+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: "Yenildim Allah'ım"

  1. #1
    Yasaklı Üye hasandemir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    458

    Standart "Yenildim Allah'ım"

    “Yenildim Allah’?m”

    Murat Türker

    ONUNLA ?LK karş?laşmam?zda bana “Hocam, ben bu dünyan?n işini başaramad?m; Allah’?n gücüne gitmesin ama ben bu dünyaya hiç gelmemeliydim” demişti. Üzerime diktiği gözlerinde, hayat karş?s?nda mağlup olmuş bir adam?n bitkinliğinden izler vard?.
    Gizlemeye çal?ş?yordu ama ben, gözlerinin dolu dolu olduğunu fark edebilmiştim.
    Yaş? muhtemelen elli civarlar?ndayd?; saçlar? beyazlam?şt?; bir devlet memuruydu.
    Bu yaş?na kadar ‘helâlinden kazanmaya’ itina etmişti. Örneğine başka durumlarda da rastlanacağ? gibi ‘namuslu’ olman?n faturas?n? ödeyenlerden biri olduğu anlaş?l?yordu.
    Boyunca çocuklar? vard?…
    Modern zamanlar?n k?skac?nda yaşayan ve bitmek bilmeyen ihtiyaçlar? olan çocuklar?…
    Başkalar?n?n imkânlar?na özenen, cebinde bol para, alt?nda lüks bir spor araba olsun isteyen ve lügatinden ‘kanaat’ kavram?n? epey bir süre önce ç?kartm?ş olan çocuklar?…
    Onlar?n isteklerini karş?lamaktan âcizdi ve hayata maddî perspektiften bakmaya şartland?r?lm?ş evlatlar? nazar?nda ‘güçsüz’ ve ‘yetersiz’ bir baba olduğunun fazlas?yla fark?ndayd?.

    Çocuklar?n zihinlerinde çevirip durduklar? “Neden biz daha iyi şartlarda yaşam?yoruz? Neden hep biz tasarruflu olmak, ölçülü harcamak zorunday?z?” türünden sorulara tatmin edici cevaplar verebilmekten de uzakt?.
    Evlatlar?n? daha iyi yetiştiremediğine de hay?flan?yordu.
    Asl?nda eşi ve kendisi onlar? bu yaşa getirene dek ne zorluklara katlanm?şlard??
    Uykusuz geçirdikleri gecelerin say?s?n? hat?rlam?yordu ama hayat? bir yük gibi s?rtlar?nda taş?d?klar?, ay sonunu getirebilmenin hesaplar?n? yapt?klar? dönemlerde bile zorluklar? onlara yans?tmamak için nas?l ç?rp?n?p durduklar?n? an?ms?yordu.
    ‘Yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek’ türünden terkipler herkesin ağz?na düşmüş beylik ifadelerdi ve orijinalitesini kaybetmişti ama onlar ‘harbiden’ yemeyip yedirmiş, giymeyip giydirmişlerdi.
    En küçük yavrular?n?n ateşlendiği bir gece soluğu acil servisin kasvetli kap?s?nda alm?şlar; üzüntülerine “ya bizden çok para isterler de, karş?layamazsak; evlad?m?z? tedavi ettiremezsek” tedirginliği eşlik etmişti.
    Hastane koridorlar?nda volta atarken, yaklaşan kiray? nas?l tedarik edeceğini, yak?t masraflar?n? nas?l karş?layacağ?n? düşündüğünü de bugün gibi hat?rl?yordu.
    Çocuklar?na ‘dar gelirliliğin’ mağduriyetini yaşatmamaya çal?ş?yordu. Öyle ya ‘alt taraf?’ bir devlet memuruydu ve ald?ğ? para ortadayd?. Yine de başkalar?nda görüp canlar? bir şey istediğinde, onlara elde edememenin burukluğunu yaşatmamak için ‘bir yerlerden’ k?s?p temin etme yoluna gittiği de olmuştu.
    Bana “Hocam, biz çok s?k?nt? çektik bugüne kadar” derken, asl?nda harc?âlem bir şey söylediği, kimle konuşursan?z konuşun geçmişte yaşad?ğ? problemlerden dem vuracağ? gerçeği umurunda değildi. Bir farkl?l?k endişesi yoktu ve tavr? alabildiğine içten olduğunu âşikâr k?l?yordu.
    Karş?mda oturmuş, bir elli y?l?n muhasebesini yap?yordu.
    Bir işi, iyi kötü bir geliri vard? ama ruh hâli ‘bir baltaya sap olamad?ğ?n? düşünen’ bir zihnin yeniklik psikolojisini yans?t?yordu.
    Öyle ya, kimseyi memnun edememişti hayat? boyunca…
    Hatta kendisi bile kendisinden râz? değildi!
    Çal?şm?ş, didinmiş, gecesini gündüzüne katm?ş ama babal?k hususunda çocuklar?ndan geçer not alamam?şt?.
    Harama el uzatmam?ş, hakka hukuka riâyet etmişti ama iş hayat?nda da ‘sayg?n’ bir yeri olduğu söylenemezdi.
    Belki bir tek otuz y?l ayn? yast?ğa baş koyduğu han?m? ona yoldaş olmuştu ama ona da sorsalar, kim bilir nelerden şikâyet edecek, pozisyonunu daha iyilerle mukayese edip hangi mahrumiyetlerden s?zlanacakt??
    ?şte karş?mda duran bu adam “Hocam, ben bu dünyan?n işini başaramad?m; Allah’?n gücüne gitmesin ama ben bu dünyaya hiç gelmemeliydim” derken bana böyle bir arka plândan sesleniyordu.
    Asl?nda kendisini yetiştirmeye çal?şan birisiydi de.
    Elinden geldikçe kitap okumaya çal?ş?yor; daha bilgili bir baba olarak çocuklar?n?n karş?s?na dikilmek istiyordu. Kendisinin ‘câhil’ olduğunu düşünmelerine tahammül edemezdi.
    Konuşma esnas?nda bir ara “Bu yaştan sonra yabanc? dil kursuna bile gittik hocam!” dediğini hat?rl?yorum.
    K?sacas? miskin, uyuşuk, gams?z bir adam değildi.
    Hatta dostlar? her şeyi kafas?na gereğinden fazla takt?ğ?n? söylüyorlard?.
    Gerçekten ince ve duyarl? bir mizâc? vard?…
    Kimseyi k?rmamaya özen gösterirdi…
    Çokça istismar edildiğini bile bile insanlar aras? ilişkilerde içten ve nâzik olmaya itina ederdi.
    Peki, bunca dikkatli yaşamaya çal?şt?ğ? bir ömrün âhirinde sapland?ğ? bu ‘mağlubiyet’ düşüncesi de nereden geliyordu?
    Neden çok idealist ve kararl? ç?kt?ğ? bu yolun sonuna yaklaşt?ğ?nda “Olmad?! Beceremedim!” duygusuna kap?lm?şt??
    Asl?nda bu sorulara kendince bir cevap da bulmuştu.
    Yaşad?ğ? zaman âhir zamand? ve bu devre damgas?n? vuran olgu ‘başar?’ idi. ?nsanlar başar?lar? nisbetinde değer görüyorlard?.
    Dürüst, erdemli vs. olman?n pek bir k?ymet-i harbiyesi yoktu. Bu tür değerlere, başar?n?n kendilerine eşlik ettiği durumlarda itibar ediliyordu.

    Bir kitapta okuduğu ‘materyalizm’ biraz da bu muydu yoksa?
    Bu öyle bir anafordu ki, dindar?ndan dinsizine, ahlâkl?s?ndan doland?r?c?s?na herkese âr?z olmuştu.
    Daha fazla dindar olmak bile bu devirde başar?l?/güçlü olmakla mümkündü sanki…
    Sürekli öne ç?kar?lan ‘işinde başar?l? insan’, ‘iş adam?’, ‘iş kad?n?’ gibi kavramlar çağ?n hâkim değerini deşifre ediyordu.

    Evet, kendisi dürüsttü, duyarl?yd?, iyi yürekliydi, yard?mseverdi, en ufak bir trajedide gözleri dolard? ama ne yaz?k ki bunlar para etmiyordu.
    Ona…
    En yak?n?ndakilere, aile fertlerine bile anlatamad?ğ? derdini, neden benimle paylaşt?ğ?n? sordum…
    Bana “Bilmiyorum” dedi: “Hocam, bilmiyorum”
    Bense sadece dinledim onu…
    Konuşarak düşüncelerini değiştirmeye hiç yeltenmedim…
    Bir süre öyle sessizce oturduktan sonra “Bana müsaade hocam!” dedi…
    Ve kalk?p gitti…
    Sonraki günlerde nedense akl?ma Hz. Nuh’a âit o meşhur dua tak?lacakt?:
    “Rabbi inni mağlûb: Yenildim Allah’?m”


    02/01/2008
    © 2007 karakalem.net, Murat Türker

  2. #2
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Başarısızlık ya da Yeterince İyi Biri Olamamak


    İnsanların kabul edilme ve tanınma ihtiyaçları var.

    Bilinme, varlığının farkına varılması, hissedilmesi, bunun ifade edilmesi insanın fıtrî bir ihtiyacı olarak görünüyor.

    Bunları yaşayamayan insan bu gezegende var iken ‘yokluk duygusu’ yaşıyor.


    Yokluk duygusu da insanda derin acılar uyandırıyor. İnsanın fiziksel olarak şu gezegende var olması yetmiyor. Varlığının tanınması da gerekiyor.



    Bu fıtrî ihtiyacın nasıl ve hangi yolla temin edileceği konusunda Avrupa medeniyeti ile Kur’ân medeniyeti arasında belirgin bir farklılık açığa çıkıyor.


    Avrupa medeniyetinde kabul görme, tanınma, bilinme ihtiyacı için tek yol toplumsal grup tarafından tanınabilecek ‘birşey olmak,’ yani ‘başarılı biri olmak’ olarak gösteriliyor.

    Başarılı iseniz kabul göreceksiniz, kabul görünce de var olduğunuzu anlayacaksınız anlayışı her halde empoze ediliyor.

    Bu yüzden kendiliğin sunumu büyük önem kazanıyor.

    Bu ihtiyacı doyurmak için çok çalışmak gerekiyor. Ama toplumsal kültür bunun tedavül değerini birden değiştiriyor. ‘İyi birşey’ olabilmeyi başarmak için, iyi ahlâklı, duyarlı, açık bir insan olmak yerine, sert, kapalı ve rekabetçi bir tutuma girmek de gerekiyor.



    Avrupa medeniyeti insanlara ‘iyi birşey olmaları,’ yani ‘başarılar elde etmeleri,’ böylelikle de var olmaları için birçok umut vaad ediyor.

    Ama fırsatlar sınırlı kalıyor. Kişiler sık sık başarısızlık, ‘yeterince iyi biri’ olamama korkusu, yani kendilerine karşı düş kırıklığı yaşıyor.


    İnsanlara bol bol "Birçok güzel seçenek var ve bunları yakalamak kişinin kendi elindedir" mesajı veriliyor.

    Ve ekleniyor: "Eğer bunu yapamazsanız, sizde bir hata var. "

    Ama imkânların sınırlı olduğu; imkânlar sınırsız bile olsa yaşama zamanı sınırlıóölümle sınırlandırılmışóbir gezegende yaşıyoruz.


    Her türlü başarıyı, her an karşılaşılan yok oluşlar zaten silip süpürüyor. Yeterince kazananlar olduğu sürece, kaybedenler önemsenmiyor.

    Bu kapitalist pazar ekonomisinin tarzı: Kazananlar ve kaybedenler olacaktır.



    Bu medeniyetle yetişen insanların psikolojilerinin büyük özelliklerinden biri de, kendileri ile ilgili bir hükme, değerlendirmeye varırken kendilerini başkalarıyla kıyaslamaları.

    Başarılı olma, dolayısıyla var olma ölçütü olarak başkalarının başarıları esas alınıyor. "Ben şunun kadar başarılıyım, o halde hayatım anlamlı, ben de bu dünyada bir işe yarıyorum" gibi. Aynı şekilde, "Diğer insanlar kadar başarılı değilim, dolayısıyla varlığımın pek bir anlamı yok" da yaygın bir anlayış olarak beliriyor.



    Başarısızlığa tahammülsüzlük, bir başka özellik.

    Hata yaparsanız, şaşırır veya kolay zedelenirseniz, yahut ağlamak isterseniz bunlar sizi aşağı ve başarısız gösterir anlayışı, tipik bir düşünüş tarzı...

    İşte o zaman Batı medeniyeti ile yetişen insan yokluk duygusu yaşıyor.

    İnsan, dünyada var olduğu halde, varlığı bir anlam ifade etmediği için, sanki yok oluyor. Varlık içinde yokluğu yaşıyor. Başarısız kaldıkça varlığı bir anlam ifade etmiyor.



    Kendiliğin sunumu önem kazandığından sosyal hayatta gerçeklerle bağdaşmayan bir arz-ı endam ortaya çıkıyor.

    Bu medeniyetin insanı kendi acizliğini ifade edemeyecektir.

    Ama insan aciz bile değildir.

    İnsan mutlak acizdir.

    Kendisini noksan, hatalı, kusurlu gösteremeyecektir.

    Ama insan mutlak anlamda noksandır ve kusurludur.

    Bu haliyle insanlar kendilerini kendi fıtratı ile çelişen, fıtratını zorlayan ve hatta fıtratını değiştirmeye çalışan bir tutum ve davranışlar örüntüsü içinde bulacaktır.



    Kur’ân medeniyetinde kişi hayattaki konumunu toplumsal normlara bağlamıyor. Merdivenin üst basamaklarına tırmanma ve başarı/başarısızlık olasılıklarıyla yüzleşme gereği duymuyor.

    İnsana vaad edilen imkânlar sınırlı değil.

    Çünkü dil olan Yaratıcının vaad ettiği, ebedî hayattır.


    Kur’ânî yaşayış ve düşünüş tarzında insanın değerini belirleyen şey başarı/başarısızlık değil.

    Dolayısıyla yeterince iyi biri olunup olunmadığını belirleyen de toplumsal normlar değil.

    Kabul görmeme veya başarısızlık insanı ‘iyi olmayan biri’ yapmaz.


    Ta başından beri insan mahlukiyet cihetiyle zaten değerlidir. Yaratıcı tarafından, özenle ve sanatla, Kendisine muhatap olacak şekilde yaratılmıştır. İnsan her an O’nun rahmet ve şefkatine mazhar olmaktadır.



    Mü’min yeterince iyi biri olmayı dünyevî hedefler elde ederek başarmaya çalışmaz.

    Çünkü zaten değerli ve anlamlıdır.

    Ona düşen vazife, böyle olduğunu farketmek; farkederek, bilerek, bilinçli olarak yaşamaktır.


    Mü’minin kıymetini belirleyen dünyevî başarılar değildir.

    Gezegendeki yolculuğunu anlamlı kılan da bu değildir.

    Yaratıcısına kulluk, mü’min için temel var oluş gerekçesidir.

    O Yaratıcı tarafından her an tanınmakta, bilinmekte; yaptığı dua ve ibadetlere zaten karşılık verilmektedir.

    Yaptığı her hayır, Yaratıcı adına işlenen her amel ve her fiil kabul görmektedir.


    Mü’min başarılı olmayacak mıdır? Olmalıdır da.

    Ama yeterince iyi biri olmak için değil. Yaratıcısının verdiği, kendisine emanet kıldığı kabiliyetleri en iyi şekilde kullanmaya gayret edecektir.

    Bu O’nun duası, Rabbine yakarışı olacaktır.


    Mü’min için kabul edilme ve tanınma fıtrî ihtiyacı Yaratıcısı tarafından her an bilindiği, tanındığı, korunduğu gerçeği ile tatmin edilir. Bunun dışındaki her türlü tatmin yolu sahtedir, yalancıdır ve geçicidir.


    Mustafa Ulusoy
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yalnızca "La İlahe İllallah" Demek Yeterli midir? "Muhammedür Resulullah" Demeden?
    By ZÜMRÜT in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 25.04.17, 13:15
  2. "Ene" ve "Zerre"den İbaret Bir "Elif" Bir "Nokta"dır.
    By Ene-Zerre in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 29
    Son Mesaj: 21.04.17, 20:29
  3. Hayatıyla bir "Elif" yazar, "Vav" vuslatıyla yürür, yüreği "Hu" okur..
    By gamze-i_dilruzum in forum İslami Nitelikli Yazılar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 21.04.17, 20:28
  4. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 05.09.08, 13:57
  5. "Vücudunu, Mucidine Feda Et" ve "Ruhumu Rahmana Teslim Eyledim" Ne Demektir?
    By sahabe86 in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 24.07.08, 15:22

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0