Tarih bize Hz. İbrahim’in (as) Rabbinin emri gereği Hz. Hacer ve Hz İsmail’i çöle bırakması ve Hz Hacer’in “Ey İbrahim! Bizi burada bu ıssız çölde nereye bırakıp gidiyorsun? ” diye sormasına karşılık arkasına bile dönüp bakmadan onları Allaha tevekkül edip gittiğinden bahsetmektedir. Issız, kimsesiz bir çöl, sermayesiz bir vâlide, muhtaç küçük bir çocuk, Rabbinin emrine arkasına bile bakmadan itaat eden şefkatli bir baba ve eşsiz bir tevekkül hâdisesi.
Babasız, karnında bir kudret mucizesi olarak büyütülen evlâdını kucağına alıp Rabbinin emri ile geldiği yere geri dönen Hz Meryem’in tevekkülü…

Yine zâlim bir cebbâra karşı izhar-ı Hakk eden büyük peygamber Hz İbrahim’in ateşe atılması esnasındaki o eşsiz teslimiyeti..

Hz. Yûnus’un (as) zifirî, soğuk, balığının karnında, denizdeki hâli, Babasının erkek evlâtlarından en çelimsizi olduğundan insanlara göstermekte hicap ettiği Hz. Davut’un (as) elindeki sapan ve taşı ile atlı, zırhlı, baştan aşağı silahlı Câlut’un karşısındaki tevekkülü…

Küçük bir çocuk ve yaşça büyük nice ağabeylerinin elinden çaresizce kuyuya atılan Hz. Yûsuf’un hâli, Hz Mûsâ’nın (as) ashâbı ile kızıl denizin kenarında sıkışmış ve karşıdan tam teçhizatlı firavun ordusunun hızla yaklaşması durumundaki tevekkülü…

Bir var oluş kavgasının atsız, silahsız, bir avuç Bedir kahramanının, karşılarından gelen tam donanımlı bir ordu karşısındaki tevekkülleri ve bir Resûl-ü Mücteba ve sıddîk arkadaşının, iki kişinin sığışamayacağı bir mağarada çaresiz hallerindeki tevekkülleri…

Aynen bu misallerde olduğu gibi pek çok tevekkül hâdisesi mevcuttur. Bunlar nasıl bir îman ve teslimiyet ile yapılan tevekküllerdir ki: çârelerin tükendiği, artık sona gelindiği zannedilen bu anlarda “Şüphesiz ki îman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfûzu yoktur.” (Nahl 99) emriyle tereddütsüz, bir an olsun ümitlerini kaybetmeden, vesveselerde kalınmamış. Sabırla inâyet-i İlâhiye beklenmiş.