İktisat Risalesi'ndeki birinci nüktenin ana teması israf, iktisat ve şükür eylemlerinden ibaret. Bu üç fiil ise nimet kavramına gönderme yapılarak açıklanıyor. Dolayısıyla, nimet sözcüğünün anlamını irdeleyelim. Bu vesileyle İslamî düşünce ve yaşamın üzerine kurulduğu temel mefhumu incelemiş oluruz.
Sözlük anlamıyla nimet (ni'met), Allah tarafından gelen iyilik, lütuf, ihsan, saadet ve hidayet anlamındadır. Hangi yolla elde edersek edelim, her çeşit gerekli, yararlı, güzel şeylerin Allah'ın nimeti olduğunu düşünmek Müslüman'ın zihniyetidir. Nimet maddî değerler yanında manevî değerleri ve somut nesneleri olduğu kadar soyut varlıkları da kapsar. Sadık bir dost, iyi bir eş, sağlık, fizikî güzellik, akıl ve zekâ soyut ve manevî kıymetler olarak nimet mefhumuna dahildir. Hz. Ömer'in, Hz. Peygamber (sas) için, "Allah'ın insanlığa gönderdiği bir nimettir." sözü ile "İnsanların kıymetini bilmediği iki nimet vardır. Sıhhat ve boş zaman." hadisi, nimetlerin sonsuzluğunu en güzel biçimde ortaya koymaktadır.

Cahit Sıtkı Tarancı'nın mısraları kavramın içeriğini o kadar güzel tanımlıyor ki: Desem ki sen benim için / Hava kadar lazım / Ekmek kadar mübarek / Su gibi aziz bir şeysin / Nimetsin, nimettensin.

Sözcük, günlük dilde yaygın olarak, yaşamak için gerekli yiyecek, giyecek ve barınakları ifade eder. Türk-İslam kültürünün kutsadığı ekmek, nimetler içinde herhalde en özellikli olanıdır. Nimet, gerçek anlamıyla ekmek ise de mecazen tüm yiyecekleri kapsar. Nimet, bu kullanımlardan dolayı, rızık ile karıştırılabilir. Halbuki, rızık; "Allah'ın hayvan ve bitkiler dahil tüm canlılara ve herkese kısmet ettiği yiyecek ve içeceklerdir." Nimet, sadece insanlara bahşedilir, rızık tüm canlılara ihsan edilmiştir. Rızık sadece yaşam için gerekli maddelerden ibaret olduğu halde, nimetler sonsuz bir çeşitlilik arz eder.
Nimet, tarih boyunca filozof ve düşünürlerin ilgisini çekmiş ve ilginç tanımlara konu edilmiştir. Mesela;

- Sofokles; "Basit insanlar, sahip oldukları nimetin kıymetini elden çıkmadıkça bilmezler." sözüyle, nimetlerin değerini takdir etmenin bir seviye meselesi olduğunu anlatmıştır.

- Shakespeare: Nimet elimizdeyken kadrini bilmeyiz; ama kaybedince sahip olduğumuz zaman takdir edemediğimiz değerini hemen anlarız. Büyük İngiliz yazarı, insanların nimet konusunda nankör olduğunu ima ediyor.

- Goethe: Hayatın nimetlerinin değerini bize öğreten; ancak hayatın zahmetleridir. Nimetlerin gerçek anlamda farkına varmak için zahmet çekmemiz, yani olgunlaşmamız gerektiğini ileri sürüyor.

- Montaigne: Nasıl dili pas tutmuş bir adam Yunan şarabının tadından bir şey anlamazsa, nasıl bir at, üzerindeki zengin koşumların farkında olmazsa, vurdumduymaz, zevksiz bir ahmak da içinde yaşadığı nimetlerin tadına varamaz. Nimetleri ancak akıllı insanların görüp değerlendirebileceğini söylüyor.

- Schiller: Yeryüzünün sonsuz nimetlerini, tam, katıksız olarak tadan kimse yoktur. Nimetlerin sınırsızlığını belirtiyor.

- Rochefoucauld: Gerçek bir dost, nimetlerin en büyüğü ve elde etmeye en az çalıştığımızdır. Nimet kavramının boyutunu genişleterek, dostları da dahil ediyor.

- Tacitus: Gerçek nimetler, ancak faziletlerdir. Manevî nimetlerin maddî nimetlerden daha kıymetli olduğunu savunuyor.

Yukarıda bahis konusu ettiğimiz, kalburüstü filozof ve düşünürler, nimetler konusunda iki noktanın altını çiziyor. Birincisi, nimetlerin sınırsızlığı, ikincisi ise nimetin nimet olduğunu anlamak için insanın belli bir olgunluk düzeyine ulaşmış olmasının gerekliliği. Bediüzzaman, Kur'an ve hadisler ışığında bütün bu görüşleri konsolide ediyor ve bize nimetler için Allah'a şükretmemiz gerektiğini söylüyor. İçtenlikle mırıldanacağımız iki-üç kelimeyle bize bahşedilen akıl ve vücut sağlığının, tüm imkanların, kolaylıkların, güzelliklerin bedelini Allah'a ödemiş oluyoruz. İnsan için bundan daha büyük bir rasyonellik (akılcılık) düşünülebilir mi?


SAMİ USLU