşu ölen bir çocuğa sadece “kuşun cennete gitti, orada buluşacaksınız” denmesi çocuğu bir ölçüde rahatlatacaktır. Bazen de şu itirazı yapabilecektir: Allah benim kuşumu neden aldı? Öncelikle hepimizin kalbinin şuna teslim olması gerekir: Kuş—ve dahi evrendeki herşey Onundur, Yaratıcınındır, bize herşey emanet olarak verilmiştir, Yaratıcı sahip olduğu varlıklar üzerinde mutlak tasarruf hakkına sahiptir. Böylesi bir teslimiyete sahip olan bir kalp ancak ölüme teslim olabilir. Herşeyin Mutlak Sahibi O ise ölümü bizim için bir sorun olmaktan çıkaracak da Odur. Evradı Kudsiye duasının içindeki bir cümle çok hoşuma gider: Kabirde, haşirde, sırat köprüsünde Allah bize yeter. Gerçekten çok hoş bir duadır bu. Bununla birlikte imanın diğer rükünleri de ölüm konusunda hem çocuklara hem bize teslimiyet sağlamada yardımcı olur. Özellikle meleklere ve kadere iman.

    Tabi, kısa bir röportajda, sizi de bulmuşken, olabildiğince farklı sorular sormaya çalışıyorum. O sebeple, biraz da günümüzde iyice kendini hissettiren küresel ısınma gibi afetlere gelmek istiyorum. Galiba, bunlar da üzerinde yaşadığımız dünyamızın ölümüne yaklaştığını haber veriyor. Okuduğum bir haberde, küresel ısınma haberleri yüzünden çocukların psikolojileri bozulduğu yazıyordu. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Bozulan çevre, ölüm fikrini şüphesiz daha çok akla getiriyor.

    Modern yaşam paradigmaları bir yandan bizlere bu dünyada yalancı ve hilekarlıkla dolu sonsuzluk vaadi sunarken, bir yandan da düyanın kendisinin ve içindeki varlıkların süreli bir yaşamın sahibi olduklarını daha çok kalbimize ve ruhumuza hissettiriyor. Şifa veriyorum derken, hastalığı üretiyor adeta. Küresel ısınma haberleri yapılırken korku ve vehim üretiliyor.
    Küresel ısınma haberlerinden “Hayat ve herşey fanidir” ya da “her nefis ölümü tadacaktır” gerçekliğine dair bir şey duymuyoruz. Sanki dünya ebedi ve sonsuz bir yer ve dünyanın bu kalıcılığına dair bir tehlike varmış gibi bilgi üretiliyor.
    Benim kızlarım da ilkokuldaki derslerde küresel ısınma konusundan muzdarip olmuşlardı ve uzun süre onlara: Bizim Rabbimiz herşeye kudreti yeter, biz kendimizi Ona teslim edelim, bizim için hayırlı ne ise Onu yaratır, bize sunar, biz bize düşeni yapalım, daha iktisatlı yaşamaya çalışalım, diye konuşmak durumunda kalmıştım.

    Son olarak, eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Ölmek bir sorun değildir bana göre. Sorun, sonsuz bir hayatı kazanıp kaybetme sorunudur. Yüzde yüz ebedi olarak cenneti kazanma garatisine sahip olsak hangi birimiz ölümden korkarız ki? Bir an önce ölmeyi dahi arzu ederiz.
    Şunu unutmamalıyız ki:
    Herşeyin Yaratıcısı O olduğu gibi ölümün de yaratıcısı O’dur. Ölüm bize kendiliğinden, raslantısal olarak gelen bir hal değildir. Ölüm dahi hayat nasıl yaratılıyorsa o da yaratılır. Belki de hayatla ölümün en temel ortak noktası budur. Hayatı güzel, latif, düzenli, hayırlı olarak yaratan Yaratıcı ölümü de öyle yaratacaktır.

    Son bir cümle olarak:
    Ölüm kötü bir yaşantı olsaydı meleklerin eliyle gerçekleşmezdi diye düşünürüm bazen. Ölüm meleklerle daha yakından karşılaşacağımız bir andır. Yeter ki kalbimiz ebedi hayatın varlığına ve O hayatı bize verecek Yaratıcıya teslim olsun. Bu olabilirse ölüm dediğiniz nedir ki?

    zafer dergisi

  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı hasandemir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ölüm kötü bir yaşantı olsaydı meleklerin eliyle gerçekleşmezdi diye düşünürüm bazen.
    malesef burası yanlış...Zira hem onların eliyle bir şey gerçekleşmez onlar sedece nezaretcidirler. Hem de kahır melekleri de vardır. yani şerlerin yaratılmasına de nezaret eden melekler de vardır..

  3. #3
    Yasaklı Üye hasandemir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    458

    Standart

    Alıntı acizizfakiriz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    malesef burası yanlış...Zira hem onların eliyle bir şey gerçekleşmez onlar sedece nezaretcidirler. Hem de kahır melekleri de vardır. yani şerlerin yaratılmasına de nezaret eden melekler de vardır..
    Mutlak anlamda şerr yoktur,zahiren şerr görünen işler vardır sadece.Hüsn-ü bilgayr'a sebeb olan melekler de denebilir,sanırım.
    Sonra şu yazıyı hasandemir'in yazması ne anlama geliyorsa meleklerin o işi yapması da o anlama geliyor.Herhalde bu yazıyı okurken "Allah yaratıyor,hasan kardeşimizde nezaret ediyor." demiyorsundur.Eğer aksini söylersen "okuyan ben değilim ben sadece nezaret ediyorum" da demen lazım.Yani bu meseleler o kadar basit değil.

  4. #4
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı hasandemir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Mutlak anlamda şerr yoktur,zahiren şerr görünen işler vard?r sadece.Hüsn-ü bilgayr'a sebeb olan melekler de denebilir,san?r?m.
    Sonra şu yaz?y? hasandemir'in yazmas? ne anlama geliyorsa meleklerin o işi yapmas? da o anlama geliyor.Herhalde bu yaz?y? okurken "Allah yarat?yor,hasan kardeşimizde nezaret ediyor." demiyorsundur.Eğer aksini söylersen "okuyan ben değilim ben sadece nezaret ediyorum" da demen laz?m.Yani bu meseleler o kadar basit değil.
    Küfür mutlak anlamda o kişi için şerdir. Zira kendi istemiştir..Zulüm mutlak anlamda şerdir.Zira zalim istemiştir Allah'ta yaratm?şt?r ahi..Netizesinde başlkalar? bundan hay?r elde eder o başka mesele..

  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Kıyametin hâdisâtından ervâh-ı bâkiye müteessir olacaklar mı?
    Elcevap: Derecatlarına göre müteessir olacaklar. Melâikelerin tecelliyât-ı kahriyede kendilerine göre müteessir oldukları gibi müteessir olurlar. 15. mekt

  6. #6
    Pürheves nesl_hn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    208

    Standart

    Panik atak daha çok sosyo ekonomik düzeyi yüksek, tabiri caizse bu dünyada dünyal?k ad?na bir çok şeye sahip olan kişilerde görülüyor.Çünkü bu kişiler ellerindekilerini kaybetme korkusu taş?yor,dahas? ölümden korkuyorlar...
    Allah kimseye ölümü unutturmas?n...
    Mala mülke mağrur olma,deme var mı ben gibi.
    Bir muhalif rüzgar eser,savurur harman gibi!
    !

  7. #7
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    "onların nezâretleri sırf Cenâb-ı Hakkın hesâbiyledir ve Onun nâmiyle ve kuvvetiyle ve emriyledir.

    Belki nezâretleri, yalnız Rubûbiyetin tecelliyâtını, memur olduğu nevide müşâhede etmek ve kudret ve rahmetin cilvelerini o nevide mütâlâa etmek ve evâmir-i İlâhiyeyi o nev'e bir nevi ilham etmek ve o nevin ef'âl-i ihtiyâriyesini bir nevi tanzim etmekten ibârettir. Melek lisâniyle temsil etmek ve onların hayatlarıyla Fâtır-ı Zülcelâle karşı takdim ettiği tahiyyât-ı mâneviyelerini melek lisâniyle ilân etmek; hem onlara verilen cihazâtı hüsn-ü istimâl etmek ve bâzı gâyelere tevcih etmek ve bir nevi tanzim etmekten ibârettir.

    Melâikelerin şu hizmetleri, cüz-i ihtiyârîleriyle bir nevi kisbdir, belki bir nevi ubûdiyet ve ibâdettir; tasarruf-u hakikileri yoktur. Çünkü, herşeyde Halık-ı Küll-i Şeye has bir sikke vardır; başkaları parmağını icada karıştıramaz. Demek, melâikelerin şu nevi amelleri ise, onların ibâdetidir; insan gibi, âdetleri değildir."

  8. #8
    Yasaklı Üye hasandemir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    458

    Standart

    Bu alıntı yaptığın yerleri Allah bana hiç göstermemiştiŞimdi ise senin elini vesile ederek gösterdi.Sakın "Ben gösterdim." diye Allah aklına getirmesin.Çünkü her şeyi yaratan Allah'tır.
    Bilmem Anlatabildim mi?Yoksa anlatanın Allah olduğuna dair bir alıntı mı yapacaksın!Fiiller kullara-tabii meleklere de nisbet edilebilir.Çünkü Kur'an-ı kerimde bu yapılmıştır.
    Mesala "Cebrail vahyi getirdi,peygamberimizin göğsünü sıktı." deriz.Ama Cebrail "vahye inişine nezaret etti,Allah'ın peygamberimizin göğsünü sıkmasına nezaret etti." demeyiz.Bu kadar basit.

  9. #9
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı hasandemir Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu alıntı yaptığın yerleri Allah bana hiç göstermemiştiŞimdi ise senin elini vesile ederek gösterdi.Sakın "Ben gösterdim." diye Allah aklına getirmesin.Çünkü her şeyi yaratan Allah'tır.
    Bilmem Anlatabildim mi?Yoksa anlatanın Allah olduğuna dair bir alıntı mı yapacaksın!Fiiller kullara-tabii meleklere de nisbet edilebilir.Çünkü Kur'an-ı kerimde bu yapılmıştır.
    Mesala "Cebrail vahyi getirdi,peygamberimizin göğsünü sıktı." deriz.Ama Cebrail "vahye inişine nezaret etti,Allah'ın peygamberimizin göğsünü sıkmasına nezaret etti." demeyiz.Bu kadar basit.
    Azrail Aleyhisselâm Cenâb-ı Hakka münâcât edip demiş: "Kabz-ı ervâh vazifesinde senin ibâdın benden küsecekler, şekvâ edecekler?"
    Ona cevaben denilmiş: "Senin vazifene hastalıkları ve musibetleri perde yapacağım-tâ ibâdımın şekvâları onlara gitsin, sana gelmesin."
    Aynen bu perdeler gibi, Azrail Aleyhisselâmın vazifesi de bir perdedir-tâ haksız şekvâlar Cenâb-ı Hakka gitmesin. Çünkü ölümdeki hikmet ve rahmet ve güzellik ve maslahat cihetini herkes göremez. Zâhire bakıp itiraz eder, şekvâya başlar. İşte bu haksız şekvâlar Rahîm-i Mutlaka gitmemek hikmetiyle, Azrail Aleyhisselâm perde olmuş.
    Aynen bunun gibi, bütün meleklerin, belki bütün esbab-ı zâhiriyenin vazifeleri, izzet-i rububiyetin perdeleridir. Tâ güzellikleri görünmeyen ve hikmetleri bilinmeyen şeylerde kudret-i İlâhiyenin izzeti ve kudsiyeti ve rahmetinin ihatası muhafaza edilsin, itiraza hedef olmasın ve hasis ve ehemmiyetsiz ve merhametsiz şeylerle kudretin mübaşereti nazar-ı zâhirîde görünmesin. Yoksa, hiçbir sebebin hakikî tesiri ve icada hiç kabiliyeti olmadığını, herşeyde tevhid sikkeleri kat'î gösterdiğini, Risale-i Nur hadsiz delilleriyle ispat etmiş. Halk etmek, icad etmek Ona mahsustur. Esbab yalnız bir perdedir. Melâike gibi zîşuur olanların, yalnız cüz-i ihtiyarıyla cüz'î, icadsız, kesb denilen bir nevi hizmet-i fıtriye ve amelî bir nevi ubudiyetten başka ellerinde yoktur.
    Evet, izzet ve azamet isterler ki, esbab, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında.
    Tevhid ve ehadiyet isterler ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

  10. #10
    Yasaklı Üye Cennetâsâ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Mesajlar
    5.827

    Standart

    İ'lem eyyühe'l-aziz! Kur'an-ı Mucizü'l-Beyan büyük bir ölçüde tekrar ettiği ihya-yı arz ve toprak unsuruna nazar-ı dikkati celb ettiğinden, kalbime şöyle bir feyiz damlamıştır ki:
    Arz, alemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevazu, mahviyet gibi maksuda isal eden yolların en yakını da topraktır. Belki toprak, en yüksek semavattan Halık-ı Semavata daha yakın bir yoldur. Zira, kainatta tecelli-i rububiyet ve faaliyet-i kudrete ve makarr-ı hilafete ve Hayy-u Kayyüm isimlerinin cilvelerine en uygun, topraktır. Nasıl ki arş-ı rahmet su üzerindedir; arş-ı hayat ve ihya da toprak üstündedir. Toprak, tecelliyat ve cilvelere en yüksek bir aynadır. Evet, kesif birşeyin aynası ne kadar latif olursa, o nisbette suretini vazıh gösterir. Ve nurani ve latif birşeyin de aynası ne kadar kesif olursa, o nisbette esmanın cilvelerini cilalı gösterir. Mesela, hava aynasında, yalnız şemsin zayıf bir ziyası görünür. Su aynasında şems ziyasıyla görünürse de elvan-ı seb'ası görünmüyor. Fakat toprak aynası, çiçeklerinin renkleriyle, şemsin ziyasındaki yedi rengi de gösterir. olan Hadis-i şerif, bu sırra işareten şehadet eder. Öyleyse, arkadaş, topraktan ve toprağa inkılap etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!
    mesnevi-i nuriye


    "Kulun Rabbine en yakın olduğu an, onun secde halidir." el-Münavi, Feyzü'l-Kadir, 2:68, hadis no:1348; el-Beyhaki, es-Sünenü'l-Kübra, 2:110.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Ölüm Var Ölüm, Ölünde Görün...
    By Beste-i Rana in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 24.01.09, 19:19
  2. Ölüm Düşüncesi Üzerine...
    By Müellif-e in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.11.08, 15:53
  3. Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.02.08, 14:03
  4. Ölüm Üzerine
    By hasandemir in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03.02.08, 21:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0