Kur'an-ı Kerim'de görüyoruz ki peygamberler belirli aralıklarla dünyaya geliyor ve ümmetlerini hep aynı şeylere davet ediyorlar.

"Ey milletim, Allah'a itaat ediniz. O'ndan başka ilahınız yoktur."

İster Babil toprakları olsun, ister Sodom, Medyen, Hicr veya Nil vadisi. İster Hz. İsa'dan 40 yüzyıl önce, ister 20 yüzyıl, 10 yüzyıl önce olsun. İster bağımsız ve özgür bir millet olsun, ister medeni ve siyasi kalkınma ve refahın en üstü düzeyinde bulunsun, her yerde, her devirde ve her ulusta Allah'ın elçileri hep aynı tavsiye ve telkinlerde bulunmuşlardır. Öğütledikleri hep aynıdır. "Allah'a dönün. O'na bağlanın, O'ndan başka bir ilah yoktur." Hz. İbrahim ümmetine açık açık şöyle demişti: "Her şeyin özü olan Hak teala'yı kabul etmedikçe sizin aranızda müşterek herhangi bir bağ, gerçek herhangi bir işbirliği olmayacaktır." Hz. Musa Firavun'a gitmeden önce kendisinin Allah'ın Rasulü olduğunu ilan etti ve herkesi kurtuluşa ve doğruya çağırdı. Firavun'a da dedi ki, "Sen Rab olamazsın, çünkü Rab olan her şeyi yaratan ve herkese yaşama imkanı veren Allah'tır." Hz. İsa, Romalıların kölesi haline gelen Beni İsrail'i ve diğer kavimleri, Roma İmparatorluğu ve sömürgeciliğine karşı isyan bayrağını çekmeye değil, tek Allah'a inanmaya ve doğru yolu takip etmeye davet etti. Görüldüğü gibi, Kur'an'da anlatılan bu olaylar başka bir dünyada değil, bugün içinde yaşadığımız dünyaya aittir. Ayrıca Kur'an'da sözü geöen insanlar bizim gibi insandılar. Şimdi, Peygamberlerin geldiği ülke ve milletlerin çözüm bekleyen diğer herhangi bir siyasi, ekonomik, toplumsal sorununun bulunmadığı iddia edilemez. Bu gibi sorunlar vardı ve her zaman süregelmiştir. Ancak İslam hareketinin her önderi, yani peygamberler, değişik yörelerdeki insanları Tevhid'e davet etmeyi her şeyden üstün tutmuştur. Her türlü ulusal, bölgesel, siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunları bir yana bırakarak Hakk'a davete öncelik tanımışlardır.

Hz. İsa Beni İsrail'i Hakk'a çağırırken, dünyaya gelişinin sebebini anlattı:

"(Ben), benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere gönderildim. Size Rabb'inizden bir ayetle geldim; o halde Allah'tan korkun, bana itaat edin! Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin, doğru yol budur." ( Al-i İmran Suresi, 50-51 )

Demek oluyor ki, bütün Nebi'ler gibi Hz. İsa'nın daveti de şu üç önemli noktaya dayanıyordu:

Birincisi, bütün insanların itaat etmesi gereken bir üstün otorite vardır. Bu otorite Allah'a aittir. Hayatın ve uygarlığın esası bu temel üzerine kurulmalıdır.

İkincisi, bu üstün otoritenin temsilcisi olan, peygambere itaat şarttır.

Üçüncüsü, insanın hayatını düzenleyen ve yönlendiren kanun ve nizam ancak Allah'ın koyduğu kurallardan müteşekkildir. İnsanın hem varlık sebebi, hem de yok olma sebebi, O'nun ( Allah'ın ) bahşettiği kanun ve düzendir. Bunun dışındaki bütün kanun ve kurallar geçersiz sayılmalıdır.

İnsanın Allah'a kul olmayıp, kendi nefsine uyması ve Allah'ın emirlerini bir kenara iterek ahlak, cemiyet ve medeniyetleri için başka başka temel ve ilkeler aramaları bütün kötülüklerin kaynağı olup başlı başına bir fesattır. Bu temel fesat, dünyada türlü türlü kötülüklere yol açar. İşte bu fesadı durdurmak ve yok etmek için dünyaya Kur'an indirilmiştir. Bu fesat da sırf insanın cehaleti ve nankörlüğünden doğar. Bu kötülüklere son vermek ve hayata yepyeni bir düzen getirmek gayesiyle, Allah dünyaya, zaman zaman peygamberlerini göndermiştir. Peygamberler de gelip aynı telkinde bulunmuşlardır: "İyiliğe, doğruluğa dönün, fesat'tan sakının".



mustafa ıslamoglu