Bir söz vardır. Fevkalade düşündürücüdür. Şöyle denir bu sözde:
-“Kelimetü hakkın yürâdü bihel-bâtıl” (Hak kelime ile bâtıl murad edilebilir.)

Evet, doğru bir sözle eğri mânâlar kastedilebilir. Bir kısım bâtılları hak sözlerle ortaya atıp tahakkuk ettirmeye çalışanlar olabilir.

Nitekim bu tip bâtılın kastedildiği hak sözler günümüzde oldukça yaygın vaziyettedir. Masum insanlar sözün haklılığına bakar, hemen taraftarı olurlar. Halbuki arkasındaki mânâ batıldır, hak sözle bâtıl ve yanlış şeyler yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Farkına varamazlar.

Bir tanesine göz atalım:

“Bize Kur’an Müslümanlığı gereklidir.”
Kur’an Allah’ın kelâmıdır, O’nun yanında kul sözüne gerek yoktur.

İşte size hak bir kelime ki, onunla sünnet dışlanmak istenirse bütünüyle bâtıl maksat güdülmüş olunur.
Halbuki sünneti dışlayan hiçbir söz hak olamaz, haklılığından söz ettiremez. Çünkü Kur’an’ı yer yer açıklayan sünnettir. Sünneti de yer yer çerçeveleyen Kur’an’dır. Yani Kur’an’la sünnet (Peygamberimzin sözleri ve hareketleri) birbirinden ayrılmaz.

İsterseniz şöyle bir hatırlatma yapalım da meseleyi birlikte düşünelim.

Kur’an’da “Namazınızı kılın” buyurulmaktadır.
Ama nasıl kılınacağını Efendimiz (s.a.v.);
-Namazınızı benim kıldığım gibi kılın, hadisiyle öğretmiştir.
-Zekâtınızı verin, buyrulmaktadır. Ama nasıl verileceğini Efendimiz (s.a.v.)’in izahıyla öğrenmekteyiz.
-Hacca gidin, emri verilmiştir. Ama nasıl, ne türlü yerine getirileceğini Efendimiz bizzat hacca gitmesiyle göstermiş, aynen tatbik etmiş, sonra da;
-Haccınızın usul ve adabını benden öğrenin, buyurmuştur.
Sünneti aradan çıkaracak olsak (hâşâ) namazın nasıl kılınacağını, zekatın nasıl verileceğini, haccın nasıl yapılacağını bilmemize imkân yoktur.

Bu takdirde herkes aklına estiği gibi namaz kılacak, zekat verecek, hacca gidecek, yani çerçevesi, şekli belli olmayan korkunç bir kargaşa yaşanacaktır. Sünnettir ki, bu kargaşayı önlemekte, Kur’an’daki emirlerin çerçevesini, sınırlarını göstermektedir.

İsterseniz aslı Kur’an’da bulunan hac konusunun uygulamasına ait hükümlerini sünnet nasıl açıklıyor bir örnek verelim:
-Zengin insan hayatında hacca gider, borcundan kurtulur. Ya hastalığından, yahut da başka bir mazeretinden dolayı hacca gidemezse geride kalan yakınları onun yerine hacca gidebilir mi? Gidip de hac yaparsa onu borcundan kurtarmış olabilir mi?
Kur’an-ı Kerim’de bunun açıklamasını bulmak mümkün değildir. Çünkü Kur’an-ı Kerim meselenin aslını izah eder, ama yaşanma biçimini Peygamberimizin hayatı ve hareketiyle gösterir. Yani bu emrin uygulanmasını Efendimiz’den öğrenmek gerekir.

İşte Efendimiz’den öğrenme şekli:
Şehid Cafer-i Tayyar’ın hanımı Esma (r.a.) bir gün şöyle bir soru sorar. Der ki:
-Ya Resulallah, babam (Umeys) yatağından kalkamayacak kadar hasta. İyileşme ihtimali de görünmemektedir. Onun yerine hacca gidilse hac borcundan kurtulur mu?

Şöyle cevap verir Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri:
-Senin babanın bir insana borcu olsa da sen o borcu ödesen baban borçtan kurtulur mu?
-Kurtulur.
-İşte Allah’a olan borcu da öyledir. O ödeyemezse yerine vekil olarak giden başkası ödeyebilir.
İşte özürden dolayı hacca gidemeyen hasta ve kötürümlerin yerine vekil gönderebileceklerine dair hüküm bu hadisle sabit olmuştur.

Peygamberimizin yaşadığı ve tatbik ettiği hayatı ortadan kaldıracak olursanız, bu gibi soruların cevabını bulamaz, dinî hükümlerin birçoğunun yorumunu keyfiliğe bırakmış olursunuz. Böylesine bir keyfilik ise kargaşadan başka bir mânâya gelmez. Öyle ise sadece söylenen sözlerin haklılığına bakmayıp, o sözlerin doğuracağı fecî neticeleri nazara almak zorundayız. Tâ ki hak sözle bizi aldatıp bâtılı yerleştirmeye çalışanlara destek vermiş olmayalım.

Ahmet Şahin Hoca Efendi’den