+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Bilerek ve Severek Tercih Etmek

  1. #1
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Bilerek ve severek tercih etmek






    Bilmenin yetmediği bir as?rda yaş?yoruz. Hz. Peygamberin (asm) “Bilselerdi yapmazlard?” sözünün, asr?m?z insanlar? için de geçerli olduğunu söylemek oldukça zor. Asr-? hâz?r insanlar?na, ‘bildikleri halde yap?yorlar’ ifadesi daha çok yak?ş?yor sanki.

    Bunu ?brahim Sûresi’nin 3. âyetinden anlamak da mümkün: “Onlar dünya hayat?n? seve seve âhirete tercih ederler.” Bu âyetin, asr?m?za hususiyetle parmak bast?ğ?n? ifade eden Bediüzzaman, “Hiçbir as?r böyle bir tarz? göstermemiş. Sâir as?rlarda o ehl-i dalâlet âhireti bilmiyor ve inkâr ediyor. Elmas? elmas bilmiyor, dünyay? tercih ediyor”1 derken, bu as?r için ise “hayat-? dünyeviyeyi hayat-? uhreviyeye, ehl-i ?slâma da bilerek, severek tercih ettirdi”2 diyor.

    Asl?nda bu tercih edişin, hiç de ak?ll? bir tercih olmad?ğ? aşikâr. Zira yine Bediüzzaman’?n benzetmesi ile ‘k?r?lacak bir cam parças?n? bâkî elmaslara bildiği halde tercih etmek’3 gibi, zahirde hiç de ehl-i akl?n kâr? olmayan bir hamâkat hâlidir bu.
    Gel gelelim asr?n bu acip hali, “Tercih bilâmüreccih caizdir ve vâkidir”4 kaziyesini, bir kere daha hakl? ç?kart?r. Ortada tercih edici bir sebep yokken, başka bir tâbirle, ehl-i imanca iyi ile kötünün aç?kça bilindiği, dolay?s?yla tercihin de bir ölçüde anlam?n? yitirdiği durumda dahi, tercihi hiç beklenmedik ş?ktan yana yapman?n tuhafl?ğ?n?n, tâbir-i diğerle ‘divanece bir tercih’in bile, bu sözü nas?l doğrulayabildiği, bir vâk?a olarak durur orta yerde.
    Asr?n bu bedbaht halini, Bediüzzaman, şu cümleleriyle daha da tasvir eder: “Bu as?rda hayat-? insaniye, hususan hayat-? içtimaiyesi öyle dehşetli, fakat cazibeli ve elîm, fakat merakl? bir vaziyet alm?ş ki, insan?n ulvî latifelerini ve kalb ve akl?n? nefs-i emmaresinin arkas?na düşürüp pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.”5
    Demek ki ‘bilerek ve severek’ tercih etmenin arka plan?nda, insan?n ulvî duygular?n?n nefse esir olmas? sakl?. Hz. Peygamber (asm) “Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz”6 derken bunu nazara vermiş olsa gerek. Nefislere hâkim olunamayan, hatta bir ad?m ötesinde nefse mahkûm olunan, ulvî duygular?n nefs-i emmarenin arkas?na düşüp, pervane misal fitne ateşlerine düştüğü bir zaman...
    Risâle-i Nur’da insan? büyük bir saraya benzeten Bediüzzaman, ak?l, kalp, ruh gibi insan?n ulvî duygular?n? saray?n efendisi; göz, kulak gibi azalar?n? da saray?n çeşitli odalar?nda birer vazife ile meşgul sakinler olarak tâbir eder. ?nsan?n nefis, hevâ, kuvve-i şeheviye ve gadabiyesini ise, bu mükemmel saray?n kap?c?s? veyahut iti hükmünde görür. Dünyan?n ahirete çoklukla tercih edildiği bu as?r, bir nevî ‘efendinin itle oynad?ğ?’7 as?rd?r onun dilinde. Zira modern insan, ulvî meselelerle meşgul etmesi gerektiği ak?l, kalp ve ruhunu; tam aksine his, heves ve nefsin eline oyuncak etmiştir. Akl? mideye indirmiştir sözgelimi. Cesed ruha hâkim olmuştur. Kalbse, nefsin elinde esir...
    Dünyay? ahirete, bir anlamda elmas? cama ‘bile bile’ tercih edişin ard?ndaki bu acipliği şöyle tahlil eder Bediüzzaman: “?nsanda hissiyat galip olsa, akl?n muhakemesini dinlemez. Heves ve vehmi hükmedip, en az ve ehemmiyetsiz bir lezzet-i haz?ray? ileride gayet büyük bir mükâfâta tercih eder. Ve az bir haz?r s?k?nt?dan, ileride büyük bir azâb-? müeccelden ziyade çekinir. Çünkü tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor, belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yard?m etse, mahall-i iman olan kalb ve ak?l susarlar, mağlûp oluyorlar.”8 Evet, kalp ve akl?n sustuğu bir vasatta, dünyay? ahirete ‘bilerek ve severek’ tercih etmek, daha bir kolay olsa gerek.
    Bediüzzaman, ayr?ca, nefis terbiye olsa bile, daha şiddetli, ak?l ve kalbin sözünü daha fazla anlamaz ve dinlemez, içerisinde şuursuz kör hislerin de bulunduğu manevî bir nefs-i emmarenin varl?ğ?ndan da söz eder ki, bu, insan?n ömrünün sonuna kadar nefs-i emmaresinin vazifesini devam ettirir.9
    Ak?l ve kalbin sözünü dinlemeyerek, bir anlamda akl?n hükmünü iptal ederek, insan?, iradesiyle ve bile bile yanl?şa sevk eden bu şuursuz, âkibeti görmeyen kör hisler; yaz?k ki insan? şehevî arzular?n?n kölesi eden hazc? felsefenin de temel dayanağ? olmuştur. Nitekim baz? sapk?n düşünceleriyle de meşhur Freud, insan? özgür k?lmak ad?na, onun bu hayvanî ve şehevî hislerini, “id”—insan?n, irade dinlemez ‘bilinçalt? dürtüleri’—tâbir ederek, güya meşrû ve masum bir insanî ihtiyaç olarak göstermek istemiş. Freud’un ihtiyar dinlemeyen ve kayd alt?na girmeyen id’i, bana Bediüzzaman’?n kuvve-i şeheviye ve gadabiye için kulland?ğ? ‘it’ tâbirini hat?rlat?r hep. Ne var ki Freud, insan?, id’in kölesi yaparken; Bediüzzaman it’in dizginini insan?n eline verir ve ‘efendiyi it ile oynamak’tan kurtar?r.
    Evet, Hz. Peygamber’in (asm) işaretiyle nefs-i emmarenin daha bir hükümran olduğu ve nefse hâkimiyetin oldukça zorlaşt?ğ? şu asr?n insanlar?n?n, dünyan?n küçücük ve geçici bir menfaatini, ahiretin büyük ve sonsuz menfaatlerine ‘bilerek ve severek’ tercih etmesinin ard?ndaki garipliğin s?rr?, ak?l ve kalbin sözlerini dinlemeyen bir ‘nefs-i emmâre’ ve ondaki ‘âkibeti görmeyen kör hisler’ ile anlaş?labiliyor ancak. Çare mi? Ona da, bir başka yaz? da değinelim...

    Dipnotlar:

    1- Şualar, s. 624
    2- Kastamonu Lahikas?, s. 77
    3- A.g.e., s. 73
    4- Sözler, s. 431
    5- Kastamonu Lahikas?, s. 73
    6- Süyûtî, el-Fethü’l-Kebîr: 1:315, 2:185, 3:9; Şualar, s. 503
    7- Sözler, s. 292
    8- Lem’alar, 13. Lem’a, 7. ?şaret, s. 81 9- Kastamonu Lahikas?, s. 180

    ?smail TEZER\Yeni Asya Gazetesi

    10.08.2006


    http://www.yeniasya.com.tr/2006/08/10/lahika/default.htm
    Konu MuhammedSaid tarafından (27.05.07 Saat 00:13 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


  2. #2
    Yönetici HakanBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2006
    Bulunduğu yer
    Gaziantep
    Yaş
    33
    Mesajlar
    2.566

    Standart

    Kör hisleri mağlup etmek

    Bilmenin yetmediği bir as?rda yaş?yoruz demiştik geçen hafta. Zira bildiği halde günaha giren, Allah’?n koyduğu s?n?rlar? bildiği halde aşabilen fertlerin çokça bulunduğu bir zaman dilimidir yaşad?ğ?m?z.

    Bu garipliğin ard?ndaki s?rra, geçen hafta değinmiştik. Şimdi ise, yine Risâle-i Nur’dan ald?ğ?m?z dersle, asr?n bu maraz?na sunulan çarelere değineceğiz.

    Asl?nda deva, dâ’da gizli. Çareyi, hastal?ğ?n kaynağ?n? teşhis ederek ortaya koymuş Bediüzzaman Hazretleri. “Ehl-i sefâheti sefâhetinden kurtarman?n yegâne çâresi, ayn? lezzetinde elemini gösterip hissini mağlûb etmektir”1 demiş.

    Evet, mesele hissi mağlup etmekte. Zira insan?, bildiği halde fitne ateşlerine sürükleyen, ak?l ve kalbin sözünü dinlemeyen kör hisler. Bu hislerdir ki, insan, Cennet gibi bir mükâfat?n veya Cehennem gibi bir mücâzât?n olduğunu bildiği halde, adeta göz göre göre ve ihtiyar?yla yanl?şa gidebilmektedir.

    Öyleyse kör hislerin, hissen mağlup edilmesi gerekiyor. ?şte tam da burada Bediüzzaman, çareye ‘lezzetinde elemini göstermek’ ile işaret etmiştir. Ehl-i sefahat ve dalâletin, işleye geldikleri haram lezzetlerin içinde manevî ac?lar?n da bulunduğu, onlara gösterilmelidir ki, hisleri mağlup olsun, ak?l ve kalbleri hakikati dinlesin.

    Asl?nda ehl-i sefahat bu manevî elemleri hissetmiyor değillerdir. Ancak çoğu kere onlar?n böyle bir ac? içinde olmad?ğ? da görülür. Bediüzzaman bu durumu ‘hissi iptâl eden ve beşerin nazar?n? afâka dağ?tan ve boğan cereyanlar iptâl-i his nev’inden bir sersemlik vermiş ki, ehl-i dalâlet mânevî azâb?n? muvakkaten tam hissedemiyor’2 diyerek izah eder. Yani ehl-i dalâlet ‘muvakkat bir sersemlik’ sebebiyle o ac?y? hissetmemektedir. Ne var ki, bir ölüm haberi ya da dünya lezzetlerinin son bulmaya mahkûm oluşunu ihtar eden herbir hadise, onlar?n o ac? yaras?n? sürekli deşmektedir.

    Ve öyle bir ac?d?r ki bu, insana bu dünyada dahi ‘manevî bir cehennem’ yaşat?r asl?nda. Nitekim “Günaha dalan kâfirler ise, Cehennem ateşindedir”3 âyeti de buna işaret eder. Bediüzzaman bu âyeti tefsir ederken “Tabiat-? masiyettir ki, cezay? istilzam ediyor”4 der ve günah?n, tabiat? gereği, içerisinde bu dünyada dahi mânevî bir ceza ve azab? bulundurduğunu veya netice verdiğini söyler.

    Bir başka yerde ise bu mânây? daha da açarak “Cenâb-? Hak kemâl-i kereminden ve merhametinden ve adâletinden, iyilik içinde muaccel bir mükâfat ve fenal?klar içinde muaccel bir mücâzat derc etmiştir. Hasenât?n içinde, âhiretin sevâb?n? and?racak mânevî lezzetler, seyyiât?n içinde, âhiretin azâb?n? ihsâs edecek mânevî cezâlar derc etmiştir”5 der.

    Evet, bu dünyada iyiliklerde peşin bir mükâfat bulunduğu gibi, kötülük ve günahlarda da peşin bir ceza ve azap vard?r. Buna örnek de verir Bediüzzaman: “Haset ve k?skançl?kta öyle bir muaccel cezâ var ki, o haset, haset edeni yakar... Hem, meselâ, gurur ve kibirde öyle bir ağ?r yük var ki, mağrur adam herkesten hürmet ister; ve istemek sebebiyle istiskal gördüğünden, dâimâ azap çeker... Hem, meselâ, sûizan ve sû-i te’vilde, bu dünyada muaccel bir cezâ var. ‘Men dakka dukka’ kaidesiyle, sûizan eden, sûizanna mâruz olur. Mü’min kardeşinin harekât?n? sû-i te’vil edenlerin harekât?, yak?n bir zamanda sû-i te’vile uğrar, cezâs?n? çeker.”6

    Evet anlaş?lmaktad?r ki, haram lezzetler, ya bizzat kendileri Cehennemî bir azab? içermek ya da sonuçlar? itibariyle daha bu dünyada cezay? netice vermek sûretiyle lezzet olmaktan ç?kmakta, bilâkis insana manevî elemler vermektedir.

    Sefahatten korunman?n bir diğer çaresi de, insan?n ulvî duygular?n? manevî g?dalarla her dâim doyurmas? olsa gerek. Zira insan?n ak?l, kalp, ruh gibi duygular?n?n, nefis, his, heves ve vehimle mücadelesi sürekli devam eder. Ulvî duygular?n galip gelmesi ise, insan?n bu duygular?n? marifetullah, muhabbetullah ve mehafetullah?n nurlar?yla beslemesine, kuvvetlendirmesine bağl?d?r. Zira onlar ne kadar güçlü olursa, kör hislere mağlup olma ihtimali de o kadar azal?r.

    Öte yandan insan?n iyi olsun, kötü olsun bütün fiillerinin kaynağ? meyillerdir. “Cüz-i ihtiyârînin üssü’l-esâs?”7 olarak tâbir edilen meyiller, insan?n herhangi bir fiili tercih etmesine kaynakl?k eder. Dolay?s?yla meyillerin terbiye alt?na al?nmas? da, sefahat karş?s?ndaki önemli tedbirlerden biridir. Bununla ilgili olarak da Bediüzzaman “Duâ ve tevekkül meyelân-? hayra büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfar ve tevbe dahi meyelân-? şerri keser, tecavüzât?n? k?rar”8 demektedir.

    ?nsan?n, hususan Müslüman?n bilerek ve severek günahlara dalmas?, Bediüzzaman’?n tabiriyle “asr?n dehşetli bir halidir”9. Bundand?r ki Risale-i Nur müellifi, küfür ve dalâletteki manevî cehennem azab? ile iman ve hidayetteki manevî cennet lezzetini eserlerinde çok s?k vurgulam?şt?r. Hatta bu hakikatlerin önemindendir ki, “ehl-i dalâletin dünyâda dahi Cehennemlerini ve ehl-i hidâyetin dünyâda dahi lezâiz-i Cennetlerini gösteren, ve îmân Cennetin bir mânevî çekirdeği ve küfür ise Cehennem zakkumunun bir tohumu olduğunu gösteren Nurun o gibi parçalar? k?sac?k bir tarzda bir mecmuac?k olarak yaz?lacak ve inşâallah neşredilecek”10 demiş ve bu mânâ “?mân ve Küfür Muvâzeneleri - Hidâyet ve Dalâlet Mukayeseleri” isimli eserin neşriyle tahakkuk etmiştir.

    Bu kitaptaki hakikatler, baştan sona bu mânâlar? içermekte; pervane böceğinin kendini ateşe atmas? gibi, kör hislerine çabuk mağlup olarak, bile bile fitne ateşlerine kolayca sürüklenen asr-? haz?r insan?na, hâlâ Risale-i Nur’dan müessir çareler sunmaya devam etmektedir.


    Dipnotlar:


    1- ?man ve Küfür Muvazeneleri, Y.A.N., 2005, s. 14

    2- A.g.e., s. 18

    3- ?nfitar Sûresi: 14

    4- Sünuhat, Y.A.N., 1996, s. 21

    5- Lem’alar, Y.A.N., 2005, 28. Lem’a, 22. Nükte, s. 652

    6- Diğer örnekler için bak?n?z: 28. Lema, 22. Nükte.

    7- Sözler, Y.A.N., 26. Söz, 2. Mebhas, s. 431

    8- A.g.e., s. 432

    9- ?man ve Küfür Muvazeneleri, Y.A.N., 2005, s. 14

    10- A.g.e., s. 20

    ?smail TEZER/Yeni Asya Gazetesi

    17.08.2006

    http://www.yeniasya.com.tr/2006/08/1...ka/default.htm
    Konu MuhammedSaid tarafından (27.05.07 Saat 00:14 ) değiştirilmiştir.
    "Eğer komünistler mürekkep ve kağıdı yok etmek imkanını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risale-i Nurun neşri için, mümkün olsa derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapacağız."

    -Zübeyir Gündüzalp-


+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Yaratışta En Kısa En Hafif Yolu Tercih Etmek Ne Demektir?
    By semerat in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 10
    Son Mesaj: 19.11.08, 14:58
  2. Dünya Hayatını Seve Seve Tercih Etmek
    By elff in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 67
    Son Mesaj: 15.01.08, 09:59
  3. Bu Asır,Ehl-i Diyanete Bile Dünyayı Bilerek ve Severek Dünyaya Çekti
    By insirah in forum Risale-i Nur'dan Vecize ve Anekdotlar
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 20.08.07, 11:15
  4. Hizmette İleri Olmak ile Kardeşini Tercih Etmek
    By elff in forum Risale-i Nur Talebeliği
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 30.11.06, 16:08

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0