+ Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 6 Sayfa var 1 2 3 ... SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 60

Konu: Talut ve Calut'tan Mehdi'ye Bakış

  1. #1
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart Talut ve Calut'tan Mehdi'ye Bakış

    Talut ile Calut hadisesi Kur’an’da bahsedilen bir kıssadır.İşte olayın ayrıntıları.
    Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır)." Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdir.( Bakara suresi, Ayet 249)"( Elmalı Hamdi YAZIR)

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  2. #2
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    TALUT VE CALUT KISSASININ AYRINTILARI
    Mısır ile Filistin arasında yerleşmiş bulunan Amalika'nın başında İmlik Oğulları’ndan Calut adında zorba bir hükümdar bulunuyormuş. Bunlar İsrail Oğulları’ na galip gelmişler, vatanlarının birçoğunu zaptederek çocuklarını, hatta şehzadelerinden dört yüz kırk kişiyi esir edip götürmüşler, kalanlara vergiler bağlamışlar ve Tevrat’larını bile almışlar. Bu sırada İsrail Oğulları’ nın bir Peygamberi yokmuş. Nihayet Allah (Celle Celalühu)'a yalvarmışlar Allah (Celle Celalühu) bunlara Peygamber sülalesinden kalma tek bir kadından bir çocuk vermiş ve buna Peygamberlik ihsan etmiş.(1)

    İsrail Oğulları; İmlik Oğulları’ ndan ve Calut’dan intikam almak, zafer kazanmak ümidiyle savaşmak arzusuna kapılmışlar.

    İsrail Oğulları peygamberlerinden; kendilerine bir hükümdar tayin etmesini istediler. Bunun üzerine, iyi bir asker olan Talut hükümdar olarak tayin edildi. O zamanlar hükümdarlık Yahuda kabilesinde idi, Talut’da bu kabileden olmadığı için, Talut'un Hükümdarlığına itiraz ettiler. "Biz Yahuda kabilesi olarak Hükümdarlığa herkesten daha fazla layığız, bizim dışımızda bir kişiye nasıl verilir" dediler. Burada da İsrail Oğulları’nın itirazcılığı ve Peygamberlerine karşı geldiklerini görmekteyiz.

    Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Allah (Celle Celalühu) Talut'u sizin üzerinize hükümdar yapmıştır. O’na bilgide, beceride ve kuvvette sizden fazla bir üstünlük vermiştir. Şüphesiz ki Allah (Celle Celalühu); mülkünü dilediğine verir."(2)

    Hükümdar olan Talut, Calut ile savaşmak için büyük bir ordu hazırlar. Ordusu ve etrafı ile yola çıktı. Allah (Celle Celalühu) şöyle buyurmaktadır:

    "Talut ordusunu harekete geçirip sefere çıkınca şöyle dedi: Allah sizi, bir ırmakla imtihan edecektir. İmdi O’nun suyundan içen benden sayılmayacak; sadece avucuyla aldığı miktar muaf olmak üzere, kim O’nun suyunu tatmazsa o da benden sayılacaktır. Derken onların pek azı hariç, varır varmaz ondan içtiler.

    Talut ile yanındaki müminler ırmağı geçince o vakit beri yanda kalanlar, bugün bizim Calut ve ordusuna karşı duracak takatımız yoktur dediler. Ölümden sonra diriltilip Allah'ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise şöyle dediler:

    Nice küçük topluluklar var ki, Allah'ın izniyle büyük cemaatlere galip gelmiştir. Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir."(3)

    Talut ordusuyla beraber düşmanın üzerine yürüdü. Ordusunun asker sayısı seksen bini buluyordu. Talut askerlerinden disiplin ve emre itaat etmelerini; aynı zamanda sabretmelerini de tavsiye ediyordu. Bu arada orduda yılgınlık ve bezginlikte baş göstermişti. Bu yılgınlığı gören Talut ordusuna istirahat verdi. İstirahat verdikleri yerin yakınlarından bir nehir geçmekteydi. Talut ordusuna:

    "Allah (Celle Celalühu) yakınımızda bulunan nehirle bizleri imtihan edecektir. Sabreder de, emre itaat ederseniz "...Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir."(4) Ayeti kerimesini hatırlattı ve bu ırmaktan ancak bir avuç içmeye müsaade edildi. Bir avuçtan fazla içenler Allah (Celle Celalühu)'ın emrine itaat etmemiş olacak; dolayısiyle de imtihanı kaybetmiş olacaksınız.

    Orduda bir kıpırdanma oldu, daha önce orduda disiplinsiz ve bezginlik gösterenler homurdanmaya başladı; bunca yol yürüdükten sonra... Bu yorgunlukla önümüze bir ırmak çıkıyor bizler bu ırmaktan doyasıya su içemeyecek miyiz... Bizim su içmemizle ırmağın suyumu tükenecek?...

    Bu arada orduda bulunan gerçek iman sahipleri, Allah ve elçilerine itaati şiar edinmiş müminler:
    Allah (Celle Celalühu) hiç bir şeyi boşuna yapmamıştır. Bize hükümdar olarak Talut'u gönderdiyse, Talut'da böyle emrediyorsa, bu emir Talut'un değil Allah (Celle Celalühu)'ın emridir; itaat etmemiz gerekir. Aksi halde isyan edenlerden olmak istemeyiz. Bu düşüncede olanların sayısı, ordunun geneli içinde son derece azınlıktaydı.

    Talut bu ahvalde ordusuna tekrar hareket emri verdi, zaten çok yakınlarında olan ırmağa kısa bir yürüyüşle ulaştılar. Irmağa ulaşan ordu, çekirge sürüsü gibi ırmağa saldırdı. Talut, gerçek iman sahipleriyle beraber üzülerek bu manzarayı seyrediyordu. İsyankarlar, işin boyutunu o derece saygısızlaştırdılar ki; Talut ve gerçek iman sahipleriyle alay etmeye başladılar. Kendileri doyasıya içtiler hayvanlarını suladılar ve geri çekildiler.

    Bütün bu olanları sessizce ve sabırla bir kenarda seyreden gerçek müminler de ırmağın kenarına gelerek, müsaade edildiği üzere avuçlarını ırmağa daldırıp bir avuç dolusu su aldılar ve içtiler. Müminler bu suyu içer içmez bir anda susuzlukları bir anda geçti, sanki bu uzun yolu kendileri yürümemiş de yeni sefere çıkacaklarmış gibi bir güç geldi vücutlarına. Cesaretleri artı, içerlerinde korku ve benzeri endişelerden eser kalmadı. Emre itaat ve sabrettiler,kazandılar.

    Talut ordusuna tekrar hareket emri verdi; hareketle beraber, o emre isyan edip bol su içenlerin kalplerini bir korku ve yılgınlık kapladı. Sanki hiç su içmemişler gibi susadılar, dediler ki:

    Calut'un ordusu sayı olarak bizlerden çok fazladır, hem de yakın geçmişte bizleri çok ağır bir yenilgiye uğratmıştı, bizler bir daha aynı duruma düşmeyeceğiz. Bu düşüncede olanların ileri gelenleri durumu Talut'a anlatmak için huzura geldiler.

    -Bizler, bu şartlar altında Calut gibi bir savaşçıyla ve ordusuyla savaşamayız. Geçmişte yaşadığımız yenilgiyi tekrar yaşamak istemiyoruz, dediler. Calut; Allah (Celle Celalühu)'ın yardımının kendileriyle beraber olduğunu ve kesin olarak zaferin kendilerinin olduğunu anlattı. Fakat bu isyankarların, bunu anlayacak durumları yoktu. Talut bütün anlatmalarına rağmen, bir sonuç alamayacağını anlayınca;
    -Geri dönmek isteyenler ayrılsın, dedi. Ordunun ezici bir çoğunluğu ayrıldı.
    -Allah (Celle Celalühu)'a itaat edenler peşimden gelsin, dedi. Irmaktan bir avuç su içenler, Talut’la beraber yola koyuldular.

    Talut bu bir avuç inanana, "...Nice küçük topluluklar var ki, Allah'ın izniyle, büyük cemaatlere galip gelmiştir..."(5) dedi. Talut’la beraber savaşa katılanların sayısı hakkında yapılan rivayetlerde, müminlerin sayısının üç yüz on üç olduğu haber verilmiştir. Bedir savaşında da, müminlerin sayısının üç yüz on üç olması çok anlamlıdır. Bunun bir tesadüf olmadığı, ilahi bir tecelli olduğu ve bu sayıda bazı hikmetler olduğu muhakkaktır. Nihayet iki ordu karşı karşıya gelir.

    "Talut'un beraberinde ki müminler ise Calut ile ordusuna karşı çıkınca dediler ki: Ya Rabbena, üstümüze gürül gürül sabır yağdır. Ayaklarımıza sebat ver ve kafir topluluğa karşı bizi muzaffer eyle."(6)

    Savaş başladı, Calut ve ordusu zaferden son derece emindi karşılarına bir avuç savaşçı vardı, bu güvenin de verdiği rahatlıkla savaşa başlayan Calut ordusu kısa zamanda durumun böyle olmadığını gördü. Müminler de inançlarından aldıkları güçle korkusuzca düşmana saldırıyorlardı, nerede ise savaşın seyrini çevirecek duruma gelmişlerdi. Calut işin ciddiyetinin farkına varmakta gecikmedi, bu bir avuç savaşçıyı alaya almakla hata ettiğini anlamıştı; böyle devam ederse ordusu mağlup olacaktı, bu durumu düzeltmek için, Talut'a bir teklifte bulundu:

    -Benimle teke tek savaşacak bir savaşçı çıksın, eğer ben onu yenersem zafer bizim olacak. Yok eğer ben yenilirsem zafer sizin olacak, dedi. Calut’un bu teklifi yapmaktaki gayesi, silahşörlüğüne son derece güveniyordu, bu konudaki şöhreti de bütün yer yüzüne yayılmıştı.

    Talut ordusuna, Calut’la savaşacak ve kazanacak savaşçıya kendi kızını vereceğini ayrıca yüksek bir rütbe ile de mükafatlandıracağını vaat etti. Buna rağmen kimse çıkmadı. Aynı teklifi bir kaç defa tekrarladı sonunda genç, güçlü kuvvetli bir delikanlı ortaya çıktı ve:

    -Calut’la ben savaşacağım, dedi. Bu genç yiğit Hz.Davut (Aleyhisselam)' un ta kendisi idi. Hz. Davut (Aleyhisselam)'la, Calut amansız mücadeleye tutuştular. Kısa zaman sonra Hz. Davut yerden aldığı bir taşı Calut'un üzerine fırlattı, taş Calut'un başına isabet etti, Calut taşın tesiriyle yere yıkıldı, Hz.Davut bunu fırsat bilerek Calut'un sırtına oturdu ve kellesini vücudundan ayırdı.

    "Deken Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davut Calut'u öldürdü, Allah O’na hükümdarlık ve hikmet verdi ve dilediği bir çok şey öğreti. Eğer Allah bazı insanların şerrini bazıları ile önlemeseydi dünyadaki nizam bozulurdu. Lakin Allah alemlere büyük bir lütuf ve inayet sahibidir."(7) Bu manzarayı gören Calut'un ordusu dağıldı, zafer Allah (Celle Celalühu)'ın yardımıyla Talut ve az sayıda inanmış müminin oldu.
    Bu kıssa bizlere çok önemli mesajlar vermektedir. Bir defa zafere ulaşmak için üç meselenin bir arada olması gerekir.

    İnanmak; "...Nice küçük topluluklar var ki, Allah'ın izniyle büyük cemaatlere galip gelmiştir..."(8) ayetinin sırrına ermek. İhlasla zaferin Allah (Celle Celalühu)'tan geldiğine ve dünyevi güçlerin hiç bir ehemmiyeti olmadığına inanmak.

    İtaat; Allah (Celle Celalühu)'a ve O’nun emriyle hükmeden komutana şartlar ne olursa olsun itaat edilecek. Bu öyle bir itaat ki, şüpheye ve tereddüde yer yok. Emir büyük yerden; su, bir avuçsa bir avuç aksini uygulamak olmaz.
    Sabır; Bütün zorluk, sıkıntı, darlık ve eziyetlere karşı sabırlı olmak. "...Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir..."(9) Ayetinin sırrına erenler zafere ulaşanlardır.

    Bugün için yaşadığımız meselelerin temelinde; Allah (Celle Celalühu)' a inanmak, emre itaat ve sabır konularında isyan ve inançsız bir yaşam sürmemizdir. Talut ve inanmış ordusuna ve Bedir ehl'inin imanı, ihlasını yakalamanın mümkünü yok, bırakın yakalamayı o ihlas yolunda yürüyebilsek istediğimiz hedefe ulaşmamız hiç de zor olmayacak. Dünya üç yüz on üç sayısının manevi sırlarını ve kahramanlarını bekliyor...

    DİPNOTLAR
    1. Elmalı Hamdi Hak Dili Kur'an Dili, Clt.2 S.139
    2. İbn-i Kesir Mütercim B.Karlığa Clt.3 S.979
    3. Bakara suresi, Ayet 249
    4. " " " 249
    5. " " " 249
    6. " " " 250
    7. " " " 251
    8. " " " 249
    9. " " " 249

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  3. #3
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    demekki anlad?ğ?ma göre 313 nur talebesi inanmak,itaat ve sab?r konusunda üstada uysalar süfyaniyetin sonu gelecektir inşaallah.

    zaten şahsi manevinin as?l temsilcileri bu 313 kişidir ki.en önemli vas?flar?.iman,itaat ve sab?rd?r.
    başkomutanlar? ise mehdidir.yani bediüzzaman said nursi hazretleridir.
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  4. #4
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    nehir bu zamanda neye işaret eder abi?
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  5. #5
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    hem bir avuc su içmek ne demektir?
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  6. #6
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Evet muhterem kardeşlerim,şahs?m ad?na bu k?ssay? her okuduğumda Risale-i Nurlarda Birinci ve ?kinci Lemalar? ve Yirminci Sözdeki peygamber mucizeleri ve k?ssalar?ndaki Üstad?m?z?n yapt?ğ? izahlar çerçevesinde düşüncelere dald?ğ?m? söylmek isterim.Rabbime şükürler olsun ki bu tür k?ssalara bak?ş aç?lar?n? sunan Risale-i Nurlar? bizlere ihsan etti.Çünkü Kur'anda Kuru ve yaş ne ararsan?z bu kitapta vard?r." ayeti mucibince bu tür k?ssalar?n ise bizlere ve yaşad?ğ?m?z olaylara çok önemli izdüşümleri olduğuna inan?yorum.?şte Risale-i nur bak?ş aç?s? ile Talut ve Calut k?ssa?ndan bu zaman?m?za ve hayat?m?za düşen dersleri inşallah burada paylaşmaya çal?şacağ?z.Yunusum kardeşin sorduğu nehir ve bir avuç içme hadiselerine de değinmeğe çal?şacağ?z.
    Konu Abdulbaki tarafından (23.07.07 Saat 22:12 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  7. #7
    Ehil Üye Abdulbaki - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Yaş
    56
    Mesajlar
    3.610

    Standart

    Burada tekrar Talut ve calut hadisesini ayr?nt?s? ile yukar?ya ald?ğ?m?z için tekrar etmek istemiyorum.Ancak k?sa anektodlarla şu öenmli noktalar? s?ralayabilirz.
    1.Talut peygamber olmad?ğ? halde bir peygambere gelen vahiy ile inananlar ordusuna komutan olur.
    2.O dönemde peygambere gelen bir emri ordusuna duyurur ve nehirden izin verilen kadar su içilmesi noktas?nda vahyin ölçüsünü ordusuna sunar.
    3.Talut peygamber değil,bir komutand?r.Ancak peygamber olan Hz.Davut(as) peygamber olmayan bir komutan?n kamutas? alt?nda savaşmaktad?r.
    4.?nanamlar?n say?s? başta çok olmas?na karş?l?k s?cak ve yorgunluk nedenleriyle emrin yani vahyin oluğu yerde emre diğil de şartlar?n gerektirdiği zorluklara aldanarak nefsi ve hissi davran?larak büyük bir k?smn nehirden izin verilenden fazla su içilmesidir.
    5.Nehirden izin verildiği kadar su içen az say?daki taifenin emir verilen kadar su içmesi ile korkusuz oluşlar? ve cesaret kazanmalar? emre itaat etmenin ne kadar önmli olduğunu göstermesi aç?s?ndan ne kadar öneem arzetmektedir.
    6.Nefislerinin istediği kadar su içenlerin ve emri nefislerinin önüne geçiremeyenlerin şişmeleri,korkmalar? ve savaşacak takatlerinin kalmamas? çok ibretli bir olay olarak önümüzde durmaktad?r.
    7.Emir kadar su içenlerin Calut ile yap?lan savaş sonucunda galip gelmeleri ise çok harika s?rlar? taş?maktad?r.Yaz?lar?m?zn ileri k?s?mlar?nda inşallah buna değinmeye çal?şacağ?m.Burada galip olanlar?n say?s?n?n az olmas? çok manidard?r.
    8.Calut, Hz.Davut(as)'un sapan taş? ile öldürülür.Burada da ince dersler ve s?rlar olduğu kanaatindeyim.?nşallah paylaşmaya çal?şacağ?m.
    9.Ümmetimden bir taife Allah'?n emri gelinceye kadar (yani k?yâmetin kopmas?na kadar) hak üzerinde galip olacakt?r."( Buhari, ?'tisam: 10; Müslim, ?man: 247) ?şte bu hadis ahir zamanda hak üzerine devam eden taifeye işaret etmektedir.Bu hadis için Üstad;"Ahirzamandan haber veren mühim bir hadis" der ve şunlar? izah eder:
    "Ramazan-? Şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadis-i şerif hat?r?ma geldi. Belki, Risale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi."(Kastamon?u Lâhikas? - Mektup No: 21 )
    Konu Abdulbaki tarafından (23.07.07 Saat 19:10 ) değiştirilmiştir.

    Biz ise hem insancasına, hem Müslümancasına yaşamak istiyoruz. (Bediüzzaman)


  8. #8
    Ehil Üye ademyakup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2006
    Mesajlar
    8.211

    Standart

    Bu k?ssada şöyle bir mana geldi..

    acaba nur talebeleride böyle imtihana tutulup,risalei nurun etraf?nda çok az say?da m? kalacaklard?r?

    ve bu az kalanlar süfyaniyeti yenecekler mi?

    yoksa bu az say?da mana çok kalabal?k olan nur cemaatleri içinde..nurlar? hayat?n?n gayesi yapanlar?n say?s?n?n azl?ğ? ve bu az?nl?k k?s?m bu hizmeti götürüyor manas?da var m??
    iman insanı insan eder, belki sultan eder..

  9. #9
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    ?slam içinde ihlas sahiplerinin azl?ğ? daha mant?kl? olur kanaatindeyim.Çünkü israiloğullar? o günkü inan insanlar?n tamam?n? temsil ediyor bunlar?n aras?ndan ç?kan bir grup tüm müslümanlar içinde haslar? temsil eder bence...
    Mehdi A.S. nurcular aras?nda ç?kacağ?na şüphem yoktur....

  10. #10
    Yasaklı Üye aön - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Mesajlar
    320

    Standart

    Tâlût Ordusu ve Sab?r Duas?

    Soru: Kur’an-? Kerim’de, Tâlût’un ve onunla beraber olan inananlar?n Câlût ve ordusuyla karş?laşt?klar?nda Cenâb-? Allah’tan sab?r, sebat ve nusret istedikleri anlat?lmaktad?r. Onlar?n bu isteklerini içinde bulunduğumuz zaman ve şartlar aç?s?ndan değerlendirir misiniz?

    Cevap: Hazreti ?sa’n?n (aleyhisselam) doğumundan yaklaş?k olarak 9-10 as?r önce M?s?r ile Filistin aras?nda Amalika adl? bir kavim yaşamaktayd?. Câlût ad?nda bir hükümdar taraf?ndan idare edilen bu kavim, ?srailoğullar?’na sald?r?p onlar? perişan etmiş; vatanlar?ndan kovmuş, çoluk-çocuklar?ndan ayr? koymuştu. Bunun üzerine ?srailoğullar?, peygamberlerine müracaatta bulunmuş, düşmanlar?yla çarp?şmak için kendilerine bir komutan tayin etmesini istemişlerdi. “Ne olur, bize bir hükümdar tayin et de biz de Allah yolunda cihad edelim” demişlerdi.
    Bu hadise, bahsi geçen peygamberin ve diğer şah?slar?n kimlik bilgileri gibi baz? detay say?labilecek hususlara yer verilmeden, sonraki nesillere ibret olabilecek yanlar?yla Bakara Suresi’nin 246-252. ayetlerinde anlat?lm?şt?r. Kur’an-? Kerim’de sadece Hazreti Musa’dan (aleyhisselam) sonra gelen peygamberlerden biri olduğuna işaret edilen bu Allah elçisinin ad? Eski Ahid’de Samuel olarak zikredilmektedir. Ad? ne olursa olsun, ?srailoğullar?’n?n f?trat?n? çok iyi bilen o peygamber, “Ya savaşma emri size farz k?l?n?r, siz de savaşmazsan?z?” deyince onlar, “Ne diye Allah yolunda cihad etmeyelim ki; vatanlar?ndan ç?kar?lan biz, çoluk çocuğundan ayr? düşenler de yine biziz.” cevab?n? vermişlerdir. Onlar böyle deseler de, cihad kendilerine farz k?l?n?nca içlerinden çoğu sözlerinden dönüvermiş ve geride ahdine sâd?k pek az insan kalm?şt?r. Fakat, dönemin peygamberi bunu önceden bilmesine ve onlar?n daha sonra tak?nacaklar? tavr? o anki hallerinden okumas?na rağmen ?srailoğullar?’n?n kumandan talebini geri çevirmemiş, Tâlût'u hükümdar ve başkomutan olarak tayin etmiştir.
    Tâlût ve Suyla ?mtihan
    Eski Ahid’de Saul olarak an?lan Tâlût'un ismi baz? kaynaklarda Süryânice Sayil ve ?brânice Savil şeklinde geçmektedir. Dolay?s?yla, genel kanaat, “Tâlût” kelimesinin isim değil, ?branice bir lakap olduğu yönündedir. “Tâlût” güçlü, kuvvetli ve iri cüsseli manalar?n? içermektedir; maddî-manevî kuvvetliliğe bir ünvan gibidir.
    ?srailoğullar? başlang?çta işi zenginlik ve kavmiyetçilik noktas?ndan ele alm?ş ve Tâlût’un hükümdarl?ğ?n? tasvip etmemişlerdi. Onlara göre, içlerinden daha zengin, daha seçkin ve daha asil birinin komutan olmas? gerekiyordu. Cenâb-? Allah, Tâlût’a hem maddî hem de manevî yönden bir üstünlük vermişti; o heybetli, güçlü, kuvvetli ve çok güzel suretli olduğu gibi, dinî, siyasî ve askerî işleri de bilen, idareciliğe kabiliyeti olan biriydi. Heyhat ki, ?srailoğullar? her zamanki “seçkinlik” tutkusundan kurtulamam?ş ve daha soylu bir insan?n tayin edilmesini istemişlerdi. Peygamberleri onlara seçimin Allah Teâlâ taraf?ndan yap?ld?ğ?n? ima etmiş, Tâlût’un Hak indindeki yerine dikkat çekmiş ve devamla şöyle demişti: “Onun hükümdarl?ğ?n?n alâmeti, size içinde Rabbinizden bir sekîne ile Mûsâ ve Harun’un manevî miras?ndan bir bakiyye bulunan ve meleklerce taş?nan bir sand?ğ?n gelmesidir. Eğer iman etmeye niyetli iseniz bunda, elbette sizin için delil vard?r.” ?şte, ?srailoğullar? ancak o zaman Tâlût’un hükümranl?ğ?na raz? olmuşlard?.
    Tâlût, Câlût'a karş? sefere ç?kmak üzere ordusunu harekete geçirince askerlerine şöyle demişti: “Allah sizi, bir ?rmakla imtihan edecek. Onun suyundan kana kana içen benden say?lmayacak; sadece avucuyla ald?ğ? miktar muaf olmak üzere, kim o sudan içmezse o da benden say?lacak.” Böylece, Tâlût onlar? uyarm?şt?; fakat onlar, -pek az? hariç- suyun baş?na var?r varmaz ondan avuç avuç içmişlerdi. ?çmiş ama içtikçe daha bir susam?ş, bir türlü suya kanmam?ş ve imtihan? kaybederek yolda kalm?şlard?. Tâlût ve zaruret miktar? bir avuç suyla iktifa eden sâd?k müminler ise, ihtiyaçlar?n? görüp ?rmağ?n diğer taraf?na selametle geçmişlerdi. Suyun öbür yakas?nda kalanlar, yeis ve inkisar şurubu içmişçesine “Bugün bizim Câlût ve ordusuna karş? duracak tâkatimiz yoktur” demiş, geri çekilmişlerdi; ama ölümden sonra diriltilip Allah’?n huzuruna ç?kacaklar?n? bilen diğerleri, “Nice küçük topluluklar vard?r ki, Allah’?n izniyle, büyük cemaatlere galip gelmiştir. Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.” diyerek yollar?na devam etmişlerdi.
    Sabr ü Sebat ve Nusret Duas?
    Evet, ölümden kaçman?n mümkün olmad?ğ?n?, bugün olmazsa yar?n mutlaka öleceklerini ve nihayet Allah'?n huzuruna varacaklar?n? bilen mü’minler, ahde vefa göstererek Hak yolunda şehid veya vazifesini yapm?ş gazi olmaya karar vermişlerdi. Onlar, Câlût’u ve onun yüreklere korku salan ordusunu görünce ürküp kaçma yerine Tâlût’un etraf?nda daha bir kenetlenmiş ve Allah’a teveccüh edip sabra sar?lmak gerektiğine inanarak şöyle niyaz etmişlerdi: “Ya Rabbenâ, üstümüze gürül gürül sab?r yağd?r, ayaklar?m?za sebat ver ve kâfir topluluğa karş? bizi muzaffer eyle!” (Bakara, 2/250)
    ?srailoğullar?’ndan tahkiki imana ermiş bu küçük grup, say?lar? az da olsa, Allah’a s?ğ?nmak suretiyle zafere kavuşabileceklerine gönülden inanm?ş; belli bir talim ve terbiyeden, bir ikaz ve rehabiliteden sonra ulaşt?klar? o iman ufkuyla içinde bulunduklar? hali değerlendirmiş ve içten yakar?şa geçerek “Rabbenâ efriğ aleynâ sabran ve sebbit akdâmenâ vensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn” demişlerdi. Onlar, sadece “bize sab?r ver” dileğiyle de yetinmemiş; “efriğ aleynâ” ifadesini tercih ederek “Sabr? baş?m?zdan aşağ? yağmur gibi boşalt, üzerimize bol bol sab?r yağd?r.” demek suretiyle Allah’?n inayetine ve sabra ne ölçüde muhtaç olduklar?n? dile getirmişlerdi. “Rabbimiz, Sen yaratt?n, Sen yetiştirdin bizi; en iyi Sen bilirsin ihtiyaçlar?m?z?, zaaflar?m?z?, eksiklerimizi... Sab?rla coştur yüreklerimizi, cesaretle doldur içlerimizi; hiç titremesin bacaklar?m?z, asla kaymas?n ayaklar?m?z. Geriye tek ad?m atmadan ve yerimizden ayr?lmadan Senin yolunda mücahedenin hakk?n? verdir bize, o kâfirler topluluğuna karş? yard?m ve zafer ihsan et şu bîçare bendelerine!..” mülahazalar?yla niyaz etmişlerdi.
    ?şte, ?srailoğullar?’ndan çoğunun onca h?r-gür ç?karmalar?ndan, ahde vefas?zl?k yapmalar?ndan ve inananlar? yüz üstü b?rak?p geri dönmelerinden sonra, sâd?klar?n o kadarc?k bir teveccühünü Cenâb-? Hak cevaps?z ve mükâfats?z b?rakmam?şt?. Allah’?n izni ve inayetiyle Dâvud (aleyhisselam) Câlût’u öldürmüş ve Tâlût ordusu düşmanlar?n? bozguna uğratm?şt?.
    Hazreti Dâvud ve Kuvvet-Hikmet Münasebeti
    Kur’an-? Kerim’de ve Sünnet-i Sahîha’da Hazreti Dâvud’un yaş?yla, mesleğiyle ve Câlût’u öldürürken kulland?ğ? silah?yla alakal? bir bilgi yoktur. Fakat, Eski Ahid’de keçi sürüsü güden bir çoban olduğu ve Bat?l?lar?n Golyat dedikleri o dev gibi adam? bir sapanla öldürdüğü anlat?lmaktad?r. Rivayetlere göre, Hazreti Dâvud, sapan?na yerleştirip f?rlatt?ğ? taş? Câlût’un tam aln?na isabet ettirmiş ve onu yere sermiştir. Golyat’?n bir çocuk taraf?ndan öldürülmesi Bat? edebiyat?nda şiirlere, hikayelere ve romanlara mevzu olmuştur.
    Allah Teâlâ, Hazreti Dâvud’a hükümdarl?k ve hikmet vermiş; demiri işleme ve ondan z?rhl? elbiseler yapma sanat? gibi dilediği daha pek çok şeyi ona öğretmiş ve peygamberlik ihsan etmiştir. Tâlût’un, kendi k?z?n? Hazreti Davud’a verdiği ama daha sonra ona gösterilen aş?r? teveccühü k?skan?p kötülük yapmaya yeltendiği, akabinde bir mekr-i ilahiye maruz kal?p sahralara düştüğü ve perişan olduğu da rivayet edilmektedir. Fakat, ?slamî kaynaklarda bu son hususla alakal? bir bilgi de mevcut değildir. Dolay?s?yla, ?mam Maturîdî hazretlerinin de çok defa dediği gibi, bizim kaynaklar?m?zda yer almayan malumât?n üzerinde gereğinden fazla durmam?za lüzum yoktur.
    Bu arada, ayet-i kerimede, Hazret-i Dâvud’a hükümdarl?k ihsan edildiği anlat?l?rken, ona ayn? zamanda hikmet verildiğine de dikkat çekilmektedir. Hükümdarl?kla beraber hikmetin de verilmiş olmas? çok önemlidir. Çünkü, hikmetsiz hükümdarl?k kaba kuvvet halini al?r; zorbal?klara ve zulümlere sebebiyet verir. Hikmetten nasipsiz güçlüler, mevcudiyetlerini gece bask?nlar?yla ifade etme sevdas?na tutulurlar; hakk? çiğner geçer ve insanî hislere, latifelere, mant?k ve muhakemeye hiç değer vermezler. Hikmetin rehberliğindeki güç ve kuvvet ise, ak?llara, kalblere, ruhlara ve hislere de hitap eder; idareye hakimiyetle beraber ruhlara hakimiyeti de devam ettirir. Evet, kuvvet ve iktidar, hakk?n, mant?ğ?n ve muhakemenin rehberliğinde bir k?s?m problemleri çözebilecek potansiyel bir güç say?lsa da, hikmetten uzak kaba düşüncenin elinde her zaman bir tahrip aleti olagelmiştir. ?şte, bu hikmetli kuvvet sayesindedir ki, Hazreti Dâvud ?srailoğullar?’n? etraf?nda toplam?ş, Filistin ve Kudüs civar?nda büyük bir devlet kurmuştur.
    Neye Karş? Sab?r?
    Tâlût liderliğindeki ?srailoğullar? ile Câlût önderliğindeki Amalikal?lar’?n mücadelesini ve o s?rada cereyan eden baz? hadiseleri özetledikten sonra as?l meseleye geçmek istiyorum: Selef-i sâlihînden baz?lar? sabredilmesi gereken bir durum başa gelmeden sab?r talep etmeyi belalara davetiye ç?karma saym?şlar. Musibetlerin toslamas?na maruz kalmadan Allah’tan sab?r istemeyi bela isteme şeklinde anlam?şlar. Onlara göre; sab?r, ancak belli bela ve musibetler karş?s?nda kendisine koşulan bir tabye, bir mevzi, bir s?ğ?nak, bir dayanak noktas? ve koruyucu bir serad?r. Dolay?s?yla onlar, öyle bir bela ve musibet söz konusu olmadan “Allah’?m bize sab?r ver” demeyi “Allah’?m bize önce bela ver, sonra da o belaya karş? sab?r ver; bizi evvela ağ?r mükellefiyetlere maruz b?rak, akabinde de onlara tahammül gücü ver” duas?nda bulunma kabul etmişler. Bu aç?dan, bir savaş durumu olmadan “Rabbenâ efriğ aleynâ sabran ve sebbit akdâmenâ vensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn” şeklinde dua etmeyi uygun bulmam?şlar.
    Fakat, Kur’ân-? Kerim’in sab?r, sebat ve nusret isteme ile alakal? farkl? yerlerdeki ifadeleri incelenirse görülecektir ki, sabr ü sebat sadece savaş meydan? ile alakal? bir husus değildir. Sab?r yaln?zca belaya karş? olsa, bela gelmeden sab?r istemenin bela isteme manas?na geldiği kabul edilebilir. Ne var ki, tahammül etme, vazgeçmeme, aceleci davranmama, katlanmas? zor vak’alar karş?s?nda dişini s?k?p dayanma... gibi manalara gelen sab?r bir zaviyeden diyanetin yar?s?n? teşkil eden çok önemli bir kalbî ameldir; o sadece belalara münhas?r değildir, onun pek çok çeşidi, derinliği, yan? vard?r. Hazreti Üstad, belli başl? sab?r çeşitlerini üç kategoride toplam?ş; hususiyle masiyetten uzak durmay?, musibetlere katlanmay? ve ibadet ü taatte devaml? olmay? nazara vermiştir. Bununla beraber, sabredilen hususlar itibar?yla sab?r çeşitlerini çoğaltmak da mümkündür: Dünyan?n cezbedici güzellikleri ve nefsi g?c?klayan nimetleri karş?s?nda istikameti koruma ad?na sab?r, belli bir vakte bağl? işlerde zaman?n ç?ld?rt?c?l?ğ?na karş? sab?r, ermiş insanlar?n can ü gönülden cemâl-i ?lahiyi arzu etmelerine rağmen dine hizmeti kendi nefislerine tercih ederek burada kal?p vazifeye devam etmeleri, her an? “Refik-i A’la” hülyalar?yla geçirdikleri halde O’nun takdirine r?za göstererek ölümü değil O’nun hoşnutluğunu istemeleri şeklindeki vuslata karş? sab?r... bunlardan baz?lar?d?r.
    Bu itibarla, bilhassa sokaklar?n birer kanal haline gelip gözlerden gönüllere günah ak?t?p durduğu günümüzde masiyetten kaçma ve ibadet ü taate sar?lma ad?na sab?r talebi çok önemlidir. Her mü’min hemen her zaman “Allah?m! Kalbime ibadet ü taati şirin ve günahlar? da çirkin göster; kulluğu bana sevdir, günahlara karş? içimde tiksinti hissi uyar. ?badetlerde devaml? olma, kötülüklerden uzak durma konusunda beni sab?rl? k?l!” mülahazalar?yla oturup kalkmal?d?r. Bu şekilde dua etmenin bela ve musibet istemekle hiç alâkas? yoktur.
    Bedir’den Çanakkale’ye Sab?r Cepheleri
    Diğer taraftan; insan?n sabredeceği meseleler ve mücadeleden kaçmamas? gereken hadiseler her dönemde farkl? farkl? olabilir. Mesela; Çanakkale destan?n? al kan?yla yazan Mehmetçiğin mücahedesi “Rabbenâ efriğ aleynâ sabran ve sebbit akdâmenâ vensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn” denmesi gereken bir cihad meydan?nda cereyan etmiştir. Bedir ve Uhud gibi, Çanakkale de Allah’?n inayetiyle, ilahî nusretle ve sabr-? cemille ancak aş?labilecek bir akabe olmuştur. Savaşlardan iyice bunalm?ş bir milletten geriye kalan bir avuç insan?n her türlü maddî imkanlara sahip mekanize birliklerle gelmiş koca ordulara karş? mücadele verdiği bir akabe... Orada, düşman?n kin ve nefret kusan silahlar? karş?s?nda her türlü fakr ü zarurete maruz kalan müslümanlar?n iman dolu sineleri vard?r. Mağduriyet ve mazlumiyet misalleriyle beraber yiğitlik ve kahramanl?k örneklerinin onlarcas?n?, yüzlercesini okuduğunuz, dinlediğiniz o savaş meydan? gerçekten insan? hayrette b?rakacak manzaralarla mâlâmâldir. Misal olarak, son günlerde hayalimden bir türlü gitmeyen şu tablo ne ac? ve ne kadar elem vericidir: Daha askerlik eğitimini tamamlamadan, s?rf vatan aşk? ve iman coşkusuyla cepheye koşan bir Mehmetçik kurşun yağmuruna tutulmuştur. Sağ?nda-solunda şehadet şerbeti içmeyen kimse kalmam?şt?r. Şaşk?nd?r, zira acemiliğinden ne yapacağ?n? da bilememektedir. Bir yolunu bulup zor güç çal?şan cephe telefonunu eline geçirir ve karş?daki insana bağ?ra bağ?ra halini arz eder; “Komutan?m, bütün arkadaşlar?m şehit oldular. Yaln?z ben kald?m geride. Ne yapacağ?m?, nereye ç?kacağ?m? bilmiyorum. Bana yol gösterin!” der.
    ?şte, vatan toprağ?n?n, milletin onur ve haysiyetinin payimal olmas? muhtemel o yerde can pahas?na da olsa sabretmesini bilmek ve Allah’tan sabr ü sebat dilemek şartt?. Bedir’dekiler düşmana karş? öyle sabrettiler, Uhud’dakiler öyle sabrettiler. Çanakale’deki yiğitler de ayn? selefleri gibi sabr ü sebat gösterdiler. Kaç as?rl?k tarihimizde değişik zaferlerimizin hepsi ayn? sab?rla kazan?ld?. “Ölürsem şehit, kal?rsam gâzi olurum; ikisi de Allah taraf?ndan bahşedilen birer pâyedir benim için. O da cana minnet, öbürü de!” diyen ecdad?m?z hep “Rabbenâ efriğ aleynâ sabran ve sebbit akdâmenâ vensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn” yakar?ş?n? seslendirdiler.
    Biz de Sab?r Yağmuruna Muhtac?z...
    Bize gelince; o duay? ilk defa dillendiren Tâlût’un askerleri gibi değiliz; onlar?n haline benzemiyor şu anki halimiz. Ashab-? Bedir’in, Uhud kahramanlar?n?n, Malazgirt, Niğbolu ve Çanakkale yiğitlerinin mücahedeleri gibi de değil bizim mücadelelerimiz. Onlar maddî bir savaş?n içindeydiler ve her an ölümle burun buruna, şehadetle karş? karş?ya idiler. Doğru, biz öyle zorlardan zor bir duruma düşmedik; -Cenab-? Allah hiç düşürmesin- ne var ki, bugün de içinde bulunduğumuz zaman?n şartlar?na göre baz? zorluklar yaşad?ğ?m?z ve sabra çok muhtaç olduğumuz bir gerçektir.
    Evet, bugünün dünyas?nda da Câlût ruhlu bir sürü tiran var. Baz?lar? aç?ktan aç?ğa Allah’a, Peygambere, Kur’an’a sald?r?yorlar. Dünyan?n değişik yerlerindeki müslümanlara s?rf dinlerinden ve diyanetlerinden dolay? zulmediyorlar. ?nsanlar aras?na fitneler sokuyor, mezhep çat?şmalar?n? körüklüyor, ?rkî mülahazalara bağl? kavgalar? ateşliyor ve ?slam dünyas?nda kardeş kan? dökülmesine sebebiyet veriyorlar. Bütün bu olup bitenleri görüp muvazeneyi koruyabilme sabr-? cemilden başka ne ile mümkün olabilir ki? ?ster ferdî ister ailevî isterse de içtimaî olarak din ve diyanetin gereklerini yerine getirme hakk? tan?nm?yorsa, onu bütün erkân?yla yaşama f?rsat? verilmiyorsa, inanan kad?nlar?n saç?yla, baş?yla uğraş?l?yorsa, genç k?zlara dinin emrini de yerine getirmek suretiyle eğitimlerini özgürce tamamlama imkan? sağlanm?yorsa.. bilakis insanlar dini kanaatlerinden ve inançlar?ndan dolay?, ay?r?mlara tabi tutuluyor, hakaretlere uğruyor ve zulüm görüyorsa.. bütün bunlara da ancak sabr-? cemille katlan?labilir.
    Dolay?s?yla, biz de Tâlût’un askerleri içinde ya da Bedir ashab? aras?nda bulunuyor gibi “Rabbenâ efriğ aleynâ sabran ve sebbit akdâmenâ vensurnâ ale'l-kavmi'l-kâfirîn” desek sezâd?r.. müslümanlar?n bugün maruz kald?ğ? mazlumiyet ve mağduriyetler karş?s?nda, “Rabbimiz, bizim baş?m?zdan aşağ? da sağanak sağanak sab?r yağd?r; gönüllerimizi sab?rla, cesaret ve metanetle doldur. Bizi öyle sab?r kahramanlar? eyle ki, hep sab?r duyal?m, sab?r düşünelim, sab?r görelim ve sab?rla gerilelim... Hepimizi din ve diyanet üzere sâbit kadem eyle; bize masiyetlere karş? dayanma gücü, musibetlere tahammül kuvveti ver.. kalblerindeki inanç hissini köreltmiş, kainattaki en aşikar gerçek olan Uluhiyet hakikatini göremeyen körlere, mazhar olduğu nimetleri görmezlikten gelen nankörlere karş? bizi zaferyâb k?l.” diye sürekli inlesek yine de azd?r.
    Hâs?l?; sab?r kurtuluşa ermenin s?rl?-sihirli anahtar?d?r; sabreden bir kimse mutlaka arad?ğ?n? bulur.. ibadet ü taatte sabreden nihayet huzura kavuşur.. mâsiyet karş?s?nda dişini s?k?p günahlardan uzak kalan ve musibetleri takdir-i ilahî bilip onlara güzelce tahammül gösteren sonunda Cennete girer. Has?mlar?n?n değişik komplolar?na rağmen çizgisini koruyan, durduğu yerin hakk?n? veren ve hep mü’min karakterinin gereğini sergileyen de er ya da geç zafere erer.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. Risale-i Nur'dan AB'ye Bakış
    By Abdulbaki in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 167
    Son Mesaj: 16.06.15, 10:57
  2. Bakış Açısı...
    By HüZnÜ HaZan in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 12
    Son Mesaj: 14.01.10, 01:13
  3. Bakış Açısı...
    By BiÇçare in forum Kıssadan Hisseler, İbretli Öyküler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.01.09, 08:28
  4. Bakış Açısı
    By Abdulbaki in forum Eğitim
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 15.02.08, 14:37

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0