+ Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 7 ve 7

Konu: İnsanları Kolayca Tekfir Etmek

  1. #1
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart İnsanları Kolayca Tekfir Etmek

    Soru:
    Bazı müslüman şahıs ve grupların birbirini kolayca tekfir ettiğini görüyoruz. Bu konuda bir ölçü var mıdır?

    Cevap:
    Birçok soruda ortak bir konu var: Tekfir ve usulsüz tenkit. Bazı müslümanlar, kendi din anlayışlarına uymayan bir anlayış ve inancın sahiplerini hemen tekfîr ediyor, dinden çıktıklarını söylüyorlar. Keza kendi anlayış ve uygulamalarına uymayan bir davranış gördüklerinde tenkit ediyor, düzeltmeye (nehiy ani'l-münker yapmaya) kalkışıyorlar. Bu yaklaşım müslümanları parçalıyor, birbirine düşürüyor, usulüne göre tenkit ve düzeltme kapısını da kapatıyor. İşte bu yüzden tekfir ve ıslah konusunda bazı sabit kuralları açıklamak gerekli hale geldi.
    Eskilerin güzel ve unutulmaması gereken bir kâideleri vardır: "Lüzûm-i küfür değil de, iltizâm-ı küfür küfrü gerektirir."

    Bu kâideye göre bir kimsenin İslâm dairesinden dışarı çıkması, müslümanlara göre yabancı sayılabilmesi için küfrü (müslümanlığa sığmayan bir düşünce ve inancı) bilerek ve gönülden benimsemiş olması gerekir.

    Kişi, küfrü gönülden ve bilerek benimsemediği müddetçe, onun bir yorum veya davranışı, bir başkasına göre dinden çıkmasını gerektiriyor diye o kâfir sayılamaz; yani gerçekte kâfir olmaz.

    Tevîlin (yorumun) usûlüne uygun olarak yapılmamış olmasından önemli hatâlar doğabilir; böyle yorumlar kişi ve grupları, Allah ve Rasûlü'nün (s.a.v.) murâdı olan İslâm yolundan uzaklaştırabilir, ancak tevil bulundukça küfre hükmetmek, tevil sahiplerini İslâm ümmetinden dışlamak oldukça düşünülmesi gereken, sorumluluk getiren bir hüküm olur.


    Bence tevil, kişinin şahsî düşünce, keşif, ilhâm ve temâyülünü vahyin üstüne çıkarıyor, vahyi geri plâna itiyor, açıkça veya doğurduğu sonuç itibârıyla akla ve ilhâma dayanan bir din getiriyorsa bu tevil sahipleri ile birleşilemez. İslâm adına ortak bir hizmet gerçekleştirilemez.
    İhtilâf vahye öncelik vermemekten değil de, onun sübutu (bize sağlam olarak intikâli; ki, bu ancak hadîsler için söz konusudur), yahut usûlünce yorumdan kaynaklanıyorsa bu ihtilâf grupları ile işbirliği mümkündür ve gereklidir.
    Bir kimsenin belli bir davranışı, dış görünüşü itibarıyla küfrü gerektiriyor, "bunu ancak kâfir olan yapar, söyler" kanaâtini veriyorsa buna "küfr-i lüzûmî" denir. Bu durumda kişi, mezkûr davranışının küfrü gerektirdiğini bilmiyor, yahut bunu yaparken kâfir olmayı kasdetmiyor olabilir. Eğer şahıs, yaptığı ve söylediğinin (davranışının) küfrü gerektirdiğini, müslümanın dinden çıkmasına sebep olduğunu biliyor ve bu maksatla mezkûr davranışta bulunuyorsa, küfrü iltizam ediyor ve benimsiyor demektir; işte buna da "küfr-i iltizâmî" denir.
    İmdi farklı düşünen, farklı yapan iyi niyetli, samimi müslümanlarla tartışmak, kardeşçe ve "birbirlerine karşı merhametlidirler" ferman-ı ilahisine uygun üslupta karşı fikir ileri sürmek, uyarmak... mümkündür, caizdir.

    Fakat onları tekfir etmek, nehiy ani'l-münker yapmak caiz değildir. Çünkü bir kimsenin kafir olmasının şartı iltizamdır (küfrü benimsemesidir), yahut da söz ve davranışının İslâm içinde kalmasına müsait hiçbir tevile ihtimal taşımamasıdır.

    Nehiy ani'l-münker de ancak iki tarafın meşrû olmadığında ittifak ettikleri konularda olur, ictihada açık ve ihtilaflı konularda değil. İctihada, yoruma açık olan, bu sebeple de ortaya birden fazla meşru ictihad, mezhep ve uygulama çıkmış bulunan konularda, bunlardan birini benimsemiş olan kişi ve gurupların diğerlerini İslam'dan veya meşruiyet çerçevesinden dışlamaları yanlıştır. Mesela kadınların yüzlerinin kapatılması gerekli değildir diyenleri, kapatılması gereklidir diyenler ıslah etmeye kalkışamazlar; her müslümanın ictihadı, mezhebi kendinedir ve meşrudur demeye mecburdurlar.

    Hayreddin Karaman
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  2. #2
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Allah muhafaza eylesin.

  3. #3
    Müdakkik Üye nurçi38 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesajlar
    759

    Standart İrtidat ve tekfir etme...

    İrtidadla alâkalı iki mühim mes'ele vardır:

    Birincisi: Dâr-ı İslâm'da, kişiyi irtidâda ve küfre sevk eden söz, fiil ve inançların neler olduğunu tebliğ etmek ve halkı bu gibi söz, fiil ve inançlardan muhafaza etmek ulemânın vazifesidir.

    Bir kimse, küfrü gerektiren bir söz söylese veya küfrü mûcib bir fiil işlese veyahut küfre sebeb olan bir inanca sâhib olsa, ulemâ-i İslâm, bu kimseyi ikâz sadedinde, "Senin bu sözün veya bu fiilin veyahut bu inancın küfrü mûcibdir" diyebilir ve demelidir.

    Bu cümlede, o kimsenin küfrüne hükmetmek ve ona mürted damgasını vurmak ma'nası yoktur. Belki bu cümle, hem o kimseyi küfürden kurtarmak için ona yapılan bir tebliğdir; hem de Ümmet-i Muhammed (asm)'ı böyle bir küfre düşmemeleri için kendilerine yapılan bir ikazdır.

    Bir kimse küfrü gerektiren bir söz veya fiil veyahut inancı irtikâb etmekle kâfir olur ve bizler, "Bu kimse, bu sözünden veya fiilinden veyahut inancından dolayı şu anda kâfir oldu" diyebiliriz ve demeliyiz. Ancak, onun küfrüne hükmedip bunu karâra bağlayamayız, katlini ve malını ibâhe edemeyiz.

    İkincisi: Dâr-ı İslâm'da, küfrü gerektiren söz, fiil ve inanca sâhib olan eşhasın küfrüne hükmetmek, ona mürted damgasını vurmak ve irtidâda terettüb eden cezayı tatbik etmek de Kur'ân ve sünnete dayalı devletin vazifesidir.

    Demek, hakkı tebliğ sadedinde kişiyi küfre götürecek söz, fiil ve inançları beyân etmek ve onları küfür ve küfrândan muhafaza etmek ve, "Şu anda bununla kâfir oldun" demek vazifesi ayrıdır; böyle bir kimsenin küfrüne hükmedip, o küfre terettüb eden cezayı vermek vazifesi de bütün bütün ayrıdır.

    Birincisi, ulemâ-i İslâm'ın vazifesidir.

    İkincisi ise, Devlet-i İslâmiyye'nin vazifesidir.

    Buna binâen; Risâle-i Nur talebeleri, Dâr-ı İslâm'da kimsenin küfrüne hükmetmezler, eşhasın küfrünü teşhir etmezler ve küfre terettüb eden cezayı tatbik etmezler ve etmemişlerdir.

    Zira, ehl-i sünnet inancına göre, dâhil-i İslâm'da eşhasın küfrüne ancak mahkeme-i şer'iyyece hükmedilir; mahkeme-i şer'iyyenin dışında halkın birbirini tekfir edip bunu karâra bağlamaları ve halkın, bir kimsenin irtidâdına hükmedip, o kimsenin katlini ve malını ibâhe etmeleri caiz değildir.

    Bu vazifeyi yapacak ancak mahkeme-i şer'iyyedir. Günümüzde ise mahkeme-i şer'iyye ve şer'î hâkim olmadığı için, bizler keyfe mâyeşâ isim belirtip, şahıs ta'yîn ederek birilerini tekfir edip küfrüne karâr veremeyiz.

    Bir kimse, küfrü mûcib bir söz veya fiil veyahut inanca sâhib olmakla kâfir olur ve bizler, "Bu kimse, şu anda kâfir oldu" diyebiliriz ve demeliyiz. Ancak, onun küfrüne hükmedip bunu karâra bağlayamayız, katlini ve malını ibâhe edemeyiz.

    Elhâsıl: Dâr-ı İslâm'da ulemâ-i İslâm'ın vazifesi, tebliğ vasıtasıyla halkı küfür ve küfrândan kurtarmaktır. Yoksa, ulemânın vazifesi; bir kimsenin küfrüne hükmetmek veya o kimsenin küfrünü teşhir etmek veyahut o kimsenin küfrüne terettüb eden cezayı tatbik etmek değildir.

    Zira, bu vazife, Devlet-i İslâmiyye'ye aittir.

    Bu konu hakkında fıkıh kitâblarında şu ifâdeler yer almaktadır:

    "Müctehid imamlar demişlerdir ki: Riddetin (dinden dönmenin) isbâtı, iki âdil şahidin şehâdetiyle ve şer'î hâkimin vereceği hükümle gerçekleşir.

    "Gerek Şafiî ve gerek Hanefî fıkıh kitâblarmda tekfir mes'elesi hakkında geçen ba'zı örneklere dayanarak halkın tekfirine kolayca gidilmemelidir. Çünkü, bu tekfir mes'elesi, gayet tehlikelidir ve kişi, ba'zan yanlış bir hükümden dolayı Müslüman birini tekfir etmekle kendisi kâfir olur." (Kitabu'l Fıkh Ale'l Mezahibi'l Erbaa, c.5, s.343; Tuhfetü'l Muhtac, c.9, s.88)

    İşte Risâle-i Nur talebeleri, mezkûr ahkâm-ı fıkhiyyeye muvafık hareket ederler, Dâr-ı İslâm'da kimsenin tekfirine gitmezler. Bununla beraber, küfrü mûcib hâlleri, ilmen izah edip isbât ederler.

    Eşhasın küfrüne hükmetmek ayrıdır, küfre mûcib hâlleri ilmen izah edip Müslümanları bu tehlikeden muhafaza etmek ise bütün bütün ayrıdır.

    Selametle..

    İstisnalar Çoğalırsa Kaide Olur...


  4. #4
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Müslüman'ın, diğer müslüman olduğunu söyleyeni kafirlikle itham etmesiyle ilgili;


    Zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer i yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer i var.

    Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevap yok.

    Çünkü tekfire ve zemme müstehak hadsizdir.

    Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer i yok, hiç zararı da yok.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  5. #5
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    [quote=elff;67719];


    Zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer i yok -Yani birisini kafir sıfatıyla sıfatlandırmamız illa gerekmez-, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer i var. -birine kafir dersek; o, ona isabet etmezse bizim kafir olmamız söz konusu olur-
    Olarak mı anlamamız gerekiyor kıymetli elff kardeşimiz?

  6. #6
    Ehil Üye elff - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2006
    Bulunduğu yer
    Kocaeli
    Mesajlar
    4.016

    Standart

    Evet kardeşim, üzerimizde insanları kafir ilan etmek gibi bir vazife yok, eğer tekfir isabet etse sevap da yok. İsabet etmezse zararı bize çok.
    İmân, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi İmân ve duâdır.

    ***


    ....Sevgili Üstâdım, evvelce arz ettiğim vech ile, ben artık birşey için yaşadığımı zannediyorum.


    O da, üstâdım olan dellâl-ı Kur'ân'ın vazife-i memuriye-i mânevîsini îfâ etmekle kendilerine pek cüz'î bir yardım ve Kur'ân hesâbına cüz'î bir hizmetkârlıktan ibârettir....



    ***


  7. #7
    acizizfakiriz
    Guest acizizfakiriz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Alıntı elff Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Evet kardeşim, üzerimizde insanları kafir ilan etmek gibi bir vazife yok, eğer tekfir isabet etse sevap da yok. İsabet etmezse zararı bize çok.
    Teşekkür ederim. Rabbim razı olsun inşallah.

+ Konu Cevaplama Paneli

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

     

Benzer Konular

  1. İnsanları yakından...
    By *SAHRA* in forum Serbest Kürsü
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 03.11.13, 23:50
  2. Allah İçin Sevmek-Buğz Etmek(Nefret Etmek)
    By Ene-Zerre in forum Hadis-i Şerifler
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 29.06.09, 12:54
  3. Tekfir Etmek (Küfürle İtham Etmek) Meselesi...
    By gulsah in forum Açıklamalı Risale-i Nur Dersleri
    Cevaplar: 16
    Son Mesaj: 05.09.08, 07:54
  4. Kolayca Kuranı Kerim Ögrenmek İsteyenler İçin
    By VbDeSTabe in forum Program İndirme
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.02.08, 08:05
  5. Tekfir Meselesi
    By özür in forum İslami Konular ve İman Hakikatleri
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 01.11.07, 17:38

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
Google Grupları
RisaleForum grubuna abone ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0