Sizlerden ayrı olduğu zaman zarfında, Doğu ve Güneydoğu’yu gezdim. Yüzlerce pek muhterem âlim ile görüştüm. Onlarla enine boyuna hasbuhal ettim. O muhterem âlimlerin, ilmin ehemmiyeti ve şer’î ilimleri tahsilde yeni metodlar hakkındaki değerlendirmelerini dinledim.

Çok sevdiğim bir hoca efendinin, ulemaya hitaben yaptığı “tarihî bir konuşmayı” da can kulağı ile dinledim. İşte aklımda kaldığı kadarıyla söylediklerinin hülasası:
“Kur’an-ı Azimüşşan, sırf ölüler için okunan bir kitap değildir. O hem bir ahkâm kitabıdır. Hem bir Kitab-ı Zikir’dir, hem bir kitab-ı Marifettir, hem bir Kitab-ı Tefekkürdür, hem bir Kitab-ı Şeriattır, hem bir Kitab-ı İlim, Fen ve San’attır. Kısaca hayatın her safhası için rehber bir kitaptır.
“Bugün maalesef medreselere gidiyoruz Kur’an ve Hadis yok. Tekkelere gidiyoruz yok, Risale-i Nur okunan mekanlara gidiyoruz, yok. Oysa sahabe-i kiram, Kur’an’ı ve hadis-i ders veriyordu. Gittikleri memleketlerde Kur’an’ı açık okuyor, mânâsını naklediyor, hükümlerini açıklıyor, hadis-i şeriflerle Kur’an’ı tefsir ediyorlardı. Din böyle yayıldı, gelişti.

“Biz medreselerde sarf ve nahiv okuduk. Sarf, nahiv, bedi’, beyan, belağat, mantık, bunlar Asr-ı saadetten üç yüz sene sonra ortaya çıkmış ilimlerdir. Aslına bakarsanız, bizler bu ilimlerde de noksanız. İmtihana tabi tutulsak, çoğumuz dökülürüz. Evet bunları öğreneceğiz, ama bütün bu ilimler aslâ Kur’an’ın ve Hadis’in önüne geçmemeli. Aslolan Kur’an ve Hadistir.
“Tecrübeyle sabit. Çocuk Kur’an’ı öğrenirken meâliyle birlikte öğrense, onun zihninde yer eder ve bir daha unutmaz. En azından namaz surelerinin meâlini anlatmalıyız. Ümmet bunu bilmeli. Kur’an ve hadis asıl olmalı. Hayatımızın her safhasında bize yol göstermeli, rehberimiz olmalı.”

Bu seyahatım esnasında, gittiğim her yerde, görüştüğüm her âlimin yanında bu konuyu açtım. Hepsinin de çok dikkatini çekti. Şöyle bir kendimizi yoklayacak olursak, Kur’an’ı ve hadisi ihmal ettiğimizi görürüz. Oysa bu ikisi dinimizin temelidir, esasıdır. Şer’i delillerden İcma ve Kıyas da bu iki kaynaktan alınmıştır.

Bilhassa bu ülkeye yaşayan Müslümanlar olarak dinimizin bu temel kaynaklarını öğrenme hususunda öksüz ve yetim çocuklar gibiyiz. Dinimizin esaslarını tahsil edeceğimiz kaynaklar kurumuştu/kurutulmuştu. Oysa bu diyarda Kur’an’ı ve hadis-i meâliyle öğrenebilecek şekilde ilim tahsil edilmekteydi. Çocuklar bile bu ilme vakıf olabiliyorlardı. İnsanlarımız, ulemânın telifatı olan pek değerli eserleri orijinal metinlerinden okuyup anlayabiliyorlardı. Ancak daha sonraları köprünün altında “sel suları” aktı. Münbit araziler ve köprüler harap oldu.
Uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Bizim maddî ve manevî huzurumuz ve saadetimiz, Kur’an’a ve hadise bağlı. Bu iki temel kaynağı layıkıyla bilirsek ve hayatımızda tatbik edersek kurtuluruz. İnanın anarşi ve terör belasının kökünü kazımak da buna bağlı.

Anarşi ve terör yüzünden Doğu ve Güneydoğudaki o ilim ve irfan ocakları da tütmez oldu. Meydan nâ ehillere, cahil cühela tabakasına kaldı.

Kur’an ve Hadis başımızın tacıdır, dertlerimizin ilacıdır. Hidayet, şifa, huzur, refah ve saadet menbâlarıdır. Bu iki kaynağa sımsıkı sarılan o muhterem ulemâya selamlarımı ve hürmetlerimi bildiririm. Cenab-ı Hak kendilerinden ebediyyen razı olsun.

Burhan Bozgeyik - Milli Gazete