+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 8 ve 8

Konu: İkizime Kavuştum

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart İkizime Kavuştum

    Ramazan-ı Şerifin son demleri. Hadis-i Şerifte “Kadir Gecesini son on günde arayınız” buyrulan anları yaşıyoruz. Kadir; gece mi, an mı, idrak sıçraması mı? Yoksa hayatı ve düşünceyi toptan değiştirecek bir farkındalık, ansızın gelişen gelen bir keşf-i şakk mı?.. Herkes bilinç düzeyine göre arıyor, anlıyor ve yaşıyor Kadrini!..
    Ümmetin geneli bağlamında son on gün belki de son şans. O anları değerlendirmek, bir gönül sultanı ile tebrikleşmek üzere tarihi tekkenin yolunu tutuyorum. İftara epeyce var. İkindiden sonra, nicedir uğramadığım şeyh efendiyi ziyaret edip hayır duasını alacağım. Kim bilir neler dökülecek nur halesi gönlünden?
    Ahşap kapıdan içeri girdiğimde sessizlik ve sükûnet, şefkatli kollarıyla sarmalayan bir anne gibi kuşatıyor beni. İnsanların olduğu kadar, mekânların da aurası varmış. Bir anda gökkuşağı renklerinden oluşan şelale altına girmişçesine yoğun bir rahmete tutuluyorum. Çiseleyen yağmura bağrını açan toprak gibi susamış, yanmışım hakikate.
    Geniş selamlık ve sofayı geçtikten sonra dervişlerin refakatinde huzura alınıyorum. Hazret, insanda hürmet ve heybet uyandıran bir vakarla yer minderine oturmuş, göz kapakları yarı açık, huşû içinde tesbih ediyor. Kemal-i edeple diz çöküyorum. Bir süre başım yerde bekledikten sonra;
    - Demek geldin ha? Dünyayı bırakıp da nasıl gelebildin? İşler nasıl bıraktı yakanı?
    Susuyorum. Diyecek bir şey yok. Ne dese haklı.
    - Oruç tutanlar çok, ama orucun tuttuğu kişileri mumla arıyoruz. Teravih kılan çok, ama teravihin huzuruna eren, hak getire! Fitre veriyorlar, dilenciye para atar gibi. Fıtratlarından infak eden, Fâtırı fark eden, nerdeeeee!..
    - Duanızı almak isterim, lütfederseniz himmetinizden istifade etmek niyazım.

    Gözlerini aralıyor:
    - Dua!… Kim bilmiş ki esrarını? Kim varmış ki hakikatine?! Neyi nereden istediğini bilerek el açan bir kişi olsa, memleket susuzluktan kırılmazdı. Ama nerde o eeeellll , nerde o şuuuuurrr?! Himmet ha?.. Ne kadar kolay söylüyorsun. Hani gayretin, ne yaptın ki himmete nail olasın?
    Dinliyorum. Tek kelime etmeden. Dakikalarca susuyoruz. Devam ediyor:
    - İtikafa giren yok denecek kadar az. Eskiden her camide olurdu 3- 5 kişi. Bir beldede en az birkaç kişinin itikafa girmesi emir bilinirdi. Şimdilerde itikafa girenlerle dolar taşar Haremeyn… Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram, battaniyesine sarınıp gündüz dinlenen, geceleri Hakkı zikreden, hurma ve zemzem dışında bir lokma tatmayan has kullarla dolu…

    İtikafı nicedir özlerim. Ama hayat şartları işte. Evlad u ıyal, iş, eş- dost derken bir mescide kapanıp da şöyle içimden geldiği gibi günlerce yakaramadım Rabbime!.. Gene uzun bir sessizlik oluşuyor. Birden gürlüyor.
    - Kaldır başını!..
    Kaldırıyorum. Karşımdaki gözler ok gibi işliyor içime. Zeytin karası, Hacer-i Esved siyahı gözlerine kapılıyorum çarpılmış gibi. Simasındaki derin izler; yoğun çile süreçleriyle aştığı nefs vadilerinin, geçtiği şeytani engebelerin küçük bir minyatürü sanki.
    - Gözlerime bak ve uzat ellerini!..
    Önündeki rahleye ellerimi uzatıyorum. İnsan elden teslim olurmuş. Hani suçluların da önce ellerine kelepçe vururlar ya, işte onun gibi uzatıyorum ellerimi, alsın ve dilediği yere sürüklesin diye.
    - İkizinden ne kadar uzaksın sen !..
    - Şeyyy, ama benim ikizim yok ki, diyecek oluyorum, sus diyor.
    - Sus ve şimdi ikizinle görüşmeye hazır ol, seni ona götüreceğim.
    Ellerimin üzerine koyuyor ellerini ve gözlerini yumuyor. O an ellerinden akan titreşimlerle kendimden geçiyorum. Sanki bir ırmak dökülüyor içime. Sanki bir cereyan akıyor kalbime. Şefkati, sevgiyi, rahmeti, celali ve cemali bir olduğum ellerde duyuyorum taaa ruhumun derinliklerine doğru!…
    Şimdi bir bahçedeyim. Deniz kıyısında, dalgaların duvara tırmanmak istercesine çevresini aşındırdığı bir bahçede. Uşaklar kapıyı açıyorlar. Nereye, niçin geldiğimi bilmiyorum ama içimde engin bir huzur ve hiç tatmadığım eminlikle yürüyorum. Burası bir cennet. Adını bildiğim çiçekler, bilmediklerim yanında nokta bile değil.
    Asma dalları, hanımelileri ve sarmaşıklarla örülü çardağa alınıyorum. Söz, kelam, ses yok burada. Geliyorlar, görüyorlar, bakıyorlar ve oluşuyor her şey. Konuşmadan anlaşmak dedikleri, gönül dili dedikleri, kalpler arası yol var dedikleri bu olsa gerek. Az sonra gelecek diye hissediyorum. Bahçenin denize açılan kapısından beliriyor. Suların içinden doğuyor. Gözlerim kamaşıyor yaydığı ışıktan. Geçtiği yerleri aydınlatan bir projektör gibi denizi yara yara, sisleri aça aça geliyor.
    Karşımda durup gülümsüyor. Önce seçemiyorum, bedenini saran renkli dalga demeti net görmeme engel oluyor. İyice yaklaşıp karşıma oturduğunda, hayretler içindeyim. Aynı ben!.. Sanki kendimi seyrediyorum. Sanki içimden bir başka ben çıkmış da karşıma dikilmiş. Teni, gözleri, elleri, saçları aynı ben. Ama bir farkla, teni ten gibi, eli el gibi değil. Bir kristal gibi billur, bir ayna gibi pırıl pırıl… Beden görünüyor ama et kemik hiç değil. Hayretim geçince soruyorum;
    - Ama sen, bana benziyorsun, diyorum titrek kelimelerle.
    - Aması fazla, benzemek de söz mü?.. Ben senim!
    - İyi ama niçin bugüne kadar buluşmadık öyleyse?
    Biraz durduktan sonra usul usul, tane tane konuşuyor:
    - Hep seninleydim, görmedin! Hep sana seslendim, duymadın.
    - Nasıl yani?..
    - Neler yapmadım ki tanıman için?! Mektuplarım hala evdeki rafta, hatırlar mısın?
    - Evet evet, annem arada bir indirir okurdu mektuplarını. Doğrusu ben pek okumadım. Arada bir baktım ama, öyle ciddiyetle eğilmedim.
    - Mektuplarımı okumadın. Hikayeler yolladım sana. Her türden hikayeler, masal tadında.
    - Aaaa bak onları okudum. Çok güzeldiler. Kiminde ağladım, kiminde coştum. Onların tadı damağımda, lezzeti dimağımda. Okumadın deme, onlara çok eğildim…
    Uşaklar şerbet getiriyorlar altın sırmalı kâselerde. “Ama oruç var, nasıl içeriz?” diyecek oluyorum. İkizim; “Al iç, bu boyutta zaman da mekan da yok artık” diyor. Nasıl oldu bilmiyorum ama içiyorum. Konuşmaya devam ediyor kuşlar çiçeklere aşk besteleri şakırken:
    - Okudun da ne oldu ki?.. Hikayede kaldın, kahramanlara takıldın. Uzaklarda, geçmiş zamanda olan şeyler diye düşünüp nostalji saydın hepsini.
    - Ama başka nasıl okunabilir ki?..
    - Hikayeden amacım, sana birilerini anlatmak, kurgular düzmek değildi. Ben buradayım, sana senin rollerini fark ettirmek istiyorum diye ne zaman haykırsam nostalji tıpası ile tıkadın ağzımı!.. Üzüldüğün, yıkıldığın, boşluğa düştüğün anlar çok oldu değil mi?..
    - Evet epeyce…
    - Hikaye sandıklarının ruhunu fark etseydin azap çekmeyecektin. Ama olmadı.
    Bir süre uzaklara dalıyor. Hala hayretteyim, insanın benzeri olur, kardeşi olur ama böylesi, aman Ya Rabbim, rüya mı gerçek mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. İşte o esnada söze giriyor:
    - Aslında hepsi rüya. Sana rüyayı çözümleyecek paragraflar, satırlar da yolladım. Sen ne yaptın, alıp ezberledin, canın daraldıkça kaside okur gibi okudun. Oysa ben konu konu açıklamıştım yaşayacaklarını. Hem kendinle hem çevrenle ilişkilerinde tutunacağın can simidini uzatmıştım sana.
    - İyi ama, ezberledim, manasını da biliyorum, anlıyorum da, ne kötülük var bunda?
    Cebinden bir broşür çıkarıyor.
    - Bak bu, dünyada kullanılan beyaz eşyalardan birine ait kullanım kılavuzu. Niye verilir bu?..
    - O eşyadan en iyi verimi alalım diye…
    - Başka?..
    - Kullanırken bozmayalım, hatalı davranıp başımıza iş açmayalım diye.
    - Kullanım kılavuzundan maksat; onu ezberlemek mi?
    - Hayır…
    - O halde?..
    - Anladım…
    - Ne anladın? Sende mevcut potansiyeli açıkladım, ezberleyip geçtin Ya Huuu!..
    Emeklerim boşa çıkmışçasına çöküntüye uğruyor, sarsılıyorum. Yıkıldım. Artık ne bahçeyi ne denizi görüyor gözlerim. Bir anda zindan oluyor ortalık. Omzumdan tutup sarsıyor;
    - Heyyy, noluyoruz, kendine gel!..
    Yıkıldığımı sezdi.
    - Ben seninleyim, senden özge senim, var mı öyle kapıp koyuvermek?..
    - Bir an her şey boşa gitti sandım.
    - Boşa diye bir şey mi var? Boşluk kavramı perdelilere göre. Hem zerre kadar iyilik de zerre kadar kötülük de karşılık bulur, biliyorsun değil mi?
    - Biliyorum.
    - O halde, haydi sevin. İyiliğin için söyledim. Beni sevmiyorsun, benden kopuksun demedim sana. Daha fazla fark et, sevginin hakkını layığı veçhile ver diye söyledim.
    Serin rüzgar ağaç yapraklarını evrensel tesbih korosuna dahil ederken açılıyorum biraz:
    - Aslında sen denizi, karayı, uzayı, gezegenleri de anlattın bana. Onlar da vardı raftaki mektup demetinde. Şimdi hatırlıyorum.
    Biraz onu anladığımı ima etmek istercesine kurduğum cümlelere de sevinmiyor.
    - Bak beni öyle anlaman da olası. Tabiat mucizeleri dersin, sırlar dersin, hatta rakama vurup şifreler düzersin. Böyle anlayacaksan, bırak anlaşılmaz kalayım.
    Eyvah diyorum içimden, eyvah. Toparladım sanırken gene koptu film. Onu öyle kendimden, öyle içimden görüyorum ki kalkıp gitmesine dayanamam herhalde. Bu an, bu hissediş hiç bitmesin istiyorum. Zaman durmuş, an açılmış, nasıl bırakır da kayıtlı ve kısıtlı hayata tekrar dönerim?
    Şerbetler bittikten sonra yerinden kalkıyor.
    - Yoksa gidiyor musun, diye sızlanıyorum.
    Gülümseyerek kucaklıyor. İnsanın kendine kavuşması ne güzelmiş. Meğer içimde, bana benden yakına duyduğum gurbetin sızısıymış kanayan. Vuslat olunca her taraf cennete dönüşüyor. Onu bırakmak istemiyorum. Heyecanla soruyorum;
    - Bir daha görüşecek miyiz?
    - Ötelemekten vazgeç artık, sendeyim, en az senin kadar senim, ikizinim dedim ya!..
    Geldiği yere doğru bir bulut demeti gibi kayarak gidiyor. İçimden kopan bir şeyler var. Ellerim acıyor, kalbim çekiliyor… Tekrar sarsılıyorum, zelzele yaşar gibi…
    Bir an gözlerimi açtığımda, ellerimi tutan gönül sultanı ile göz göze geliyorum tekrar:
    - Kendine gel artık. Ezan okunmak üzere. Anlat bakalım ne gördün?..
    - İkizimle tanıştım, muhabbet ettim, kucaklaştım. Çok hoştu. Ama gitti.
    “Ellerinin altına bak” diyor Sultan. Ellerimi koyduğum rahleye bakıyorum. Mushafa, Kur’an-ı Kerime dokunuyor ellerim. Meğer Kur’anla ellerim birleşince bulmuşum ikizimi.
    Tekkenin zengin iftar sofrasına halka olan dervişler arasına çıktığımızda, gönül sultanı bir hadis okuyarak iftar duası yapıyor:
    İNSAN VE KUR’AN İKİZ KARDEŞTİR!…Hz. Muhammed (s. a. v.)
    İkizini tanıyanlara, onunla barışanlara afiyet şeker olsun.
    İftarımız seyran, her anımız bayram olsun!…

    Mehmet DOĞRAMACI

    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Tekkenin zengin iftar sofras?na halka olan dervişler aras?na ç?kt?ğ?m?zda, gönül sultan? bir hadis okuyarak iftar duas? yap?yor:
    ?NSAN VE KUR’AN ?K?Z KARDEŞT?R!…Hz. Muhammed (s. a. v.)
    ?kizini tan?yanlara, onunla bar?şanlara afiyet şeker olsun.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  3. #3
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    Alıntı yunusum Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İNSAN VE KUR’AN İKİZ KARDEŞTİR!…Hz. Muhammed (s. a. v.)
    Allah razı olsun.Ben bu hadis-i şerifi niçin ilk defa duyuyorum.Hem de bu kadar önemli bir hadis-i şerif.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    güzel konu okuyalım..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Dost betulbalkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    48

    Standart

    çok uzun bir yazı oku oku bitmiyor :d

  6. #6
    Dost betulbalkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    48

    Standart

    gerçekten çok güzel bizim bu zamndada o elimize verilen kullanma klavuzu hükmünde olan kur an ı kerimi en iyi bi şekilde anlayıp yaşamamız için risale i nurumuz var allah binlerle şükür olsun

  7. #7
    Dost betulbalkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    48

    Standart

    mesela peygamber efndimiz bir başka hadisindede sizin en hayırlınız kuranı öğrenen ve öğreteninizdir diyor buradan bir çok amna çıkar faakt 2 manasıda birisi arapça olarak öğrenip öğretmek bu sadece okumaya veya ezberlemeye yarar ama asıl kuranı öğretmek onun içinde bulunan emir ve yaakları öğrenip öğretmekle olur. bizde inş risalelere hizemte ederk okuyarak ve sohbetlerde bulunarak onu öğrenip öğretemekte muvaffak oluruz allah bize güç kuvvet ihsan etsi selam ve dua le...

  8. #8
    Dost betulbalkan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesajlar
    48

    Standart

    Allah bizleride ikizimize kavuştursun aminn

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Hidayet Nuruna Nasıl Kavuştum?
    By EnVaR in forum Bediüzzaman ve Risale-i Nur Çalışmaları
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 13.11.06, 13:11
  2. Hidayet Nuruna Nasıl Kavuştum?
    By sekeskin in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.07.06, 09:34

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0