+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 ve 5

Konu: Mürtedlerin Akıbeti

  1. #1
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart Mürtedlerin Akıbeti

    Mürted, “İslâmiyet’ten çıkan” demektir. Evvelce Müslüman olup da daha sonra, Allah’ın seçtiği, beğendiği ve ebedî saadetin yegane menbâı olan İslâmiyet’i terkeden kimseye mürted denir.

    Kur’an-ı Azimüşşan, bazı mürtedleri ve âkıbetlerini haber vermekte, böylece mürtedlerin âhirette Cehennem azabını ebediyyen tadacağı gibi dünyada da zelil ve perişan olacağını ihtar etmektedir.

    Kur’an-ı Kerim’de ders almamız için haber verilen mürtedlerden bazılarına ve âkıbetlerine bakalım. A’râf Sûresinin 175. âyetinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:

    “(Ey Resûlüm!) Onlara (o Yahudilere) şu kimsenin haberini de oku ki, kendisine âyetlerimizi verdik de (o inkâr ederek) onlardan sıyrılıp çıktı; bunun üzerine şeytan onu peşine taktı; böylece azgınlardan oldu.”
    Bu âyet-i kerimede haber verilen kimse, İsrâiloğulları âlimlerinden Bel’am bin Baûra’dır. Mukaddes topraklara gitmek hususunda Musâ (as)’a muhalefet ederek, zorba hükümdarlara yardımda bulunmuştu. (Celâleyn Şerhi, c.3/ 142)
    Tefsirlerde Bel’am’ın macerasıyla ilgili hayli tafsilatlı bilgi vardır. Mevakib Tefsiri’nin tercümesinde hülasa olarak şu bilgiler yer almaktadır:
    Bel’am büyük bir âlimdi. Ken’an ilindeki zalim bir kavmin arasında yaşıyordu. Ancak onların inancında değildi. Hz. İbrahim Aleyhisselam’ın suhufunu okumuştu. İsm-i Âzâm’ı bilirdi ve devamlı ibadet ederdi. Duâsı makbul bir kimseydi.

    Hz. Musa Aleyhisselam ordusuyla birlikte Bel’am’ın arasında yaşadığı zalim kavmin üzerine yürüyünce, bu zalimler güruhu Bel’am’a müracaat ederek, Hz. Musa ve ordusu aleyhine beddua etmesini istedi. Bel’am ilk önce bu talebi kabul etmedi. “Ben nasıl onun hakkında beddua ederim. İkimiz de aynı Allah’a inanıyoruz. Aynı Tevhid dinindeniz” dedi. Kavmi bu defa Bel’am’ın hanımına gitti. Ona bol bol altın takılar ve mücevherler verdiler. Ondan kocasını ikna etmesini istediler.

    Hanımı Bel’am’a baskı yapmaya başladı. “Yıllardır fakirlik içerisinde yaşıyoruz. Bak zengin olma fırsatını yakaladık. Bu mal ve mülkle fakirlere yardım yaparız.” diyordu.

    Bel’am hanımının ısrarı ve kavminin baskısı ve tehdidi üzerine Allah’ın peygamberi aleyhine beddua etmeye razı oldu. Böylece mürted olup gitti. Rüyasında bu işten vazgeçmesi ihtar edildi. Ama o dinlemedi. Merkebine binerek her zaman ibadet ettiği yüksek dağın başına gitmek istedi. Yolda merkebi dile geldi ona bu fiilinden vazgeçmesini ihtar etti. Bel’am yine dinlemedi.

    Bel’am beddua etmeye başlayınca, şaşırıp kaldı. Aklından kalbinden Hz. Musa aleyhine beddua etmek geçiyordu, ama dilinden dökülen sözler başkaydı. Kendi aleyhine beddua edip duruyordu. Şeytanın oyuncağı olan Bel’am bu hâdise karşısında da uyanmadı, tevbe etmedi, inkarında inat etti. Akabinde dehşetli bir hastalığa yakalandı. Daha sonra zalim toplulukla birlikte kılıçtan geçirildi. Kur’an-ı Kerim’de bu meşhur mürtedin durumu köpeğe benzetilerek meâlen şöyle buyrulmaktadır:

    “Dileseydik, elbette âyetlerimizle onu yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplandı ve nefsinin arzularına uydu. Onun hali köpeğe benzer. Üstüne varırsan dilini çıkarıp solur. Kendi haline bıraktığında yine dilini çıkarıp solur. Âyetlerimizi yalanlayan toplulukların misâli işte budur. Bu kıssayı onlara anlat ki, belki düşünüp ibret alırlar.” (A’râf/ 176)

    Burhan Bozgeyik/Milli Gazete

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Teşekkür ederim Nurçi Kardeşim. Bu konuda teferruatlı bilgiye ihtiyacım vardı aslında. Bir kutub gibi imdadıma yetiştiniz..

  3. #3
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Alıntı acizizfakiriz Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Teşekkür ederim Nurçi Kardeşim. Bu konuda teferruatlı bilgiye ihtiyacım vardı aslında. Bir kutub gibi imdadıma yetiştiniz..
    Önemli değil.. Maksat faidenin intac etmesidir. Maksat istifade etmektir.

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  4. #4
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Mürtedlerin âkıbeti (2)

    Nisa Sûresi’nin 105-113. âyet-i kerimeleri, Tu’me bin Ubeyrık isimli mürtedin hâdisesini bizlere haber vermektedir. Evvelâ âyet-i kerimelerin meâllerine bakalım:

    “(Habîbim, yâ Muhammed!) Şüphesiz ki biz, bu Kitâb’ı sana hak ile indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin! Hâinler için müdâfaa edici olma!

    “Allah’dan mağfiret dile! Şüphesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

    “(İşledikleri günahlarla) kendilerine hıyânet edenler için mücâdele etme! Muhakkak ki Allah, dâimâ ihânet eden günahkâr kimseleri sevmez.

    “(Onlar) insanlardan gizlemeye çalışırlar. (utanırlar) da Allah’dan gizlemek istemezler (hayâ etmezler); halbuki (Allah’ın) râzı olmayacağı söz (ler)i geceleri (gizlice) uydururlarken, O onlarla beraberdi. Çünkü Allah, onların yapmakta olduklarını (ilim ve kudretiyle) tamâmen kuşatıcıdır.

    “İşte siz öyle kimselersiniz ki, haydi dünya hayatında onlar (o hâinler) için mücâdele ettiniz; fakat kıyamet günü Allah’a karşı onlar için kim mücadele edecek, yahut (o gün) kim onlara vekil olacak?

    “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’dan mağfiret dilerse, Allah’ı Gafûr (çok bağışlayıcı), Rahîm (çok merhamet edici) olarak bulur.

    “Kim bir günah işlerse, böylece onu ancak kendi aleyhine kazanır. Allah ise, Alîm (herşeyi hakkıyla bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.

    “Kim bir hata veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, o takdirde şüphesiz ki bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

    “Eğer senin üzerinde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir tâife, (hak ile hüküm vermen hususunda) seni bile hataya düşürmeye azmetmişti. Halbuki (onlar), ancak kendilerini hataya düşürürler ve sana hiçbir zarar veremezler! Allah sana Kitab’ı ve hikmeti (Kitab’daki hükümleri) indirmiş ve sana bilmediklerini öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütfu ise çok büyüktür.” (Nisâ/ 105-113)

    Bu âyet-i kerimelerin sebeb-i nüzulü şu hâdisedir: Tu’me bin Ubeyrık adında bir münafık, komşusunun zırhını çalarak bir Yahudinin evinde saklamıştı. Zırh Yahudinin yanında bulununca, Yahudi onu kendisine Tu’me’nin verdiğine dair yemin ederek bazı arkadaşlarını da buna şahid göstermişti. Bunun üzerine Tu’me’nin yakınları, suçlu olduğunu bildikleri halde yalan yere yemin ederek Peygamber Efendimiz (asm)’dan onu müdafaa ve beraat ettirmesini talep etmişlerdi ki bu âyet-i kerimeler nâzil oldu. Bunun üzerine Tu’me, Mekke’ye kaçmış ve Müşriklere İslâmiyet’ten çıktığını bildirmişti. (Nesefî, c.1/ 362)

    Mevakib tefsirinde Tu’me’nin âkıbeti ile ilgili ibret verici bilgiler bulunmaktadır. Mürted olan ve Mekke’ye kaçan Tu’me, orada hırsızlık yapmak için bir eve girerken, duvar üzerine yıkılmış ve yaralanmıştı. O vaziyette suçüstü yakalanınca hayli dayak yemiş ve ardından sürgün edilmişti.

    Tu’me, Mekke’den kovulunca bir kervana katıldı. Kervanın malını çalarken yakalandı ve kervandakiler tarafından taşlanarak öldürüldü. Bir mürted daha dünyada iken de rezil ve perişan olmuştu.

    Burhan Bozgeyik/Milli Gazete

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  5. #5
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart

    Mürtedlerin âkıbeti (3)

    En’am Sûresinin 93. âyet-i kerimesi bizlere, Abdullah bin Sa’d isimli evvelce vahiy katibi olan bir mürtedin durumunu haber vermektedir. Evvelâ âyet-i kerimenin meâlini okuyalım:

    “Allah’a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahyolunmadığı halde: ‘Bana vahyolundu’ diyenden ve; ‘Allah’ın indirdiği (âyetler) gibi ben de indireceğim’ diyenden daha zâlim kim olabilir?

    “O zâlimleri, ölümün şiddetleri içinde (can çekişirler) iken bir görsen ki melekler (can alıcılar olarak) ellerini uzatmışlar (onlara); ‘çıkarın canlarınızı! Allah’a karşı hak olmayanı söylüyor olmanızdan ve âyetlerine karşı büyüklük taslamakta bulunduğunuzdan dolayı, bugün aşağılayıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız!’ (derler).” (En’âm/ 93)

    Evvelce Hıristiyan iken Müslüman olan, Bakara ve Âl-i İmran suresini ezberleyen, vahiy katipliği de yapan Abdullah bin Sa’d mürted olmuş ve Hıristiyanların arasına kaçmıştı. Orada Hıristiyanlardan aldığı bol para üzerine; “Muhammed benim kendisine yazdığımdan başka bir şey bilmiyor!” diyerek yaygara yapmaya başlayınca Allahu Teâla ona dehşetli bir hastalık verdi. Bağıra bağıra ölüp gitti. Peygamber Efendimiz (asm) onun öldüğünü haber alınca şöyle buyurdu:

    “Yer onu kabul etmez!”

    Bu mürted adamı gömdüler. Fakat sabah olunca, gömüldüğü yerin onu dışarı attığını gördüler.

    “Bu Muhammed ve ashabının işidir! Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu adamımızın kefenini soydular ve onu meydanda bıraktılar” diyerek iftira ettiler.
    Tekrar, derin bir çukur kazarak, adamlarını oraya bıraktılar. Sabah olunca, yerin onu dışarı attığını gördüler! Yine:

    “Bu da Muhammed ile ashabının işidir! Onların aralarından çıkıp kaçtığı için, kefenini soyup bu adamımızı kabrin dışına bıraktılar!” dediler.
    Bu sefer, güçlerinin yettiği derecede derin bir çukur daha kazarak, onu içine bıraktılar. Sabah olup da yerin onu yine dışarı attığını gördükleri zaman, bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onu açıkta bıraktılar. Adamın böyle açıkta bırakılmış olduğunu görüp “Nedir bu adamın hali?” diye sorulduğu zaman:
    “Onu tekrar tekrar gömdüğümüz halde, yer kabul etmiyor!” dediler. (M. Âsım Köksal, İslâm Tarihi, c.3/ 142)

    Mürtedlerin halleriyle ilgili bu âyet-i kerimelerin verdiği dersler çok ibret vericidir. Demek ki hiç kimse ilmine, mevkiine güvenmemelidir. Çok büyük âlim olan Bel’am, Peygamber Efendimizi görmüş olan Tu’me ve vahiy katipliği de yapmış olan Abdullah bin Sa’d gibi kimseler mürted olmuşlardır. Bu kimselerin durumunu gördükten sonra, ürpermeli, Cenab-ı Hak’tan son nefesimizi imanla vermeyi istemeli ve bunun için duâ etmeliyiz. Atalarımız, “âkıbeti hayrola!” der. Mühim olan âkıbettir. Son nefesi imanla vermektir. Bir insan için en büyük bahtiyarlık budur.

    Mürtedler, Âhiret hayatında Cehennem azabını tadacak ve ebediyyen Cehennemde kalacaklardır. Onlar bu dünyada de rezil ve rüsvay olmuş, perişan vaziyette ölüp gitmişlerdir. Kıyamete kadar da onları bekleyen âkıbet budur.

    Burhan Bozgeyik/Milli Gazete

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Kasap Şaron'un Akıbeti
    By muhibbülkurra in forum Gündem
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.03.09, 14:01
  2. Bush'un Belkide Akıbeti İslamiyettir
    By ŞİMŞEK MUSTAFA in forum Mizah
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 16.12.08, 09:15
  3. Gençlik Hevesinin Akıbeti
    By Rica in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 12.11.08, 00:07

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0