Nerdesin, y?llarca hasretini çektiğimiz kahraman? Nerdesin, hayâllerimizin güvercini, rüyâlar?m?z?n üveyki? Nerdesin "ba'su ba'del-mevt" imizin müjdecisi? Izd?rab dolu günlerimizde, uykusuz geçen gecelerimizde hep yolunu bekleyip durduk. Ufkumuzda beliren her karalt?ya, "bu O'dur" deyip, "seniye-i vedâ" türküleriyle yollara döküldük. Guruplara kadar beklediğimiz nice günler vard?r ki; kolumuz, kanad?m?z k?r?k evlerimize dönerken, zambaktan hülyalar?m?zla teselli olup durduk. Her yeni gün, bizim için tasa ve kederden esintilerle gelip ruhumuzu ezerken, düşmanlar?m?z esirdikçe esiriyor ve ortal?ğ? şamataya boğuyorlard?; gelmeyecek Mesih soluklu, Heraklit pazulu diye...

...

Kafdağ?ndan ağ?r bir yükün alt?na girerken, ne yapt?ğ?n?n şuuru içinde ve kararl? idin. Onun için ne yollar?n sarpl?ğ?, ne de önüne ç?kan kan-revân deryalar, sende gevşeklik, sende y?lg?nl?k ve sende vefas?zl?k meydana getiremedi. Bir karasevdal? gibi girdiğin bu yolda, "girdik reh-i sevdâya bize onur, bize gurur lâz?m değil" demiştin..!


Hani bir keresinde, dostunun ayağ?na saplanan bir dikenle, senin hayat?n? bir terazide tartmak istemişlerdi de, sen ç?lg?na dönmüştün. Bin ruhun olsa, onun zülfünün tek teline feda etmemeyi vefas?zl?k say?yor ve isyan ediyordun! Nerdesin Hubeyb...!


Ve yine bir defas?nda, senin kolunu, kanad?n? k?rm?ş ve budanan bir ağaç gibi yere sermişlerdi. Kala kala omuzlar?n üzerinde kank?rm?z? bir baş?n kalm?şt?. Sen cennet hûrilerinin divan duracaklar? bu yüce baş? saklamak istiyordun. Ve hat?rlarsan şöyle diyordun: "Bu baş bu omuzlarda olduğu müddetçe, ona gelip çarpan şeyleri göğüslemezsem vefas?zl?k yapm?ş olurum." Nerdesin Mus'ab..!

...Tam, zaferlerinin böyle üst üste kaideleştiği ve senin bu müstesna kâide üzerinde abideleştiğin bir dönemde, iltifat beklediğin bir ağ?zdan, vazifeden affedildiğini işitin. Sar?ğ?n boynunda ve bir mücrim hüviyetinde, o yüce ağ?zdan: "Halk, elde edilen zaferleri senin şahs?nda buluyor, halbuki..." sözlerini dinlerken, ona hak veriyor ve hakk?nda kesilip biçilen kararlara ink?yâd?n? belirtiyordun. Sonra tuttun, elinin alt?nda bulunan birinin emrine girerek, yüce ideâlin uğrunda yoluna devam ettin. Söyle, Allah aşk?na! Bütün bunlara nas?l katland?n? Senin izzet-i nefsin ve onurun yok muydu? Soluklar?na susad?ğ?m, yiğidim, Halid nerdesin...!

Bir başka defas?nda da seni kardeşinle konuşmaktan menetmişlerdi. Hani o güne kadar, bir lâhza kendisinden ayr?lmad?ğ?n kardeşinle konuşmaktan... Savaş meydanlar?nda omuz omuza, yemek sofralar?nda diz dize oturduğun kardeşinle konuşmayacakt?n. Emir, âlî bir divandan ç?km?şt? ve sen buna riayet etme karar?nda idin. Dilbeste olduğun O zât aşk?na, söyle bana! Şu benim bilebildiğim "Bilmiyorum" sözünden başka, ona bir lâf ettin mi!. Değilse, o ne sadakat, o ne vefa ve o ne irade! Nerdesin Ebu Katâde..!

...

Gözlerim yollar?n? gözlerken, dilim davet türkülerini söylerken, k?r?k m?zrab?m? gönlümün tellerine dokundurmak istedim. Heyhât! Bu muamman?n bir küçük noktas?na dahi tercüman olamad?m. "Ben o nağmeden müteheyyicim ki, yokdur ihtimali terennümün."

...

Bu uğurda, belki bin defa aldanacak, bin defa ateş böceklerine koşmalar dizecek, yüzbin defa zangoçlara yahşi çekecek ve vaftiz suyunu âb-? hayat diye içeceğiz, ama, bir Mevlâna anlay?ş? içinde, senin yolundaki yalanlara dahi gönlümüzü ç?kar?p armağan etmeden geri kalmayacağ?z...


Ey tatl? rüyalar?n sevimli kahraman?! Riyân?n, şöhretin, mans?b?n ayd?n ümitlerimize zift sürmek istediği şu kara günlerde, ağz?n?n diriltici iksirine muhtaç gönülleri daha fazla bekletme...!