+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Konu: Saklı Kudret; Dövene Elsiz, Sövene Dilsiz

  1. #1
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Saklı Kudret; Dövene Elsiz, Sövene Dilsiz

    Dövene elsiz gerek
    Sövene dilsiz gerek
    Derviş bağrı taş gerek
    Koyundan yavaş gerek
    (Bizim Yunus)
    Dövecekler, el kaldırmayacaksınız! Sövecekler, susacaksınız! Bağrınıza hançer saplanacak, yüreğiniz kanatılacak, taş kesileceksiniz! Koyundan uysal olacaksınız! Nasıl görünüyor?.. Enayilik gibi mi? En dindarı bile şöyle itiraz eder: “İyi ama kardeşim hadis var; ne zulme uğrayınız ne de zulmediniz! Kendimi niçin savunmayayım, sonra yaladı yuttu her şeyi demezler mi? ” Daha farklı yaklaşan: ” Allah güç- kudret vermiş. Kısasa kısas Hak. Niçin karşılık vermeyeyim?” diye düşünecek. Başka bir bilinç şöyle yorumlayacak: ” Zulmedende zulmü dileyen Allah, mazlumda da savunmayı dileyebilir. Bu şuurla karşı koyarım. ”
    İyi ama, 7 asırdır nur saçan Yunus okyanusundan niçin böyle bir dalga yansıdı? Yunus gibi yüksek bir bilinç, itiraz ettiklerimizi bilemez miydi? Hadisten, ayetten haberi yok muydu ?..
    Dizelerde başka bir sır var!.. Ama ne?!..
    ***
    Bir konuyu merak etmiş de çözememişseniz; hemen vazgeçmeyin! Zihninizin bir köşesine atıp, günlerce, aylarca onunla dolaşın, sorularla yaşayın, sorularla uyuyun! Yoğunlaşmanın mutlaka sonuç vereceğine, cevabın özden yada ayna mahalden yansıyacağına yürekten inanın! Bu şekilde çözümleyemeyeceğiniz hiçbir soru kalmayacağını sevinçle göreceksiniz!
    Bu dizelere uzun süre yoğunlaştım. Geçenlerde uğrayan bir dost; kadim öğretilerden birine ait küçük bir kitap hediye etti. Yıllar boyu İslam dışı öğretilere mesafeli ve soğuk durmuştum. Başka dinlerde, başka yollarda hakikat adına ne olabilirdi ki? Dostum sohbet esnasında şöyle dedi: “ İslam dışı öğreti tabirini iyi düşün. İslam dışında hakikat mi var?! Bütün dinler; Tevhid Akidesinin farklı zamanlarda farklı Rasül ve Nebilerden açığa çıkışı! DİNLER kavramı bile yanlış, tek din var! ”
    Dikkatle dinliyordum. Devam etti: “Elbette İslam öğretisi yerine başka şey koymayacaksın. Elbette namazın verdiği enerjiyi es geçip yogadan medet ummayacaksın! Ama şunu bil ki; Hakikat tekse; kadim öğretilerde de mutlak surette hakikatten kırıntılar, pırıltılar vardır.”
    İyi ama, ya insanın aklı, zihni o yöne kayıverirse, bu da tehlike değil mi, diye itiraz ettim.
    “İslâm’ı bilmeyen için doğru! Ama ayet- hadislere yoğunlaşan için gereksiz bir kaygı. Kadim öğretileri, İslâmî düsturları hatırdan çıkarmadan inceler, o gözle bakarsan, değişik açılımlar yakalarsın! Bu kitabı da o nazarla oku inşallah ”
    Ayrılırken yineledi: “ Unutma hakikat tek! Tekten bakıyorsan, Çokta kaybolma korkun yersiz ”
    ***
    Akşam, dediği nazarla okumaya yöneldim. Elime geçen her kitap, çizile çizile sürülmüş
    tarlaya döner. Sayfa kenarlarına oklar çıkar, yakaladığım tespitlere paralel ayet- hadis- evliya sözü aklıma geldikçe hemen oracığa not ederim. İşte okuduklarımdan özetler: “İnsan %100 güçle doğar. Zaman içinde ve de çevrenin etkisi ile, %100 olan kuvvelerini kullanamaz hale gelir, %1 alanı içine hapsolur. %99 dan yoksun biçimde hayata devam eder!”
    İnsanın %100 doğduğunu okuyunca meşhur ayet hatıra geliyor: VE ALLEME ADEMEL ESMAE KULLEHE (Allah) Adem’e isimlerin TAMAMINI talim etti ( bilincine yükledi) !..
    (Bakara-31)
    Öğretmek değil ayetteki ifade; TA’LİM! Talim ne demek? Atış talimi deriz. Ne demek? Silah kullanmayı bilmeyeni kullanır hale getirmek! Talim; yapamadığını yapar, güç yetiremediğini güç yetirir hale getirmektir. O halde Adem; İnsan; Esmanın tamamında fiil ortaya koyacak kamil kuvvelerle doğmuştur!
    Sonra bu güçleri kullanamayacak bir derekeye düşüş şu ayetten yansıyor: LEKAD HALEKNEL İNSANE Fİ AHSENİ TAKVİYM.SÜMME RADEDNAHU ESFELE SAFİLİYN Biz insanı en güzel yaratılış ile yarattık. Sonra onu derecelerin en aşağısına attık! (Tiyn-4,5)
    ***
    İnsanı %99 luk alanın kudreti, bilinci ve nurundan mahrum eden ana sebep ne? Kitabın bu konuda uzun sebepler saymasını ve geniş tahliller sıralamasını beklerken sebep tek kelime etrafında yoğunlaşıyordu: TEPKİSELLİK !..
    Baştan sona, TEPKİ VERME davranışının %99 alanından gelecek -açığa çıkacak- kuvveleri kestiği, olumlu enerjiye perde çektiği vurgulanıyordu. İşte notlar: “ Banka kuyruğunda birisi haksız yere sırayı bozsa, orada kavga gürültü kopsa, eğer siz de olaya dahil olursanız, tamamıyla oradaki negatifliğin kontrolüne girer, güçlerinizi kullanamaz hale düşersiniz. ”
    “Size hakaret edene aynı tonda cevap vermeniz; ondan yayılan negatif rüzgara, yıkıcı tesire kapı açmanızdır!”
    “Hakaret yada haksızlık karşısında tepki ortaya koymanız sizi %1 lik alana çeker ve ciddi bir potansiyel olan % 99 dan mahrum eder! Peşinden de hayal kırıklığı ve iç çöküntüler gelir. ”

    Okuduklarım enteresandı. İlk etapta aklıma Yunus’un dizeleri geldi:
    Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş bağrı taş gerek / Koyundan yavaş gerek.
    Yunus, tepki vermemeyi öneriyordu. Fakat tepki vermemek zulme rıza değil miydi? Bu da zalimi cesaretlendirip zulmü meşrulaştırmaz mıydı? Tepkisizlik pasif bir bekleme miydi, yoksa ruh dinginliği ile kudretin açığa çıkışına zemin açmak mıydı?
    Kur’anda kıssaları geçen Rasülleri, Nebileri düşündüm… Ciğerparesi Yusuf kuyuya atıldığında Yakup (as) şöyle diyordu: Artık bana düşen güzelce bir sabırdır! (Yusuf- 18)
    Allah sabredenlerle beraberdir (Bakara- 153) müjdesi vardı. Yakup yıllar sonra da olsa Yusuf’ una kavuşuyor, Yusuf kuyudan esir pazarına, kölelikten zindana bir dizi sabır- rıza süreçleri sonunda tahta oturuyordu! Eyyub’u ,Musa’yı, Davud’u düşündüm. Benzer süreçler yaşamışlar, ama hep o saklı kudretin varlığını bilerek teslim olmuşlardı akışa! Mutlu son onlarındı! Zaten ayet öyle demiyor mu: VEL AKIBETU LİL MUTTAKIYN! Hayırlı son, güzel gelecek takva sahipleri içindir. ( Kasas-83)

    Tepkisiz teslimiyet; ateşi gülistan eyliyordu. Ama kişi İbrahim’ce “Hasbunallah ve ni’mel
    vekiyl” diyebilirse! Tepkisiz kabul; İsmail’i bıçaktan alıyor, Kabe inşasına kalfa eyliyordu!

    Rasülüllah Efendimiz (sav) in hayatında düşünmeliydim tepki vermemeyi! Saklı kudreti O nasıl açığa çıkarmış, neler işaret etmişti? İslam Tarihini gözümün önünden geçirdim.
    Rasülullah ve ashabı çok özledikleri Mekke’ye doğru yola çıkmışlardı. İhramlarını giymişler, 450 km lik yolu bin bir meşakkatle kat etmişler, Mekke yakınında Hudeybiye’ de konaklamışlardı. Hz.Osman (r.a) elçi olarak yollanmış; Mekke’ lilere Hac yapma arzusu, savaş için gelmedikleri bildirilmiş idi. Müşrikler kabul etmeyip “Şehre giremezsiniz” dediler. Bunun üzerine bir anlaşma yapıldı. 10 yıl süre ile ateşkes yapılacak ama hac yapmadan geri döneceklerdi. Sahabenin önemli kısmı üzüntü ve tepki içindeydi! Allah Rasülü bir ağaç altında ölümüne bağlılık yemini aldı sahabeden. Bu biatın adı RIDVAN BEYATİ oldu. Rıdvan; rıza idi… Oluşa, akışa razı olmaktı Rasülullah ve sahabesinin yaptığı!..
    Geri dönerken sahabesine, durumun en kısa sürede lehlerine döneceğini işaret buyurdu. Öyle ki Hudeybiye’nin hemen peşine FETİH SURESİ inzal oluyor; Rasülullah apaçık bir fetih ile müjdeleniyordu. Sahabe şaşkındı. “Ne fethi Ya Rasulallah, ezik biçimde Mekke’ye giremeden geri dönüyoruz, bu nasıl fetih? “ diye sorduklarında Alemlerin Efendisi; “Bekleyin, Fetih çok yakın ” diyordu! Çok geçmemiş, bir yıl sonra Mekke’ liler anlaşmayı iptal ve yasakları kaldırmak için başvurmuştu. Lehlerine görünen; aleyhlerine dönmüştü. Çünkü ayet açıktı: VE MEKERUU VE MEKERALLAH, VALLAHU HAYRUL MAKİRİYİN! Onlar bir tuzak (plan, entrika) kurdu, Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır!.. (A.İmran-54)
    Ayette, tuzak hazırlayanın aslında -sunnetullah gereği- kendi aleyhine bir saatli bomba kurduğu, günü gelince elinde patlayacağı gerçeğine işaret ediliyor! Biri tuzak kurar kurmaz Allah da hemen tuzak kurar ifadesi; plan kuranın; sistemi kendi aleyhine tetiklemesinin açık delili!

    Tepki vermemenin saklı kudreti açığa çıkaracağına açık bir delil olan şu sahneye dikkat edin!
    Rasûlullah (a.s) ashâbıyla otururken, bir adam Hz. Ebubekir'e hakaret içeren sözler sarf etti. Ancak Hz. Ebubekir (r.a) adama cevap vermedi. Adam ikinci defa aynı şekilde hakaret etti. O yine sessizce durdu. Adam üçüncü sefer de eziyet edince Hz. Ebubekir adama hak ettiği cevabı vererek kendisini müdafaa etti.
    Bunun üzerine Efendimiz (a.s) hemen kalkıp Hz. Ebubekir’in yanından uzaklaştı. Allah Rasulü’nün âni kalkışı karşısında endişelenen Hz. Ebubekir: “Ey Allah'ın Rasûlü, sizi üzecek bir şey mi yaptım? ” diye sordu. “Hayır ” dedi Allah Rasulü, “O kişi sana hakaret ederken semadan bir melek inmiş, seni müdafaa ediyor, adamın söylediklerini yalanlıyordu. Fakat, sen kendini müdafaaya başlayınca melek gitti, şeytan gelip yanına oturdu. Bir yere şeytan oturdu mu ben orada durmam.” buyurdu.

    Okuduklarınızı TEPKİSELLİK hakkındaki kadim bilgilere paralel bağlayın! Tepki vermemek meleği çekerken, tepkiyle şeytan devreye girdi, melek ayrıldı! Tepki vermemek evrensel kuvvelere (melek) yaslanmak, tepkisellik negatifliğe (şeytana- egoya) köle olmak!..
    ***
    Bir başka sahneyi de aktararak bitirelim. Medine’ye uzak yaylalardan bir adam mescide geldi. Efendimize şöyle dedi: “Ya Rasulallah ben cahil bir müminim. Emirlerini sahaben gibi aklımda tutamam. Köyüm de uzak. Beni cennete koyacak tek kelime söyle onu yapayım”
    Efendimiz buyurdu: KIZMA! Adam buna ilave başka şey var mı diye sordu. Efendimiz tekrarladı: KIZMA! Adam 3. kez üstelediğinde de cevap değişmedi: KIZMA!

    Teslim olan, tepki vermeyen saklı kudreti açıyor özünden!
    Böylece zahiren berbat görünenin, rıza ile hayra dönüşümünü seyrediyor.
    Dövene elsiz, sövene dilsiz tavrıyla neye işaret edildiğini sanırım anladık!
    İmtihan dönemlerinde teslimiyet ve sabrı kuşananlara selam olsun!
    Selam olsun, saklı kudretin tepki vermeyen gönüllerde filizleneceğini fark edenlere!...

    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  2. #2
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    allah raz? olsun izninle bun başka bir yerde paylaşacam

  3. #3
    Ehil Üye Ebu Hasan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Ankara
    Yaş
    37
    Mesajlar
    3.049

    Standart

    Allah raz? olsun.Kaynağ?n?da alabilir miyiz yunusum abi?
    Vücudunu mucidine feda et.Mukabilinde büyük bir fiyat alacaksın.Mesnevi-i Nuriye sahife 101


  4. #4
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    Allah raz? olsun.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    kaynağ? sufizmveinsan sitesinde mehmet doğramac? n?n yaz?s?..
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Allah sizlerdende raz? olsun çok güzel bir paylaş?m..

    çok kişi ile paylaşmal?..

    Hem müsbet hareket hakk?nda bir şeyler ÇAĞRAŞTIRIYOR MU?
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  7. #7
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart Hani Şu Kızdıklarımız Varya..Bizi Kızdıranlar Neymiş Bakalım?

    Bizim Yunus’umuzun hayat hikâyesindeki Molla Kâsım sahnesini çoğunuz bilirsiniz. Unutanlar için kısa bir tekrarla konuya girelim.
    Yunus’un vefatından sonra şiirlerinin bulunduğu divan Molla Kâsım adlı bir kaba softanın eline geçer. Sakarya kıyısına oturarak şiirleri tek tek okuyan Molla Kâsım kendince dine aykırı (!) gördüklerini bir kenara ayırır. 3.000 adet şiirden ayırdığı 1.000 tanesini yakar. Bir başka gün kalan 2000 ini inceler ve bunlardan da binden fazlasını nehre atar. İşte tam bu esnada eline gelen şiirde şu dize çıkar karşısına;
    Derviş Yunus bu sözü / Eğri büğrü söyleme
    Seni sıygaya çeker / Bir Molla Kâsım gelir

    Bu dize ile sarsılan Molla Kâsım pişman olup nehre atlasa da şiirlerden çoğu gitmiş, elden çıkması gereken çıkmıştır artık. 3.000 şiirden 300 küsur kadarı elimizde bugün.
    ***
    Vakıanın buraya kadar olan kısmı Yunus’u ilgilendiriyor. Ancak daha geniş açı ile bakacak olursak hadise, Hakikat Yolunda yürümeyi niyete alan hepimizin önüne gelebilecek ve hatta gelmekte olan, çoğu kere perdelendiğimiz bir lütuf! Lütuf deyişim belki ters geliyor size, Yunus şiirlerini ortadan kaldıran biri nasıl lütuf olabilir, diye düşünüyor olabilirsiniz… İlk etapta haksız değilsiniz. Şimdi olayın derûnuna inelim ve bu hali kendimizde nasıl, ne şekilde yaşıyoruz, çözümlemeye gayret edelim.
    Kendimize gelmeden önce Yunus ve Molla Kâsım’ ı biraz daha okumakta fayda var. Alemde kendiliğinden ve de bağımsız hiçbir olay yok. Çünkü İrade Tek ve O Tekin dilemesi dışında bir zuhur muhal. O halde Yunus’a Molla Kâsım’ı musallat eden de Rabbul Alemin!
    Buna ikna olduktan sonra niçin yaşandığını düşünelim. 3000 şiirin 2000 kadarı derin bâtini sırlar açıklıyor, yüksek mertebeden seyirler içeriyor olabilir. Bunlar elde kalsa ve günümüze kadar gelse belki de çoğu kişinin aklı karışacak, çoğunluğu oluşturan avamın inançlarında sarsıntılar yaşanacaktı. Çünkü üst mertebenin seyri, alt mertebeler için sırdır! Açıklandığında beyinlerde depremler yaşanır!
    Molla Kâsım rolü üstlenen kişi, böyle bakıldığında inancın korunması, şer’i çizginin muhafazası adına hayırlı bir iş yapmıştır gelecek nesiller için…

    Soracaksınız, “Tamam da bu Molla Kâsım’ın bizim yaşamımızla bağı ne?” İşte şimdi oraya geldik. Ne buyurdu Yunus’umuz?..
    Derviş Yunus bu sözü / Eğri büğrü söyleme
    Seni sıygaya çeker / Bir Molla Kâsım gelir

    Molla Kâsım’ın ana vazifesi; siygaya çekmek! Niçin? Sözü eğri büğrü söylemesin diye!
    Daha açıkçası, daha tasavvufçası; Molla Kâsım sahnesi kendimizi hesaba çekmemize yardımcı olarak dışarıdan diğer bir insan eliyle önümüze konan bir olgu!.. Sözü eğri büğrü söylemeyelim; düşüncemiz bâtıl zemine oturmasın, yaşamımız Hak çizgide sürsün, yanlış algıları, saplantıları Hak zannetmeyelim diye!.. Özetle, benlik örtüsünden soyunalım, nefis kirinden yıkanalım diye…
    Buna delil olacak en büyük unsur; KÂSIM kelimesi. Kâsım; Arapçada ;İKİ ŞEYİ AYIRAN, AYRIŞTIRAN demek… Molla Kâsım; .insanı beşeriyetinden ayırıp hakikatini gösteren, nefsinden ayırıp öze çeken kişi!...
    Daha manidar bir delil mi?..
    Efendimiz (sav) in künyesini hatırlayınız: EBU’L-KÂSIM… Kâsım isminde bir oğlu olmasından öte; İnsanı şirkten arındırdığı, Hakkı Batıldan ayrıştırdığı için EBU’L-KÂSIM…
    ...
    Olayın özü bu çerçevede zihnen şekillendikten sonra kendimize dönerek soralım; Hayatımızın hangi dönemlerinde, hangi zamanlarda, hangi suretlerle karşımıza çıktı Molla Kâsımlar?
    Birlikte bulalım… Hani kızdıklarımız var ya! Hani “Çok cins hareketleri var, aman benden uzak olsun” dediklerimiz var ya! Hani, hakkımızı gasp ettiğini, bizi arkadan hançerlediğini, ruhumuzu kanattığını, dünyamızı kararttığını düşündüklerimiz var ya! Hani, “Çok yakınım, canımdan kanımdan biri ama beni hiç anlamıyor “ dediklerimiz var ya!
    İşte onların hepsi, hesabımızın kolay görülmesi, arınışımızın hızlı gelişmesi için yollanan ilahi lütuflar!.. Kendimizi tanımamız, bizden içre bizi keşfetmemiz için hepsi de gönüllü çalışıyorlar. Birimselliğimizi delip acıtıyorlar ya, inanın bizdeki madeni, hakiki ve pörsümez, paha biçilmez özü çıkarmaktan başka işlevleri yok.
    Onları kendimizden gayrı gördüğümüzde bu sırdan uzak düşüyoruz.. Tavır alıp devamlı surette kırgınlık ve nefret duymanın azabı ile kendi cehennemimizi kendimiz tutuşturuyoruz. Yazık değil mi bize?!..

    Sen, işyerinde kuyumu kazanlar var, diyen dostum!
    Sen, beni eşim bile anlamıyor diyen kardeşim!
    Sen, çocuklarıma bile sözüm geçmiyor diyen büyüğüm!
    Sen, dostlarım dertlerimde hiç yanımda değil diyen arkadaşım!

    Hepsinin sana özel Molla Kâsımlar olduğunu fark edebildin mi? Ne yaptıklarına bakma, senin hangi algına ve hangi haline yöneldiklerine, darbe indirdiklerine bak! Böyle bakarsan hepsinin sende mevcut ama örtülü boyutları açtıklarını, senden uzaklaşması gereken hırs ve tutkuları biçtiklerini, hepsinin lehine çalıştığını fark edecek, bir süre sonra onlara teşekkür edeceksin.
    Yeri gelmişken yaşanmış bir örneği arz edelim:
    Pazarlama şirketinde eleman olarak çalışan bir kardeşim, gayreti ve dürüstlüğü ile şeflik konumuna kadar yükselir. Ne var ki yan masada çalışan biri ve tecrübeli yaşlı kurt bir idareci, bu genç kardeşin hızlı yükselişini çekemezler. Alttan alta kuyu kazmakta, genel müdürü etkilemek için ellerinden geleni arkalarına koymamaktadırlar. Baskılara dayanamayan genel müdür, kardeşimizi şeflikten alıp dış hizmete, hem de ayak işi denebilecek bir göreve verir.

    Sabırla buna da katlanan arkadaşımızın üzerinde Molla Kâsımlar çalışmalarına ara vermeden devam etmektedirler. Yaptıklarından utanıp vicdani rahatsızlık duydukları için göz önünde olmamasını, başka bir şubeye gitmesini isterler.
    Uzak bir şubeye tayin edilir. Aile hayatı, çocuklar, değişik bir çevre kolay değildir insan için. Yine sabreder ve alışır duruma. O şubede gün be gün yıldızı parlamakta, hem kazanmakta hem de kazandırmaktadır. Bir gün, şubeye ortak olması teklif edilir. Belli bir ücretle ortaklık alır. Zaman içinde ticari tecrübesini artırır ve en fazla hisseye sahip ortak konumuna gelir.
    Molla Kâsım işlevini okuyan, Molla Kâsımlara tavır almak yerine kendi kulluğunu yapan kardeşimiz, hem hayatı idrak hem de maddi ferahlık açısından büyük bir genişliğe erer!..
    ***
    Molla Kâsımlar günlük hayatta sürekli olarak yanı başımızdalar. Şayet benlikten arınmak, öze varmak gibi ulvi bir gayeyi seçmişsek, ara vermeksizin karşımıza çıkmaya, işlevlerini yürütmeye devam edecekler. Evet, biraz canımız yanacak. Gururumuz sarsılacak. Belki itibarımız, sosyal hayatımız darbe alacak. Belki bir süre hüzün yaşayacağız. Sonrasında açığa çıkacak öz, yepyeni bir farkındalık ve çok kıymetli bir bakış açısı armağan edecek bize. Bundan emin olunuz!
    Kendi adıma bir teşekkürü ifade etmeden geçemeyeceğim;
    Düşüncelerimi paylaştığım süreçte, telefon, mail, ikili görüşme, sohbet, iş ilişkisi ve ziyaretlerle karşıma gelen tüm Molla Kâsım’lara gönülden teşekkür ediyorum. Başta size kızdım, canım acıdı, içim yandı ama iyi ki varsınız! Hepiniz nura gark olunuz!

    ...
    Övgü ve yüceltmenin kişiye en büyük kötülük, yapıcı eleştirinin bilinç kilitlerini açan anahtar olduğunu fark edenlere selam olsun!
    Selam olsun, “Başkası- Gayrısı” perdesinden kurtularak her gelenin kendinden kendine olduğunu bilenlere !...
    Hayat akıyor. İnsanlar gelip geçiyor.
    Molla Kâsım’ı görebilenlere, görüp de değerlendirebilenlere ne mutlu

    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  8. #8
    Ehil Üye BiKeS_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    2.770

    Standart

    mükemmel bir yaz? Allah raz? olsun.Hayat?mdaki Molla Kâs?m'lar? düşünüyorum şimdi.

    Yâ Rab, garibem, bîkesem, zaîfem, nâtüvânem, alîlem, âcizem, ihtiyarem,


    Bî-ihtiyarem, el-aman-gûyem, afv-cûyem, meded-hâhem, zidergâhet İlâhî!




  9. #9
    Gayyur dördüncü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesajlar
    73

    Standart

    Alıntı yunusum Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

    İmtihan dönemlerinde teslimiyet ve sabrı kuşananlara selam olsun!

    Selam olsun, saklı kudretin tepki vermeyen gönüllerde filizleneceğini fark edenlere!...

    Allah razı olsun..
    Ya Baki Ente'-l Baki

  10. #10
    Ehil Üye Tılsım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Bulunduğu yer
    Meçhul...
    Mesajlar
    2.240

    Post

    Allah razı olsun...Çok kıymetli bir paylaşım...

    Teşekkürler....

    Bir erime anıdır aşk can ipinin yavaşça incelmesi ve görünmeyen sevgili nin yüzünde kopması..

    Sustum! Bir harf bile söylememin imkanı yok yoklukta artık. Aslı olmayan sözlerdir çünkü hep dilimde, gerçek değil surettir hep...Cana eziyetten başka bir şey vermez ki söylesem!..

    Sustum! çünkü hadden aşkın olacak söz, kabından taşacak...Ne kulaklarda onu anlayacak bir kudret var oysa; ne anlayışında ona uygun bir kabiliyet!..


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Cenab-ı Hak hadsiz kudret ve...
    By fanidünya... in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.11.13, 13:40
  2. Kör Dilsiz Ve Sağır
    By Beste-i Rana in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 28.12.08, 20:51
  3. Kudret ve Hikmet Mekanları?
    By Lebid24 in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 13
    Son Mesaj: 24.07.08, 14:28
  4. Allah’ın Kudret Ve Gücünden Başka Kudret Ve Güç Yoktur.
    By m_safiturk in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 15.07.08, 18:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Yemek Tarifleri ListeNur.de - islami siteler listesi
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0