Konu Kapatılmıştır
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 16

Konu: Şefaat Haktır

  1. #1
    Pürheves nesl_hn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2007
    Bulunduğu yer
    izmir
    Mesajlar
    208

    Thumbs up Şefaat Haktır

    Şefaat, birisinin işi için aracı olmak, hatır ve yetkisini kullanarak darda kalan kimseyi sıkıntıdan kurturmaktır.

    Ahirette şefaat haktır. Allahu Teala, bütün nimet, yetki ve şereflerin sahibidir. Hüküm ve karar sahibi O�dur. Cennet ve Cehennem O�nun emrindedir. Ancak O [c.c] bazı kullarının şeref, itibar ve derecesini artırmak, katındaki yakınlık ve dostluğunu göstermek için kendilerine bazı yetkiler verir; görevler yükler, şeref bahşeder, işte şefaat da böyledir.

    Şefaat Allahu Teala�nın işine karışmak değildir. Şefaat izni ve yetkisi verilen bir kimseden şefaat istemek Allah�a şirk koşmak değildir. Şefaat, Allahu Teala�nın sevdiklerine bahşettiği bir şeref ve yetkidir. Şefaat, sevenlerin sevdikleri için aracı olup; naz makamında niyaz etmeleri, dostları adına göz yaşı dökmeleridir. Şefaat sevginin meyvesi, rahmetin esintisidir. Şefaat, Allahu Teala�nın kullarına bir hediyesidir.

    Meşhur hadiste belirtildiği gibi, mahşerde bütün insanlık sıkıntı içinde kıvranırken dertlerini ilahi huzurda dile getirecek, kendileri için Allah�ın rahmetini isteyecek bir kimse ararlar. Önce, bütün insanlığın babası Hz. Adem Efendimize giderler. O bu büyük işi üstlenmez, başka bir peygambere gönderir. Hiçbir peygamber insanların adına söz söylemeye kendilerini layık görmezler, sonunda halkı Allah�ın Habibi, yaratılmışların en faziletlisi Hz.Muhammed (s.a.v) Efendimize gönderirler. Halk gelir, kendisinden rica ederler, ağlayıp dertlerini dile getirirler ve : �Şu sıkıntıdan bizi kurtarması için Yüce Allah�a sen yalvar!� derler. O zaman Allah�ın Habibi (s.a.v) Efendimiz alemlerin Rabbinin huzuruna çıkıp secdeye kapanır. Sonsuz azamet ve rahmet sahibi Yüce Mevla�mız kendisine:

    �Ey Muhammmed! Kaldır başını; ne diyorsan söyle, sözün dinlenecek; şefaat et, şefaatin kabul edilecek; iste istediğin verilecek� diye hitap buyurur.(Buhari, No:4476; 6565; Müslim, No:193, Ahmed, Müsned, III, 116, 244.)

    İşte bu �Makam-ı Muhmud�tur; en büyük şefaat yetkisidir. Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, diğer peygamberlere verilmeyen beş şeyden birisinin de kendisine verilen umumi şefaat yetkisi olduğunu beyan etmiştir.( Buhari, Saiat, 56. Bkz: Müslim, No: 521; Ahmed, Müsned, II, 411; ibnu Mace, No: 567; ibnu Hıbban, Sahih, No: 2313.) Ayrıca her peygamber, kabul edilecek duasını dünyada kullanmış iken; Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz, bu hakkı ahirette müminlere şefaat için saklamış ve Allah�a şirk koşmadan ölen herkesin bu şefaata ulaşacağını müjdelemiştir.( Tirmizi, No:2441; Ahmed, Müsned, VI, 23, 27; Hakim, Müsterdek, l, 67.)

    Bu yetki ile umumi bir şefaat eder. Büyük günah sahipleri dahil, zerre kadar imanı olan herkes bu nimetten istifade eder. Çünkü Efendimiz (s.a.v):

    �Benim şefaatim ümmetimin büyük günah sahipleri için olacaktır.�( Ebu Davud, No: 4739; Tirmizi, No: 2435; Ahmed, III, 213; Hakim, Müstedrek, l, 69, 160; ibnu Hıbban, No:2596.) buyurmuştur. Ondan sonra sırasıyla Allah�ın şefaat izni verdiği peygamberler, melekler, alimler, salihler, şehidler ve izin verilen diğer kimseler mü�minlere şefaat ederler; Cehennemi haketmiş mü�minlerin affı için Allah�a yalvarır, kurtuluşu için aracı olurlar. Allahu Teala da onların şefaatim kabul buyurur, şefaat edilen günahkarları affeder.( Bu konuda geniş bilgi için bkz: Acurri, eş-Şeriatu, 340-362.)

    Şefaat sadece kafirler ve küfrü yayan zalimler için yoktur. Onlara dünyadaki amellerinin bir faydası olmadığı gibi, yakın dostlarının da bir faydası olmayacaktır.( A�raf, 53; Ğafir, 18.)





    Ehli Sünnet İnancı (Akaid)
    Dilaver Selvi
    Mala mülke mağrur olma,deme var mı ben gibi.
    Bir muhalif rüzgar eser,savurur harman gibi!
    !

  2. #2
    Pürheves Firdevsi-ala - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Bulunduğu yer
    ne farkeder (nasılsa dünya sürgünü )
    Yaş
    33
    Mesajlar
    153

    Standart


    Gel Vur Mızrabını da Kalbimi Söylet! Vur Ruhuma Nağmelerini Dinlet! Ve Gönlüme Geleceğini Vadet! Vadet ki Kalmadı Dizimde Derman. ...

  3. #3
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    ŞEFÂAT

    Bir kimsenin bağışlanmasını istemek; bir kimseden, başka bir kimse için iyilik yapmasını ve zarardan vazgeçmesini rica etmek; yardım etmek; başkası hesabına yalvarmak, rica etmek; birinin önüne düşüp işinin görülmesi için dua ve niyazda bulunmak. Şefâat edene eş-şâfi', eş-şefi (başkası lehine taleb eden) denilir.








    Bu ayette şefâat; aracı olmak, yardım etmek ve öncülük etmek anlamlarına gelir: "Kim güzel bir şefâatla (hayır ve iyiliklere aracı, vasıta olmakla) şefâat ederse, bundan kendisine bir sevab (hisse) vardır. Kim de kötü bir şefâatle (kötülüğe delil olmak ve yardım etmekle veya kötülük çığırını açmakla) şefâatde bulunursa, ondan kendisine bir günah payı vardır. Allah her şeye kadirdir" (en-Nisâ, 4/85) .








    Şefâat-ı hasene, iman edip Allah'ın ve kullarının haklarına riayetle beraber, mü'minlerin iyiliği için uğraşmak, onları kötülüklerden ve zararlardan korumaya çalışmaktır. Şefaat-ı seyyie, mü'minlerin ve insanların zarara uğramaları ve kötülüklere düşmeleri için çalışmak ve kötülük çığırları açmaktır. Hangi hususta olursa olsun, bir insan, menfaat sağlayıp zarara uğramasını engelleme yolunda sırf Allah rızası için şefâatta bulunana dünyada ve ahirette bundan nasib ve ecir vardır. Kötülüğe ve zararlara sebeb olanın da bu şefâat-ı seyyienin vebal ve günahından nasibi vardır.









    Ahiretteki şefâate gelince, dünyada işlenen bazı günahların âhirette cezalandırılmasından vazgeçilmesi için talebte bulunmak, aracı olmak ve bunun için dua etmektir. Şu halde şefâat, bir mü'minin günahlarının bağışlanması için Allah'a dua edip yalvarmaktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), "Her Peygamberin bir duası vardır. Ben ise, inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklamak istiyorum" buyurmuştur (Buhârî, Daavât, I; Tevhid, 31; Müslim, Nşr. M. Fuâd Abdulbaki, İman, 86).








    Ahirette, kendilerine şefâat izni verilen her şefi'in şefâatının sınırı, Allah katındaki yakınlığı ve derecesi nisbetinde nail olacağı izin ve imkânın şâmil olduğu günahkâr mü'minler ile mütenasibtir. Şefâat olunacak mü'minlerin de şefâat edilmeye lâyık olmaları şarttır.







    Allah'ın, kullarından faziletli birisinin diğer bir mü'min için hayır isteğine icabet ederek bundan bir zararı gidermesi, yahut onun günahlarını affetmesi, insanlara sonsuz nimet ve lütuflarının bir kısmıdır. Mü'minin, mü'min kardeşinin günahlarının affı için duası Allah katında ona şefâatı türündendir. Allah katında hayırlı bir kulun bu duası ister dünyada iken sağ olan mü'min için olsun, ister ölmüş mü'min için olsun yahud âhirette meydana gelsin aynıdır. Dünyada iken Hz. Peygamber (s.a.s.)'in mü'minlere duası, onlara bir çeşit şefâatidir. O daha bu dünyada hayatta iken mü'minlere dua ederek şefâatta bulunmuştur. Nitekim Hz. Âişe (r.an)'nın naklettiğine göre, Rasûlüllah (s.a.s.) çok defa geceleri yatağından kalkar, mü'min ölülere Allah'tan mağfiret istemek için "Bakîu'l-Ğarkad" mezarlığına giderdi (Müslim, Cenaiz, 35).






    Yüce Allah'ın kendi yanında mukarreb ve derecesi yüksek bir kulunun diğeri hakkında şefâatını -birine kendi katında itibarı olduğunu göstererek ikram için, ötekine zayıf ve muhtaç olduğundan rahmet olarak- kabul etmesine aklen hiçbir engel yoktur. Allah'ın âhirette, peygamberlerine ve râzı olduğu bir takım zatlara şefâat etmeleri için müsaade etmesi, kendisinin bileceği adalet ve lütuf kanununa dahil olan hikmetindendir. Uhdesinde kul hakları bulunanlar hariç, günahkâr mü'minleri Allah Teâlâ'nın, Lütuf ve fazlıyla affetmesi caiz olunca, peygamberler, mukareb ve iyi kimselerden birinin şefâatına mazhariyetleri halinde bunların Allah'ın mağfiretine nail olmaları da mümkündür.













    Ahirette şefâatın olacağı Kitab ve sünnetle sabittir:





    Peygamber, velî, şehid ve bildikleri ile amel eden imanlı âlimler ve kâmil mü'minler gibi Allah'ın müsaade ettiği, rızasına mazhar olmuş, nezdinde bir değer ve yakınlığa erişmiş kimselere şefâat etme izni verilebilecektir (el-Bakara, 2/255; Yûnus, 10/3; Meryem, 19/87; Tâhâ, 20/109; ez-Zuhruf, 43/86).





    Peygamberler ve diğer şefâatçıların şefâatları, Allah'ın râzı olacağı ve haklarında şefâat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır (el-Enbiyâ, 21/27-28; ed-Duhân, 44/41-42; Buharî, Cihad, 189; Müslim, İmare, 6).









    Kâfirler için şefâat kapıları kapalıdır (el-Bakara, 2/48, 123, 254; en-Nisâ, 4/116; el-A'râf, 7/53; el-Mü'min, 40/18; es-Secde, 32/4; ez-Zümer, 39/44; el-Müddessir, 74/48; el-İnfitâr, 82/19). Peygamberler bile kâfirlere şefâat edemeyeceklerdir. Kâfirler layık oldukları cezâlarını çekeceklerdir. Hz. İbrahim'in -âhirette babası ile karşılaştığında- onun için hiçbir şefâatta bulunamaması, Allah'tan "Kâfirlere ben cenneti haram kıldım " cevabını alması da buna delâlet eder (Buharî, Tefsir, Sûre 26). Bu konuyla ilgili olarak (bkz. Buharî, Enbiya, 8; Tefsir, Sûre 6; Rikak, 45, 53; Müslim, Fadail, 9). Yalnız Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde, şefâatı sebebiyle amcası Ebû Talib'in ateş çukurunun topuğuna kadar gelen yerinde bulunacağını söylemiştir (Buharî, Meğazi, 73; Müslim, İman, 90). Bu da sadece Rasûlüllah'a tanınan bir şefâat hakkı olsa gerektir. Çünkü Ebû Talib, Rasûlüllah'a pek çok yardım ve iyiliklerde bulunmuştur.







    Peygamberlerin şefâatı: Âhirette peygamberlerin hepsine mü'minlere şefâat etme hakkı tanınmıştır (Buhârî, Rikak, 45; Tevhid, 33; Müslim, İman, 81;Ebû Dâvûd, Cihâd, 26;Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 94 vd. 325, V, 43; Tirmizî, II, 66).








    Her peygamber kendi ümmetine şefâat edecektir (Buhârî, Tefsir Sûre 18). İnsanlar muhakeme olunmak için mahşerde toplandıklarında, peygamberler, "Allah'ım selâmet ver, Allah'ım selâmet ver" diye duâ edeceklerdir (Buhârî, Rikak, 52; Müslim, İman, 81). Peygamberlerin ve Hz. Peygamberin şefâatı "Şübpesiz ki Allah, kendisine eş tanınmasının (şirk kosulmasının) günahını yargılamaz. Ondan başka dileyeceği kimsenin günahını mağfiret eder" (en-Nisâ, 4/116) âyetinin hükmünce, Allah'ın izniyle mü'minlere şamil olabilecektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) hadislerinde büyük günah işleyenler de dahil, mü'minlerin şefâatına nail olacaklarını söylemiştir (Buhârî, Rikak, 51; Ebû Dâvûd, es-Sünne, 20; Tirmizi, II, 66).







    Peygamberler içinde ilk defa şefâat edecek ve şefâatı kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. (Müslim, Fadâil, 2). Âhirette Hz. Muhammed (s.a.s.)'in bu ilk şefâatı, mahşer halkının muhakemeye başlanılması hakkındaki umûmî ve büyük şefâattır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bir çok hadis kitaplarında zikredilen bu büyük şefâatının (eş-Şefâ'atü'l'uzmâ) ana hatları şöyledir: Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahâda hüküm ve hesab için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bir dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına, "Size erişen şu fâciayı görmüyor musunuz? Rabbinize size şefâat edecek birisine gidiniz" derler. Sırasıyla Âdem (a.s.), Nûh (a.s.), İbrahim (a.s.), Mûsâ (a.s.) ve İsâ (a.s.) peygamberlere gelirler. Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsâ, onları Hz. Muhammed (s.a.s.)'e gönderir. O vakit Hz. Peygamber (s.a.s.) Arş'ın altında secdeye kapanır. Allah ona secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder. O Allah'a hamdettiği sırada "Başını kaldır, işte, verilir. Şefâat eyle şefâatın kabul olunur" cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Hz. Peygamber'in şefâatıyla imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır. Rasûlüllah, bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah'a hamd ve dua eder. En nihayet onun şefâatıyla, Allah'ın izin ve takdiri dahilinde mü'minlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır. İşte Hz. Peygamber (s.a.s.)'in haiz olduğu bu şefâat makamı "Makâm-ı Mahmûd"dur (el-İsrâ', 17/79; Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84).







    Hz. Peygamber'in şefâatıyla hesaba ve sorguya çekilmeden Cennet'e girecekler de olacaktır (Buhârî, Tefsir, Sûre 18; Müslim, İman, 84).



    Cennet'te derecelerin artırılması için ilk şefâat edecek peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)'dir. Bundan dolayı Hz. Peygamber bir hadisinde, "Cennet'te insanların ilk önce şefâatte bulunanı benim" buyurmuştur (Müslim, İman, 85).



    Mu'tezile, Cennet'te derecelerin artırılması için yapılacak şefâattan başka şefâatları kabul etmez.

    Muhiddin BAGCECI

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  4. #4
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    Allah, O'ndan başka tanrı yoktur; O, hayydir, kayyûmdur.
    Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama.
    Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur.
    İzni olmadan O'nun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir.
    (O'na hiçbir şey gizli kalmaz.) O'nun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler.
    O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez.
    O, yücedir, büyüktür.


    Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır. Onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte O Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâla düşünmüyor musunuz!


    O gün Rahmân (olan Allah)'ın nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.


    O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.


    Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.


    Peygamberler ve diğer şefâatçıların şefâatları, Allah'ın râzı olacağı ve haklarında şefâat edilmeğe izin verdiği kimseler hakkında olacaktır

    O'ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar; onlar, sadece O'nun emri ile hareket ederler.


    Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını da, yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına ulaşmış olanlardan başkasına şefaat etmezler. Onlar, Allah korkusundan titrerler!


    O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, kendilerine yardım da edilmez.


    Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür, merhametlidir.

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  5. #5
    Müdakkik Üye Melis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Bulunduğu yer
    Alem-i ervah
    Yaş
    35
    Mesajlar
    980

    Standart

    allah ın izin verdikleri kullar muhakkak şefaat edeceklerdir.

    Ve bu mektub sevdamın bir dilekçesi sana

    Bu harfler gözyaşlarımın tek şahidi şimdi.


    Harflerimi bağışla, sevdamı mazur gör, ümmetine hoş gör bizi…


  6. #6
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Alıntı eyüp_p Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    SELAMIN ALEYKÜM RAHMETULLAH VE BERAKATÜHÜ SEVGİLİ KARDEŞLERİM CAN DOSTLARIMIZ BEN BU SİTEYE YENİ ÜYE OLDUM İNŞ HAYIRLI OLUR SİTEDE DOLAŞIRKEN ŞEFAAT YAZISINI GÖRDÜM BENDE BİR İKİ SATIR KARALAMAK İSTEDİM MÜSADE VARSA TABİKİ KONUMUZ ŞEFAAT ÖNCE SENİN YAZDIĞIN AYETLERE BAKALIM İNŞ SONRA ŞEFAAT NEREDE VE NASIL OLUR ONU KONUŞALIM İNŞ

    Yukarıdaki ayetler ışığında Peygamber Efendimizin şefaati, biz ancak hayatta iken ve Peygamber Efendimizi o anda temsil eden devrin imamı (halifesinin) vasıtasıyle ulaşmaktadır.

    Bunun için bizim Allah’a ulaşmayı dilememiz ve bizi Ona ulaştıracak mürşide tabi olmamız gerekmektedir. Kehf 17 de Allah, mürşidin farz olduğunu ifade buyurmaktadır.
    Her kim Allah’a ulaşmak niyetiyle mürşidine tabi olursa kıyametten sonra cennete gidecek ve ebedi orada kalacak ve her kimde gerçekleştirmezse cehenneme gidecek ve ebedi orada kalacaktır

    "Her kim Allah’a ulaşmak niyetiyle mürşidine tabi olursa kıyametten sonra cennete gidecek ve ebedi orada kalacak ve her kimde gerçekleştirmezse cehenneme gidecek ve ebedi orada kalacaktır"


    Eger mürşidden kastınız Kur'an ve Sünnet ise hak söylediniz,yoook eger bir şeyh vs. ise Allah'ın farz kılmadığını farz gösterenler Allah'ın la'netini beklesinler..

    Fe meniftera alellahil kezibe mim ba'di zalike fe ulaike humuz zalimûn.

    Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.(Al-i İmran-94)

    Ve men azlemu mimmeniftera alellahi keziben ev kezzebe bi ayatih, innehu la yuflihuz zalimûn.

    Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.(En'am-21)

    Kur'an'ın emrettigi itaat makamları şunlardır:

    Ya eyyuhellezine amenu eti'ullahe ve eti'ur rasule ve ulil emri minkum, fe in tenaze'tum fi şey'in fe rudduhu ilellahi ver rasuli in kuntum tu'minune billahi vel yevmil ahir, zalike hayruv ve ahsenu te'vila.

    Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre (idarecilere) de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir(Nisa-59)

    (يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا) ey ehli iman (اَطيعُوا اللّهَ) Allaha itaat (وَاَطيعُوا الرَّسُولَ وَاُولِى الْاَمْرِ مِنْكُمْ) ve Resule itaat ediniz, sizden olan ülülemre de.» - dikkat edilmek lâzım gelirki Allah ve Resulü hakkında « اَطيعُوا وَاَطيعُوا» diye itaat ıtlakı üzere tasrih edildiği halde ulülemir hakkında ayrıca « وَاَطيعُوا اُولِى الْاَمْرِ» buyurulmayıb bunlara itaat Resule atfen ve mahza itaati Resule tebaan emrolunmuş ve bu suretle tâbi'ıyyet tahtinde itaatin hem aynı kuvvetle mutlak olduğu gösterilmiş hem de ısyan mevkı'leri hukümden hariç bırakılmıştır «(Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır)

    Şefaat hakkındaki batıl yorumunuza cevap bile vermiyorum.

    Sizi Kur'an ve Sünnete azami derecede itaat eden ve Kur'an'ı en istikametli olarak anlıyan eshab-ı kiram ve onların torunları olan ehl-i sünnet cel cemaat itikadına davet ediyorum.

  7. #7
    Dost eyüp_p - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Mesajlar
    3

    Standart

    Selamin aleyküm rahmetullah ve berakatühü sevgili kardeşim ene zerre yazmiş olduğum ayetleri anlaya bilseydiniz kiyamette şefaatin olmadiğini anlardiniz ama mağlesef anlayamamişsiniz saidi nursi hz lerinide anlayamadiğiniz icin saidi nursi hz leri diyor mürşid farzdir kiyamet günü şefaatin olmadiğini söylüyor siz var diyorsunuz yazmiş olduğunuz ayetler bile şefaat ten bahsetmiyor ehh tutarsa sevgili kardeşim said nursi hz lerimi doğru söylüyor yoksa o bahsetmiş olduğunuz zaatmi allahmi doğru söylüyor yoksa o zati muhteremmi sevgili kardeşim furkan 30 ayetini yazmişsin sana bir sorum inş peygamber efendimizin zamaninda sahabe kuranimi terketti şöyle bir ses duyuyorum hayir bil akis simsiki sarildi o zaman furkan 30 daki resul kimdir can dostum (2 sorum resul ve nebi kavramini anlatirmisin inş saidi nursi hz lerinin risale nur külliyatini bile okumamişsin okumus olsaydin veya anlaya bilseydin bu şekilde şirk koşmazdin sadi nursi hzleri zamanin imamiydi oda allaha ulaşmayi dileyip mürşidine tabi olmuştu inş neyse sen benim sorduğum soruya cevap ver sonra konuşuruz inş yüce rabbime emanet olun inş

  8. #8
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Alıntı eyüp_p Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Selamin aleyküm rahmetullah ve berakatühü sevgili kardeşim ene zerre yazmiş olduğum ayetleri anlaya bilseydiniz kiyamette şefaatin olmadiğini anlardiniz ama mağlesef anlayamamişsiniz saidi nursi hz lerinide anlayamadiğiniz icin saidi nursi hz leri diyor mürşid farzdir kiyamet günü şefaatin olmadiğini söylüyor siz var diyorsunuz yazmiş olduğunuz ayetler bile şefaat ten bahsetmiyor ehh tutarsa sevgili kardeşim said nursi hz lerimi doğru söylüyor yoksa o bahsetmiş olduğunuz zaatmi allahmi doğru söylüyor yoksa o zati muhteremmi sevgili kardeşim furkan 30 ayetini yazmişsin sana bir sorum inş peygamber efendimizin zamaninda sahabe kuranimi terketti şöyle bir ses duyuyorum hayir bil akis simsiki sarildi o zaman furkan 30 daki resul kimdir can dostum (2 sorum resul ve nebi kavramini anlatirmisin inş saidi nursi hz lerinin risale nur külliyatini bile okumamişsin okumus olsaydin veya anlaya bilseydin bu şekilde şirk koşmazdin sadi nursi hzleri zamanin imamiydi oda allaha ulaşmayi dileyip mürşidine tabi olmuştu inş neyse sen benim sorduğum soruya cevap ver sonra konuşuruz inş yüce rabbime emanet olun inş
    "Divanelerle ciddî konuşmak dahi bir divanelik olmasından, sizin gibilerle konuşmayı terkediyorum."

    Allah seni ıslah etsin diyorum,başka da birşey demiyorum.

    Sen beni müşrik ilan ettin ya,bu isnadından vazgeçmezsen vallahi,billahi,tallahi ahirette iki yakana yapışacağım.

    Eee modern cühela güruhu itikadları gibi sapık oluyor,selef-i salihinin tekfir etmeden çekindikleri gibi çekinmek şöyle dursun,sanal ortamda düşünmeden tekfir ederler "şirk koştun" derler..

    Hem ne kadar divanesin ki;-zannınca müşrigim- müşrik birine Allah'ın selamını getiriyorsun ve kardeşim diyorsun.Sen müşrik olsaydın ben selam getirip kardeşim demezdim.

    Amma ben uyarım kitab ve sünnete,müşrik demem cahile..

    Allah resulü der:

    "Bİr mü'mini küfür ile itham eden onu öldürmüş gibi olur."
    (
    Buhari, İman: 7; Tirmizı, iman: 6.)

    "Bir kimse Müslüman kardeşini tekfir ederse, küfür ikisinden biri Üzerine döner.
    (
    Müslim, iman: 26; Müsned 11/142.)

    "Her hangi bir Müslüman diğer bir Müslümam tekfir ettiğinde o kâfirse kâfirdir, değilse kendisi kâfir olur."
    (Ebu Davud, Sünnet: 15)


    "İmam Ebu Hanife oğlu Hammâd'ı itîkadi konuları tartışmasını yasaklarken, oğlunun, kendisinin de konuştuğunu hatırlatması üzerine: "Biz tartışırken, aman karşı tarafı küfre nisbet ederiz endişesiyle, kafamızda kuş varmış da uçacakmış gibi konuşuyoruz, oysa siz, pervasız davranıyorsunuz." cevabını vermiştir.

    Aliyyu'l Kâri der ki: "Bid'at ehlinin kötü taraflarından biri, birbirlerini tekfir etmeleridir. Ehl-i sünnetin güzel yönlerinden biri ise tekfir etmeyip, hatalı saymalarıdır."Bu yüzden: "Bir kâfiri Müslüman sanmakla yapılacak hata, bir Müslümanı kâfir saymakla yapılacak hatadan çok daha hafiftir denmiştir.

    Allah basiret vere..

  9. #9
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Alıntı eyüp_p Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    SEVGİLİ KARDEŞİM ÖNCE BİR KONU ACIYORSUN SONRA KURAN AYETLERİYLE İSPAT ETTİKKİ PEYGAMBER EFENDİMİZİN KIYAMET GÜNÜ KİMSEYE ŞEFAAT ETMEYECEK BUNU SİZE AYETLERLE ANLATTIK İNŞALLAH İSRA SÜRESİ 71 İNCİ AYETTE YÜCE RABBİMİZ NE DİYORMUŞ BAKALIMMI HERHALDE ORDAKİ İMAMLAR CAMİ İMAMLARINDAN BAHSETMİYOR SEVGİLİ KARDEŞİM NİYETİM SENİ ÜZMEK KALBİNİ KIRMAK RENCİDE ETMEK DEĞİLDİ ÖNCE İSRA SÜRESİ 71 AYETE BERABERCE BAKALIMMI PEYGAMBER EFENDİMİZ BİRHADİSİNDE DERKİ GÜN GELECEK BENİM HADİSLERİM TARTIŞILACAK O ZAMAN KURANA BAKIN DİYOR HİC BİR HADİSİM KURANA AYKIRI OLMAZ DİYOR SADİ NURSİ EFENDİ HZ LERİ ZAMANIN
    İMAMIYDİ YANİ GAVST YANİ VEKALETEN HUZUR NAMAZININ İMAMI ODA NE DİYE SORARSIN ACIKLARIZ İNŞ ZAMANI GELİNCE İŞTE AYET

    17 / İSRA - 71

    Yevme ned’û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
    O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz).

    EVET KARDEŞİM NE DİYORMUŞ O GÜN YANİ KIYAMET GÜNÜNDENALLAHIN TAYİN ETTİĞİ İMAMLARIYLA CAĞIRIRIZ DİYOR EVET SEVGİLİ KARDEŞİM BİZLER KİMSEYE HAKARET ETMEYİZ YARATANDAN DOLAYI SEVERİZ YARATILANI KARDEŞİM İSTER İNANIR İSTER İNANMASSIN O SENİNLE YÜCE RABBİMİZİN ARASINDA OLAN KONUDUR SEVGİLİ KARDEŞİM ALİ İMRAN 81 AYET VE AHZAP 7 VE 40 DUHAN SÜRESİ 13 VE 14 TEKİ RESUL KİMDİR PEYGAMBER EFENDİMİZİN ZAMANINDA SAHABE KURANIMI TERKETTİ HAYIR SIMSIKI SARILDI ONA BAKALIMMI İNŞ AYETLERE YANİ RESUL VE NEBİ KAVRAMINI İNCELİYELİM SENİN KONUŞMAK İSTEMEDİĞİN KONU HAKKINDA


    1.Uhrevî şefaat meselesinde Ehl-i Sünnet icma eder. Bazı dalalet fırkaları uhrevî şefaati inkâr etmiştir. Ahirette şefaatin hak olduğunda ihtilaf yoksa da, bazı teferruatta Ehl-i Sünnet de ihtilaf etmiştir. Kadı İyaz der ki: "Ehl-i Sünnete göre, şefaat aklen caiz, şu ayetlerin sarahatine göre de rivayeten vacibtir: يَوْمَئِذٍ َ تَنْفَعُ الشّفَاعَةُ اَِّ مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوً "O gün Rahman'ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez" (Tâ-Ha 109). Keza: وََ يَشْفَعُونَ اَِّ لِمَنِ ارْتَضَى "Onlar, Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler..." (Enbiya 28). Başka ayetler de var." Bu hususta Sadık Zat (aleyhissalâtu vesselâm)'ın haberi de çoktur. Öyle ki, miktarı tevatür derecesine ulaşmıştır. Ahirette Aleyhissalâtu vesselâm'ın günahkâr mü'minlere şefaat edeceği hususunda selef, halef ve daha sonra gelen Ehl-i Sünnet icma etmiştir.

    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e "Ey Allah'ın Resûlü, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi:

    "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse,samimi olarak ve içinden gelerek ÔLâ ilâhe illallah' diyen kimsedir"

    Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
    ...........................................

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İnsanlar kıyamet günü cemaatler halinde olacaklar.



    Her ümmet kendi peygamberini takip edip: "Ey falan! bize şefaat et, ey falan bize şefaat et! diyecekler. Sonunda şefaat etme işi bana kalacak. İşte Makam-ı Mahmud budur."

    [Buhârî, Tefsir, Benû İsrail, 11, Zekât 52.]





    Ubey İbnu Ka'b (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:



    "Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım. Bunda övünme yok."

    [Tirmizî, Menâkıb 3, (3617).]

    ...........................................

    Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:



    "Medine'nin sıkıntı ve meşakkatlerine ümmetimden sabır gösteren herkese, Kıyamet günü şefaatçi ve (hayır ameline) şahid olacağım."

    [Müslim, Hacc 484, (1378); Tirmizî, Menâkıb, (3920).]

    ...........................................



    Ebû Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebû Talib Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında zikredilmişti.

    "Umulur ki, Kıyamet günü şefaatim ona fayda eder de, böylece ateşten, topuklarına kadar yükselen sığ bir yere konur, yine de beyni kaynar."

    [Buharî, Menakıbu'l-Ensar 40, Rikak 51; Müslim, İman 360, (210).]
    ...........................................





    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Adem aleyhisselam'a gelip: "Evlatlarına şefaat et!" diye talepte bulunacaklar. O ise:

    "Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim aleyhisselam'a gidin! Çünkü o Halilullah'tır" diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim'e gidecekler. Ancak o da:

    "Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsa'ya gidin. Çünkü o Ruhullah'tır ve O'nun kelamıdır!" diyecek. Bunun üzerine O'na gidecekler. O da:

    "Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'e gidin!" diyecek. Böylece bana gelecekler. Ben onlara:

    "Ben şefaate yetkiliyim!" diyeceğim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah'ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medh u senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rabb Teala:

    "Ey Muhammed! Başını kaldır! Dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek. Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!" buyuracak. Ben de:

    "Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!" diyeceğim. Rab Teala:
    "(Çabuk onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa denesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!" diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime dönüp, önceki hamd u senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana, öncekinin aynısı söylenecek.

    Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:
    "Var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!"

    denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi:

    "Başını kaldır!" denilecek. Ben de kaldırıp:

    "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:

    "Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamdlerle hamd u senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. Bana: "Ey Muhammed! Başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek. Ben de:

    "Ey Rabbim! Bana Lailahe illallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!" diyeceğim. Rabb Teala:



    "Bu hususta yetkin yok! -veya: Bu hususta sana izin yok!- Lakin izzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için lailahe illallah diyenleri de ateşten çıkaracağım!" buyuracak."

    [Buhârî, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rikak 51; Müslim, İman 322, (193).]
    ...........................................

    Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lakin günahları -yahut hataları denmiştir- sebebiyle ateşe duçar olan bir kısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra:

    "Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün" denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler."



    [Müslim, İman 306, (185).]

    İmran İbnu Husayn (radıyallahu anh) anlatıyor:

    "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in şefaati ile, birkısım insanlar cehennemden çıkacak, cennete girecektir. Bunlara cehennemlikler denecektir."

    [Buhârî, Rikak 513, Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizî, Cehennem 10, (2603).]

    Ebu'd-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:



    "Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar.

    " [Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Davud, Edeb 53, (4907).]



    Allah Resulü Amcası Ebu Talib'e demişti:



    "Ey amcacığım! Şurası muhakkak ki, üzerimde en ziyade hakkı bulunan insan sensin. Ben en son senden nimet gördüm. Senin, üzerimdeki hakların, babamınkinden daha çoktur. Öyle ise bir kelime söyle ki, kıyamet gününde onun vesilesiyle şefaatim sana vacib olsun."

    İsra 71."İmam Lafzının Tashihi ve Tefsiri:

    Arapçada "imâm" kelimesi, ister hidâyet, isterse sapıklık üzere olsunlar, bir topluluğun kendisine uyduğu herkestir. O halde, nebî, ümmetinin imâmı; halîfe, idare ettiği kimselerin imamı; Kur'ân' da müslümanların imamıdır, demektir. Namazda kendisine uyulan kimse de, cemaatin imamıdır. Alimler, buradaki "imâm" kelimesinin ne demek olduğu hususunda, bazı görüşler ileri sürmüşlerdir:



    1) "Onların imamları" peygamberleridir. Bu, Ebu Hureyre'den, "merfû" olarak nakledilmiştir. Buna göre, Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: ''Kıyamet gününde, "Ey İbrahim'in; ey Musa'nın, ey İsa'nın ve ey Muhammed'in ümmeti diye nida olunur da, bunun üzerine, peygamberlerine uygun, haktan yana kimseler kalkarlar ve kitaplarını, sağ taraftan alırlar. Daha sonra da "Ey Firavun'un, ey Nemrud'un ve sapıklık ve küfrün liderlerine yönelik olarak, "ey falancanın, filancanın bağlıları!" diye seslenilir." Bu görüşe göre, ayetteki fety ifadesindeki bâ (-ile) hakkında şu iki izah yapılabilir:



    a) Kelaı. in takdiri, "Allah her insanı, kendi imamlarının bağlıları ve taraftarları olduğu için, kendi imamlarıyla çağırır" şeklindedir. Bu, senin tıpkı, "Ben seni, senin isminle çağırıyorum" damen gibidir.



    b) Bu harf-i cerrin, mahzûf (düşmüş) bir şeye taalluk etmesidir. Bu düşmüş kelime ise, hâi makamındadır. Buna göre sanki, "Allah, her İnsanı, kendi imamlarına karışmış olarak çağırır" denilmek istenmiştir. Kî, bunun manası da "onlar, aralarında imamları olduğu halde çağırılırlar" şeklindedir. Bu da meselâ, "imam, ordusuyla birlikte, at bindi" denilmesi gibidir.



    2) Bu, Dahhâk ve İbn Zeyd'in görüşüdür. Buna göre bunun manası, "Allah, her insanı, kendilerine indirdiği kitaplarla çağırır" şeklindedir. Böyle olması halinde, ifadenin takdiri manası, "Kıyamet gününde, "Ey Kur'ân, ey Tevrat, ey İncil ehli!" diye nida olunur.



    3) Hasan el-Basrî'ye göre bu tabirin manası, "Allah herkesi, içinde amellerinin yazılı olduğu kitaplarıyla, (amel defterleriyle) çağırır" şeklinde olur. "Kitâb"a "imâm" denilmesinin delili,"Biz her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır" (Yasin-12) ayetidir.

    Böylece Cenâb-ı Hak bu ayette, "kitâb"a, "İmâm" adını vermiştir. Bu görüşe göre, bu ifadenin başındaki bâ harf-i cerri, "ma'a" (beraber) anlamında olup, kelamın takdiri, "Biz herkesi, yanlarında kitapları olduğu halde çağırırız" şeklinde olur. Bu, senin tıpkı, "Onu (hayvanı) ona, boynundaki ipiyle beraber ver" demen gibidir. Yani, "Boynunda ipi olduğu halde ver" demektir.



    4) Keşşaf sahibi şöyle der: "Buradaki İmam kelimesinin, el-ummu kelimesinin çoğulu olduğunun; insanların Kıyamet gününde anneleriyle çağırıldıklarının ve onların, babalarının değil de annelerinin adıyla çağrılmalarının hikmetinin de, Hz. İsa'nın hakkının gözetilmesi; Hasan ve Hüseyin'in değerlerinin ortaya konulması ve "veled-i zina" (zina mahsulü çocuk)lann rezîl-kepaze edilmemeleri için olduğunun İleri sürülmesi, tefsire sokulmuş olan bid'atlar cümlesindendir." O sözüne devamla, "Ben, bu lafzın doğruluğunun mu, yoksa hikmetinin beyân edilmesinin mi daha fazla bid'ât olduğunu keşke anlayabilseydim!" demiştir.



    5) Ben derim ki: Lafızla ilgili başka bir ihtimâl bulunmaktadır: "Üstün ve fasit ahlâkın çeşitleri pek çoktur. Her insana hükümran olan da, o ahlâkın bir türüdür. Meselâ, bazılarına "gadab"; kimilerine para tutkusu; kimilerine geliri olan arazî, kârlı iş tutkusu; kimilerine de, kin ve haset hükümrandır. İyi huy tarafını ele alırsak, diyebiliriz ki, bazı kimselere af duygusu veya şecaat (cesaret) veya kerem, yahut da ilim ve zühd talebi hükümran olmuştur. Bunu iyice kavradığında biz diyoruz ki: Bu zahirî fiilleri yapmaya sevkeden şey, o gizli ve bâtını olan huylardır. Binâenaleyh, bu batınî huylar, o zahirî fiillerin bir imamı; itaat edilen bir meliki ve uyulan, iktidâ edilen bir önderi gibidir. Binâenaleyh, Kıyamet gününde, mükâfaat ve ceza, o huylardan neşet eden fiillere göre verilir. İşte Cenâb-ı Hakk'ın, "Bir gün gelecek, insan sınıflarından her birini biz imamlarıyla çağıracağız" ifadesinden kastedilen budur. Binâenaleyh, böyle bir ihtimal, benim gönlüme doğan bir ihtimaldir. Kendi muradını en iyi bilen ise Allah'tır.



    Fahri Razi(r.a.)



    Bu ayet-i azimeye de dikkatini çekerim:



    E fe men kane ala beyyinetim mir rabbihi ve yetluhu şahidum minhu ve min kablihi kitabu musa imamevve rahmeh, ulaike yu'minune bih, ve mey yekfur bihi minel ahzabi fen naru mev'iduh, fe la teku fi miryetim minhu innehul hakku mir rabbike ve lakinne ekseran nasi la yu'minûn.





    Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir?



    Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir imam ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.
    İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.(Hud-17)

  10. #10
    Yasaklı Üye Ene-Zerre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Bulunduğu yer
    Kainat Mescidi...
    Mesajlar
    2.455

    Standart

    Alıntı eyüp_p Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    SEVGİLİ KARDEŞİM ÖNCE BİR KONU ACIYORSUN SONRA KURAN AYETLERİYLE İSPAT ETTİKKİ PEYGAMBER EFENDİMİZİN KIYAMET GÜNÜ KİMSEYE ŞEFAAT ETMEYECEK BUNU SİZE AYETLERLE ANLATTIK İNŞALLAH İSRA SÜRESİ 71 İNCİ AYETTE YÜCE RABBİMİZ NE DİYORMUŞ BAKALIMMI HERHALDE ORDAKİ İMAMLAR CAMİ İMAMLARINDAN BAHSETMİYOR SEVGİLİ KARDEŞİM NİYETİM SENİ ÜZMEK KALBİNİ KIRMAK RENCİDE ETMEK DEĞİLDİ ÖNCE İSRA SÜRESİ 71 AYETE BERABERCE BAKALIMMI PEYGAMBER EFENDİMİZ BİRHADİSİNDE DERKİ GÜN GELECEK BENİM HADİSLERİM TARTIŞILACAK O ZAMAN KURANA BAKIN DİYOR HİC BİR HADİSİM KURANA AYKIRI OLMAZ DİYOR SADİ NURSİ EFENDİ HZ LERİ ZAMANIN
    İMAMIYDİ YANİ GAVST YANİ VEKALETEN HUZUR NAMAZININ İMAMI ODA NE DİYE SORARSIN ACIKLARIZ İNŞ ZAMANI GELİNCE İŞTE AYET

    17 / İSRA - 71

    Yevme ned’û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
    O gün bütün insanları, (Allah'ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz).

    EVET KARDEŞİM NE DİYORMUŞ O GÜN YANİ KIYAMET GÜNÜNDENALLAHIN TAYİN ETTİĞİ İMAMLARIYLA CAĞIRIRIZ DİYOR EVET SEVGİLİ KARDEŞİM BİZLER KİMSEYE HAKARET ETMEYİZ YARATANDAN DOLAYI SEVERİZ YARATILANI KARDEŞİM İSTER İNANIR İSTER İNANMASSIN O SENİNLE YÜCE RABBİMİZİN ARASINDA OLAN KONUDUR SEVGİLİ KARDEŞİM ALİ İMRAN 81 AYET VE AHZAP 7 VE 40 DUHAN SÜRESİ 13 VE 14 TEKİ RESUL KİMDİR PEYGAMBER EFENDİMİZİN ZAMANINDA SAHABE KURANIMI TERKETTİ HAYIR SIMSIKI SARILDI ONA BAKALIMMI İNŞ AYETLERE YANİ RESUL VE NEBİ KAVRAMINI İNCELİYELİM SENİN KONUŞMAK İSTEMEDİĞİN KONU HAKKINDA
    1.Uhrevî şefaat meselesinde Ehl-i Sünnet icma eder. Bazı dalalet fırkaları uhrevî şefaati inkâr etmiştir. Ahirette şefaatin hak olduğunda ihtilaf yoksa da, bazı teferruatta Ehl-i Sünnet de ihtilaf etmiştir. Kadı İyaz der ki: "Ehl-i Sünnete göre, şefaat aklen caiz, şu ayetlerin sarahatine göre de rivayeten vacibtir: يَوْمَئِذٍ َ تَنْفَعُ الشّفَاعَةُ اَِّ مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوً "O gün Rahman'ın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez" (Tâ-Ha 109).

    Keza:
    وََ يَشْفَعُونَ اَِّ لِمَنِ ارْتَضَى "Onlar, Allah'ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler..." (Enbiya 28).

    Başka ayetler de var." Bu hususta Sadık Zat (aleyhissalâtu vesselâm)'ın haberi de çoktur. Öyle ki, miktarı tevatür derecesine ulaşmıştır. Ahirette Aleyhissalâtu vesselâm'ın günahkâr mü'minlere şefaat edeceği hususunda selef, halef ve daha sonra gelen Ehl-i Sünnet icma etmiştir.


    Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e "Ey Allah'ın Resûlü, kıyamet günü senin şefaatinle en ziyâde saadete erecek olan kimdir?" diye sormuştum. Bana: "Hadis'e karşı sende olan aşkı görünce, bu hususta senden önce bana bir başkasının sualde bulunmayacağını tahmîn etmiştim" açıklamasını yaptıktan sonra şu cevabı verdi:

    "Kıyamet günü benim şefaatimle en ziyade saadete erecek olan kimse,samimi olarak ve içinden gelerek ÔLâ ilâhe illallah' diyen kimsedir"

    Buhârî, İlm 34, Rikak 50.
    ...........................................

    İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "İnsanlar kıyamet günü cemaatler halinde olacaklar.

    Her ümmet kendi peygamberini takip edip: "Ey falan! bize şefaat et, ey falan bize şefaat et! diyecekler. Sonunda şefaat etme işi bana kalacak. İşte Makam-ı Mahmud budur."

    [Buhârî, Tefsir, Benû İsrail, 11, Zekât 52.]

    Ubey İbnu Ka'b (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat (etmeye yetki) sahibi olacağım. Bunda övünme yok."

    [Tirmizî, Menâkıb 3, (3617).]

    ...........................................

    Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Medine'nin sıkıntı ve meşakkatlerine ümmetimden sabır gösteren herkese, Kıyamet günü şefaatçi ve (hayır ameline) şahid olacağım."

    [Müslim, Hacc 484, (1378); Tirmizî, Menâkıb, (3920).]

    ...........................................

    Ebû Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ebû Talib Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında zikredilmişti.

    "Umulur ki, Kıyamet günü şefaatim ona fayda eder de, böylece ateşten, topuklarına kadar yükselen sığ bir yere konur, yine de beyni kaynar."

    [Buharî, Menakıbu'l-Ensar 40, Rikak 51; Müslim, İman 360, (210).]
    ...........................................
    Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Kıyamet gününde, insanlar birbirlerine girecekler. Hz. Adem aleyhisselam'a gelip: "Evlatlarına şefaat et!" diye talepte bulunacaklar. O ise:

    "Benim şefaat yetkim yok. Siz İbrahim aleyhisselam'a gidin! Çünkü o Halilullah'tır" diyecek. İnsanlar Hz. İbrahim'e gidecekler. Ancak o da:

    "Ben yetkili değilim! Ancak Hz. İsa'ya gidin. Çünkü o Ruhullah'tır ve O'nun kelamıdır!" diyecek. Bunun üzerine O'na gidecekler. O da:

    "Ben buna yetkili değilim. Lakin Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'e gidin!" diyecek. Böylece bana gelecekler. Ben onlara:

    "Ben şefaate yetkiliyim!" diyeceğim. Gidip Rabbimin huzuruna çıkmak için izin talep edeceğim. Bana izin verilecek. Önünde durup, Allah'ın ilham edeceği ve şu anda muktedir olamayacağım hamdlerle Allah'a medh u senada bulunacak, sonra da Rabbime secdeye kapanacağım. Rabb Teala:

    "Ey Muhammed! Başını kaldır! Dilediğini söyle, söylediğine kulak verilecek. Ne arzu ediyorsan iste, talebin yerine gelecektir! Şefaatte bulun, şefaatin kabul edilecektir!" buyuracak. Ben de:

    "Ey Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi istiyorum!" diyeceğim. Rab Teala:
    "(Çabuk onların yanına) git! Kimlerin kalbinde buğday veya arpa denesi kadar iman varsa onları ateşten çıkar!" diyecek. Ben de gidip bunu yapacağım! Sonra Rabbime dönüp, önceki hamd u senalarla hamd ve senalarda bulunacağım, secdeye kapanacağım. Bana, öncekinin aynısı söylenecek.

    Ben de: "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:
    "Var, kimlerin kalbinde hardal danesi kadar iman varsa onları da ateşten çıkar!"

    denilecek. Ben derhal gidip bunu da yapacak ve Rabbimin yanına döneceğim. Önceki yaptığım gibi yapacağım. Bana, evvelki gibi:

    "Başını kaldır!" denilecek. Ben de kaldırıp:

    "Ey Rabbim! Ümmetim! Ümmetim!" diyeceğim. Bana yine:

    "Var, kalbinde hardal danesinden daha az miktarda imanı olanları da ateşten çıkar!" denilecek. Ben gidip bunu da yapacağım. Sonra dördüncü sefer Rabbime dönecek, o hamdlerle hamd u senada bulunacağım, sonra secdeye kapanacağım. Bana: "Ey Muhammed! Başını kaldır ve (dilediğini) söyle, sana kulak verilecektir! Dile, talebin verilecektir! Şefaat et, şefaatin kabul edilecektir!" denilecek. Ben de:

    "Ey Rabbim! Bana Lailahe illallah diyenlere şefaat etmem için izin ver!" diyeceğim. Rabb Teala:

    "Bu hususta yetkin yok! -veya: Bu hususta sana izin yok!- Lakin izzetim, celalim, kibriyam ve azametim hakkı için lailahe illallah diyenleri de ateşten çıkaracağım!" buyuracak."

    [Buhârî, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rikak 51; Müslim, İman 322, (193).]
    ...........................................

    Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lakin günahları -yahut hataları denmiştir- sebebiyle ateşe duçar olan bir kısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra:

    "Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün" denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler."

    [Müslim, İman 306, (185).]

    İmran İbnu Husayn (radıyallahu anh) anlatıyor:

    "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in şefaati ile, birkısım insanlar cehennemden çıkacak, cennete girecektir. Bunlara cehennemlikler denecektir."

    [Buhârî, Rikak 513, Ebu Davud, Sünnet 23, (4740); Tirmizî, Cehennem 10, (2603).]

    Ebu'd-Derda (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

    "Laneti çok yapanlar kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar.

    " [Müslim, Birr 85, (2598); Ebu Davud, Edeb 53, (4907).]

    Allah Resulü Amcası Ebu Talib'e demişti:

    "Ey amcacığım! Şurası muhakkak ki, üzerimde en ziyade hakkı bulunan insan sensin. Ben en son senden nimet gördüm. Senin, üzerimdeki hakların, babamınkinden daha çoktur. Öyle ise bir kelime söyle ki, kıyamet gününde onun vesilesiyle şefaatim sana vacib olsun."

    İsra 71."İmam Lafzının Tashihi ve Tefsiri:

    Arapçada "imâm" kelimesi, ister hidâyet, isterse sapıklık üzere olsunlar, bir topluluğun kendisine uyduğu herkestir. O halde, nebî, ümmetinin imâmı; halîfe, idare ettiği kimselerin imamı; Kur'ân' da müslümanların imamıdır, demektir. Namazda kendisine uyulan kimse de, cemaatin imamıdır. Alimler, buradaki "imâm" kelimesinin ne demek olduğu hususunda, bazı görüşler ileri sürmüşlerdir:

    1) "Onların imamları" peygamberleridir. Bu, Ebu Hureyre'den, "merfû" olarak nakledilmiştir. Buna göre, Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: ''Kıyamet gününde, "Ey İbrahim'in; ey Musa'nın, ey İsa'nın ve ey Muhammed'in ümmeti diye nida olunur da, bunun üzerine, peygamberlerine uygun, haktan yana kimseler kalkarlar ve kitaplarını, sağ taraftan alırlar. Daha sonra da "Ey Firavun'un, ey Nemrud'un ve sapıklık ve küfrün liderlerine yönelik olarak, "ey falancanın, filancanın bağlıları!" diye seslenilir." Bu görüşe göre, ayetteki fety ifadesindeki bâ (-ile) hakkında şu iki izah yapılabilir:

    a) Kelaı. in takdiri, "Allah her insanı, kendi imamlarının bağlıları ve taraftarları olduğu için, kendi imamlarıyla çağırır" şeklindedir. Bu, senin tıpkı, "Ben seni, senin isminle çağırıyorum" damen gibidir.

    b) Bu harf-i cerrin, mahzûf (düşmüş) bir şeye taalluk etmesidir. Bu düşmüş kelime ise, hâi makamındadır. Buna göre sanki, "Allah, her İnsanı, kendi imamlarına karışmış olarak çağırır" denilmek istenmiştir. Kî, bunun manası da "onlar, aralarında imamları olduğu halde çağırılırlar" şeklindedir. Bu da meselâ, "imam, ordusuyla birlikte, at bindi" denilmesi gibidir.

    2) Bu, Dahhâk ve İbn Zeyd'in görüşüdür. Buna göre bunun manası, "Allah, her insanı, kendilerine indirdiği kitaplarla çağırır" şeklindedir. Böyle olması halinde, ifadenin takdiri manası, "Kıyamet gününde, "Ey Kur'ân, ey Tevrat, ey İncil ehli!" diye nida olunur.

    3) Hasan el-Basrî'ye göre bu tabirin manası, "Allah herkesi, içinde amellerinin yazılı olduğu kitaplarıyla, (amel defterleriyle) çağırır" şeklinde olur. "Kitâb"a "imâm" denilmesinin delili,"Biz her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır" (Yasin-12) ayetidir.

    Böylece Cenâb-ı Hak bu ayette, "kitâb"a, "İmâm" adını vermiştir. Bu görüşe göre, bu ifadenin başındaki bâ harf-i cerri, "ma'a" (beraber) anlamında olup, kelamın takdiri, "Biz herkesi, yanlarında kitapları olduğu halde çağırırız" şeklinde olur. Bu, senin tıpkı, "Onu (hayvanı) ona, boynundaki ipiyle beraber ver" demen gibidir. Yani, "Boynunda ipi olduğu halde ver" demektir.

    4) Keşşaf sahibi şöyle der: "Buradaki İmam kelimesinin, el-ummu kelimesinin çoğulu olduğunun; insanların Kıyamet gününde anneleriyle çağırıldıklarının ve onların, babalarının değil de annelerinin adıyla çağrılmalarının hikmetinin de, Hz. İsa'nın hakkının gözetilmesi; Hasan ve Hüseyin'in değerlerinin ortaya konulması ve "veled-i zina" (zina mahsulü çocuk)lann rezîl-kepaze edilmemeleri için olduğunun İleri sürülmesi, tefsire sokulmuş olan bid'atlar cümlesindendir." O sözüne devamla, "Ben, bu lafzın doğruluğunun mu, yoksa hikmetinin beyân edilmesinin mi daha fazla bid'ât olduğunu keşke anlayabilseydim!" demiştir.

    5) Ben derim ki: Lafızla ilgili başka bir ihtimâl bulunmaktadır: "Üstün ve fasit ahlâkın çeşitleri pek çoktur. Her insana hükümran olan da, o ahlâkın bir türüdür. Meselâ, bazılarına "gadab"; kimilerine para tutkusu; kimilerine geliri olan arazî, kârlı iş tutkusu; kimilerine de, kin ve haset hükümrandır. İyi huy tarafını ele alırsak, diyebiliriz ki, bazı kimselere af duygusu veya şecaat (cesaret) veya kerem, yahut da ilim ve zühd talebi hükümran olmuştur. Bunu iyice kavradığında biz diyoruz ki: Bu zahirî fiilleri yapmaya sevkeden şey, o gizli ve bâtını olan huylardır. Binâenaleyh, bu batınî huylar, o zahirî fiillerin bir imamı; itaat edilen bir meliki ve uyulan, iktidâ edilen bir önderi gibidir. Binâenaleyh, Kıyamet gününde, mükâfaat ve ceza, o huylardan neşet eden fiillere göre verilir. İşte Cenâb-ı Hakk'ın, "Bir gün gelecek, insan sınıflarından her birini biz imamlarıyla çağıracağız" ifadesinden kastedilen budur. Binâenaleyh, böyle bir ihtimal, benim gönlüme doğan bir ihtimaldir. Kendi muradını en iyi bilen ise Allah'tır. Fahri Razi(r.a.)

    Bu ayet-i azimeye de dikkatini çekerim:

    E fe men kane ala beyyinetim mir rabbihi ve yetluhu şahidum minhu ve min kablihi kitabu musa imamevve rahmeh, ulaike yu'minune bih, ve mey yekfur bihi minel ahzabi fen naru mev'iduh, fe la teku fi miryetim minhu innehul hakku mir rabbike ve lakinne ekseran nasi la yu'minûn.

    Rabbi katından açık bir delile dayanan kimse, yalnız dünyalık isteyen kimse gibi midir?

    Kaldı ki, bu delili Rabbinden bir şahit (Kur’an) ve bir de ondan (Kur’an’dan) önce bir imam ve bir rahmet olarak (indirilmiş olan) Mûsâ’nın kitabı (Tevrat) desteklemektedir.

    İşte bunlar ona (Kur’an’a) inanırlar. Gruplardan her kim onu inkâr ederse, ateş onun varacağı yerdir. Ondan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz o, Rabbin tarafından (bildirilmiş) gerçektir. Fakat insanların çoğu inanmazlar.(Hud-17)

Konu Kapatılmıştır

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Şefaat Haktır
    By ASHAB-I BEDR in forum Program İndirme
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.11.11, 22:08
  2. Şefaat Meselesi ?
    By KeKe in forum Hz. Muhammed (S.A.V)
    Cevaplar: 19
    Son Mesaj: 15.12.09, 11:12
  3. Besmele ve Şefaat
    By ayseguL in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 11.07.08, 20:37
  4. Şefaat Ya Resulallah!
    By nurlu dağ in forum Sahabeler ve Sünnet-i Seniyye
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.12.06, 00:49
  5. Kur'an'ın Şefaati Haktır
    By herem in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 10.11.06, 14:05

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0